Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 8 - 15 dakika)
Bunu okudun 0%

  

       GİRİŞ: Tutuklanma ve Sürgün

13 Kasım 1918'de İstanbul işgal edildi. Bu, vatansever aydınların, askerlerin, yöneticilerin rahat bırakılmayacakları anlamına da geliyordu. Ziya Gökalp, hem Türkçü-milliyetçi düşünceleri, hem İttihat ve Terakki Fırkası bünyesindeki siyasi faaliyetleri ve hem de Türk Ocağı başta olmak üzere çeşitli milliyetçi kuruluşlarda yaptığı çalışmalar dolayısıyla, hedef alınan aydınların başındaydı. 28 Ocak 1919'da, İstanbul Üniversitesinden -müderrisler odasında arkadaşlarıyla bir meseleyi tartıştıkları sırada-  alınarak tutuklandı[2] ve Sirkeci Polis Müdürlüğüne, oradan da Bekirağa Bölüğüne götürüldü.  Türkçü fikirler taşıdığı ve Ermeni tehcirinde rolü olduğu gerekçesiyle sıkıyönetim mahkemesinde (Divan-ı Harpte) yargılandı. Sorgu sırasında kendisine yöneltilen sorulara vakur bir tavırla cevaplar verdi. Diğer arkadaşları da aynı duruşu sergileyince, idam veya benzeri cezalardan çekinildi ve dört ay kadar süren tutukluluktan sonra, toplam 145 kişinin o zaman İngiliz sömürgesi olan Malta'ya sürülmelerine karar verildi.[3]  26 Mayıs'ı 27 Mayıs'a bağlayan gece gemiye bindirilip yola çıkarıldılar. Prenses İna Vapuru'ndan kızları Seniha ve Hürriyet Hanımlara yazdığı 27.V.1919 tarihli mektupta "Vapura bindik. Gidiyoruz. Hiç merak etmeyiniz. Gideceğim yerde ben sıkılmayacağım. Ayrılık çok devam edemez, muvakkattır." diyordu. Ziya Gökalp'in de aralarında bulunduğu bir grup 29 Mayıs 1919 günü Limni'de Mondros limanına indirildi.[4] Gökalp ve arkadaşları burada üç aya yakın kaldı. Sonra onlar da diğer arkadaşlarının yanına, Malta'ya götürüldüler. Gökalp, Malta'ya nakillerini 18 Eylül 1335 /1919 tarihli mektubuyla, biraz da ironi ile, şöyle haber verdi: "Bugün vapura biniyoruz. (...) Buranın yaz keyfini sürdükten sonra, şimdi kışı sıcak bir yerde geçirmek üzere Malta'ya gidiyoruz." 22 Eylül 1335'te uzun süre kalacakları Malta'ya ulaştılar.

Malta sürgünleri arasında sadrazamlık, nazırlık, valilik gibi önemli görevler yapmış devlet adamları; ordu komutanlığı yapmış, kahramanlık destanları yazmış paşalar; mebuslar, doktorlar vardı. Ağaoğlu Ahmet (1869-1939), Ahmet Emin Yalman (1888-1972),  Aka Gündüz (Enis Avnî, 1886-1958),  Hüseyin Cahit Yalçın (1875-1957), İsmail Müştak Mayakon (1888-1938), Mehmet Şeref Aykut (1874-1939), Salah Cimcoz (1875-1947), Süleyman Nazif (1870-1927),  Yunus Nadi (1879-1945) gibi müellif ve gazeteciler de vardı.

Değişik kesimlere mensup olan Malta sürgünlerinin ortak yönlerinin başında yönetime karşı olmak, ülke ve milletin geleceği ile ilgili endişelere sahip olmak, İttihat ve Terakki'ye mensubiyet geliyordu. Kimi cepheden, kimi üniversite kürsüsünden, kimi değişik yüksek makamlardan, kimisi de iş yerinden gelen ve dolayısıyla muhtelif zevk, alışkanlık ve yaşama tarzına sahip bu insanlar Malta günlerini nasıl geçirdi?

Malta'da günlerinin nasıl geçtiğini Ziya Gökalp çeşitli mektuplarında kısa kısa anlatmış; genelde, eşini ve çocuklarını endişeden uzak tutmak maksadıyla, karşılaştıkları güçlüklerden pek söz etmemiş; kaldıkları yerin rahatlığına, manzaranın güzelliğine, yemeklerin kalitesine dair bilgilere daha fazla yer vermiştir.

Onun anlatmadıklarını, Mehmed Ubeydullah Efendi daha etraflı anlatıyor: "Cemaat nasıl vakit geçir(ir)di? Şöyle: Seher vakti güzel sesliler tarafından ezanlar okunur, kable’t-tulu’uş-şems cemaatle sabah namazı kılınır. Saat yedide çay ve kahvaltı edilir. Gün ortası öğle yemeği yenir, ikindi çay içilir, saat yedide akşam taamı edilir, vaktinde ezanlar okunarak cemaatle namazlar kılınır, evkat muayenesinde dersler okunur, oyunlar oynanır, gece saat on birde gazlar söner, uykuya yatılır. Kâh gülmeler, kâh ufak tefek mübaheseler, mücadeleler olur, günler geçer, ömür seyrinden hiç geri kalmaz. Hayatın fusul-ı sairesi de böyle değil mi? Ufak tefek tehalüfle bazı tefavütler olabilir. Fakat hülasa-i hayat yiyip, içmek, yatıp kalkmak vesairedir? Fakat ne olursa olsun, herhalde Malta’da mazlumen mahbus bulunmak Damad Ferid Paşa tarzında sadrazam olmaktan daha tatlıdır.”[5]

Gökalp, adeta günlük tutar gibi, İstanbul'dan yola çıkarıldığı günden itibaren mektup yazmıştır. Bu mektupların en düzenli ve notlarla zenginleştirilmiş yayını, Fevziye Abdullah Tansel'in hazırladığı ve ilk baskısı 1965, ikincisi 1989'da yapılan "Ziya Gökalp Külliyatı-II Limni ve Malta Mektupları" adlı çalışmasıdır. Tansel, bu kitaba 572 adet mektup koymuştur. Bunlardan biri 8 Ağustos 1338 / 1922'li olup Fuad Köprülü'ye Diyarbakır'dan, biri de 22 Temmuz 1336 / 1920 tarihli olup Zekeriya Sertel'e Polverista'dan yazılmıştır. Köprülü'ye yazdığı mektupta, sürgünden döndükten sonra yerleştiği Diyarbakır'da yaptığı folklor ve etnoğrafya çalışmalarını haber vermekte; ondan da Avrupalıların bu konularda yaptıkları çalışmaları tercüme etmesini istemektedir. Zekeriya Sertel'e yazdığı mektupta ise, din hayatımızda, vakıflarda yapılması gerektiğini düşündüğü önlemeleri tartışmaktadır.

Ziya Gökalp'in ailesine yazdığı 570 mektubun 213'ü eşi Vecihe Hanım'a, 160'ı kızı Seniha Hanım'a, 57'si kızı Hürriyet Hanım'a, 54'ü kızı Türkân Hanım'a, 6'sı kardeşi Nihat Bey'e yazılmıştır. Seniha, Hürriyet ve Türkân Hanımlara ortak yazdığı mektupların sayısı 38, Hürriyet ve Türkân Hanım'a ortak yazılanların sayısı 24, Seniha ve Hürriyet Hanım'a ortak yazılanların sayısı 17 adettir. Bir adet mektup da Vecihe ve Seniha Hanım'a ortak yazılmıştır.

Bu mektuplar, tabii olarak, bir haberleşme aracıdır ama, bir yandan da -çoğu- düşünme, muhakeme vesilesidir de. 29 Mayıs-6 Haziran 1335 tarihleri arasında yazıldığı anlaşılan bir mektuptaki "Kitaplarımın arasında İngilizce kıraat ve sarf  (gramer) kitapları, küçük ve büyük lügat kitapları var; onları da gönderiniz."[6] ifadesi, Gökalp'in okuma işini ne kadar önemsediğini göstermektedir. Bu kitap istekleri başka mektuplarda da sürecek; ayrıca, fırsat ve para buldukça Avrupa'dan da kitap getirtecektir.[7]

Limni'de yazdığı 32 adet mektubun yarıdan fazlasında, "kitaplar geldi / gelmedi; gazete ve mecmualar geldi"; "İngilizce kitaplar gelmedi"; "gazeteleri, mecmuaları, kitapları da göndermekten sakın vazgeçmeyiniz" gibi ifadelerin bulunması, Gökalp'in okumayı ne kadar önemsediğini gösterdiği gibi; bunları da ayrı bir haberleşme vesilesi saydığını düşündürmektedir.

Gayet tabiî, bu mektupların önemli özelliklerinden biri de, mektup alış verişinin bir hayli uzun sürdüğü bir ortamda, "manevî birliktelik vehmi" uyandırmasıdır. Üç çocuğunu ve eşini İstanbul'da bırakıp sonu meçhul bir esirlik hayatına sürüklenen bir babanın; bir kira evinde üç beş kırık dökük eşya ile sağdan soldan alınan borç para ile geçinmeye çalışan, üç çocuğuyla kalıveren bir annenin ve en küçüğü daha bir yaşında üç kız çocuğunun karşılıklı hasreti... "... ailesine olan engin muhabbeti, büyük bağlılığı ve onlara karşı duyduğu telâfisi güç hasreti ile sürgünde mektup yazmayı ve almayı, âdeta hayatınınj vazgeçilmez gayesi hâline getirmiş bulunan Ziya Gökalp için mektup, tam bir teselli vasıtası olmuştur. Çünkü,  hiç beklenmeyen bir anda ve şekilde vuku bulan sürgün hadisesinin;  arkadaşlarıyla birlikte, mütefekkirimiz üzerinde derin menfî tesirler uyandırdığı muhakkaktır."[8]

Bu yazıda, bu karşılıklı hasrete, gelecek endişesine ve bütün diğer olumsuz şartlara rağmen iradesi sağlam bir ülkü adamı olarak kalma mücadelesi veren bir aydının "esarette yaşama üslûbu"na işaret edilmeye çalışılacaktır.

1.SATIRLARIN ARKASINDAKİ  ZİYA GÖKALP

Sanat, ülkü ve (düşünebilen) siyaset adamlarının mektupları, duyuş, düşünüş ve davranışlarının temelini ele vermek bakımından çok önemlidir. Hususi mektuplar ise, bir nevi iç dünya teşhiri de olduğu için, daha da önemli olsa gerektir. Ziya Gökalp gibi sürekli çalışan ve kendini öne çıkarmaktan da öne çıkarılmaktan da pek hoşlanmayanlar söz konusu olduğu zaman bu mektupların önemi daha da artar.

Ziya Gökalp'in mektuplarını bu yönden de değerlendirmek gerekir. Bir döneme yön vermiş, yazdıklarıyla her zaman belli bir seviye tutturabilmiş, dostlarından çoğunun "kuru" bulduğu bu adamın iç dünyası da "kuru" muydu? Orhan Seyfi'nin söyledikleri, onun "düşünen adam" tarafını öne çıkarıyor: "Bu;  natıkası yok denecek kadar az, hareketsiz, dalgın ve mahcup adamın kuvveti neydi ki bir devrin gençliğini tutup peşinden sürdü!

Ziya Gökalp gösterişi sevmezdi. Yeni âlimlerimiz gibi daha ilk cümlesinde fikirlerinize bir çelme takıp sizi sırtüstü yuvarladıktan sonra kafanızda ötmeye başlamazdı. Onunla konuşurken hiç şaşırmazdınız. Size hep tahteşşurunuzda mevcut olduğu halde bir türlü bulup çıkaramadığınız şeyleri söylüyormuş gibi gelirdi. Karşınızda aklı seliminiz konuşuyor sanırdınız."[9]

Bu mektupların arkasında, hayatının her safhasında düşünen, düşündüklerini her fırsatta anlatmayı bir çeşit ibadet bilen, zaman zaman bunalsa da kendini bırakmayan; fikrî-felsefî ve pedagojik meseleleri günlük hayatının da meselesi hâline getiren bir mefkûre adamı vardır.

1.1.Duygulu Bir Mantık Adamı

Ziya Gökalp hakkında yapılan değerlendirmelerin önemlice bir kısmı, onun duygudan uzak, fazla mantıklı biri olduğunu ileri sürer. O rikkatli fakat aynı zamanda “terbiyeci” bir babadır. Yoksa, “Sevgili Kızım, kuşlarla gönderdiğin selamı aldım. Ben de bulutlarla selam gönderdim. Sen de aldın mı? Türkân bana çiçeklerin kokusuyla selam gönderiyor. Ben de ona, kelebeklerin kanatlarındaki renklerle selam gönderiyorum.”[10] gibi duygu yüklü ifadeleri kullanabilir miydi?

1.1.1.Hasret Çeken ve Aileye Düşkün Bir Baba

"Limni ve Malta'dan yazılan bu mektuplarda, sürgünde olan bir insanın hissettiği yalnızlık ve hasret duygusunun da sevkiyle yoğun olarak aile sevgisi, aile saadeti, aile birliği, alinin önemi işlenir..."[11]

Mektupları okuyanlar, Gökalp'in sık sık hasret duygularını dile getirdiğini ve zaman zaman bunaldığını gösteren ifadelerine dikkat etmişlerdir. Bu duyguları -gayet tabii olarak- zaman geçtikçe arttığı görülüyor. Onun yalnızlığını, hasretini ısrarla dile getirdiği ilk mektubu 2 Teşrinievvel 1335 / 1919 tarihini taşıyor. Yaklaşık beş ay, bu duygularını saklayabilen Gökalp, " Mektup almadığım zaman maneviyetim bozuluyor. Gurbetteki bir adama mektup göndermemek, memedeki bir çocuğa meme  vermemek gibidir. Bir çocuk, vakti gelince sütten kesilir; fakat bir garip, aile mektubundan mahrum edilemez. Türkan'ı sütten kestiniz. Beni de mektuptan mı keseceksiniz?"[12] sözleriyle içinde bulunduğu ruh halini açığa vuruyor.

"Yavrularımın cıvıltılarını işitmediğim için etrafımı dinlemiyorum. Beni yuvamdan ayırıp da niçin bu kafese koydular?"[13]  sözlerini yazdıktan on gün sonra, kendi iç dünyasını şöyle tahlil ediyor: "Güneşin altun ışığını ne yapayım? Yeşil otlar arasında açmış sarı çiçekleri ne yapayım? Denizin lâcivert kadifesiyle göğün kurşunî  atlasını ne yapayım? Benim gönlümü saadetlere gark edecek, yalnız sizin mektubunuzdur. Bu sabah kanaryalar da gönlüm gibi hüzünlü... Sesleri gelmiyor. Tabiatin güzellikleri neye yarar? Asıl güzellikler insanın ruhundadır. Bence en güzel şey tatlı haberleriniz, tatlı sözlerinizdir. Onlar yokken ben güneşi de, denizi de, kuşları da, çiçekleri de hiçbirisini istemem."[14]

Bu tür duygular, saklanılmaya çalışılsa da her insanda zaman zaman uyanır. Nitekim, Gökalp'le birlikte Malta'da sürgün bulunan hemşehrisi Süleyman Nazif de, Malta Geceleri (1924) adlı kitabında yer alan ve 1921'de yazılmış olan meşhur Dâ'u's-sıla şiirinde hemen hemen aynı duyguları dile getirmişti. Ona göre, üzüntüsü çevre güzelliklerini görmesine engel olursa şaşılacak bir şey yoktu. O bir "emeller hapishanesi"nde güzelliklerin ebedî yabancısıydı ve her şey de ona yabancı geliyordu. Oranın (Malta'nın) ne rüzgârında bizim dağların kokusu, ne de dalgalarında bizim sahillere dair bir haber vardı. Rüzgârı da yabancıydı, dalgaları da:

Zevâhirin beni ta'zîb eden güzelliğine,

Taaccüb etme, melâlim durursa bîgâne.

 

Demek bu mahbes-i âmâl için ben ebedî

Yabancıyım... Bana her şey yabancıdır şimdi:

 

Ne rûzgârında şemîm-i cibâlimizdir esen,

Ne dalgalarda haber var bizim sevâhilden.

İlk mektubundan itibaren, ailesine sürgün hayatının kısa zamanda sona ereceğini telkin eden Gökalp'in zaman zaman ümitsizliğe kapıldığı da olmuştur: "Ayrılıktan dolayı rûhum kış geceleri gibi soğuk, fakir ocakları gibi sönüktür. Onu ilkbaharına kavuşturacak, onu ısıttırıp aydınlatacak güneş yüzleri ne zaman görebileceğim?"[15]

Gençliğinden itibaren belli bir ideal için mücadeleye, yazıp yayınlamaya alışmış ve gizli açık siyasal faaliyetlere düşkün bir aydın olarak, sürgünlük dönemi Gökalp için elbette sıkıcı geçmiştir. Birçok mektubunda, ailesi üzülmesin diye, hiç sıkılmadığını, günlerin su gibi akıp gittiğini söylese de bu sıkıcılığın bıkkınlık derecesine vardığı da olmuştur.

1.1.2.Huzur Arayan Bir Muztarip

Filozof, "Gölge etme, başka ihsan istemem" demiş. hayatı mücadelelerle geçmiş insanlar başta olmak üzere, her insan huzuru arar. Düşünen insanlar için huzur, biraz da "kurmaca"dır: Bulduğunu zannederek avunmak... 

Gökalp'te de "bulduğunu zannederek veya farz ederek avunma"ya dair birçok örnek var: "İnsan suya girince çocukluğu hatırına geliyor. Zaten ben bir türlü çocukluktan, gençlikten dışarı çıkamıyorum. Çocukluk şetâret, gençlik metânettir. Hayat bunlarsız nasıl yaşanır? Benim nasıl yaşadığımı soruyorsun: Türkân gibi desem inanır mısın? İnsanların yalancı hakikatlerinden uzak, hakikatten daha doğru hayaller, masallar, rü’yalar içinde yaşıyorum. Felâkete din gözüyle bakıyorum, saadet oluyor. Buluta şiir gözüyle bakıyorum, kanatlı melek oluyor. Zayıfa ahlâk gözüyle bakıyorum, kavî oluyor. Mağluba felsefe gözüyle bakıyorum, gālip oluyor. İşte ben hayatı hep böyle çocuk gözüyle görüyorum."[16] Fikret, bir şiirinde "İnan Halûk, ezelî bir şifâdır aldanmak" demişti. Gökalp de, "öyle saymayı, var saymayı" bir çeşit şifâ olarak görebiliyor.

1.1.2.1. Bıkkınlık ve Teselli

Sürgünün en lüks şartlarda olanı bile insanı kayıt altına alır. Ziya Gökalp gibi araştırmaktan, okumaktan, sevdiği konularda tartışmaktan büyük haz duyan ve “kitaba yakın” olması gereken bir aydın için ise sürgün çok daha engelleyicidir.  Eşine yazdığı 13 Kânûnısânî 1336 tarihli mektuptan aldığımız “(...) son derece rahatım. Zaten kaygısız bir adamım. Kendi kendimi boş yere sıkmam. Mihneti zevk yapabilirim. (...) Duygusuz değilim; fakat heyecanlarımın esiri de değilim.” ifadeleri, çok yakın tarihli başka mektuplarında açıkça dile getirdiği sabırsızlık ve bıkkınlık halleri de gösteriyor ki, Gökalp, bir yandan yakınlarına teselli vermeye çalışırken bir yandan da kendi kendine telkinlerde bulunma ihtiyacı duymaktadır.

Özellikle Malta’da –daha az bir zaman tutulduğu Limni’de de öyledir- zamanının çoğunu okumak, okudukları üzerinde fikir yürütmek ve halhamur ettiği düşüncelerini sürgün arkadaşlarına –bir çeşit serbest üniversite havasında- konferans/ders mahiyetinde aktarmak, Ziya Gökalp için mükemmel bir fırsat olmuştur. Çeşitli mektuplarında karşımıza çıkan “vaktim hep ilimle geçiyor. Günler saat gibi, haftalar gün gibi olmuş. Vakitler âdeta kanatlanmış...”[17]; Günlerim su gibi akıp geçiyor. Kendimi derslerle, konferanslarla meşgul ediyorum. Sıkılacak boş zamanım yoktur.”[18]; “Okumak, okutmak, konuşmak gibi birçok işlerim var. Boş durmak düşünmek demektir. Düşünmemek için boş durmuyorum.”[19] vb sözleri, ailesine teselli vermek amacını güden bir tarafı da olsa, onun, meşguliyeti gerçek bir sığınak olarak seçtiğinin de göstergesidir.

Girit'ten başlayıp, Trablus, Balkan, Çanakkale, İstiklâl harplerinde gösterdiği yüzüyle medeniyet, Türk aydınında derin bir güvensizlik yaratmış; Tanzimat öncesinden beri gelişerek devam eden asrileşme hamlelerine devam edip etmeme konusunda bile tereddütler yaratmıştır. Özellikle 1910-1935 arasındaki yirmi beş yılın edebî eserlerinde bu tereddüdü rahatça görebiliriz. Gökalp,  "Ben artık şehirden nefret ediyorum.  Yakında inşaallah kavuşursak, şehirlerden uzak ormanlı, ırmaklı, yeşil bir köyde ömür geçirelim. Medeniyet yalanmış. Zulümden, vahşetten ibaretmiş. İşte bugün o da yaptıklarının cezası olarak yıkılıyor."[20] diyor. Onun bu sözleri, aşağı yukarı aynı tarihlerde Mehmed Akif'in şiirlerinde yer alan “Medeniyyet denilen tek dişi kalmış canavar", "Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!", "Medeniyyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz." gibi ifadelerle yan yana konulursa, o devir aydınının ruh hâli ortaklığı -başka örnekleri de çoktur- kolayca anlaşılır.

Mektuplarda epeyce örneği var; Gökalp, kendi kendini ve etrafını teselli etmede de mahirdir: "Bıldırcın, kırlangıç, leylek gibi kuşlar kışın sıcak yerlere göç ederler; fakat, yurtlarını, yuvalarını hiç unutmazlar. İlkbahar gelir gelmez yurtlarına, yuvalarına dönerler. Ben de o gurbetçi kuşlar gibi, kışı geçirmek üzere bu sıcak adaya geldim. Aklım, fikrim hep yurdumda, yuvamdadır. Millî saadetimizin ilkbaharı gelir gelmez yurduma, yuvama koşacağım."[21] sözlerinde, ferdî huzurun ancak "millî saadet"le mümkün olabileceği düşüncesini ortaya koyan Gökalp, ferdî huzuru bir taraftan da aile saadetine bağlamaktadır: "İnsan her türlü mahrumluklara katlanabiliyor; fakat sevdiklerinde uzak yaşamaya dayanamıyor. Bugün bilmem bu dertleri neden deştim? Yine teselliye gelelim: Ayrılık, beraberlikte saadeti iyi anlamak içindir. (...) Gönlüme vecd (coşkunluk, canlılık) veren, yine kavuşmamız ümididir."[22]

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ (1)

[1] Prof.Dr., Lefke Avrupa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

[2] Gökalp, tutuklandığını, gayet sade bir ifade ile ailesine şöyle bildirmiştir: "Tevkif edildim, merak etmeyiniz. Polis merkezine yatak vesaire gönderiniz." (Bk.Ali Nüzhet Göksel, a.g.e., s.92)

[3](Sürgüne gönderileceğini öğrendiklerinde) "Darülfünun talebeleri, bu ilim adamının arkasına takılarak nümayiş yapmak istemişlerdi. Parlayan düşman süngüleri, buna mâni olmuştu. (Enver Behnan Şapolyo'dan nakleden: Fahrettin Kırzıoğlu, Malta Konferansları, Ankara, 1977, s.20

[4] Gökalp, 26 Haziran 1335 / 1919 tarihli mektubunda, kendisiyle birlikte Mondros'a bırakılan arkadaşlarını bildirmiştir: Said Halim Paşa, Abbas Halim Paşa, Hacı Âdil Bey, Halil Bey, Maarif  Nazır-ı Esbakı Şükrü Bey, Ali Münif Bey, Mahmud Kâmil Paşa, Midhat Şükrü Bey, Kemal Bey, Ağaoğlu Ahmed Bey, Hüseyin Tosun Bey.  Malta sürgünlerinden Mehmet Ubeydullah Efendi, bu gelişmeyi şöyle anlatıyor: "... vapur Mondros limanına girmişti. Hâriçten vapura birkaç İngiliz zabiti geldi. Onlar da bir haber getirmediler. O gece orada geçirildi. Ertesi Cuma günü birkaç zabit geldi. Ellerinde bir esâmî (isimler) listesi vardı. Vapurun içindeki yolculardan on iki kişiyi Prenses Ena vapurundan aldılar, dışarı çıkardılar. (...) Bunlar niçin buraya çıkarıldılar? Onu, yaradan Mevlâ biliyordu. Bk.Mehmet Ubeydullah Efendi'nin Malta, Afganistan ve İran Hatıraları (Haz. Ömer Hakan Özalp) Dergâh Yayınları:259, İstanbul, 2002, s.177

[5]Sürmeli, Yard.Doç.Dr.Serpil, "Bekir Ağa Bölüğü'nden Malta Adası'na Ubeydullah Efendi'nin Anıları, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: XVII, Sayı: 49, Mart-2001

[6] Fevziye Abdullah Tansel, bu mektubun Haziran başlarında yazıldığını tahmin etmektedir. (F.A.Tansel, Ziya Gökalp Külliyatı-II Limni ve Malta Mektupları, Türk Tarih Kurumu Yayınları,  2.Baskı, Ankara, 1989, s.5). Gökalp, 6 Haziran  tarihli mektubunda "Limni'ye geleli bir telgrafla iki mektup yazdım" diyor. Bu üçüncü mektuptur. Diğeri 29 Mayıs tarihini taşıyor. O halde, tarihsiz mektubun  bu iki tarih arasındaki bir gün yazıldığını söyleyebiliriz.

[7] Meselâ, Zekeriya Sertel'e yazdığı 22 Temmuz 1336 /1920 tarihli mektubunda ""Evvelce vermiş olduğunuz malûmat üzerine Revu de Méthaphysique'in Durkheim'e taalluk eden (Durkheim'le ilgili) nüshalarını getirttim." (Bk. F.A.Tansel, a.g.e., s.LIII)

[8] Göçgün, Prof.Dr.Önder, Hususi Mektuplarına Göre: Ziya Gökalp'ın Hayat Görüşü,  TKAE Yayınları :122,  Seri:IX, Sayı:A.2., Ankara, 1992,  s.12

[9] Orhon, Orhan Seyfi, Dün, Bugün, Yarın, Çınar Yayınları,  İstanbul, 1943, s.69-70

[10] Kızı Hürriyet’e yazdığı  Polverista, 22 Nisan 1336 /1920

[11] Argunşah, Dr.Hülya, "Ziya Gökalp'ın Limni ve Malta Mektuplarında Aile,Kadın ve Çocuk Eğitimi", Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:7, 1996, s.247-248

[12] Kızları Seniha ve Hürriyet Hanım'a, Polverista, 2 Teşrinievvel 1335 / 1919

[13] Vecihe Hanım'a, Polverista, 5 Nisan 1336 / 1920

[14] Vecihe Hanım'a, Polverista, 15 Nisan 1336 / 1920

[15] Vecihe Hanım'a, Polverista, 18 Nisan 1337 / 1921

[16] Vecihe Hanım’a, Polverista, 12 Ağustos 1336 / 1920

[17] Vecihe Hanım’a, Eskiverdala, 18 K.Evvel 1335 / 1919

[18] Vecihe Hanım’a, Eskiverdala, 29 K.Evvel 1335 / 1919 

[19] Vecihe Hanım’a, Polverista, 26 Nisan 1336 / 1920 

[20] Vecihe Hanım’a, Polverista, 28 Haziran 1336 / 1920

[21] Seniha, Hürriyet ve Türkan Hanım'a, Polverista, 27 Teşrinievvel 1335 / 1919

[22] Vecihe Hanım'a, Polverista, 27 Teşrinievvel 1335 / 1919

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EBEDİYETE İRTİHALİNİN 12. SENESİNDE TÜRKİYEM'İN ŞAİRİ'NE
Kitabın ortasından girelim. Kelâmımızı eğip bükmeden gönlümüzden geldiği gibi aktaralım..  Şükür ki muvaffak olamayan, halkın sağlam irâdesine takılan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 gün boyunca Demokrasi nöbetlerinin favori parçası olan "TÜRKİYEM" meydanları inletti ve heyecanına...
İNSANIN TAŞRASI-IX
Uzak çağlardan o güne kadar günler kum gibi akmış; yıllar, yüzyıllar, kervanlar gibi uzak ufuklarda kaybolup gitmişti. Dünya kurulalı beri mavi dalgaların koşuştuğu o yerlerde şimdi çorak topraklar belirmiş, derin vadiler oluşmuştu. Neresi miydi burası? Deveören Köyü, bizim köyden bahsediyorum....
ŞİİRDE İMGESEL GÖSTERGE
 İmgesiz sanat olamayacağı gibi imgesiz şiirin de ortaya konulamayacağı bir gerçektir. İmgesel anlatım en çok da şiirde kullanılmıştır. İm kelimesi; işaret, alâmet anlamına gelmektedir. Anlam yüklenen her şey, gösterge, iz, belirti… birer im’dir. Türkçe’de sık kullandığımız, ‘’imi, timi...
AYRILIK YOKUŞU
Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum. Değişik duygular içerisindeyim. Bir duygudan çıkmadan diğerine yatay geçiş yapıyorum. Halimden memnunluk derecem değişkenlik gösteriyor.  Buraları hayal meyal hatırlıyorum. Ayrılık yokuşu… Zamanında...
FİN(CAN)LA GELEN MEKTUP
“Değerli Hocam; Öncelikle selam eder ellerinizden öperim. Beni hatırlayamamış olabilirsiniz, ama ben sizi hatırlıyorum. Sizin yüzlerce öğrenciniz olmuştur, benimse bir tane Muharrem Hocam oldu. Ben hep arka sıralarda oturan sessiz bir öğrenci oldum ama söyledikleriniz ve yaptıklarınız kafamda mıh...
İNSANIN TAŞRASI-VIII
Bir gün Bilecik Vali Yardımcısı, Aziz Dost Abdurrahman Bey,-İlgen Hocam, sana bir şey danışacağım.-Hayhay, buyurun. Vilayet merkezinde kendi başkanlığında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı olarak toplanmışlar. Toplanma nedeni ihtiyaç sahibi öğrencilere burs vermek. Tabii, konuşmuşlar,...
prev
next

MEVLÂNA’NIN MESNEVİ’SİNDE TOPLUMSAL EL…

Edebiyat Dunyamız

Giriş İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği büyük şahsiyetlerden biri olan Mevlâna Celâleddin Rûmî, pek çok önemli vasfı kendi şahsında bir araya getirmiş olması nedeniyle vefatından yüzyıllar sonra bile yol göstermeyi...

Milli Kültür Mes'eleleri ve Maarif Davamız

Edebiyat Dunyamız

Samiha Ayverdi KUBBEALTI NEŞRİYAT Yazar, bu eserinde Türk gençliğinin, millî ve mânevî değerlerine kıymet vererek eğitilmesi gerektiği; dününü unutan gençliğin bugününü bilemeyeceği gerçeği üzerinde ısrarla durur. Eğitim ve öğretim politikamızın...

AZ ZAMAN ÇOK EDİRNE

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Edirne’deki bir yılım bir ömre mal oldu. Şimdi anlıyorum ki üniversite hayatımın ilk yılını Edirne’de geçirmemiş olsaydım, genel anlamda edebiyata, özel anlamda şiire bakışımda ciddi farklılıklar olacaktı. Ne mi eksik...

REFİK HALİD KARAY - AYŞEGÜL

Edebiyat Dunyamız

Çam ağaçlarının sesi nasıl tarif edilmelidir? Hem buna ses demek doğru mudur? Ne fısıltıya benzer, ne de bir din nağmesi veya sevda sözleşmesidir. Çamların sesi değil, nefesi vardır. Bana, kendi...

AYNEN

Kelimeler kadar onları konuşan ağız önemliydi. ‘Gönüle yumuşak sözle gir!’ prensibine...

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir...

MEKANİK HAYAT – MEKANİK ZAMAN

Şu an yaşamakta olduğumuz modern veya postmodern çağı en belirgin şekilde...

MEHMED ÂKİF’E DAİR-1: DÜNYA G…

Abdürreşid İbrahim'in fikir ve aksiyon çerçevesini Eşref Edip şöyle belirlemektedir:  "Takip ettiği...

YUNUS EMRE BELGRAD'DA

Son dönemde başarılarıyla en çok dikkatimi çeken kurumlardan biri Yunus Emre Enstitüsü...

ANTİK TANRI; UNESCO

  Unesco.United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve...

ZAMAN, DİL VE EĞİTİM

Zaman acımasızdır. Kendine ayak uyduramayanı affetmez. Zamanın gerekliliklerini yerine getiremeyen hemen...

TÜRKÜLER SATICISI

Geçmiş günlerin birinde, hareketli Aydın Pazarı’nda dolaşırken, saz nağmeleri ile kucaklaşan...

ALMAN VE FRANSIZ YAPIMI BİR GEZİ Y…

Şehirler medeniyetlerin açık hava müzeleridir. Ne zaman yeni bir şehir görsem...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey o akşam Mustafa Kemâl’i de dostlar...

TÜRK DÜNYASI VE DEVLET POLİTİKAS…

Türkiye'nin, 1991-1992'ye. dek Türk Dünyası'na yönelik resmi bir politikası yoktu. Bunun...

AŞK GELİNCE CÜMLE EKSİKLER BİTE…

İnsan denilen canlı evrimsel olarak hayvanlar alemine mensup olup diğer hayvanlar...

YAPI, ANLAM VE KÖKENLERİ BAKIMINDA…

Söz varlığını oluşturan unsurlardan renk adlarını incelemeyi ve değerlendirmeyi amaçlayan bu...

GURBET GARİPLİĞİ

Türk’ün tarih seyrinde göç, gurbet olagelmiştir hep. Türk’ün dinamik yapısı biraz...

GÖZLERİMDE BİRİKEN ŞİİR

Hayat bana durmayı, düşünmeyi, tartmayı, gerekiyorsa ondan sonra konuşmayı öğretti.Sonra dostluğu...

ABUM RABUM: BİR HZ. İBRAHİM ROMAN…

Bir (Hz.) İbrahim Romanı İskender Pala Kapı Yayınları, 2018 1958 Uşak doğumlu, İstanbul Üniversitesi...

SAYI - 18 ŞİMDİ BÖYLE KALIP BATA…

Sürgünde muhalefet eden bir gazetenin adının “Hürriyet” olması çok manidar… Ama...

Ahmet Yılmaz SOYYER

Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla...

’ÇİFTE VAV’IN İZİNDE

Sosyolog şair A. Yılmaz Soyyer’in şiir kitabı Çifte Vav’ın İzinde Post...

BAYRAK'TAKİ VATAN

“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son...

KARAGÖZ’ÜN HAKİKAT PERDESİ

Baklavaydı, kahveydi, lokumdu, yoğurttu derken komşumuz Yunanistan, Karagöz’e de sahip çıkıyor...

ŞAİRLER SULTANI: NECİP FAZIL KISA…

Cumhuriyet dönemi Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en dikkate değer şahsiyeti, şüphesiz Necip...

KAHRAMAN TÜRK KADINLARI

Hayme Ana'nın -hem kan bağı hem de can bağı ile- torunlarından...

SERBEST VEZİN

Bilindiği üzere gerçek şiir; mısralardaki kelimelerin anlamlarından sıyrılarak âdetâ sese, mûsikîye...

KALAYCI HİLMİ DESTANI - TURGAY BOS…

Ayşe Filiz Yavuz AVŞAR Anadolu’nun kaybolan sözlü kültürünün ve hafif meczup kişilerinin...

ARİF NİHAT ASYA BAYRAK ŞAİRİ

(Bayrak Şairi) Hani bir şiir vardı, şöyle başlardı: “ Ey mavi göklerin beyaz...

SEBEP

‘Bir şeyin olmasına veya belli bir hâlde bulunmasına yol açan şey...

MEHMET EMİN ALPKAN

İstanbul’a ilk defa 1951 yılında gitmiştim... O zaman, Yıldız Teknik Okulu’nun...

İNSANLAĞIN EVİ - TÜRKLÜĞÜN OT…

Hür yaşamanın timsalidir topakev.   Geniş Orta Asya bozkırlarının ve göçebe hayatının kullanışlı...

TOTEMLERE BİR BAKIŞ DENEMESİ

Totem dediğimiz şey çoğuncası bir hayvandır. Nadiren bir bitkidir ve kimi...

MEHMET AKİF ERSOY’DA HÜZÜN

Tabut Eller Üstünde Dostu da düşmanı da onun çok yüksek bir...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha...

İÇİMDEKİ GÖÇ

Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle...

HALK HİKÂYELERİNDE MİTOLOJİK SA…

Mitolojinin zengin dünyası içinde yer bulan sayılar ve renklerin görünümleri halk...

SABIR

Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir. -Bakara Suresi, 153- Hayâ zînettir. Takva da keremdir...

TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI

Türk vatanının İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesinden Cumhuriyet’in ilanını kadar kendisi...

ABDURRAHİM KARAKOÇ’DA VATAN

“Dağ ile Sohbet Beyaz karlı, kara çamlı iri dağHeybet nedir, ne değildir?...

Mehmet Ali Kalkan

 Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1896) -I

Tanzimat ve ondan sonra gelen yeniliklerle edebi ve fikir hayatımız, Batı...

ZAMANIN DEĞERİ

Değişik kaynaklarda zamanın değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. ‘Bugün, nakit; yarın, bono;...

Aşık Sefil Selimi

Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden...

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) ...

ZİYA GÖKALP DÜŞÜNCESİNİN TÜR…

Ziya Gökalp 48 yıllık kısa yaşamında fikirleriyle sosyoloji1, tarih, hukuk, siyaset...

ROMAN SANATI NEDİR VE NİÇİN ROMA…

Bu yazıyı kaleme almamın sebebi açıktan açığa bir zaruretin beni sıkıştırıp...

BİR TÜKENMEZ HAZİNE OLARAK ATATÜ…

Kimi sanat yapıtları vardır ki tükenmez hazine gibidirler. Örnek olarak, Dostoyevski’nin...

BU SEVDADAN US(L)ANMAYIZ

Sevda için, yürekte bulunan siyah bir lekedir, derler. Peki, türlü türlü...

ÖLÜMÜN KIYISINDA

Saatlerdir hiç kıpırdamadan uzandığım yataktan yavaş yavaş atıştırmaya başlayan kar’ı seyrediyorum...

SAYI - 17 TÜRK DÜNYASINDA KAKAONUN…

Kakaonun lezzet yolculuğu 1828’de Van Houten tarafından kakao presinin icat edilmesiyle...

ANADOLU’NUN YİĞİT SESİ: DADALO…

Ali Alper ÇETİN Toros dağlarının başı dumanlandı mı bir kez, Avşar Türkmenlerinde...

KAHRAMANLIK RUHU

Orhan Şaik Gökyay. ‘’Bu Vatan Kimin? ‘’ adlı şiirinde; "Tarihin dilinden düşmez...

MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ

Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923) II. Meşrutiyet (1908)'ten sonra başlayan ulusçuluk akımı her...

MANKURT

“Adını hatırla, kim olduğunu hatırla” bir annenin kimliğini, kişiliğini yitiren çocuğuna...

GÜVENİLİR OLMAK

‘Güvenme dostuna saman doldurur postuna,’, ‘Güvenme varlığa düşersin darlığa’ sözlerini günlük...

AHMET HAMDİ TANPINAR VE YAZ GECESİ

(23.6.1901 - 24.1.1962) Doğ. ve Ölm.: İstanbul Çeşitli ortaokul ve liselerde okuduktan...

kirmizilar.com

Mutlaka ziyaret etmeniz gereken zengin içerikli bir site. Kırmızı, Dilimizden hiç düşmeyen şiirce...

AYLA COŞKUN CEREN'LE SOHBET

Ayla Hanım öykü ve denemeler yazıyorsunuz. Sizdeki yazma yeteneği nasıl gelişti?...

ANADOLU’NUN SESİ: KARACAOĞLAN

Üçyüz yıl önce Karacaoğlan derler bir ozan, ses olmuş telden, söz...

YAZAR- ARAŞTIRMACI SAIT BAŞER: “…

Sakarya Üniversitesi Felsefe Blm. em. öğretim üyesi Sait Başer ile bir...

İNSAN, TANRI’NIN MUCİZELERİNİN…

Oldum olası sanatçıların yetişmesinde kültürel bir ortam olarak mekânın ayrı bir...

HARP EDEBİYATI ÜRÜNÜ OLARAK İST…

1.GİRİŞ  1.1.Harp edebiyatı ve harp edebiyatı ürünleri Türk tarihinin kurucu unsurları içinde -hiç...

ANADOLU’YA GÖNÜL VERMİŞ BİR B…

Remzi Oğuz Arık, bir ömür boyu Anadolu’yu karış karış gezerek, kültür...

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse...

BURSA'DA BİR AKTAB DÜKKANI

Arap Şükrü Sokağı, sabah akşam değiştirmediğim güzergâhımdır. Eskiden kışları yerler biraz...

NE BAYRAMLAR GÖRDÜM

Hiç düşündünüz mü bilmem, normal bir insan ömrüne kaç bayram sığar? Hemen...

NEFİSLE MÜCADELE(MİZ)

Nefis mücadelesinde neredeyim, sorusunu kendinize sormuşsunuzdur eminim. Nefsinizle uğraşırken, çekişirken, didişirken...

DİLAVER CEBECİ KALBİME DÜŞÜNCE

Dilaver Cebeci Ağabey, bir şiiri ve aklıma gelenler        ...

EDEBÎ METİNLERLE ZENGİNLEŞEN TÜ…

Geçmişten günümüze değin insanoğlunun varoluşunda rol oynayan en önemli ögelerden biri...

İK(İNCİ) KÖY İLİMBEY

Bir insanın kendi köyü dışında ikinci köyü olsaydı benim ikinci köyüm...

ZİYA GÖKALP - ÖTÜKEN ÜLKESİ (…

"Türk gençleri yalvardılar Hakan'a:Boru çaldır, ruhlarımız uyana...Cenk edelim, yayılalım cihana: -Yayılmaktır Türk...

CUMHURİYET GÜNEŞİ

Sıtma, verem, frengi, trahom ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla uğraşan bir halk...

KADINI “ADAM”DAN SAYMADILAR

Özellikle son yıllarda “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının gündeme gelmesi kadın hakları...

BİR NEFS-İ SÂFİYE HİKÂYESİDİ…

Yeşil Câmi.. Hacı İvaz Paşa’nın gözleri enfüsîler dünyasına kapanmadan evvel inşâ edilmiş...

TARİHTEN GÜNÜMÜZE IRAK TÜRKMENL…

Irak'ta yüzyıllardan beri varlık gösteren Türkmen toplumu, köklü geçmişine, ülkede bıraktığı...

BİR HOŞGÖRÜ, GÜVEN, SEVGİ VE S…

Merhamet, insan ve insanlık için belki de en önemli duygu, en...

SANATTAN BİLİME, RUHTAN HÜCREYE P…

Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan adlı eserinde akıl-zekâ-vahiy konusunu işlerken şöyle der: “İnsan...

YABANCILAŞMA OLGUSUNA YÖNELİK Bİ…

Yabancılaşmanın iki yönü Yabancılaşma olgusunu bizler çoğu zaman tek yönlü algılarız, tek...

ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂ…

ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME Turgut GÜLER Ötüken Yayınları, 2015 Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh...

RIZA ÜMİT

Değerli Edebiyat Tarihçisi Nihad Sami Banarlı’nın. 1949’larda “San’at Sayfası'nı yönettiği YEDİGÜN dergisinde şiirlerini zevkle okuduğumuz...

EDEBİYAT ESERİNDE AKTÜEL ZAMAN VE…

Edebiyat eserindeki sosyolojik zeminin iki ayrı zamansal zemin boyutu vardır: Mevcut...

POSTMODERN ÇAĞDA AHİLİK

Kitabın birinci kısmında Ahiliğin oluşumu, kapsamı ve etkileri, Ahiliğin kökeni, Bacıyan-ı Rum...

AYRILIK YOKUŞU

Babamdan kalan o eski evin önündeki somyanın üzerinde kollarımı bağladım oturuyorum...

Bahtiyar VAHAPZÂDE

Türk dünyasının görkemli şairi 20. yy. Azerbaycan edebiyatının şiirinin muhteşem siması...

KADIKÖYÜ’NÜN ROMANI

Safiye Erol edebiyatımızın hayli zaman ihmal edilmiş kalemlerinden. Neden sonra hatırladık...

SU GİBİ AZİZ OLMAK

‘’Su hayattır.’’ diye başlanır söze. Su hayrı yaptıranlar , ‘’Su gibi...

İNCE HACI’NIN AĞITI (CERİT -AV…

Toros Dağlarının başı dumanlandı mı bir kez, Cerit,  Avşar Türkmenlerinde bir...

YOKSUN SEN...—Ömer Lütfi Mete’…

Yağmurlu bir günde tanımıştım seni. Sokaklar sırılsıklam bir hüzünle ıslanmış, martılar...

“EDEBİYATTA GELENEK” ÜSTÜNE B…

Edebiyatta gelenek, ruh beraberliğinin, her türlü edebi verimde ortaya koyduğu bir alışkanlıklar bütünü ve değerler...

HİKÂYECİDE SEÇME VE AYIKLAMA KÜ…

-Hikâye Üzerine Gençlerle Sohbet- Hangi işi yaparsak yapalım, onunla ilgili temel alan...

EDEBİYAT SANATI

   ‘’Dil; insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendine mahsus kanunları...

“AKADEMİK BİLGİYİ EKONOMİK B…

Doç. Dr. Figen Çalışkan ile bir sohbet gerçekleştirdik       Figen Hanım, ...

EDEBİYATIMIZDA BİR DEV: YAHYA KEMA…

Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,       Her ânını, her rengini, her...

TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR ORTAK PAYDAS…

Asırlar süren Türk göçleri ve bunların siyasî birlikteliklere, devletlere dönüşmesi sebebiyle...

GÖNÜL DAĞI BELKİ BİR KAF DAĞID…

Gönül Dağı belki bir Kaf Dağıdır, aşk ise Anka Kuşu. Kimin...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye...

DR. Alî RIDVAN UNAR

Yeni Sabah Gazetesinin 2 Ocak 1946 tarihli nüshasından kestiğim ve çok...

ANLA(ŞA)MIYORUZ

‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu...

Çukurova Lobisi Dergisinin Mayıs-H…

Çukurova Lobisi Dergimiz, İmtiyaz Sahibi Ali Alper Çetin’in önderliğinde, Mayıs-Haziran 2018 Sayı: 56 okuyucusuyla buluştu...

SOSYAL MEDYADAKİ YALNIZLIK

Bir kimse, bir hâl veya nesnenin başka bir kişi veya şey...

ARİF NİHAT ASYA - ONLAR ŞİİRİ …

ONLARNerde kaldı o anlar ki,Analar kurt doğururdu,Hilkat insan çamurunuDestanlarla yoğururdu.Nerde o...

TÜRKİYE CUMHURİYETİ KURULUŞ DÖ…

4. Muhafazakâr, Anadoluculuğun Türkçülük Eleştirisi Tutarlı mı?Bu müzakereleri anahatlarıyla hatırlamak, tarihsiz...

KÖTÜCÜL KADIN - ŞAHİKA KARACA

Kötücül kadın üzerine bu araştırma edebiyat, felsefe ve psikanaliz etrafında disiplinlerarası...

Şekiller-1

(Şekil 1) M. Ö. V-III. Yy Pazırık'ta V. Kurgan'dan çıkan, duvara...

RAUF DENKTAŞ'TA VATAN

Mustafa Necati Sepetçioğlu “Kıbrıs” la ilgili yayınladığı eserlere “Sabır Ağacı” ismini...

HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Bir insanın anavatanı çocukluğudur, der psikologlar. Ne kadar doğru. Nereye gidersek...

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere...

YAZMAYA NERDEN BAŞLAMALIYIM?

Yazmaya başlamadan önce ne yaptığımızı ve ne amaçla yaptığımızı bilmek gerekir...

GECEYE KASİDE

Seni görmeseydik yıldızlar hakkında fikrimiz olabilir miydi? Yıldızlar ki tarhlarının papatyalarıdır, ay...

Saadettin KAPLAN

 Sadettin Kaplan, 1944 senesinde Ağrı‘nın Patnos ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlkokulu Patnos’da okudu...

OSMANLI DÖNEMİ ŞİİRİNDE EDİRN…

Müberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016. Edirne’nin I...

LÂ EDRÎ

Yolculuğa çıkmıştı. Uzun bir yolculuğa... Yolda her karşılaştığı insan ona şöyle...

ilk sözlük

Meşrutiyet inkılâbından sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü… İstanbul’da dönemin...

Yavuz Bülent Bakiler

Yavuz Bülent Bâkiler 23 Nisan 1936, Sivas’ta doğdu. Şair, yazar, gazeteci, yönetici, avukat. Aslen Azerbaycan...

TÜRK ŞİİRİNDE ÖLÇÜ

Hecelerin sayılarının yada uzunluk ve kısalıklarının düzenli bir biçimde sıralanması temeline...

GÜVEN

Güven ‘Bir şeye inanmaktan, dayanmaktan, bel bağlamaktan gelen rahat ettirici duygu...

SEMAH AŞKA DOĞRUDUR - A.YILMAZ SOY…

Semah Aşka DoğrudurA.Yılmaz SOYYERPost Yayıncılık Bu roman kendilerine Alevî de denilen Kızılbaşların...

Osmanlı Kitap Koleksiyonerleri semp…

Sabancı Üniversitesi, İstanbul Şehir Üniversitesi ve Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma...

Aşık Murat Çobanoğlu

 Aşık Murat Çobanoğlu 1940 yılında Kars'ın Arpaçay ilçesinin Koçköyü beldesinde çiftçi bir...

HAK SÛRETİDİR İNSÂN!

İnsân!Gündüz yürürken diri, uykuda ölü...İnsan!Nefsiyle ölü, gönlüyle diri...İnsan!Bir elinde aklı, diğerinde...

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAF…

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki...

TÜRK EDEBİYATI TARİHİNDE MÜHİM…

(1922–1977) (...) Yusuf Ziya Ortaç, Bizim Yokuş adlı hâtırâtında Akbaba’nın çıkışı ile ilgili...

DOST

Dost kelimesi dilimize, Farsça, ‘’düst’’ sözcüğünden dilimize geçmiş olup ‘’sevilen, güvenilen...

SAĞIM SOLUM SOBE, SAKLANMAYAN EBE

Kim ebe kim sobe belli idi. Yağ satardık, bal satardık; ancak...

TÜRKLÜK KAVRAMI VE SÖZLÜĞE BAKM…

Herhangi bir sözün anlamını öğrenmek istediğimiz veya sözün ne anlama geldiği...

MEHMED ÂKİF'E DAİR- 2: MİLLÎ M…

1.Giriş:             1.1.Millî Mücadele’nin Ana Karakteri      Millî Mücadele, Türk...

Vazife, Mesuliyet, Had ve Hak

Hür olarak yaşamak üzere yaratılmış olan insanoğlu, kendi seçimi ile haklarının...

EDEBİYATIMIZDA ÇANAKKALE MUHAREBEL…

Çanakkale, Türk milletinin tâlihsiz bir şekilde dahil olduğu büyük harp içinde...

ANADOLU’YU AYDINLATANLAR- GÖNÜLL…

Anadolu’yu aydınlatanlar- Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ 744. Şeb-i Arûs törenine doğru¹                                        Ölümünden bu yana...

BABA, BU KİTAPLARIN HEPSİNİ OKUDU…

 Herkes ekmeğini taştan, topraktan çıkarır biz kitaptan çıkarıyoruz. Önümüz arkamız, sağımız...

KELIME HAZINESI ÇALIŞMALARI AÇISI…

“Kelime” için bir çok tanımlama yapılmıştır. Ancak kelime tanımları ortak bir...

HAYÂL ÜLKE

Hayâl; zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya demektir...

DİL ÜZERİNE

Önce söz var. Eşyanın yaratılışı sonradan. Adem'e önce isimler öğretiliyor. İsmin...

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA

Türk Edebiyatının en asil ve en zarif kadın şairlerinden biri olan...

KAOSTAN KOZMOSA

 ‘’Evvel ahir dünya Türk'ün olacak.’’Zelimhan Yakup Kaos ve kozmos kelimeleri daha çok...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOV…

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki...

ALMANYA'NIN DİRİLİŞİ

“Sizi ekmeksiz bıraktık ama babasız bırakmadık.” sözü Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki...

NAMIK KEMAL MİLLİYETÇİLİĞİNİ…

1.Namık Kemal Kimdir? Avrupai Türk edebiyatına kesin zafer sağlayan edip, Namık Kemal’dir...

TANZİMAT EDEBİYATI (1860 - 1896)

Tanzimat Edebiyatı, bir kültür ve siyasi hareketin sonucu olarak ortaya çıkmış...

HALK HİKÂYELERİNDE BİR İMAJ OLA…

Her edebî ürün belirli bir zamanın ve sosyal şartların neticesi olarak...

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ

 İnsanın belirgin vasıflarından olan duygu; bazen  iç dünyamızda kopan fırtınaların sesi...

Ömer Lütfi METE

Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere...

ANLAMAK SAADET Mİ, HÜZÜN MÜ?

Önümde her zamanki gibi kitaplar... okuyorum... Kedim İncir Can ara sıra...

Kırmızı Kitaplar

Ötüken Yış
GÜNEŞLİ BİR NÎSAN GÜNÜ
Turgut GÜLER
Türk Felsefesi
Kırmızı Yazılar
GÜN BATIMI
ERMENİ TEHCİRİ SIRASINDA SAĞLIK SORUNLARINA KARŞI ALINAN TEDİRLER VE UYGULAMALAR
GURBET YOLU

BİYOGRAFİ

Necmettin Halil ONAN

Edebiyat Dunyamız

Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk  şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan ve Türk ordusunun Çanakkale Savaşı'ndaki savunmasını anan "Bir...

HÜSEYİN NİHAL ATSIZ

Edebiyat Dunyamız

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR

Edebiyat Dunyamız

1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim...

Suzan ÇATALOLUK

Edebiyat Dunyamız

Tokat’ta doğan Suzan Çataloluk ilk ve orta Okulu İstanbul’da, liseyi Erzurum’da bitirdi. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde “Çocuk Suçluluğu” konusunda master yaptı. Uludağ Üniversitesi Eğitim...

Sezai KARAKOÇ

Edebiyat Dunyamız

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938 yılında Ergani’de 3 ay ilkokul öncesi ihtiyat sınıfına devam...

NİHAD SÂMİ BANARLI

Edebiyat Dunyamız

Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında da eserleri olan Nihad Sâmi Banarlı özellikle lise edebiyat ders...

CENGİZ AYTMATOV

Edebiyat Dunyamız

(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı12...

Osman Olcay YAZICI

Edebiyat Dunyamız

Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene doğumluydu. Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin Yukarıovalı köyünde, Molla Temel’in oğlu Ahmet ile Ali...

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu

Edebiyat Dunyamız

Adını Türk edebiyatına “Destan Şairi” olarak yazdırmış bir büyük ismi: Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu, 21 Ağustos 1992 günü kaybetmiştik. Çok yetenekli bir şair, çok kıymetli bir insandı, Gençosmanoğlu… 1919 yılında, Elazığ’ın Ağın İlçesi’nin...

ÖYKÜ / ROMAN

HATIRALAR IŞIĞINDA MEHMET AKIF ERSOY’UN K…

 Mehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif, her şeyden önce içinde yaşadığı dönemi...

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden oturması gibi kalabalığı afallatıyordu. Belki bu, sadece kuvvetli bir yağmurun habercisi, belki de küçük bir hayatın dönüm noktasıydı. Artık daha...

ÖMER SEYFETTİN - ANTİSEPTİK

Mini mini, güzel, şeytan Bedia’yı ailesi büyük bir adama vermek istiyordu. Halbuki o iki senedir, tıbbiye talebesinden olan kuzeni Namık’la işi pişirmişti. Kendini almayı arzu eden bu büyük adam tek...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEMÂL -…

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu. Saman pazarında atların satıldığı bir hana gitmiş...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARGIŞLA…

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe metinlerde "dua etme, övme, birinin iyiliklerini sayma" manaları ile karşımıza çıkmaktadır. Divanü...

Ahmet Mithat Efendi ve Ölüm Allah’ın Emr…

Şimdiye kadar pek çok hikâyeler okudum. Elbette siz de okumuşsunuzdur.Ben hem birçok hikâyeler okudum hem birkaç tanesini yazdım. İhtimal ki siz de yazmışsınızdır.Sanki siz de hikâye okumuş yazmış, iseniz ben...

ÖMER SEYFETTİN - PRİMO TÜRK ÇOCUĞU

Serin ve karanlık eylül gecesinin yıldızsız seması altında Selanik, sanki gündüzkü heyecanlardan, gürültülerden yorulmuş gibi, baygın ve sakin uyumaktadır. Rıhtım tenhadır. Olimpos Palas’ın, Kristal’in, Splandit Palas’ın, diğer küçük gazinoların lambaları...

KERİME NADİR VE DEHŞET GECESİ

5 Şubat 1917’de İstanbul’da doğan Kerime Nadir (Azrak) 1935 yılında Saint Joseph Lisesi’ni bitirmiştir. Yazı hayatına dönemin edebiyat dergilerinde şiir ve öykü çalışmalarını yayımlayarak başlayan Nadir, sayıları kırka yaklaşan ve...

İSKENDER PALA’NIN ŞAH VE SULTAN ADLI ROMA…

Çalışmamızın konusu olan Şah ve Sultan romanı, 16. yüzyılda Türk tarihinin en önemli vakalarından olan mezhep ayrılığı ve bu ayrılığın ortaya koyduğu siyasi mücadeleler ile bu siyasi olayların Osmanlı-İran ilişkileri...

ŞAİR ve ŞİİR

Meni cândan usandurdı

Fuzûlî'den  Meni cândan usandurdı cefâdan yâr usanmaz mı Felekler yandı âhumdan murâdum şem’i yanmaz mı   

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI TAHLİ…

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, ...

NESÎMİ'DEN GAZELLER

GAZEL 1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh Kim sevdi hûbı kim didi hûbun cefâsı yoh   Aşkun belâsı yoh diyüben aşka düşme kim Kim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh   Anun ki...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER DESTA…

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde bulundukları toplumun zevklerini, beğenilerini, arzu ve isteklerini, tepkilerini, acılarını, sevinçlerini...

SAFÎ MUSTAFA EFENDİ’NİN “GÜLŞEN-İ P…

Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım türlerinden biridir. Bu türde şiir yazan Divan edebiyatı şairleri, fikirleriyle kendi...

HOCAM HAKKI TARIK BEY

Üstad Necip Fazıla göre, Hakkı Tarık Us: "Her işte kılı kırk yarıcı, gayet ciddi, temkinli herşeyden evvel lisan âlimi ve hastalık derecesinde mantık düşkünü, yalçın bir bekâr hayatı sürmekte bir zat... Bâb-ı...

Gazel / Muhibbî

1. Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi. 2. Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdur, Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi 3. Ko bu...

ZİYA GÖKALP'İN TURAN ŞİİRİ TAHLİLİ

Türklüğü Türkün Bedeninde Aramanın Şiiri: Turan Nabızlarımda vuran duygular ki, târihin Birer derin sesidir, ben sahîfelerde değil, Güzide, şanlı, necîb ırkımın uzak ve yakın Bütün zaferlerini kalbimin tanîninde, Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil. Sahîfelerde değil, çünki...

NEV’Î EFENDİ'NİN SADRAZAM SİNAN PAŞA'Y…

Özel mektup konusu bazı istisnalar dışında Eski Türk Edebiyatı alanında araştırılması ihmal edilmiş konulardandır. Öyle ki bu konuda, bildiğimiz kadarı ile herhangi bir akademik çalışma yapılmadığı gibi, derli toplu bilgi...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN

Mehmet Ali Kalkan

Gece ağrı, ateş, titreme, bulantı... Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah ilk defa halsizlikten kalkamadım. Neredeyse saat ona kadar sürdü bu. Sonra zar zor iş yerine...

ÂLİM VE ŞÂİR BİR DEVLET ADAMI: KAD

Ali_Alper ÇETİN

Kadı Burhaneddin, Oğuz Türkçesinin yanında Doğu Türkçesine de hâkimdir. Şiirlerinde, eski Anadolu Türkçesiyle birlikte Azeri ve Doğu Türkçesinin özellikleri...

MEHMED ÂKİF'E DAİR- 2: MİLLÎ MÜCAD

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

   2.2. Gazeteci Âkif ve Millî Mücadele          27 Ağustos 1908’de, Ebülûlâ Mardin ve Eşref Edip Fergan’ın sahibi bulundukları Sırât-ı Müstakîm  dergisi yayına...

ROMANTİZM

Edebiyat Dunyamız

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır. *Klasik edebiyatın kural ve şekilleri bırakılır. *Konular eski Yunan ve Latin...

TANZİMAT’IN İZZET-İ NEFSİNE YOLCUL

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Tanzimat’ın İzzet-İ Nefsine Yolculuk-Sezai Ve Musurus Paşa’dan Hareketle Tanzimat döneminin doğum tarihi olarak biri başına diğeri sonuna yerleştirilebilecek en...

NEYİ BEKLEYELİM?

Özcan TÜRKMEN

Faruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da razıyım kavuşmasam’ şarkısını, ‘Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim...

SÂMİHA ANNE’Yİ ‘KENDİ SEMBOLÜ

Edebiyat Dunyamız

Kelimelerin bir ümmet olduğu öğretilmedi bize. Bunu ilk defa Sâmiha Anne'yi okumaya başladıktan sonra fark ettim. Çünkü o güne dek bize yalnız “oku!” denilmişti,...

digertumyazilar