Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

basrigoculBalkan Harbi sırasında, Çorlu'nun Muhittin mahallesinde, bozguna uğratılmış istilâcı düşmanın geri çekilirken çevresinde-kilerle beraber, yıkılıp külleştireceği önü bahçeli, tek katlı bir ev vardır. İçerisinde "Uzun" lâkaplı Arif Ağanın reislik ettiği 7 nüfuslu şöhretsiz bir aile yaşamaktadır. Yanmasından iki yıl evvel, 1910 senesi Mart ayının 15.ci günü, bu ailenin fertleri arasına ismini "Basri" koyacakları biri daha katılıyor.

Kundaklanıp yanına yatırıldığı anası Hamide Hanım ve diğer hâne sâkinleri kederlidirler. Çünkü talihsiz yavru dünyaya bir bacağı ârızalı olarak göz açmıştır. Sol ayağının bilek altına düşen kısmı içe doğru kıvrıktır. Bahtsız Basri, çile çekmek, acemcede darb-ı meselleşen "Kâşki merâ mâder nezâdı' yâni (Validem beni keşke doğurmasaydı!) sözünü sık sık tekrarlamak üzere doğmuş gibidir.
Yürürken aksatacak kusurlu hâli, emekleme çağından kurtulup da sokak çocukları arasına katılınca alaya alınır oldu. Bu alaya almalar onurunu sarsıyor, körpecik yüreğine elem dolduruyordu.



Hamide Hanım dinî inançları köklü, gelenekçi bir kadındı. Bu durum karşısında türlü türlü Yaradan'a sığınıyordu. Topal oğlunu yatır yatır dolaştırdı. Ermişlerden medet ummaktaydı. Ne yazık ki, netice yüz güldürmedi. Nihayet telkin yoluyla tedavisi denendi: "Yürürken yere Allah diye düz düz bas; sana yeni yeni, cici patikler alacağız!" denildi. Vaatli, öğüt tesirini hemen göstermişti. Küçüğümüz, duyduğu acıya aldırmaksızın yürüyor-ken, tabanının tamamını yere değdirmek için gereken gayreti harcamaktan geri durmuyordu. Her adımda cezbeli, zikirci dervişler gibi "Allah, Allah!" deyişi, hareketlerinin gizli takipçilerini melâllendiriyordu. Yıpranmadan değiştirilen süslü süslü patikler, düzgün yürüme uğrundaki sürekli çabasını gittikçe arttırıyordu...

Yukarıdaki izahatı bizzat kendisinden dinlediğimiz Basri Gocul diyordu ki:

"Sakat doğmaklığım, beni, bir bakıma kazançlı eylemiştir. Semtimizde oturur, efendi giyinişli, ak sakallı bir ihtiyar zât, sokağımızdan gelip geçtikçe yanaklarımı okşar: Yelesiz arslanım, Timurlengim nasılsın? İnşaallah büyüdün mü birşeyciğin kalmayacak. Koşularda bütün akranlarını arkanda bırakacaksın! sözleriyle yanık bağrıma soğuk sular serperdi. Mektepte (Timur-lenk) kelimesiyle tarihimizi şanlandıran bir destanlık cihangirin kastedildiğini öğrenmekliğim kalbimi (Türk Mefahiri) ne karşı muhabbetlendirmiş ve bu muhabbetin gelecekteki sanat çalışmalarımı yönlendirmede mühim rolü olmuştur."

Ayak sakatlığı dolayısıyle ufak yaşta verdiği çetin ve fakat başarılı irade imtihanı Basri Gocul'u "sabırlı, dirençli bir kişi" yapmakla birlikte, düşkünlere merhametli davranmıyan ZÛ-LÜMCÜ ZÜMRE'ye karşı da öçlendirmiştir.

1927 yılında Edirne Ziraat Okulunu bitiren Basri Gocul 1937'de Öğretmenliğe başlamış, bu arada "Türk Epopesi'ni gerçekleştirmeye ve folklor araştırmaları yapmaya koyulmuştur.

1941'de "Türk Epopesi'ni ilk defa Türk Dil Kurultayında teşhir etmiş ve "Türkçemizin özleştirilmesindeki hizmetlerinden dolayı" 1944 yılında Türk Dil Kurumu tarafından 1.000- Türk Lirası ile mükâfatlandırılmıştır.

1949'da çevreye tesir edebileceği ve "demagojik ifade taktiği ile halkı kolayca kandırabilir" bahanesiyle, kasaba okulundan 30 haneli köye genderil^i?tBîr^yıPboı ıi a"^Sur^ya^SH^^

de gayesini engelliyenle-rinrnâksatlı tehrnderiy!e~Niğde Müzesine nakledildi. Zulümcüle-ri bununla da yetinmedi ve 1957'de zamanın Niğde Valisinin kanunsuz bir emrine muhalefeti yüzünden yeniden köy öğretmenliğine döndürüldü.

1957 de, gençliğin millî his ve heyecanını kuvvetlendirmek için Milli Eğitim Bakanlığınca yurdun çeşitli bölgelerinde "Hamaset ve Oğuzlama Geceleri" hazırlamakla görevlendirildi. Yine uzun sürmeyen bu görevden sonra, Kayseri eski Belediye Başkanı merhum Osman Kavuncu, eserlerini daha kolay hazır-lıyabilmesi için Basri Gocul'un Kayseri Raşit Efendi Kitaplığında görevlendirilmesini sağlamış, ancak o zamanki bir kısım "hafif” yöneticilerin yeniden düşnamına hedef olunca, köyde çalışmak istemiş ve Ceyhan'a atanmıştır.

Basri Gocul'u Edebiyat alanında tanıtan ve ismini ölmezleştiren en önemli eseri (11.126) mısra tutan "OĞUZLAMA adındaki Türk Millî Destanı olmuştur.

"Adı ve kişiliği efsanelere karışmış, sözleri ve öyküleri en canlı tarih gerçekleri arasında yaşayan Dede Korkutun anlattıklarını şiirleştirmiş değerli bir yapıt olan" Oğuzlama:

Doludur, dopdoludur Yüreğimiz kin ile.

Uyanalım yiğitler Uyanalım tan ile.

Becit biniş binelim Biz Bayındır Han ile.

Sınırları geçelim Yeni doğan gün ile.

Kır atlar boyalansın Dökülecek kan ile.

Kükreyelim coşalım ilk verilen can ile.

Terimizi silerken Lime lime yen ile;

Çan sesleri basılsın Banlanacak ban ile!...

tarzındaki Türk'ün şehamet örnekleriyle doludur.

Acırsam Türklük için harcadığım emeğe ilkin babam tükürsün süt emdiğim memeye!

diyerek, gençliğinin en verimli çağını ve hattâ bütün ömrünü vakfettiği OĞUZLAMA'nın, Türk Dil Kurumu ya da Devlet tarafından bastırılması için girişilen bütün teşebbüsler maalesef sonuçsuz kalmış, yazarı da zaman zaman horlanmış ve hakir görülmüştür.

Şehnameyi yazdığı için Gazne Saraylarında altın ve mücevherle tartılan Firdevsî gibi, diğer milletlerin kendi destanını yazan şairleri nasıl himaye ettiklerini hatırladıkça:

Biçilmedi ettiklerim Boşa gitti çektiklerim

diye hayıflanmış, fakat yine de azimle eserlerini yazmağa devam etmiştir.

Nasıl ki Almanların (Nibelungen)i, Fransızların (Chansan de Rolard)'ı, Finlilerin (Kalevala)sı ve İranlıların (Şehname)si varsa, bizim de aziz şairimiz Basri Gocul’un: "gözlerini izlediği yolun aşılmadık duraklarına yöneltip, dizlerinin gücü tükeninceye kadar yürüyerek" üç kıtada at oynatan Türk Milletinin en eski

epopesinden meydana getirdiği "OĞUZLAMA" gibi bir millî destanımız vardır...

Türkçeye olan derin vukufiyet ve kelime seçmekteki üstün maharetiyle, Tanrıdağ, Orkun, Filiz, Türkeli ve Araş gibi milliyetçi dergilerde yayınlanan şiirleriyle birlikte Basri Gocul 30’a yakın kitap çıkarmış, 1956 yılından başlıyarak Mevlânâ'dan yaptığı manzum tercümeleri de (En Güzel Şiirleriyle Mevlâna) ve (Mevlâna'dan Seçme Şiirler) isimli kitaplarda toplamıştır.

(Gül Sevgisi Kalpte İken - Acıtır mı Eli Diken?), (Öldüğün Vakit Acından - Tâbutun Koz Ağacından), (Söndüreyim Derken Mumu - Sakalcığın Tutuştu mu?), (Gerekken Yepelenmek - İstendim Tepelenmek), (Biçilmedi Ektiklerim - Boşa Gitti Çektiklerim) ve (Biçilecek Ektiklerim - Boşa Gitmez Çektiklerim) gibi broşürleriyle, çeşitli taşlamalarını ihtiva eden ve 10 kitaptan meydana gelen (Bal Yeyip Gül Koklasam - Azalmış Olmaz Tasam) isimli eserini de fasiküller halinde yayınlamağa muvaffak olmuştur.

Farsça ve Çağataycayı da bilen Basri Gocul, bunların dışında, tasavvuf! önemi haiz olan bir eser daha hazırlamıştır ki (Mezarlıkta Şarkı Söyleyen Adam) adını taşıyan bu eserin ne safhada olduğunu ne yazık ki bilemiyoruz...

Sınırların ötesi Bizlere durak oldu.

Sanasın, düşman ekin Kılıçlar orak oldu.

mısralarında da görüldüğü gibi, O, Türk'ün yurt sevgisini, savaş ve zafer aşkını, Türk şecaat ve hamasetini büyük bir sabır ve titizlikle işleyip destanlaştıran şairdir.

İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif'in: "Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemelil" diye haykırdığı ezan sesi ve istiklâlimizin sembolü olarak İstiklâl Marşımızın konusunu teşkil eden şanlı bayrak, Türk ve İslâm ülkesinin iki önemli alâmet-i farikası olmuştur. Basri Gocul:

Adına denilince bir yerin Türk Ülkesi,

Gözüm albayrak arar, kulağım ezan sesi!

mısralarıyle, istiklâl ve islâmiyete olan bağlılığını en veciz şekilde dile getirir.

Bayrak Şairi merhum Arif Nihat Asya ile fikir ve mizaç itibariyle aralarında büyük benzerlikler vardı. Arif Nihat Asya:

Biz kısık sesleriz... Minareleri Sen, ezansız bırakma, Allah'ım!

diye dua ederken, Basri Gocul da şöyle diyordu:

Yurdun er-geç bulunur dertlerine çâreler Yeter ki müezzinsiz kalmasın minareler.

Sayın A. Vehbi Ecer, "Oğuzlama" için: "İslâmdan önceki devirlerin olaylarını ve yaşantılarını kapsamasına rağmen, orada İslâm illâhiyatının özüne aykırı bir fikir ve inanış bulmak mümkün değildir." demektedir. Bunun gibi:

"Kâinatın Serveri"olmasaydı, "Son Nebî"

Nebî'nin bir yenisi gelmez miydi, ey gabî?

diyen Basri Gocul'un da bütün şiirleri İslâmiyetin esaslarına ve Türkün asaletine dayanır. Esasen Basri Gocul'un üstün sanat gücü de kaynağını buradan almaktadır.

Günün moda çarpıklıklarına kapılarak insan ahlâkına ve hele İslâmî ölçülere asla uymayan ve yine Arif Nihat Asya'nın:

Sen diyorsun mini etek Ben diyorum hani etek?

diye tarife çalıştığı acaip kıyafetlerle sokağa dökülenlere:

Herkesin ahlâkını tamam mı sandın Yoksa, kızım, sokağı hamam mı sandın?

şeklindeki esprisiyle takılıyordu.

"Oğuzlama"dan sonra, daha çok "Taşlama" yazmağa özenen ve bu alanda da büyük başarı sağlayan Gocul'un: "Sende mi Britüs?" misali, nankör insanları "it" leştirmesi ne kadar ye-rindedir:

Bir itin ısırması düşürmez beni gama Kapımda beslenmemiş olmaklığı şart ama!

Yine, insanlardaki menfaat hırsını ve zaafı ifade eden şu mısralardaki buluş ve sanat gücüne bakınız:

Değirmene soktunsa kara köpeği Rengi beyaz olarak ara köpeği.

İşgal ettiği makamın hakkını veremiyen, oturduğu koltuğu dolduramıyan insanlar için şöyle demişti:

Tahtadansa bir kılıç Kınının içine sıç!... W

Bir ara Millî Eğitim Bakanlığı yapan Sayın Orhan Oğuz'dan umduğu ilgiyi göremeyince, O'na:

Orhan Oğuz, Orhan Oğuz Bugün varsak yarın yoğuz!

diye iki satırlık bir mektup yazacağını söylemişti. Muhatabına ulaştı mı idi bilmiyorum?

Mensubu olduğu milletin kahramanlıklarla dolu tarihinden engin bir haz duyan Basri Gocul, sıhhatini ve bütün sanat gücünü ülküsü uğrunda feda etmiş, fakat korunması ve yardım

edilmesi beklenirken, aksine önüne çıkarılan engellerle yıpratılmak istenmişti.

Millî Destan şairimiz Gocul, ne yazık ki kabrinin kitabesi için de:

Sevinçsiz yaşatılmış Şehnameci bir şair Bu mezara gömülmüş bulunuyor, ey zair!

mısralarını bırakarak, 9 Ocak 1976 Cuma günü Bursa'da vefat etmiş ve Emirsultan Kabristanında toprağa verilmiştir. Sayın İsmet Tümtürk'ün, Nihat Atsız için yazdıklarını aynen Basri Gocul için de söyleyebiliriz: "O, tuğların ve sancakların ufuklara doğru yarıştığı, kahramanlık şan ve şeref ardından koşulan çağlarda dünyaya gelmeliydi. Menfaatin, riyanın ve korkunun geçer akçe olduğu devirlerde yaşadı..."

Naçiz şahsıma karşı hiçbir zaman esirgemediği sevgi ve iltifatın bir belgesi olarak 20 Ocak 1973 tarihli mektubunda şöyle diyordu:

Ey aziz dost; Altını senin ile tartmalı Ki altının değeri bir kat daha artmalı

Vaktiyle tarafımızdan çıkarılan "Filiz" dergisinin Ni-san/1972 tarihli sayısında yayınlanan (Vatan) şiiriyle yazımızı bitirmek ve O'na olan üstün saygı ve hayranlığımızı tazelemek istiyoruz:

“Doyulan yer -diyorlar- aslında Vatan!"

Vatansız mı sayılır karnı aç yatan?

Yalnız doyanlar mı Vatanlıdırlar

Vatanın mânası bu kadar mı dar?

Gerçek Vatan, soy ile yaşanan yerdir,

Ayrılınca gözden yaş boşanan yerdir!...

(1) Bal Yeyip Gül Koklasam / Azalmış olmaz Tasam! 8'inci kitap, s. 16, Bursa 1969.

* Bahçe Dergisi: Şubat 1976.

Abdullah SATOĞLU

Yazar Hakkında

Abdullah SATOĞLU

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış....

ANKARA'LI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KE

Paşa[1], yorgunluk kahvesini içmişti. Şöyle yalnız başına Ankara’da dolaşmak istiyordu. Çankaya’daki küçük bağ evinden çıktı, toprak yolda yürümeye başladı. Zihninde Yunan...

Kaç bucaktır kahbe dünyâ çeşm-i yârdan düş de görDostla düşman nerdedir sen îtibardan düş de görseferciMaddenin ardında âlem sanma sohbet...
Dr. Halil Atılgan’ın “ Hey On Beşli” isimli eseri....
Bugün büyük bölümü Moğolistan Halk Cumhuriyeti sınırları içinde kalan topraklar, Türk tarihi, Türk dili, Türk kültür ve medeniyeti açısından büyük...
Türk milletinin ve Türk gençliğinin yolu, ancak, Atatürk’ün çizdiği yoldur. Ondan sapmış olanlar, Atatürkçü olamazlar. Atatürk’ü boş yere maske olarak kullanmaktan...
Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizden Âşık Paşa’nın kimliğini oluşturan...
Ondördüncü yüzyılın başlarında Yunus; coşan, köpüren bir aşk çağlayanıdır. Sebil sebil Anadolu’ya dökülür. Yunus’un sesi, renk olur gönülleri süsler, ışık...
Kamuoyunun daha ziyade kültür ve siyaset felsefesine yönelik çalışmalarıyla tanıdığı Milay Köktürk “Millet ve Milliyetçilik”[1] adlı çalışmasında bir toplumdaki milliyetçilik...
Geçtiğimiz yıllarda, bazı feysbuk sayfalarındaki adak heykelleri için yapılan "namaz kılan Sümerliler" paylaşımları görünce şaşırıyordum. Gariptir… İnsanlar dînin özünü anlamaktan ziyâde...
Bir atasözümüz, ‘Terazi var tartı var / Her şeyin bir vakti var.’ der. Atasözünde özetlendiği üzere her şey, sırasıyla oluyor.
VATAN

VATAN

29.12.2018
Vatan mefhumu bazı araştırmacılarımıza göre Fransız ihtilalinden sonra hudutlarımızdan girmiştir. Vatan Şairimiz Namık Kemal ile Osmanlı Türkiye’si tanışmıştır. O’nda bile...
Hâlâs it masivadan kalbüni pâk Hicâb olmaya sana hergiz eflâk Geçesin reng ü bûyu iltifattan Giyesin hıl'ati hoş meskenetden Hz. Üftâde Güneş var bugün... Gökyüzü masmavi.
Mart 2016 tarihinde yayın hayatına başlamış olan Ayarsız dergisi “hâlet-i ruhiyemiz ayarsız” esprisiyle yola çıkmış “aylık fikir, kültür, sanat ve...
Değerli Hocamız Prof.Dr. Rahmi Karakuş ile “Felsefe, dünya görüşü, ideoloji, Türk düşüncesi, bir Türk felsefesi ortaya konulabilir mi, imkânlar, prensipler,...
Şeyma GÜNGÖR1 NÎHAD SÂMİ Banarlı Cumhuriyet devrinin yetiştirdiği en önemli edebiyat öğretmeni, edebiyat tarihçisi ve yazarlardandır. Şiir, tiyatro, hikâye, roman alanlarında...
Bugün akademik düzeyde bile dilin imkânlarını, maalesef şuuraltında yürüyen bir değerlendirmeyle hayata geçiriyoruz. Sözünü ettiğimiz tutum, zamanla düşünme ve üretme...