Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Mehmet Ali Kalkan">
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)
Bunu okudun 0%
alaeddin yavasca 2Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar.
Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır.
İbnü-ül Emin Mahmut Kemal'in evindedir fasıl. Gelen misafirlerden bazıları şunlar; Ord. Prof. Tevfik Remzi Kazancıgil, Ord. Prof. Muzaffer Esat Güçhan, Prof. Kazım İsmail Gürkan, Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay, Ord. Prof. Mükremin Halil Selçuklu, Prof. Fuat Köprülü, Yahya Kemal.

 

"Beyati faslı yapalım" diyor Alaeddin Bey. Peşrevden sonra Dede Efendi'nin "Bir gonca fem'in yâresi vardır ciğerimde" yi okuyorlar. Ardından "çıkmaz derûn-i dilden", daha sonra yine Dede Efendi'nin ağır aksak şarkısı "Nice bir aşkınla feryad edeyim" le devam ediyorlar.
Misafirlerin bazısı fasla iştirak ediyor. Kadın doğumcu Tevfik Bey de sanki uyuyor gibi, arada gözlüğünün üstünden bakıyor, sonra yine uyuyor. Halbuki musikiyi çok sever diye isim yapmış bir zat Tevfik Bey. Sonra biraz da sohbet ediyorlar, sonra da dağılacaklar.
Alaeddin Bey anlatıyor;
"Ben efendi hazretlerinin eline vardım, öptüm, tam çıkıyorum; baktım bir el bileğimden yakaladı beni, Tevfik Remzi Kazancıgil'di Bana; 'Sen neredesin ne iş yapıyorsun?' dedi. Çok şaşırmıştım.'Sizde staj yapıyorum hocam' dedim. Kendisi bana: 'Peki ben sizi niye görmedim, niye haberim yok' diye sorduğunda 'Hocam sizi doçentleriniz bile göremiyor, ben boynu tüylü bir talebeyim, nasıl göreyim sizi' dedim. Çok hoşuna gitti bu sözüm ve kahkalarla gülerek 'Cuma günü muayehaneye gel seninle konuşacaklarım var' dedi."
Muayehanede "O gece benim çok sevdiğim, Dede Efendi'nin 'Nice bir aşkınla feryad edeyim' eserini okudun. Çok güzel okudun. Bu işi köreltmemen, daha ciddi üzerinde durman lâzım" diyor.
"Mezun olduktan sonra hangi branşı istersen tavassut ederim, kadın- doğumcu olmak istersen bana geleceksin. Doktorlukla musikiyi beraber götürmeni sağlarım" sözlerini de ilave ediyor.
Kadın- Doğum ihtisasını yaptığı günlerde Tabipler Odası "Tıp mesleğine hakaret sayılan musiki icracılığı yaptığı, asistanlık yönetmeliğini ihlal ettiğini, bu yüzden cezalandırılarak görevine son verilmesi gerektiğini" söyleyerek rektörlüğe şikayet ediyor.
Rektörlük yazıyı "gereği" için Kadın- Doğum direktörlüğüne havale etmiş. Cevabi yazıyı Tevfik Bey yazmış, demiş ki;
"Ettibba ( Tabipler Odası) tarafından sanatkarlığı yüzünden cezalandırılması istenen Alaeddin Yavaşça, benim en güvendiğim ve çalışkan asistanlarımdan biridir. Ahlak-ı hamîde (yüksek ahlâk) sahibidir. Kendisine verilen görevleri hakkıyla yerine getirir, hekimlik konusunda da beklenenin üzerinde performans göstermektedir.
Sanat tarafına gelince; Türk Musîkisi mevzuunda çok büyük bir kabiliyete sahiptir, herkese nasip olmayan bir özelliği vardır. Ben onu asistanlığa sanatını da beraber götürmesi şartı ile aldım ve teşvik ettim. Eğer bu bir suç ise, o suçun muhatabı benim ve cezanın tarafıma verilmesi gerekir." İmza Tevfik Remzi Kazancıgil.
Cevabi yazıdan sonra Rektör Bey geliyor "Koskoca Rektör o mevkiine ve yaşına rağmen bir asistandan özür diledi. O devrin adamları böyleydi, ben bu üstün vasıflı insanları tanımak fırsatını bulduğum için hep kendimi şanslı saymışımdır. Hepsine Allahtan rahmet diliyorum."
Kadın Doğum uzmanı oluyor sonra. Şu hatırasını da diğerlerinden ayırırmış.
1954 senesinde Haseki Hastanesi'nde yeni asistanken Anadolu'nun bütün saflığını taşıyan bir köylü kadın geliyor doğum yapmak için. Zor bir doğum oluyor.
"Alnından ağzının kenarlarına kadar akan boncuk boncuk terlere aldırış etmeden kendi yöresinin şivesi ile bana;
'Doktor Bey çocuğun göbeğini sen kes de, sesi seninki gibi güzel oluversin' deyiverdi. Oradaki herkes gibi çok şaşırdım. Memnuniyetten bütün yorgunluğumu unutup, büyük bir keyifle bebeğin göbeğini kestim ve Tanrıya şükrettim. Çünkü, memleketimin her kesiminden insanı bizleri tanıyor, radyo dinliyor, yani Türk Musikisini seviyordu."
Tabi fıkralar da üretiliyor hakkında.
Radyo Haftası mecmuasının 1954 ve 1955 yılından iki fıkra;
Alaeddin yavaşça Fransız Hastanesinde staj yapıyordu. Kendisine aynı zamanda bir başka görev verimişti. Baştan aşağı Fransız olan hastabakıcı ve hemşirelere Türkçe öğretecekti. Dersler başladıktan bir süre sonra, Türk dostu bir Fransız meslektaşı Alaeddin Yavaşça'ya takıldı:
-Talebelerinize 'sizi seviyorum' demesini öğretebildiniz mi?'
Alaeddin Yavaşça cevap verdi:
-Hayır... Çünkü hangisine öğreteceğime henüz karar veremedim.
...
Doktor Alaeddin Yavaşça Nisaiye mütehassısıdır. Kendinin çok geveze bir hastası vardı. Kadın muayeneye geldiğinde uzun uzun konuşur, Yavaşça'yı meşgul ederdi. Doktor Yavaşça bu halden kurtulmak için, hastası geldiğinde muayeneye başlarken:
-Dilinizi çıkarır mısınız? dedi.
Hasta pekiyi dedikten sonra, Yavaşça:
- Tamam! Şimdi ben muayeneyi bitirene kadar sakın dilinizi içeriye sokmayın! dedi.
Az konuşanı var sanki de...
İbn-ül Emin Mahmut Kemal Bey'in evdeki fasıllarından önce bir ön sohbet yapılırmış. Gelenlerin hepsinin oturacağı yer belli imiş, yeni gelenlere yerlerini İbn-ül Kemal Bey gösterirmiş.
Ön sohbetten sonra sıra fasıla gelirmiş.
Peşrevle başlanır, beste, ağır semai, değişik usullerdeki şarkıların uygun bir yerinde saz taksimi yapılırmış. Bu sırada taksim dinlenirken çaylar yudumlanırmış. Bir kaç şarkıdan sonra, bir yürük semai ve arkasından bir saz semaisi ile fasıl bitermiş.
Hemen sonra saba makamındaki taksim ve onu Aziz Mahmut Hüdai Hazretlerinin Çargâh makamındaki "Kudümün rahmeti zevk u safadır Ya Resulullah" diye başlayan tevşihi okunurmuş.
Sonra mevlevihane peşrevi, ara yerde bir gazel, ve peşrevin kalan kısmı icra edilir, böylece gecenin musiki bölümü sona erermiş.
Bir aşır Kur'an-ı Kerim okunarak, musiki nağme zenginlikleri, böylece ilahi zenginliklere dönüştürülürmüş.
"Kuzum evladım, bu akşam hangi makamı dinleyeceğiz?" diye sorarmış Alaeddin Bey'e. O da makamları sıralayarak sayarmış. İbn-ül Emin Bey, Rast Makamını çok sever, perdelerinde uygun olmayan bir basışın Hüzzam makamını bayağılaştıracağını düşündüğü için Hüzzam makamını pek istemezmiş.
Bir gün "Efendi Hazretleri, müsade ederseniz bu gece de Hüzzam yapalım, 'Aldım hayâl-i perçemin' ile gireriz, güzel bir fasıl olur" deyince durmuş, biraz da tedirgin bir şekilde:
"Sen heman eyle tekellüm razıyım düşmane ben" yani sen sohbete başla ben küfre de razıyım mısraını değiştirerek Alaeddin Bey'e şöyle söylemiş;
"Sen hemen eyle terennüm, razıyım Hüzzam'a en."
"Ömrüm boyunca unutamayacağım bir iltifattı" diyor bu söz için Alaeddin Yavaşça.
Türk Musikisi sazlarından bir milli takım seçmesini istediklerinde "Seçim yapmak çok zor, birbirinden değerli sanatçılarımız bu musikiye hizmet etmişler ama illa istiyorsanız şöyle sıralayabilirim" demiş ve bu güzel insanları söylemiş.
Keman: Nubar Tekyay, Viola: Cevdet Çağla, Violonsel: Mes'ut Cemil, Kemençe: Ruşen Ferit Kam, Tanbur: İzzettin Ökte, Kanun: Vecihe Daryal, Ud: Yorgo Bacanos, Klarnet: Şükrü Tunar, Ritim Saz: Vahit Anadolu, Ney: Dede Süleyman Erguner.
Neyzen Süleyman Erguner boğazına çok düşkünmüş, çoğunlukla da yemeği fazla kaçırırmış. Bu durum da çaldığı saz itibarıyla sıkıntılar getirir, ney üflemesi bazı bazı zorlaşırmış.
Yine bir gün Tevfik Remzi Kazancıgil'in evinde fasıl yapılacakmış, Alaeddin Bey musiki faslının yemekten önce yapılmasını teklif etse de olmamış.
Yemekler yenilmiş, misafirler arasında bulunan İbnü-ül Emin Mahmut Kemal Bey "Efendim artık cem olalım" deyince fasıl zamanı gelmiş.
Süleyman Erguner neyini ıslatmış, mendili dizine serip bir iki pozisyon göstermiş, sonra da Alaeddin Bey'in kulağına eğilip; "Vallahi bu ney biracık uzamış, buna nefes yetmiyor, sen idare ediver" demiş.
Yine bir gün akrabalarının evine davete gitmişler. Refik Koraltan da varmış., Cevdet Çağla, Vecihe Daryal ve Süleyman Erguner de var. Balkondan mehtap şahane bir görüntü arzediyormuş. Fasıldan sonra Süleyman Erguner hazirundan izin isteyerek mehtabı doyasıya seyrederken gönlünce bir taksim yapmayı istemiş ve aralarından ayrılıp balkonun ucuna gitmiş. Öyle etkileyici bir taksim olmuş ki herkes nefeslerini tutmuş, kendinden geçmiş. "Hayatımda belki de dinlediğim en güzel taksimdi" diyor Alaeddin Yavaşça.
Radyoda solo programına Süleyman Erguner ile ney sazını alan ilk solist Alaeddin Yavaşça olmuş.
Vefatından büyük üzüntü duymuş Alaeddin Bey ve bestelediği bir saz eserinin motiflerini de kullanarak güftesini de yazıp Süleyman Erguner'e ithaf ettiği "Gülen gözlerinin manası derin" Hüseyni şarkı yadigar kalmış.
İbrahim Sağır Ağabey'in "Ney" şiirini okuyalım.
Ney
Uhrevî âlemlerin nağme-i esrarı ney
Daüssıla derdiyle ağlar zârı zârı ney.
Vecde gelir yıldızlar nâle-i hazininden,
Terennüm eyledikçe iftirakı nârı ney.
Zevk alır sedasından hissi pespaye bile,
Uslandırır ininde vahşiyanı mâr’ı ney.
Savrulur tennureler, cuş eder semazenler,
Ervah-ı muzdaripin âşiyân-ı dârı ney.
Götürür duyguları sonsuzluk kervanına,
Âlat-ı musikinin zannımca serdarı ney.
Dillenir dergâhların küşe-i derununda,
Sohbeti sufiyanın sebebi hüşyârı ney.
Ezel-ebet sırrını taşır mâverâlardan,
Silip süpürür kalpten dünyevî efkârı ney.
En koyu gecelerin gül yüzlü şafağında,
Dinletir badiye’ye nâtı neva kârı ney .
Uhrevî âlemlerin nağmeyi esrarı ney,
Daussıla derdiyle ağlar zârı zârı ney.
İbrahim Sağır

Comments powered by CComment

About the Author

Mehmet Ali Kalkan

More articles from this author

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
"Bugün dünya birbirine zıt iki yere parçalanmıştır: zalimler ve mazlumlar. Niçin bu insanlardan birisi parasının gücü ile sanat öğrensin, eğitim alabilsin; diğeri ise bütün...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech