Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
ziyagokalp(Doğum 23 Mart 1876 – Ölüm 25 Ekim 1924), Yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplum bilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusan'da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilliği yapmıştır. "Türk milliyetçiliğinin babası" olarak da anılır. Ziya Gökalp 23 Mart 1876'da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Bey'in oğlu olarak Diyarbakır Çermik'te dünyaya geldi. Annesi Zeliha Hanım’dır. Kimi yazarlar, baba tarafından Zaza ya da Kürt kökenli olduğunu iddia etmiştir. Ziya Gökalp ise babasının Türk olduğunu söylemiştir.
Ziya Gökalp, eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye (Askeri Lise) girdi; özürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.
ahmetcevdetpasaAilesi ve Medrese tahsili
Osmanlı Devleti’nin ilim ve devlet adamlarından olan Ahmet Cevdet Paşa; milâdî 26-27 Mart 1823 (Hicrî 13-14 Recep 1283) yılında şimdiki adı Loveç olan Bulgaristan’ın Lofça kasabasında kendi ifadesi ile “ruz-ı hızra kırk gün kalarak” doğdu.54Ebu’l-ulâ Mardin, Lofça’nın tabii özellikleri, suyu ve havasının letafeti sebebiyle orada doğup büyüyen çocukların kuvvetli ve zeki olduklarını, bunu Cevdet Paşa’da da görmenin mümkün olduğunu, bu güzel iklimin onun tabiatına tesir etmiş bulunduğunu, yetmiş yaşında bile zihnen ve bedenen dinç kalarak ve muhakemesini kaybetmeyerek çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeder.55
Asıl adı Ahmet olup Cevdet mahlasını İstanbul’da eğitim gördüğü sırada Şair Süleyman Fehmi Efendi’den almıştır. Babası Lofça’nın ileri gelenlerinden ve meclis azasından Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofçalı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanım’dır.

canozgur1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim Dalında Yüksek Lisans öğrenimime başladı.Tez olarak Veterinerliğe ait ‘‘Baytaratü’l-Vazıh’’ adlı eserin Paris BibliotequeNationale’de bulunan Oğuzca (Türkmence) nüshasının transkripsiyonlu metni ile gramatikal indeksini hazırladı.

1988 Ekim’inde Eski Türk Dili Anabilim Dalının Doktora programına kaydoldu. Ders devamından sonra Yüksek Lisans Tez hocası Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya’nın idaresinde‘‘Baytaratü’l-Vazıh’ınKıpçakça ve Türkmence Yazmalarına Göre Kıpçakça’nın Oğuzlaşması (Türkmenceleşmesi) Üzerine Bir Dil Araştırması’’ adlı teziyle sahasında 1994 Aralık ayında Bilim Doktoru ünvanını aldı. Bu çalışması da Baytaratü’l-Vazıh’ın İstanbul Topkapı Sarayı Revan Köşkü Kütüphanesi 1695 numarada kayıtlı olan Kıpçakça yazması ile Yüksek Lisans Tezinde hazırladığı Oğuzca (Türkmence) yazmasını karşılaştırdı.

2002 yılında Kütabü’l-Hayl (MemlükKıpçakçası ile yazılmış ilk Türk at ve atçılık eserinin Paris yazması) adlı kitabı doçentlik çalışması olarak yayımladı. 2003 yılında ise aynı kitabın dil incelemesini yaparak ikinci baskısını çıkardı.


Yıldırım GÜRSES

Saygı ve rahmetle anıyoruz.

Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı Cahide’dir. Babası ud çalar ablası söylerdi. Bu da küçük Yıldırım’ın ilk müzik eğitimi oluyordu. Bu arada şarkı söylemeyi, usul ve uslubü öğreniyor ve biraz da kanun çalıyordu.

İlk okula babasının tayin olduğu Bursa Yenişehir’de başladı, sonra yine Bursaya gidince orada devam edip Çelebi Mehmet Ortaokulundan sonra Bursa Erkek Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Sonra Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’ni kazanarak üniversite eğitimine Ankara’da devam etti ve bu üniversiteden mezun oldu. Lise döneminde Türk Musikisi Cemiyetin’de çalışmalara başladı. Aynı dönemde Ticaret Lisesinde konserler vermiştir. Üniversitede okurken bir yandan da türk ve batı müziği dersleri aldı.

1959 yılında Ankara Devlet Opera imtihanına girdi ve Türkiye birincisi oldu. Opera’da 7-8 ay çalıştıktan sonra ayrıldı ve TRT sınavını yine üstün başarıyla kazanarak çalışmalarına burada devam etti. Radyodaki çalışmaları sırasında beste yapmaya da başladı.

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi bey kızı Fatma Zehra hanımdır. Ailenin en büyük çocuğu olup bir erkek bir de kız kardeşi vardır. (Fatma Neziha- Nejdet Sançar) Çocukluğu dış tehditlerin arttığı, siyasi farklılıkların çatışmaya dönüştüğü, devletin azınlıkların çıkardığı nümayişlerden dolayı başını kaldıramadığı bir dönemde geçti. Mâmâfih ihanet sözcüğü Atsız beyin hayatında çok önemli bir yer işgal etti.

İlk ve orta öğrenimi Kadıköy’deki Fransız ve Alman okullarında eğitim aldı. Daha sonra babasının yanına giderek Süveyş’de Fransız okullarında öğrenime devam etti. Burada ki Türkler hakkındaki menfi tavırlar ilerde oluşacak milliyetçilik duygusunun gelişmesinde önemli yer etmektedir. İleriki yıllarla beraber Arap isyanlarını ve mütareke yıllarını görmesi kendisinde ön yargının oluşmasını sağlamakla beraber rotasının ırkçılığa doğru yönelmesine neden olur.

Hüseyin Nihal Atsız, bu yıllarda sürekli tarih okumakta ve devletin bekasını nasıl sağlayabileceğiyle ilgili kendiyle istişare yapmaktadır.

basrigoculBalkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı bir ev vardır. İçerisinde "Uzun" lâkaplı Arif Ağanın reislik ettiği 7 nüfuslu şöhretsiz bir aile yaşamaktadır. Yanmasından iki yıl evvel, 1910 senesi Mart ayının 15.ci günü, bu ailenin fertleri arasına ismini "Basri" koyacakları biri daha katılıyor.

Kundaklanıp yanına yatırıldığı anası Hamide Hanım ve diğer hâne sâkinleri kederlidirler. Çünkü talihsiz yavru dünyaya bir bacağı ârızalı olarak göz açmıştır. Sol ayağının bilek altına düşen kısmı içe doğru kıvrıktır. Bahtsız Basri, çile çekmek, acemcede darb-ı meselleşen "Kâşki merâ mâder nezâdı' yâni (Validem beni keşke doğurmasaydı!) sözünü sık sık tekrarlamak üzere doğmuş gibidir.
Yürürken aksatacak kusurlu hâli, emekleme çağından kurtulup da sokak çocukları arasına katılınca alaya alınır oldu. Bu alaya almalar onurunu sarsıyor, körpecik yüreğine elem dolduruyordu.

nurettintopcu2Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den bu yana, büyük bir zevk ve takdirle takibettiğimiz, Nurettin Topçu’yu 10 Temmuz 1975 günü kaybetmiştik.

Büyük bir dâva ve fikir adamı olan Nurettin Topçu Bey’le, 1965 yılında müşterek bir dostumuz aracılığı ile şahsen tanışma imkânını bulmuştum... Daha ilk görüşte anlamıştım ki, yazılarında o kadar sert, cesur ve kabına sığmayan bir insan, hususi hayatında demek bu kadar mütevazi ve mütebessim olabiliyor, hattâ kibir ve gururdan nefret edebiliyordu...

Bir zamanlar Türk Gençlik Teşkilâtı’nın, sonra da Milliyetçiler Derneği’nin Kayseri şubesi yönetim kurulunda bulunduğumuz sıralarda, Onun hararetli yazılarından aldığımız feyz ve cesaretle, Türklük düşmanlarıyla mücadele azmimizi geliştirir, gençliğimizin en heyecanlı ve zevkli anlarını, merhum Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil ve Dr. Nurettin Topçunun yazılarını okumakla geçirirdik.

Vefatından sonra ise, Topçu’nun kurucusu bulunduğu “Hareket” dergisi ve yayınlarını,

burhantoprak“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk Orta Çağının zirvesidir. Onun divanı bizim divana commedia (ilahi kometya)’mızdır. O kitapta, ruhun büyüklüğü, vücudun fâniliği, kendi taliimizi yaratmamak felâketi, insanların bütün sefaleti, ulviliği, ıstırap ve tesellisi vardır.

Saz şâirlerini lüzumundan fazla tekdüze, lüzumundan fazla sâde, bir kelime ile bayağı buluyordum. Divan edebiyatına gelince; bu edebiyatın kendisine mahsus Cachet’si, bedi ve beyan kaideleriyle tespit edilmiş teşbih, istiare, mecaz vesairesi, klişeleri; gül deyince arkasından bülbül; gülşen, bahar, sabâ, bâde deyince, yine arkasından bezm, sâkî, mahbûb, cânân, sâgar ve piyâle kelimelerini sıralaması, nihayet biteviye aynı temaları, aynı düşünceleri gevelemesi, en büyüklerinde bile beni deli edecek kadar iğrendiriyordu. ”

NİHALATSIZTürkçülük ülküsünün büyük önderi, kudretli şâir ve tarihçi Nihal Atsız’ı 11 Aralık 1975 günü, beklenmedik bir anda kaybettik. 1975 yılı içinde Arif Nihat Asya, Necdet Sançar ve Nurettin Topçu ile birlikte Atsız’ın da aramızdan ayrılışı, Türkçülük dâvasına gönül verenleri derinden sarsmıştır.

1905’te İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Atsız’ın, babası Güverte Binbaşısı Mehmet Nail, dedesi Gümüşhane ilinin Torul ilçesine bağlı Midi köyünden Çiftçioğlu Ahmet Beydir. İlk ve orta öğrenimini çeşitli okullarda sürdüren Atsız, yüksek öğrenim için önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine, oradan da Askerî Tıbbiye’ye geçmiş, Ziya Gökalp’ın cenaze töreninde, o zaman milliyetçilerle diğerleri arasında çıkan kavga sebebiyle Askerî Tıbbiye’nin üçüncü sınıfından tard olunmuştur.

Bunun üzerine, bir yandan çeşitli yerlerde çalışırken, bir yandan da Yüksek Muallim Mektebini bitirmiş (1930) ve

CENGİZAYTMATOV(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya).
Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere sahip kitaplarıyla Türk kültür zenginliğini bütün dünyaya tanıtan yazar, edebiyatçı
12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Torekul Aytmatov, Sovyet Kırgızistan'ında seçkin devlet adamı idi, ancak 1937'de tutuklandı ve 1938'de kurşuna dizildi. Tatar kızı olan annesi Nagima Hamziyevna Abdulvaliyeva tiyatro aktrisiydi. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.

Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasî sistemle, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşı'nın SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı.

talibicoskunHalk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı hatırlarsak, XX. yüzyılın ünlü Halk Şairi “Talibî” Coşkun da, edebiyatımıza yeni bir isim kazandırdı; “Keklik Emine”...

Ne şehirli oldum ne de bir köylü

Geçti ömrüm adam olmadım eyvah.

Hayatım anlatsam çok uzun boylu

Kaderim yokmuş gülmedim eyvah.

Köylüler, geldikçe yüz vermediler

Komşular bir atım tuz vermediler 

Emmi dayı bana kız vermediler 

“Keklik Emine ”yi almadım eyvah...

Feridüddin-i Attar

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attâr olarak...

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve Niyazi Mısri'nin tasavvuf geleneğindeki yerleri ve etkileri kuşkusuz çok büyük ve...

KIRIM'A SEYAHAT - FATİH KERİMİ

İlk baskısı 2004 yılında hazırlanan Fatih Kerimî'nin Kırım'a Seyahat adlı bu kitabının o günkü telif ücreti "Kırım'da Çocuk Okutma Kampanyası"nda kullanılmak...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - NECAT

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla kültürümüz çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Türk...

LAKAPLARIYLA EDEBİYATÇILAR

Edebiyat Dunyamız

ADALET CİMCOZ: Fitne Fücur. · ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız. · ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna. · ERCÜMENT EKREM...

BİRLİKTEN CUMHURİYET DOĞAR

Özcan TÜRKMEN

Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük Önder Atatürk’ü ve silah...

MOTİFLERİN DANSI

Ayla Coşkun CEREN

Eller ne çok işe yararlar. Hayata tutunduğumuz, hayatı kavradığımız, işlediğimiz, ördüğümüz, inşa ettiğimiz, meydana getirdiğimiz, sevdiğimiz, hatta yok...

Bir Ses Mimarı: Yahya Kemal Beyatlı

Edebiyat Dunyamız

Kostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...Ne vakit Rumeli Hisârına baksam, Yahya Kemâl’in derin bir teessürle...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE NAMU

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve böylece genel kabulde olumlu olan bir kavram olumsuz, olumsuz görülen ise...

PROF.DR. ABDÜLKADİR İLGEN İLE "TÜRK

Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama, ilgili fikir çevrelerindeki yaygın kanaat eğer bir Türk medeniyeti oluşturulacaksa bunun zeminin...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor,...

ŞAİRLERİ KOVMAK İSTEYEN ŞAİR

Temel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her dönem tartışılagelmiştir. Çünkü felsefeyi bu alanlardan birine indirgemeden ya...

HATIRALAR IŞIĞINDA MEHMET AKIF ERSOY

 Mehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif,...

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BOYUTL

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte girmiştir. Her açıdan batılı değerlerin örnek alınmaya...

ÇOCUK EDEBIYATI VE EĞITIMI AÇISINDAN

ÖZÇocuk edebiyatı ve çocuk eğitimiyle ilgili günümüzde dikkat çekici çalışmalar yapılmaktadır. Eski dönemlerde de tam anlamıyla bu konulara yönelik olmasa da...

SEZAİ KARAKOÇ

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
HAYÂL ÜLKE

HAYÂL ÜLKE

06.10.2018
Hayâl; zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya demektir. Hayâlin ütopya ile yakın ilgisi vardır. Ütopya; gerçekleşmesi mümkün...
Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, güven(itimat). Güvenmek; bir şey veya kimsenin kendisinden bekleneni vereceğine veya yapacağına...
Ahmet Arvâsî Kendini Arayan İnsan adlı eserinde akıl-zekâ-vahiy konusunu işlerken şöyle der: “İnsan zihni, oluşu parçalayarak ve tasnif ederek gözlemektedir.”[1]...
Yeşil Câmi.. Hacı İvaz Paşa’nın gözleri enfüsîler dünyasına kapanmadan evvel inşâ edilmiş. Hem zaferi hem yenilgiyi tatmış Yıldırım Bayezid Hân’ın ve...
İner şeb-i tabîatın a şeb: Farsça’da...
Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son asrında cereyan eden Balkan Savaşları; Türk milliyetçiliği ve Anadolu...
13.yüzyıl Anadolu’nun gerçek bir aydınlanma dönemidir . Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Ahi Evran ve Yunus Emre bilge ve ulu kişilikleri...
Yirmi yaşımızı dolduralı bir iki seneden fazla olmamıştı; beylik kalıplar, beylik oyunlar, beylik dünyâlar içinde bunalmış kalmış olan şiire yeni...
ACELEMİZ VAR

ACELEMİZ VAR

04.03.2018
Hayat dediğimiz şey, güzel şeyleri beklerken arada geçen zamandır, değil mi? Hayatımız, yaptığımız seçimlerle yaşamak zorunda olduğunuz mecburi istikamettir, değil mi? Hayatı...
Egemenlik, TDK sözlüğünde; ‘’Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin hepsi, hükümranlık, hâkimiyet.’’ anlamında kullanılmaktadır. Başka sözlüklere de bakıldığında...
Doğrusunu söylemek gerekirse şimdiye kadar hiç duymadığım bir cümle: “Kızdıramazsın beni”. Bilakis sabır törpüsü olduğum durumları hatırlıyorum. Oysa Nasreddin Hoca...
Usûlî XVI. yüzyıl divan şairlerin en tanınmışlarından biridir. Her divan şairinin olduğu gibi Usûlî’nin de kendine has bir dili bulunmaktadır.
… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü niçin kesiyoruz? Sözümüzü esirgememekle nereye varacağımızı sanıyoruz? Sözü neden...
Türk edebiyatının Batılılaşma etkisinden önce ortaya çıkan yazılı mizah ürünlerinin hemen hepsi İslam kültür dünyası içinde oluşmuş ürünlerdir. Çoğunlukla eğitici,...
Önsöz İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve...