Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Ahmet Muhip DiranasAhmet Muhip Dıranas modern Türk edebiyatında hece şiirini Necip Fazıl ve Ziya Osman'la birlikte en iyi temsil eden şairlerden biridir. Hece şiiri edebiyatımızda bu üç şairle zirveye ulaşmış ve de ömrünü tamamlamıştır.

Modern Türk edebiyatının bugünlere hangi aşamalardan geçerek geldiğini, bunda hece şiirinin rolünü ilgi odağına çekecek her araştırmacının, hece şiiri bağlamında bu üç şairi ve bunların kalıtını sağlıklı bir şekilde irdelemesi gerekir. Çünkü hece şiiri batı ve eski edebiyatımızla modern edebiyatımız arasında bir geçiş, bir köprü özelliği taşımaktadır. Edebiyatımızda hece şiiri doğuyla batının, eskiyle yeninin kesiştiği bir yerde durmaktadır.

Ahmet Muhip Dıranas 1908 yılında İstanbul'da doğdu ve 21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Şiire ilgi ve sevgisinin gelişmesin­de lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın büyük etkisi oldu. Özellikle Tanpınar'ın; Baudelaire'i ve çağdaş Fransız şiirini onun teşvikiyle tanıdı.



İlk şiiri 1926 yılında Millî Mecmua'da yayımlandı. Şiirlerini bundan sonra neredeyse yarım asır sonra Şiirler adı altında topluca 1974'de kitaplaştırdı. Tiyatro eserleri de yazdı. Ama gerçek tiyatroyu her şeyden önce "bir şair işi" olarak gördü. Oyunları sahneye kondu ve ödül bile kazandı.

Hayatının çeşitli dönemlerinde politikanın içinde oldu. Sanat ve politika... Politikanın kendisine zararı dokunduğu kanaatindedir. Ama politikaya bir özgürlük mücadelesi olarak girdiğini; bir memleketin ancak bağımsızlığı varsa sanatının da var olabileceğini söyler. Hiçbir zaman gündelik politikanın kötü, çirkin tarafları içinde olmamış, sadece şiirleri bir gün kalacaksa onların yanında özgürlük için mücadele etmiş bir kişiliğinin de kalmasını istemiştir.

Ahmet Muhip Dıranas şiirlerini hece ölçüsüyle ve uyaklı olarak yazmıştır. İstisnaları olsa da çoğunlukla 11'li hece ölçüsünü kulla­nır. Kelime seçiminde titizlik gösterir ve mısrada ahengi önemser. Bu yüzden heceyi genellikle duraksız kullanır. Şekil düşkünü ol­madığı için de zaman zaman ölçüyü aksattığı olur. Onda asıl olan kelimelerin güzelliği ve sesin doğal ahengidir.

Ona göre sanatçı, eserinin üzerinde bütün vücuduyla ve hayatıyla Çalışır. Evrendeki esrarlı ritmi arayış demek olan sanatın bir düze­ne ve sağlam yapıya, bir ahenge ulaşabilmesi şarttır. İnsanların sanat çabası sanki evrendeki düzenin ve ritmin özleminden başka bir şey değildir. Bu sebeple şairin çapı neyse şiirinin de değeri odur"[1]

Klâsik tarzda şiir yazdığını, şiirlerinde vezin ve kafiyenin bulun­duğunu, ama ne "kafiyenin düşkünü" ne de "veznin mutaassıbı" olduğunu söyleyen Dıranas, "Benim vezin ve kafiye üzerinde ayak direyişim, başladığım bir şeyi en iyi şekilde bitirme çabasından kendimi yoksun kılmamak içindir. Vezinli ve kafiyeli şiirden de, yarınki anlayışı, yarınki zevki doyuracak bir sonuç elde edebileceğime yüzde yüz inanıyorum." demektedir. Ona göre "Bir sanatçı için asıl olan, eserini iyi yapabilmesidir. Beğenilmek onun ardından gelen bir şeydir."[2]

"Olvido" Ahmet Muhip Dıranas'ın seçkin şiirlerinden biridir. Bir aşk şiiridir. Yalnızlaşmanın, söylenmemiş olanın güzelliğidir. Bir kaçış olarak görülebilir ama bir sığınma, bir umuttur aynı zamanda:

Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir

Kâğıtlarda yarım bırakılmış şiir;

 İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı

Hatırlar bir gün bir camı açtığını,

Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,

Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...

Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.



Ya sen! ey sen! esen dallar arasından

Bir parıltı gibi görünüp kaybolan

Ne istersin benden akşam saatinde?

Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın.

Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;

Hatıraların bu uyanma vaktinde

Sensin hep, sen, esen dallar arasından.



Cemal Süreya, "Ahmet Muhip Dıranas hoş ve anlatılmaya değer yönlerinden yaklaşır sevgiliye; yaşamın ve şiirin ritmidir onda ka­dın; şarkıdır" der[3]

Yeşil pencerenden bir gül at bana.

Işıklarla dolsun kalbimin içi.

Geldim işte mevsim gibi kapına

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.



Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,

Ben aşkımla bahar getirdim sana;

Tozlu yollarından geçtiğim uzak

İklimden şarkılar getirdim sana.



Pencerenden bir gül attığın zaman

Işıkla dolacak kalbimin içi.

Geçiyorum mevsim gibi kapından

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

(Serenad)



Dıranas büyük sevgilerin, büyük rüyaların insanıdır. Büyük şarkıları, büyük rüzgârları, büyük aşkları, büyük özlemleri sever. Bu onun şiirinin de bir niteliğidir.

Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun,

Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzun.

Seviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,

Aşıksam kadınım değil tanrıçasın, ece.

Denizler yolculuğa çağırır durur da beni

Gitmem düşünerek geri döneceğim günü.

Ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun

Aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun.

İnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,

Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.

(Büyük Olsun)

"Fahriye Abla" şiiriyle geniş kitlelerin beğenisini kazandı. Ama asıl duygusal derinlik "Kar" şiirinde görülür. Sıradan romantizme düşmeden ritmi ve ahengi yakaladığı en güzel şiirlerinden biri "Kar"dır:

Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam!

Uyandırmayın beni, uyanamam.

Kaybolmuş sevdiklerimiz aşkına,

Allah aşkına, gök, deniz aşkına







Yağsın kar üstümüze buram buram...

"Ağrı" şiiriyle bir yücelik duygusu içindedir. Yüce olan karşısındaki durum ve yüce olana sığınma. Dıranas'taki mistik edanın boyutlarını, derinliğini, açılımlarını, ruh dünyasındaki sürekliliğini bu şiirde görebiliriz:

Sen ey, oyununu en güzel oynayan!

Hangi kıvılcımla fışkırttın ruhundan

Bir gün söndürdüğümüz kutsal ateşi?

Ey sen! ölümden çok hayatın kardeşi

Dirilttin nasıl bir mucizeyle tekrar

Her şeyi, dostluktan düşmanlığa kadar

Ve geri getirdin o sürgünlerini?

Nerde buldun tekrar eski günlerini

Zamanlar içinde yitmiş kardeşlerin

Ve en güzelini sönmüş ateşlerin,

Kalbimin o kadar sevdiği o gülü,

Ölüm ötesinin mutlu tahayyülü

Evrensel cümbüşü, yaşama şevkini,

Bizden gidenlerin bir gün en yakını

Ümidi ve şafak kanatlı neşeyi,

O aşkı, o tadı, o gülümsemeyi?..

Ahmet Muhip Dıranas, Ece Ayhan, Edip Cansever ve Cemal Süreya gibi yeni şiirin öncülerine ilgiyle yaklaşabilen bir şairdir. Yeni şiirin zevkine ve anlamına varmaya çalışır. Türk şiirinin büyük bir döneme girdiğinin farkındadır. Ama şiirin bir devamlılık olduğuna, köklerini geçmişinden kesemeyeceğine, dolayısıyla da daima bir gelişme göstereceğine inanır. Modern Türk şiiri artık farklı bir kanala yönelmiştir. Bunu yadırgamaz. Kaldı ki kendini ve Ahmet Haşim'i divan şiiriyle yeni şiir arasında bir köprü gibi görür. Orhan Veli ve arkadaşlarının çağdaşı olmasına rağmen, şiirde sürekliliği bozmaları ve geçmişiyle arasında bir kesintiye yol açmaları sebebiyle onların şiirine mesafeli durur. "Bence sanatta yenilik, kendi kendini inkâr eden, bir takım değişmelerle yapılan bir şey değildir. Bir sanatın yeniliği, bulunan bir küçük tohumun yeşertilebilmesi, büyütülebilmesi ve bir ağaç haline getirilebilmesi için sanatçının gösterdiği çabada gizlidir. Orhan Veli ve arkadaşlarının şiiri ortaya çıktığı zaman, bu doğrudan doğruya bir sanat iddiasıyla değil, bir yenilik iddiasıyla ve tartışmalarıyla birlikte ortaya gel­mişti" diyerek mesafeli duruşuna açıklık getirir.[4]

Turgut Uyar, Dıranas'ın şiirimizde "mutlu bir rastlantı" olduğunu söyler. Onun, "hem gelenekten aldıklarını, hem çağdaşlarının deneylerini hem de Fransız şiirinin kalıntılarını, geçişmelerini" çok iyi kullandığını vurgular[5]

Turgut Uyar'a göre Dıranas'ın şiiri bir "kaçış şiiri"dir, ama bu "umut verici" bir kaçıştır. "Kaçış, insanî bir davranıştır, yürekli bir davranış olmasa bile. Ama onunki bir kaçış da değildir tam anla­mıyla, bir arayış, bir sığınma sayılabilir. İnsanın büyük değerlerine sığınma. Kahramanlık ya da aşk, büyük bir tutku ve yücelik. Yaşadığı, tanığı olduğu çağın karmaşıklığı, onu büyük değerlere itmistir"[6]

Ahmet Oktay ise, her ne kadar "Dıranas'ta tanrı düşüncesinin dıştalanmış olduğunu söylemek olası değildir." diyorsa da, ondaki dinsel olanın "lâikleşmiş" bulunduğunu, şiirlerindeki insanın Tanrı'ya inanmakla birlikte "daemonic biçimde" ondan kuşkulandığı­nı vurgulamaktadır. Ahmet Oktay bu yargısıyla kendi ideolojik perspektifini Dıranas'a giydirmeye çalışmaktadır. Tıpkı Dıranas'taki yabancılaşma olgusuna değinirken, bu kavramın maddeci bağlamda asıl kullanım biçimine Marx'ta kavuştuğunu, Türkiye'nin o yıllarda böylesi sorunların tartışılması için gereken "sosyo-ekonomik ve kültürel/düşünsel koşullara" sahip olmadığını, dolayısıyla Dıranas'ın bu kavramı bilemeyeceğini (sanki bilmesi zorunluymuş gibi) belirtmektedir. Olsa olsa "Ahmet Muhip'in so­runu kendiliğindenliği içinde sezdiği, kişisel yaşama deneyimle­rinden çıkarsadığı söylenebilir." Demektedir.[7]

Ahmet Oktay'ın Dıranas'ın şiirini okuma biçimlerini zorlayarak bir tür tekelci mantıkla ideolojik perspektif giydirme çabalan onun, İslâm tasavvufuyla ilgili bilgisinin boyutunu ve maddeci dünya görüşüne olan tarafgirliğini gösterir. Yoksa Dıranas'taki metafizik edanın açılımlarını ve ana izleğini göstermez.

Türkiye'de şiirin "felsefi düşüncenin desteği"nden yoksun olduğu­nu söyleyen Hilmi Yavuz, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar istisnalarına dikkat çekip Dıranas'ın "Köpük" şiirini Bergson düşüncesindeki Durée kavramıyla okumaya çalışır. Ziya Somer çevirisinden yararlanarak Bergson'daki Durée'nin temel ayırdedici özelliğini "geçmişi, şimdi içinde uzatan bir belleğin kesiksiz yaşamı" şeklinde ele alır. "Köpük şiiri bir sözcüğün, Bergson'un Durée'sinin bir metne dönüşmesidir. Dolayısıyla, Durée, bu şiirin hermeneutik anlamını kavrayabilmek için bir (felsefî) matris oluşturur." der.[8]

Dıranas'ın şiiri bu tür okumalara tâbi tutulduğunda Bergson dü­şüncesinin sezgi, zaman, değişme ve gelişme kavramları ile bu kavramlardaki doğrudanlığın, parçalanmamış bütünselliğin onun şiirine alttan alta nasıl yansıdığını, eşyayı ve tabiatı bu gözle nasıl algıladığını görmek mümkün.

Oyun bitti ve her şey yerini buldu.

Akşamla ebedî kızlar anne oldu.

Aynalara bakma, aynalar fenalık;

Denizi, sonsuz olanı düşün artık.

Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,

Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;

Oradayım hep ben, orada, derinde,

Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.

(Köpük)

Dıranas'ın halk edebiyatından yararlanmakla birlikte folklora mesafeli durması, çağdaş Fransız şiiri ve Baudelaire'in etkisinde gözükmesi, İslâm tasavvuf düşüncesiyle Bergson düşüncesini zaman zaman harmanlamaya çalışması, onun, şiirde çağdaş bir bütünlük arayışının tezahürüdür. Parçalanmamış bütünsellik, geçmişten kopmadan gelişmek, süreklilik ve bir çeşit senteze ulaşabilme çabası. Geçmişle geleceğin, doğuyla batının, insanla evrenin bütünleştirilmesi. Dıranas'ın şiiri temelde böyle bir damardan akmaktadır. Onu önemli ve anlamlı kılan da budur.

İsmet Özel'e göre ise, "Avrupalı anlayış içinde canlanan mistik eda, olgun ve daha sonraki kuşaklarda yankısını bulacak örneklerini Ahmet Muhip Dıranas'la verdi. Dıranas, çok başarılı bir Ba­udelaire çevirmeni olarak Türk şiirinde tutumlu ve dengeli bir modernizmin temellerini atmıştır. Dıranas'ın Türk insanına yaklaşı­mında kilim ve çorap nakısı "halkçılığından, tuğ ve tambur efsunlarından yankılar yoktur. Batılı bir şiir terbiyesini edinmiş Türk şa­iri olarak Dıranas, sayıları kabarık olmasa bile başarılı şiirleriyle bir açılış, bir öneri ve ölçülü bir "méditation" alanının sahibidir"[9]

Cumhuriyetin ilk dönem şairlerinin modern Fransız şiirinden esinlenmelerinin bir anlamda kaçınılmaz (batıyla olan ilişkiler ve arayışlar bağlamında), bir anlamda da doğal (kaynaklanma ve beslenme sorunu açısından) olduğunu söyleyen Erdoğan Alkan, Dıranas'ın şiirlerindeki Rimbaud, Baudelaire, Verlaine, Nerval, Valéry ve Apollinaire şiirinden esintileri ve benzeşen dizeleri tespit etmeye çalışır. Sonuçta "Şiirin ilk halkalarının oluşmasında kaynak batıysa, o şair özgün bir şiir yaratsa bile, kendi son halkasında, yani özgün şiirinde de batı hep var olacak. Bunu da doğal görmek gerekir' şeklinde bir düşünceye varır.[10]

Kuşkusuz çeşitli şairler bağlamında zorlama okumalarla bazı ben­zerlikler bulunabilir. Ama Dıranas'ın çağdaş Fransız şairleriyle benzerliklerinden çok, onlardan esinlenmesinden söz etmek daha doğru olur. Çünkü Dıranas'ın, şiirini yine şiirle besleyen bir yönü vardır. "Şiirine kendinden, kendi deneyinden ve yaşamasından kattığı pek çok şey yoktur. Hep öğrendiklerini koyar yazdığına. Ne var ki çok iyi şeyler öğrenmiştir. İnceden inceden duygulanmayı iyi bilir.[11] Cemal Süreya ise "Baudelaire yok Dıranas'ta"der. "Dıranas'ın şiiri parıltılı anları, güzelliklerini anlatma tutkusu içindedir. Hep Baudelaire dendi. Bence Baudelaire hiç tanınmadan at­landı Türk şiirinde”[12]

Kaldı ki Dıranas'ın kendisiyle yapılan bir konuşmada durumun farkında olduğu görülür: "Benim mada durumun farkında olduğu görülür: "Benim artık kişiliğimi ifade eden şiirlerimde Baudelaire'in en küçük bir benzerliğini, en küçük bir hatırlatmasını bulmak mümkün değildir. Bir tek şiirim içinde biraz Baudelaire etkisi olduğunu kabul edebilirim: 'Selâm' şiirinde." "Fransızcayı bile Baudelaire'i okuyup anlayabilmek için öğrendim. Baudelaire'in etkisinde kalmak, benim için olsa olsa bir erdemdir, erdemliktir[13] deme yürekliliğini gösterebilen bir şairin şiirini, sıradan benzerliklerle kurban edebileceğini varsaymak oldukça zordur. Bu yüzden şiirinin çağdaş Fransız şiiriyle benzerliğinden değil, onlardan esintiler taşıyabileceğinden söz etmek daha doğru olur.

Ahmet Hamdi Tanpınar'la Ahmet Kutsi Tecer, ölüm günlerinde Ahmet Haşim'i ziyarete gittiklerinde, Ahmet Haşim onlara şu son dizesini okumuştu:

"Ben unutulmaya katlanan bir adamım" diyen Dıranas'ın da Ahmet Haşim'le şaşırtıcı benzerlikleri var. Sanki doğaya bakışları, karamsarlıkları ve yalnızlıklarıyla aynı ruh halini yaşıyorlardı. Biri eski şiirimizin havasında, biri de hece tarzında ölümsüz şarkılarını söyleyip gittiler. Geriye açtıkları yol ve hoş sedaları kaldı.

[Sayı 90, Ağustos 1997]

[1] Erdal Öz, "Dıranas'la 1962 Yılında", Milliyet Sanal Dergisi, sayı: 7, Ağustos 1980.

[2] a.g.d.

[3] Cemal Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle, Yön Yay., 1991.

[4] Erdal Öz, a.g.d.

[5] Turgut Uyar, Bir Şiirden, Ada Yay., 1983.

[6] a.g.d.

[7] Ahmet Oktay, "Geliştirilememiş Bir Şiir Üzerine Notlar", Şiir Alı, Kitap/5, Şiir Alı Yay., 1989.

[8] Hilmi Yavuz, "Köpük ve Durée", Şiir Atı, Kitap/5, Şiir Atı Yay., 1989.

[9] İsmet Özel, "Şiir", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt: 3, İletişim Yay., 1984.

[10] Erdoğan Alkan, "Ahmet Muhip Dıranas ve Fransız Şiiri", Varlık, sayı: 1023, Aralık 1992.

[11] Turgut Uyar, a.g.e.

[12] Cemal Süreya, 999. Gün: Üstü Kalsm, Broy Yay., 1991. 11 Erdal Öz, a.g.d.

[13] Erdal Öz, a.g.d.

M e h m e t   E R D O Ğ A N

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile