Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

talibicoskunHalk Edebiyatımızda, nasıl ki “Kerem” denince hemen “Aslı”yı, “Mecnûn” denilince “Leylâ”yı hatırlarsak, XX. yüzyılın ünlü Halk Şairi “Talibî” Coşkun da, edebiyatımıza yeni bir isim kazandırdı; “Keklik Emine”...

Ne şehirli oldum ne de bir köylü

Geçti ömrüm adam olmadım eyvah.

Hayatım anlatsam çok uzun boylu

Kaderim yokmuş gülmedim eyvah.

Köylüler, geldikçe yüz vermediler

Komşular bir atım tuz vermediler 

Emmi dayı bana kız vermediler 

“Keklik Emine ”yi almadım eyvah...

diye, hayıflana hayıflana, şehir şehir, kasaba kasaba dolaşan ve asıl adı Hacı Bektaş olan “Talibî Coşkun”, 1904 yılında Şarkışla’nın Tonus (Toros) köyünde dünyaya gelmiştir.

Bir zamanlar 90 kiloda güreş tuttuğu bilinen Talibî Coşkun’un, iri cüssesi, siyah kalın kaşları ve gür bıyığı ile oldukça sempatik bir hâli vardı. Sesi de güzel olduğu için, bir süre camide müezzinlik görevinde bulunmuştur. Bu sırada dayısının “Emine” adındaki kızı sesine âşık olmuş, Talibî de Emine’yi sevmiş ve Onun için:

Seni gördüm evvel bahar yaz iken

O güzellik sende cilve naz iken 

Güller gonca iken, teller saz iken 

Belki seni bana yazar Yaradan.

tarzında şiirler söylemeye başlamıştır. Ne var ki, Emine’yi babası bir başkasıyla evlendirmiş, bu aşk ve acı ile yurdunu yuvasını terkedip, onun aşkıyla yanıp tutuşan Talibî, bir türlü bu aşkın hummasından kendisini kurtaramamıştır.

Uzunyayla’da çobanlık ettiği ve Emine’nin aşkıyla yanıp tutuştuğu yıllarda, bir ara canından bezer ve zehir içip hayatına kıymayı düşünür. Sonra da:

Yanılırsın bu zehri nûş edersin

Hayatını kırar külhaş ede sin 

Ahrette yerini ateş edersin 

Şeytanın sözüne uyma ozanım!

diyerek, düşündüğü kötü şeylerden vazgeçer.

Aynı günlerde, Talibî bir gece Evliya Çelebiyi rüyasında görür. Evliya Çelebi ona:

- Ey evlât, sen de benim gibi gez dolaş. Derdini unutur, Emine’den daha güzellerini bulursun, der. Bunun üzerine ölünceye kadar âdeta göçebe hayatı yaşayan şair, ne yazık ki ne Keklik Emine’yi, ne de onun kadar güzeli bulabilmiştir.

Böylesine bir karamsarlık içerisinde, kah köyden şehire kâh şehirden köye mekik dokuyup duruyordu:

Evvel reçberidim çok ektim biçtim

Sap dibinde ılık sulan içtim 

Mal davar kalmadı şehire kaçtım 

Baba servetini bulmadım eyvah.

Şehire vardım gel beri dediler

Gıyabıma “Bu serseri" dediler 

Sen durma köyüne yürü dediler 

Şaşırdım yolumu bulmadım eyvah.

Köye geldim hep yanıma geldiler

Kravat takınmış diye güldüler 

Parasız diye altımı çaldılar 

Eller gibi adam olmadım eyvah.

Şehirliler dedi; kaba sözün var

Kıraçta büyümüşsün açık gözün var 

Sen ne okuyorsun ne de yazın var 

Bir okul tahsili görmedim eyvah.

Köylere geldikçe büyümüş dediler

Pantulu dizine uymuş dediler 

Ayağına fotin giymiş dediler 

Kalıp kıyafete uymadım eyvah...

63 il, 520 ilçe ve binlerce köy gezen Talibî’nin, yolu elbet-teki ki Ankara’ya da düşer. Amacı Atatürk’ü görmektir. Fakat ne mümkün... Gene de hiç olmazsa bu isteğini, Prof. Afet İnan Hanımefendiye sunduğu bir şiirle dile getirir:

Farıdı gönlüm farıdı Eridi gönlüm eridi 

Benim dileğim varidi Atatürk u göremedim...

1949 yılında, şairin yolu Kayseri’ye de uğramış, orada Fatma adında dul bir kadınla evlenmiştir. O zamanki geçim şartlarının zorluğu karşısında, broşürler halinde bastırdığı şiirlerini, dolaştığı yerlerde okuyup satma imkânları aramış ve bu arada “Yoksulluk Üzerine” şu koşmayı yazmıştır:

Gezdirir gurbet illeri

Yol ettirir bu yoksulluk.

Ayırır kavum kardaştan

El ettirir bu yoksulluk.

Sabah, olur yola revan

İş bulamaz gezer avan 

Aç kalır ekmeği yavan 

Bal ettirir bu yoksulluk.

Kahve köşesinde yatar

Bunalır yorganı satar 

Hanesi burnuna tüter 

Del’ ettirir bu yoksulluk.

Aslından belli olur beylik

Vicdanı olan eder eylik 

O da sende dokuz aylık 

Kul ettirir bu yoksulluk

TalibiHak’ka güvenci

Bu zamanda, çok düzenci 

Altun olursa kazancı 

Pul ettirir bu yoksulluk.

Talibî’ye göre, bütün kullar, seller, göller murada erer amma, kendisi bir türlü “Keklik Emine”sine kavuşamaz. Talibî Coşkun’un-.

Güneş gibi şahsım olsa

Devlet gibi tahdım olsa 

Gazi gibi bahtım olsa 

Yine bana gelen olmaz.

Güller açsam bağlar gibi

Gazel döksem çağlar gibi 

Altun olsam dağlar gibi 

Kıymetimi bilen olmaz.

Hazne dolu akçem olsa

Türlü kumaş bohçam olsa 

Yalan dünya bahçem olsa 

Benden bir gül alan olmaz.

gibi, edebiyat tarihine geçen koşma ve semailerinden birçoğu bestelenmiş ve plâklara okunmuştur.

Şiirlerinde mısra mısra hayat görüşünü ve felsefesini dile getiren Talibî Coşkun’un, işte tazeliğini her zaman koruyacak değerdeki koşmalarından biri:

Hakka tapınan âşıklar

Ayrılmaz bir yola gider 

Dünya malına tapanlar 

Her biri bir kola gider.

Çark-ı felek gökte döner

Rahmet melekleri iner 

Her çiçeğe an konar 

Ayrı ayrı bala gider.

Gönlünü enginde gezdir

Malını meydana dizdir 

Altunu sarrafa bozdur 

Başka yerde pula gider.

Sahipsize kimse bakmaz

Tarlasına suyu akmaz 

Kız evlâdı ocak yakmaz 

O da birgün ele gider.

Aslı yandı Kerem ile

Derde düştü verem ile 

Mal kazanan haram ile 

Ahirinde sele gider.

Talibî arar dermanı

Süremedim şu devranı 

Uçtu kuşların kervanı 

Her biri bir dala gider.

Son yıllarda kendisiyle bir türlü görüşmek kısmet olmadı.

Ne yazık ki, 1976 Mart ayı içerisinde, Ankara’da vefat ettiğini vefatından iki ay sonra değerli şâir Osman Attilâ’dan öğrendiğim zaman, gözlerimiz dolu dolu oldu. Sonra Osman At-tilâ, kendine has üslûbuyla, onun şu mısralannı öyle bir duyarak okudu ki, umarım rûhu şâdolmuştur:

Talibî der ki n ’olurum

Mekânı nerde bulurum?

Korkarım garib ölürüm -

Getîâze&ıi kılan olmaz...

* Bahçe Dergisi: Temmuz 1976.

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile