Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Error in function loadImage: The image could not be loaded.

Error in function redimToSize: The original image has not been loaded.

Error in function saveImage: There is no processed image to save.

Ahmet Muhip DiranasAhmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri edebiyatımızda bu üç şairle zirveye ulaşmış ve de ömrünü tamamlamıştır.

Modern Türk edebiyatının bugünlere hangi aşamalardan geçerek geldiğini, bunda hece şiirinin rolünü ilgi odağına çekecek her araştırmacının, hece şiiri bağlamında bu üç şairi ve bunların kalıtını sağlıklı bir şekilde irdelemesi gerekir. Çünkü hece şiiri batı ve eski edebiyatımızla modern edebiyatımız arasında bir geçiş, bir köprü özelliği taşımaktadır. Edebiyatımızda hece şiiri doğuyla batının, eskiyle yeninin kesiştiği bir yerde durmaktadır.

Ahmet Muhip Dıranas 1908 yılında İstanbul'da doğdu ve 21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Şiire ilgi ve sevgisinin gelişmesin­de lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın büyük etkisi oldu. Özellikle Tanpınar'ın; Baudelaire'i ve çağdaş Fransız şiirini onun teşvikiyle tanıdı.

tamillaaliyeva2Öykücü, edebiyat araştırmacısı. 1951, Beylekan bölgesi / Azerbaycan doğumlu. Tam adı Tamilla Abbashanlı-Aliyeva.

1951 yılı Temmuz ayının 20.günü Azerbaycan Aran Karabağ bölgesinde Beylegan şehrinde dünyaya geldi. Anne ve babasını erken kayıp etmiş, teyzesinin himayesinde büyütüldü. 1958’da Geray Esedov Ortaokulunu 1968’de yüksek puanla bitirdi. 
1969’de Bakı Devlet Üniversitesinin İletişim Fakültesini kazandı. Öğrencilik yıllarında Azerbaycan Devlet Radyo-Televizyon Şirketinde sözleşmeli olarak çalıştı. 1974‘te üniversiteden mezun oldu, 1975’te Bakı Devlet Üniversitesinin Filoloji Fakültesinde Araştırma Görevlisi olarak işe başladı. 1987 yılında Batı Avrupa, Amerika, Avustralya Edebiyatları üzerine doktora eğitimini kazandı.1992 yılında Azerbaycan-Amerika Edebi İlişkileri konusunda doktorasını yaparak Moskova Ali Attestasiya Komisyonu tarafında doktor unvanını kazandı. 1998 yılında doçent oldu.

ziyagokalp(Doğum 23 Mart 1876 – Ölüm 25 Ekim 1924), Yapıtları ve görüşleriyle Türkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini önemli ölçüde etkileyen Türk toplum bilimci, yazar, şair ve siyasetçidir. Meclis-i Mebusan'da ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde milletvekilliği yapmıştır. "Türk milliyetçiliğinin babası" olarak da anılır. Ziya Gökalp 23 Mart 1876'da, yerel bir gazetede çalışan memur Çermikli Tevfik Bey'in oğlu olarak Diyarbakır Çermik'te dünyaya geldi. Annesi Zeliha Hanım’dır. Kimi yazarlar, baba tarafından Zaza ya da Kürt kökenli olduğunu iddia etmiştir. Ziya Gökalp ise babasının Türk olduğunu söylemiştir.
Ziya Gökalp, eğitimine doğduğu yer olan Diyarbakır’da başladı. 1886’da Mektebi Rüştiye-i Askeriyye’ye (Askeri Lise) girdi; özürlük düşüncesini ilk defa bu okuldaki hocası Kolağası (Önyüzbaşı) İsmail Hakkı Bey aşıladı. Askeri rüştiyenin son sınıfında iken babasını kaybetti.
ahmetcevdetpasaAilesi ve Medrese tahsili
Osmanlı Devleti’nin ilim ve devlet adamlarından olan Ahmet Cevdet Paşa; milâdî 26-27 Mart 1823 (Hicrî 13-14 Recep 1283) yılında şimdiki adı Loveç olan Bulgaristan’ın Lofça kasabasında kendi ifadesi ile “ruz-ı hızra kırk gün kalarak” doğdu.54Ebu’l-ulâ Mardin, Lofça’nın tabii özellikleri, suyu ve havasının letafeti sebebiyle orada doğup büyüyen çocukların kuvvetli ve zeki olduklarını, bunu Cevdet Paşa’da da görmenin mümkün olduğunu, bu güzel iklimin onun tabiatına tesir etmiş bulunduğunu, yetmiş yaşında bile zihnen ve bedenen dinç kalarak ve muhakemesini kaybetmeyerek çalışmalarını sürdürdüğünü kaydeder.55
Asıl adı Ahmet olup Cevdet mahlasını İstanbul’da eğitim gördüğü sırada Şair Süleyman Fehmi Efendi’den almıştır. Babası Lofça’nın ileri gelenlerinden ve meclis azasından Hacı İsmail Ağa, annesi yine Lofçalı Topuzoğlu hanedanından Ayşe Sümbül Hanım’dır.

canozgur1962 Eskişehir doğumlu. İlk, Orta ve Lise tahsilimi Eskişehir’de tamamladı. 1985 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Aynı yıl mezun olduğum Bölümün Eski Türk Dili Anabilim Dalında Yüksek Lisans öğrenimime başladı.Tez olarak Veterinerliğe ait ‘‘Baytaratü’l-Vazıh’’ adlı eserin Paris BibliotequeNationale’de bulunan Oğuzca (Türkmence) nüshasının transkripsiyonlu metni ile gramatikal indeksini hazırladı.

1988 Ekim’inde Eski Türk Dili Anabilim Dalının Doktora programına kaydoldu. Ders devamından sonra Yüksek Lisans Tez hocası Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya’nın idaresinde‘‘Baytaratü’l-Vazıh’ınKıpçakça ve Türkmence Yazmalarına Göre Kıpçakça’nın Oğuzlaşması (Türkmenceleşmesi) Üzerine Bir Dil Araştırması’’ adlı teziyle sahasında 1994 Aralık ayında Bilim Doktoru ünvanını aldı. Bu çalışması da Baytaratü’l-Vazıh’ın İstanbul Topkapı Sarayı Revan Köşkü Kütüphanesi 1695 numarada kayıtlı olan Kıpçakça yazması ile Yüksek Lisans Tezinde hazırladığı Oğuzca (Türkmence) yazmasını karşılaştırdı.

2002 yılında Kütabü’l-Hayl (MemlükKıpçakçası ile yazılmış ilk Türk at ve atçılık eserinin Paris yazması) adlı kitabı doçentlik çalışması olarak yayımladı. 2003 yılında ise aynı kitabın dil incelemesini yaparak ikinci baskısını çıkardı.


Yıldırım GÜRSES

Saygı ve rahmetle anıyoruz.

Yıldırım Gürses, 21 Ocak 1938 tarihinde Bursa’da doğmuştur. Babası Ziraat Bankası memurlarından Nasuhi Bey ve annesi Müeyyet Cevriye hanımdır. Ablasının adı Cahide’dir. Babası ud çalar ablası söylerdi. Bu da küçük Yıldırım’ın ilk müzik eğitimi oluyordu. Bu arada şarkı söylemeyi, usul ve uslubü öğreniyor ve biraz da kanun çalıyordu.

İlk okula babasının tayin olduğu Bursa Yenişehir’de başladı, sonra yine Bursaya gidince orada devam edip Çelebi Mehmet Ortaokulundan sonra Bursa Erkek Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Sonra Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi’ni kazanarak üniversite eğitimine Ankara’da devam etti ve bu üniversiteden mezun oldu. Lise döneminde Türk Musikisi Cemiyetin’de çalışmalara başladı. Aynı dönemde Ticaret Lisesinde konserler vermiştir. Üniversitede okurken bir yandan da türk ve batı müziği dersleri aldı.

1959 yılında Ankara Devlet Opera imtihanına girdi ve Türkiye birincisi oldu. Opera’da 7-8 ay çalıştıktan sonra ayrıldı ve TRT sınavını yine üstün başarıyla kazanarak çalışmalarına burada devam etti. Radyodaki çalışmaları sırasında beste yapmaya da başladı.

12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz güverte binbaşısı Mehmed Nail bey, Annesi deniz yarbayı Osman Fevzi bey kızı Fatma Zehra hanımdır. Ailenin en büyük çocuğu olup bir erkek bir de kız kardeşi vardır. (Fatma Neziha- Nejdet Sançar) Çocukluğu dış tehditlerin arttığı, siyasi farklılıkların çatışmaya dönüştüğü, devletin azınlıkların çıkardığı nümayişlerden dolayı başını kaldıramadığı bir dönemde geçti. Mâmâfih ihanet sözcüğü Atsız beyin hayatında çok önemli bir yer işgal etti.

İlk ve orta öğrenimi Kadıköy’deki Fransız ve Alman okullarında eğitim aldı. Daha sonra babasının yanına giderek Süveyş’de Fransız okullarında öğrenime devam etti. Burada ki Türkler hakkındaki menfi tavırlar ilerde oluşacak milliyetçilik duygusunun gelişmesinde önemli yer etmektedir. İleriki yıllarla beraber Arap isyanlarını ve mütareke yıllarını görmesi kendisinde ön yargının oluşmasını sağlamakla beraber rotasının ırkçılığa doğru yönelmesine neden olur.

Hüseyin Nihal Atsız, bu yıllarda sürekli tarih okumakta ve devletin bekasını nasıl sağlayabileceğiyle ilgili kendiyle istişare yapmaktadır.

basrigoculBalkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı bir ev vardır. İçerisinde "Uzun" lâkaplı Arif Ağanın reislik ettiği 7 nüfuslu şöhretsiz bir aile yaşamaktadır. Yanmasından iki yıl evvel, 1910 senesi Mart ayının 15.ci günü, bu ailenin fertleri arasına ismini "Basri" koyacakları biri daha katılıyor.

Kundaklanıp yanına yatırıldığı anası Hamide Hanım ve diğer hâne sâkinleri kederlidirler. Çünkü talihsiz yavru dünyaya bir bacağı ârızalı olarak göz açmıştır. Sol ayağının bilek altına düşen kısmı içe doğru kıvrıktır. Bahtsız Basri, çile çekmek, acemcede darb-ı meselleşen "Kâşki merâ mâder nezâdı' yâni (Validem beni keşke doğurmasaydı!) sözünü sık sık tekrarlamak üzere doğmuş gibidir.
Yürürken aksatacak kusurlu hâli, emekleme çağından kurtulup da sokak çocukları arasına katılınca alaya alınır oldu. Bu alaya almalar onurunu sarsıyor, körpecik yüreğine elem dolduruyordu.

nurettintopcu2Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den bu yana, büyük bir zevk ve takdirle takibettiğimiz, Nurettin Topçu’yu 10 Temmuz 1975 günü kaybetmiştik.

Büyük bir dâva ve fikir adamı olan Nurettin Topçu Bey’le, 1965 yılında müşterek bir dostumuz aracılığı ile şahsen tanışma imkânını bulmuştum... Daha ilk görüşte anlamıştım ki, yazılarında o kadar sert, cesur ve kabına sığmayan bir insan, hususi hayatında demek bu kadar mütevazi ve mütebessim olabiliyor, hattâ kibir ve gururdan nefret edebiliyordu...

Bir zamanlar Türk Gençlik Teşkilâtı’nın, sonra da Milliyetçiler Derneği’nin Kayseri şubesi yönetim kurulunda bulunduğumuz sıralarda, Onun hararetli yazılarından aldığımız feyz ve cesaretle, Türklük düşmanlarıyla mücadele azmimizi geliştirir, gençliğimizin en heyecanlı ve zevkli anlarını, merhum Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil ve Dr. Nurettin Topçunun yazılarını okumakla geçirirdik.

Vefatından sonra ise, Topçu’nun kurucusu bulunduğu “Hareket” dergisi ve yayınlarını,

burhantoprak“Yunus Emre’yi bulmadan önce, Türk edebiyatının havasında bunalıyordum. Yunus Emre, Türk Orta Çağının zirvesidir. Onun divanı bizim divana commedia (ilahi kometya)’mızdır. O kitapta, ruhun büyüklüğü, vücudun fâniliği, kendi taliimizi yaratmamak felâketi, insanların bütün sefaleti, ulviliği, ıstırap ve tesellisi vardır.

Saz şâirlerini lüzumundan fazla tekdüze, lüzumundan fazla sâde, bir kelime ile bayağı buluyordum. Divan edebiyatına gelince; bu edebiyatın kendisine mahsus Cachet’si, bedi ve beyan kaideleriyle tespit edilmiş teşbih, istiare, mecaz vesairesi, klişeleri; gül deyince arkasından bülbül; gülşen, bahar, sabâ, bâde deyince, yine arkasından bezm, sâkî, mahbûb, cânân, sâgar ve piyâle kelimelerini sıralaması, nihayet biteviye aynı temaları, aynı düşünceleri gevelemesi, en büyüklerinde bile beni deli edecek kadar iğrendiriyordu. ”

NİHALATSIZTürkçülük ülküsünün büyük önderi, kudretli şâir ve tarihçi Nihal Atsız’ı 11 Aralık 1975 günü, beklenmedik bir anda kaybettik. 1975 yılı içinde Arif Nihat Asya, Necdet Sançar ve Nurettin Topçu ile birlikte Atsız’ın da aramızdan ayrılışı, Türkçülük dâvasına gönül verenleri derinden sarsmıştır.

1905’te İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Atsız’ın, babası Güverte Binbaşısı Mehmet Nail, dedesi Gümüşhane ilinin Torul ilçesine bağlı Midi köyünden Çiftçioğlu Ahmet Beydir. İlk ve orta öğrenimini çeşitli okullarda sürdüren Atsız, yüksek öğrenim için önce İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine, oradan da Askerî Tıbbiye’ye geçmiş, Ziya Gökalp’ın cenaze töreninde, o zaman milliyetçilerle diğerleri arasında çıkan kavga sebebiyle Askerî Tıbbiye’nin üçüncü sınıfından tard olunmuştur.

Bunun üzerine, bir yandan çeşitli yerlerde çalışırken, bir yandan da Yüksek Muallim Mektebini bitirmiş (1930) ve