Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçesine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Lisesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969 – 1973 yılları arsında, Yüksek Öğretmen Okulu hesabına, İstanbul Üniversitesi Edebiyât Fakültesi Târih Bölümü’nde tahsil gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozisyon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazife aldı. Bir tarafdan üniversite tahsiline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen derginin ‘mutfak’ tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu. (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târih öğretmenliğine tâyin edildi. Ahmet Kabaklı’nın arzusu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâiyi sürdürdü. 1975 yılında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sıkıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzerine, resmî vazife isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târih öğretmenliği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binasıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazifede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000 – 2012 yılları arasında, İstanbul’da, Altan Deliorman’a âit, Bayrak Basım – Yayım – Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış eserleri:

Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, 
Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), 
Cihângîr Tûğlar – Selîmnâme, 
Ejderlerin Beklediği Hazine, 
Şehsüvâr-ı Cihângîr Fâtihnâme

 

Şiirlerinden bir parça

*Çadır rengi gülüşlerde kopuk kopuk,

Sebepsiz geceler, sebepsiz suçlarımız.

Işıklanan acımamızda Dünyâ kadar,

Bir başka anneleşir parmak uçlarımız

* Kâğıdın makası kestiği bu demdir cân!

Öz aklın esâreti, asra kasemdir cân!

Şuûra sermâye diyorlar kesip biçip,

Bühtân elinde iz’ân, nasıl hakemdir cân?

Fetih rûyâsı uykumuzdan çıkalı cân!

Tuna, akmam diyerek bizsiz akalı cân!

Devâ bulmaz bin derd içre feryâd ile âh,

Nehirler kuruttuk biz, iki yakalı cân!

BİR MAKALESİNDEN :

“Ölmek ve Yaşamak” Üzerine…

Cenâb Şehâbeddin’in not defterinden çıkan ve her biri ayrı düşünce iklîmine açılan inci dânesi sözlerden biri şöyle:

“Yaşamak, her sâniye biraz ölmektir.”

Ne hârikulâde bir ölüm târifi ve ne fevkalâde bir hayat reçetesi. Ömür ile ölümü aynı hizâda ve birbirinin tamamlayıcısı olarak görmek için bulunulacak noktayı, Yahyâ Kemâl mısrâlara şu hârika seslerle aktarmıştı:

“Bir merhaleden Güneş’le deryâ görünür,

Bir merhaleden her iki Dünyâ görünür,

Son merhale bir fasl-ı hazandır ki, sürer,

Geçmiş, gelecek cümlesi rûyâ görünür.”

Dünyâ hayâtının fâni, Âhiret hayâtının ebedî olduğuna inanıyorsak; burada kastedilen ölümün, eskilerin “Dehr”dedikleri Dünyâ’lı günlere vedâ edilen vakti işâret ettiği ortada.

Hâmid’in Makber Mukaddimesi’nde söylediği gibi, ölüm, “Bir hakîkat-i müdhîşe”dir ve ölüm karşısında hiçbir şey söyleyememek, “şiir”in kanat takıp uçanıdır.

Evet, ölüm bir hakîkattir. Ölüme giden yolda oyalanmanın adı da “yaşamak.” Dolayısıyla, yaşamaya çalışırken attığımız her adım, sarfettiğimiz her kelime, bizi ölüme biraz daha yaklaştırıyor. Cenâb Şehâbeddin, “Yaşamak, her sâniye biraz ölmektir” derken, hayâtın ölen sâniyeleri, ölünün dirilişine zemîn hazırlıyor, demek istiyor.

Yûnus Emre’nin, ölüm korkusu içinde kıvrananlara hitâben söylediği:

”Ölümden ne korkarsın?

Korkma! Ebedî varsın…”

formülü, ebedî hayâtın yeknesaklık olmadığını, ayrıca belirtiyordu:

“Her dem yeniden doğarız/

Bizden kim usanası…”

Sâdece bizde değil, bütün Dünyâ edebiyâtında, ölüm hakîkati karşısında âciz kalan insanın, kendine moral verme ve acıyı hafifletme çabaları görülüyor. Bu uğurda sarfedilen gayret, bâzen o raddeye varıyor ki; ölüm, arzulanan, bir ân önce kavuşulması gereken vuslat, buluşma noktası hâline dönüşüyor. “Şeb-i Arûs” terminolojisi, bu sûretle ihdâs edilmiş. Ölünün –ayak dâhil – hiçbir uzvunu kullanamayacağı meydânda iken, “Hakk’a yürüme” haberleri, îmânın olgunluk âyârını ölçmeye çalışıyor.

Hayâtın, ölümü hazırlayan sâniyelerinde, âdemoğlu yine de boş durmamış, koskoca bir “kütüphâne-i mevt” tesis etmiştir… Ne var ki, bu kütüphâneye okuyucu bulunamıyor.

Tuna Nehri’nin akmam dediği 93 Harbi’nin şehîd ve gâzîleri, Balkan coğrafyasını baştanbaşa kanlarıyla sularken, o gâzîlerin, şehîdlerin bugünkü torunları kemik sızlatma rekorları kırıyor.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden oturması gibi kalabalığı afallatıyordu. Belki bu,...

Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân K

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi;...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

Yahya Kemal TAŞTANÖtüken Neşriyat, 2017 Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son asrında cereyan eden Balkan Savaşları; Türk milliyetçiliği ve Anadolu...
1921 yılında, Türkiye bir ölüm-kalım savaşı içindedir. Milletin tek umudu Mustafa Kemal Atatürk’tür…Anadolu’nun dişini tırnağına takıp Kurtuluş Savaşı’na “Ya istiklâl,...
Düşündük mü hiç? Neyi, niçin, nasıl, ne kadar anlayabiliyoruz? Günde kim bilir kaç kere iletişim kazası yaşıyoruz? Kaç kere kim bilir bilmeden biri(leri)nin...
Bir kadehle bizi sâki gamdan âzâd eylediŞâd olsun gönlü anın gönlümü şâd eyledi Bende idi bunca yıllar kaddine serv-i revânDoğrulukta kulluk...
Sayın Oğuz ÇETİNOĞLU ve Sayın Mehmet Şâdi POLAT, Dr. Mehmet Niyazi ÖZDEMİR Hocamız ile gündemdeki yerini hiç kaybetmeyen "Millet ve...
Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor Sanat Enstitüsünü ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi İnşaat...
Mustafa Necati Sepetçioğlu “Kıbrıs” la ilgili yayınladığı eserlere “Sabır Ağacı” ismini verdi. İlk sekiz kitap, müstakil olarak Kıbrıs’ın kadim tarihinden...
“Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye...
Ermeni soykırımı iddiaları değerlendirilirken, söz konusu dönemde Osmanlı Devleti'yle savaş halinde olan devletlerin arşivlerinden alınan belgeleri kullanarak araştırma yapmak, objektif...
Kur’an okumayı hakkıyla bilmek… OKUMAK… Güzeldir… Okumak zordur… Okumak meşekkat ister, emek ister, öğrenmek ister… Öğrenmeden okuyamazsın ki… Her okumanın bir...
Edebiyat, Platon ve Aristo’dan bu yana toplum üzerinden tesirler yaratan bir sanat dalı olarak kabul görmüştür. Söz konusu etki toplumun...
İstanbul’dayım…Ezanlı Semtler’de dolaşyorum…Tuhaf şey; zihnimde “Ezansız Semtleri” dinliyorum…Ve daha tuhaf şey; “Ezanlı Semtler”de Yahya Kemâl’siz dolaşıyorum… Bu hüznümün çok fazla anlaşılmasını...
Hz.Mevlana şöyle der göçle ilgili;’’ “Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu haber veren çanların sesini duyuyor musun? O tarafta nice...
Arif Nihat Asya Ağabey’e...Arif Nihat Asya Ağabey Adana’da öğretmenlik yaparken benim üniversite yıllarımda kaldığım derneğe gelip gidermiş. Adana’da okuduğum zaman...