Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet

SUNUCU DEĞİŞİKLİĞİ NEDENİYLE SİTEMİZDE YER YER AKSAMALAR YAŞANMIŞTIR.. Şu anitibari ile sitemizi kararlı çalışmaktadır.

(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%
alaeddin yavasca 3Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor.
"Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter,
Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir haber,
Ağlamaktan gözlerim etrâfı artık görmüyor,
Hâzret-î Yâkûb'a döndürdü beni hûkm-i kader..."
Dinleyenlerin arasında Vehbi Koç da var. Yanındaki Dr. Tarık Minkari'ye soruyor;

 

"Bu doktorlar neden bu kadar acıklı şarkılar yazıyorlar, bu kadar acıklı okuyorlar?" Ağlamaktan cevap verememiş Dr. Tarık Minkari.
Dr. Rahmi Duman Alaeddin Bey'in arkadaşıdır. Biraz geç evlenmiş ve bir oğlu olmuş.
Bu çocuğu 12 Eylül öncesi sol bir örgüt kaçırmış ve yüklü bir miktarda fidye istemiş. Daha sonra istedikleri para tedarik edilmiş ve çocuk kurtarılmış.
Baba bu şiiri yazmış sonra.
Her satırında o acının izlerini taşıyan bu şiiri Alaeddin Bey bestelemiş. Arkadaşı, aile dostu olması, o acıyı dost olarak hissetmesi elbette besteye de intikal etmiş.
Çocuk eve çoktan dönmüş olmasına rağmen besteyi ilk defa dinleyen Dr. Rahmi Duman hüngür hüngür ağlamış ve şöyle söylemiş;
"Yahu! En az benim kadar o acıyı hissetmişsin" diyerek memnuniyetini dile getirmiş.
...
Sadettin Kaynak, Alaeddin Yavaşça'nın radyo programlarını dinler "Yine dinledim seni, çok hoşuma gitti, mest ettin beni" diye konuşurmuş.
Tam Sadettin Kaynak'ın musiki ufkunu zorlayan bir eseri varmış; "Melhem koyup onarma, sinemde kanlı dağı."
Numune Hastanesinde yattığı günlerde ortaya çıkarmadığı ve hiç kimseye vermeyip saklı tuttuğu bu eseri vermiş "Ölmeden evvel bu eseri radyodan dinletirsen çok memnun olurum" demiş. İlk radyo programında okumuş Alaeddin Bey. Akam yanına gittiğinde ellerini havaya kaldırarak, gözlerinden yaşlar süzülerek şöyle demiş;
"Beni ne kadar memnun ettin bilemezsin, gel seni bir öpeyim."
Son görüşmeleri olmuş bu.
...
Alaeddin Yavaşça, eşi Ayten Yavaşça için "benim hem aklım, hem fikrim" diyor.
Güftesini de kendi yazdığı aşağıdaki eseri besteleyerek eşi Ayten Yavaşça'ya ithaf ediyor.
"Senden uzak günlerim zindan oluyor,
Hasretin, elemin kalbime doluyor,
Gönül bahçemde yazık hayal gülü soluyor,
Hasretin, elemin kalbime doluyor."
...
202201090909Bugün bir yıl daha gidiyor ama kalanları da var ellerimizde, yüreğimizde.
Yaşanan hatıranın,
Gidip geleni var ya,
Düğümlenmiş zamanın,
Bende kalanı var ya.
...
Dün geçti, meçhul yarın,
Çiçeklenir efkarın,
Islanmış şarkıların,
Bende kalanı var ya.
..
Dalına konan uçar,
Dünyaya gelen göçer,
Desen "bu yıllar geçer,"
Bende kalanı var ya.
Nevzat Atlığ'ın yönettiği Üniversite Korosu bir konser verecekmiş ama bir solist bulamamışlar. Koroya devam eden tiyatrocu Şükran Güngör, Alaeddin Yavaşça'yı söylemiş. Alaeddin Bey üçüncü sınıf talebesi imiş o zmanlar. Derslerin zor geçtiğini söylese de ikna etmiş Şükran Bey.
Verdikleri konser çok ilgi görmiş. Daha sonra radyoda bir program yapmış koro. İlki dinleyici önündeymiş ve o programda Dede'nin din dışı musikide yaptığı ilk eser olan Buselik makamındaki "Zülfündendir benim bah-ı siyahım" şarkısını okumuş.
Program bittikten sonra Neyzen Burhanettin Ökte gözleri dolu dolu, boynuna sarılmış, şöyle söylemiş;
"Kolay kolay solist yetişmiyordu, Münir Bey'den sonra senin ağzından bu eseri, hele hele ilk çıkışında dinlemek beni çok memnun etti, çok heyecanlandım."
Şarkı okumak, hakkıyla okumak elbette kolay değil. Uzun bir yazısında dediklerinin bir kısmı şunlar Alaeddin Bey'in;
"Kabiliyeti olan, biraz da sesi güzel bir kişi musikinin teknik tarafını bilmeden de bir eseri okuyabilir. Bu saz çalabilmek için de geçerlidir. Ancak bu yapılanlar herhangi bir kitabı eline aldığında, okuma yazma bildiği için yüksek sesle okumasından başka bir şey değildir.
Türk Musikisinde ses icrası konusunda; tavır- üslup, eda çok önem verilen bir husustur. Meşk silsilesi ustadan çırağa, elden ele, ağızdan ağıza devam edip gitmiştir. Musikimizin en tanınmış bestekarları bir hanende veya sazendedir. Abdulkadir Meraği ve Itri'nin de aralarında olduğu bu büyük musikişinaslar zinciri yüzyıllardan bu yana ustalığın bir göstergesi olan tavır- üsluplarını devam ettirip, birbirlerine el verdiler- dil verdiler ve bu meşaleyi hep parlak tuttular.
Bunun dışındakiler ise musiki olmayıp, vasıflı veya vasıfsız işçilik addedilmelidir... Onun için tavır- üslup çok eskilerden beri çeşitli süzgeçlerden geçerek günümüze gelmiş olan icra tarzıdır. Bunda yekparelik, tekdüzelik mümkün değildir. Çünkü yekparelik musikinin rengini ortadan kaldırır.
İcrada notaların kıymetlerini keyfi surette birbirine katmak, usulün ortasından girmek, sazın arkasından, önünden gitmek, lüzumsuz vurgular yapmak yanlıştır."
Daha çok şeyler söylüyor Alaeddin Bey ama şu ifade de çok güzel ve önemli.
"Sessiz harfle biten bir kelimeyi, sesli harfle başlayan kelime takip ettiğinde, hem liyezon hem şiiriyet hem de müzikalite yönünden büyük önem ifade eder."
(Liyezon; şiir ve bestede iki kelimenin son iki hecelerini birleştirerek okuma, ulama.)
Türk Musikisi okumak ve Alaeddin Yavaşça olmak kolay değil demek ki. Ve söylenenleri bu dikkatle dinlemek.
...
Biraz ders gibi oldu yazı da, Alaeddin Bey'in bir hatırasını yazayım;
Almanya'ya konsere gidiyorlar, büyük ilgi görüyorlar. Yakın olduğundan Belçika'ya da bir gezi koymuşlar, orayı da gezecekler. Köln Türk Musikisi Derneği'nden arayarak kendilerini aralarında görmek istediklerini söylemişler.
Bu durumda gezilerini iptal edip, derneğe gidiyorlar.
"Başta dernek başkanı olmak üzere, bütün herkes kapıda bizi bekliyorlar. Adımımızı attığımız anda; "Boğaziçi şen gönüller yatağı"nı çalıp, okumaya başladılar.
Hasret ve özlem dolu bir halde hem çalıp söylüyorlar, hem de iki gözleri iki çeşme ağlıyorlar.
Vatana, musikisine duyulan sevginin bir göstergesi olarak, bizlere gösterdikleri bu sıcak ilgiyi ve o andaki duygularımı kelimelerle ifade etmek şimdi bile pek kolay değil benim için."

Comments powered by CComment

Menâkıb-ı Mustafa Safî müellifi Derviş İbrahim Hilmî Bey’in kendisinden üç yaş küçük olan kardeşi Muhammed Zühdî Bey, Boluludur ve Mudurnulu Halil Rahmî Efendi’nin...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Yahya Kemal Beyatlı, kendi kuşağına ve daha sonraki kuşaklara mensup birçok şairi yazarı ve kültür adamını etkilemiş bir şairdir. Onun meydana getirdiği etki ve bıraktığı iz,...
Türk edebiyatının daima ağır basan kefesi, Türklüğün ortak değeri Dede Korkut Hikâyeleri; mitoloji, tarih, sosyoloji ve kültür gibi alanlarda kaynak durumundadır. İçeriğinin...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech