Çarşamba 21 Ağustos 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
necipfazilTürk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir adamı ve şairlerinden biri de hiç şüphe yok ki, üstad Necip Fazıl Kısakürek’tir.
O, seksen yıllık ömrü içinde, kaleme aldığı nesir ve şiirleriyle, asil ve necip milletimizin millî ve manevî duygularına tercüman olmuştur. Özellikle 1943 yılından itibaren çıkarmağa başladığı ve vefatına kadar aralıklarla devam eden “Büyük Doğu” dergisindeki fikrî, dinî, İlmî ve edebî yazıları ve polemikleriyle, imanlı ve azimli bir nesil yetiştirmiştir.
O itibarladır ki, Kültür Bakanlığının “Büyük Ödül”ünü almış ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından, kendisine 1980 yılında “Sultânü’ş Şuârâ” (Şairler Sultanı) ünvanı verilmiştir.
Necip Fazıl, Kültür Bakanlığı’nın “Büyük Ödül’ünü aldığı zaman, ünlü mizahçı Aziz Nesin, ona gönderdiği 5 Aralık 1980 tarihli mektubunda:
“Bu ödülü almakla, Kültür Bakanlığı’m ödüllendirdiniz.’’ demiştir.
Maraşlı bir ailenin çocuğu olarak 26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğan Necip Fazıl, 25 Mayıs 1983’te yine İstanbul’da vefat ettiği zaman, Osman Yüksel Serdengeçti de:
Herkes, onun boşluğu nasıl doldurulacak diye soruyor. Boşluk bırakmadı ki doldurulsun. Her yeri doldurdu öyle gitti. ” diye yazmıştı.
Amerikan ve Fransız kolejlerinde, Bahriye Mektebi’nde ve Darülfünunun Felsefe Bölümü’nde okudu. 1925’te Suat Flay-ri Ürgüplü ve Burhan Toprak’la birlikte, öğrenime gönderildiği Paris’ten, bir yıl sonra yurda döndü... Burhan Toprak’ın, daha sonra çıkardığı “Yunus Emre Divanı”ndan büyük ölçüde etkilemiş ve Yunus Emre için:

Kaç mevsim bekleyim daha kapında
Ayağımda zincirboynumda kement?
Beni de, piştiğin belâ kabında
O kadar kaynat ki, buhara benzet.
Bekletme Yunus’um, bozuldu^ bağlar
Düşüyor yapraklar, geçiyor çağlar 
Veriyor, ayrılık dolu semâlar
 İçime bayıltan, acı bir lezzet.
Rüzgâra bir koku ver ki, hırkandan
Geleyim, izine doğru arkandan;
Bırakmam, tutmuşum artık yakandan
Medet ey dervişim, Yunusum medet!

şiirini terennüm etmiştir.
1950’li yılların başlarında, o zamanki gençlik rüzgârlarının esintisiyle, Necip Fazıl’ın:

Bir çukur solumda, bir taş sağımda
Kabre girdiğim gün şu genç çağımda 
Öyle bir yüksel ki sen toprağımda 
Görenler ruhumu tütüyor sansın.
tarzındaki aşk şiirlerini ezberliyorduk...
Daha sonraki yıllarda, hele onun “Büyük Doğu Cemiye-ti”nin şubesini açmak üzere Kayseri’ye gelişinin ve verdiği konferansların etkisiyle:
İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan hep basamak basamak
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift; birinden nûr akar, birinden kir...
mısralarıyle başlayan meşhur “Sakarya Türküsü” ve ülkemizde; “ On kulun, Allah ’ın on pulunu beklediği halde, bir kişiyle tam dokuz, dokuz kişiye bir pulun taksim edilmesi” gibi, hak hukuk ve sosyal adaletin hiçe sayıldığı bir dönemi tasvir eden “Des-tan”mı hafızalarımıza nakşediyorduk:

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmak sokak
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak.
Durun, durun bir dünya iniyor tepemizden
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden.
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum
Bu toprak çirkef oldu, bu gök yüzü bodurum...

1934 yılında Nakşibendî Şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvâsî Hazretleriyle tanışıncaya kadar ve neredeyse yaşamamış saydığı yıllarda yazdığı şiirlerinden bir kısmını “Çile” isimli kitabına
almamış ve bu durumu şu beyitle simgelemiştir:
Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum
Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmuşum!
Necip Fazıl, tâ Deniz Lisesi’ndeki günlerden tanıştığı ve şair kişiliğini her zaman takdir ettiği Nâzım Hikmetle olan münasebet ve düşüncelerini şöyle anlatır:
“...İkinci Dünya Harbi arafesinde, kendisini bir akşam vakti Sultanahmet Cezaevi’nde ziyaret ettim. Tel örgülere geldi.
-    Nâzım, benim rejimim olsa seni asardım. Fakat bu hiçlik rejiminde (İnönü devri) fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmesinden müteessirim. Onun için ziyaretine geldim, dedim.
Gözlerinde iki damla yaş, cevap verdi:
-    Benim de rejimim olsa, ben de seni asardım. Sonra da darağacının başında ağlardım. Seni anlıyorum. Bil ki, bu soylu tarafının daima takdircisi kalacağım...
Nâzım ’ın Rusya ’ya kaçışını, vatan hainliği telâkki edenlerle aynı fikirde değilim. Nâzım ’m, bilinen mânâda vatan hainliği yoktu. Fakat Türk’ün ruhuna ihaneti vardı. Bu ihanet, yüzbin vatan satmaktan beterdir. Ve üzerinde durulması gerekli biricik noktadır." (Erkekçe Dergisi: Şubat 1983).
Başta Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere, zamanın bütün bakanlarının, parlamenter ve ileri gelen bürokratlarının alaşağı edilip zindanlara .itildiği 27 Mayıs 1960 ihtilâline; en iyi teşhisi koyan:
“ Yoğurttan bir iktidara, mukavvadan bir hançer saplandı" tarzındaki tesbitiyle, en iyi teşhisi koyan Necip Fazıl olmuştur.
İstanbul’a bir gidişimde, 7 Mayıs 1979 günü, Bab-ı âli’de-ki bürosunda ziyaret ettiğim üstadın, bana son derece mültefit ifadelerle imzalayıp lütfettiği “Çile” isimli şaheseri, o gündenbe-ıi şiir ve fikir dünyamı aydınlatan bir meş’âle gibi, kitaplığımdaki en mutena yerini korumaktadır:
İlâhî nûrundan alsam nasibi
Kırılsa gururum, kibrim kırılsa.
Çölde özlenen yaz yağmuru gibi
Göz yaşlarım aksa aksa durulsa.
Hummasını aşkın dalsam da dalsam
Liva ul hamd olan gölgende kalsam.
Yollarında Veysel Karanı olsam
Tabanlarım yarık yarık yarılsa!
şiirimi okuduğum zaman, son derece duygulanıp, tebrik makamında alnımdan öptüğümü hatırlıyor, halen o sıcak ve samimi anın mutluluğunu yaşıyorum.
O zaman Kayseri’de sahibi bulunduğum günlük siyasî “Hâkimiyet” gazetesinin yanında, Son Posta, Milliyet, Tercüman ve Anadolu Ajansı’nın muhabirliğini yapmıştım. Fakat 1954 yılında, yine üstadın yönetiminde bir süre günlük gazete olarak çıktığı sırada “Büyük Doğu”nun Kayseri muhabirliğini deruhte etmiş olmamın, meslek hayatımda önemli bir yeri vardır.
Necip Fazıl’ın, dillerden düşmeyen ve okunduğu zaman gönüllere gerçekten derinliğin huzurunu veren bir şiirini tekrarlayarak, rûhunu şâdetmek istiyoruz:
BEKLENEN
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan, bir günahı
Seni beklediğim kadar.

Geçti, istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni; 
Bırak vehmimde gölgeni 
Gelme, artık neye yarar?

* Tasvir Gazetesi: 18 Eylül 2004.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile