Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 14 dakika)
Bunu okudun 0%

omer seyfettin 2102

omer seyfettin 2102
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk hatıralarını eserlerine yansıttığını görmekteyiz. Çocukluk hatıralarına dayanarak yazdığı hikâyelerinde içten ve gerçekçi bir üslup kullanmıştır. Ömer Seyfettin’in “İlk Namaz”[3] hikâyesi, Gönen devresini ve annesini anlattığı hikâyelerden biridir.

Babası Ömer Şevki Bey’in Kafkasya Türklerinden olduğu ifade edilmektedir. Ancak babasının başka milletlerden olabileceğine dair kanaatler de vardır.[4] Ömer Seyfettin “Kaşağı” hikâyesinde babasından, ““Babam pek sertti. Bir bakışından ödümüz kopardı.”diyerek bahsetmektedir.

Annesi Fatma Hanım ise İsfendiyar oğullarından Ankaralı Topçu Kaymakamı Mehmet Bey’in kızı’dır. Mutlu bir çocukluk geçiren Ömer Seyfettin’in hayatında, annesi çok önemli yer tutar. Fatma Hanım’a duyduğu sevgiyi “İlk Namaz” adlı öyküsünde şu cümlelerle ifade eder:

...Şimdi muhit-i tesellisinden ne kadar uzak bulunduğum annem, dünyada en sevdiğim, dünyada yegâne perestiş ettiğim bu vücut-ı muhterem, iste der hatır ediyorum, on beş sene evvel beni ilk sabah namazına kaldırmış idi...

Yine aynı öyküde, annesini başında yeşil örtüsüyle Kur’an okuyan bir meleğe benzetir.

Ömer Seyfettin, ikisi küçük yaşlarda vefat eden dört çocuklu bir ailenin çocuğudur. Tahir Alangu, 1953 yılı Kasım ayında Kadıköy, Mısırlıoğlu–Süleyman Bey Sokağı’ndaki evinde ziyaret ettiği Ömer Seyfettin’in ablası Güzide Hanım’dan, dört yaşında kuşpalazından ölen kardeşleri Hasan’dan başka, yine küçük yaşta ölen kardeşlerinin olduğunu öğrenir. Tahir Alangu, hikâyede bahsedilen kız kardeşin, bu ölen kardeşlerden biri olabileceğine dikkat çeker.[5]

Ömer Seyfettin çocukluğunu “And” öyküsünde anlattığı “...Büyük bir bahçe... Ortasında köşk tarzında yapılmış bembeyaz bir ev... Sağ köşesinde her vakit oturduğumuz beyaz perdeli oda...”dan ibaret bir evde geçirir:

Okumaya çok hevesli olan Ömer Seyfettin, öğrenimine dört yaşında iken, Gönen’de “Reşid Efendi’nin Mahalle Mektebi”ne başlamıştır.[6] “And” öyküsünde okulu, öğretmeni ve arkadaşları hakkında şu bilgileri verir:

...Mektep bir katlı, duvarları badanasız idi. Kapıdan girilince üstü kapalı bir avlu vardı. Daha ilerisinde küçük, ağaçsız bir bahçe... Bahçenin nihayetinde ayakyolu, gayet kocaman aptes fıçısı... Erkek çocuklarla kızlar karmakarışık otururlar, beraber okur, beraber oynarlardı. ‘Büyük Hoca’ dediğimiz kınalı, az saçlı, kambur, uzun boylu, ihtiyar, bunak bir kadındı. Mavi gözleri pek sert parlar, gaga gibi eğri, sarı burnuyla, tüyleri dökülmüş hain, hasta bir çaylağa benzerdi. ‘Küçük Hoca’ erkekti. Büyük Hoca’nın oğlu idi. Çocuklar ondan hiç korkmazlardı. Ben arkadaki rahlelerde, Büyük Hoca’nın en uzun sopasını uzatamadığı bir yerde otururdum. Kızlar, belki saçlarımın açık sarı olmasından, bana hep ‘Ak Bey’ derlerdi. Erkek çocukların büyücekleri ya ismimi söylerler yahut ‘Yüzbaşı oğlu’ diye çağırırlardı. Sınıf kapısının açılmayan kanadında sallanan ‘geldi-gitti’ levhası yassı, cansız bir yüz gibi bize bakar, kalın duvarları tavana yakın dar pencerelerinden giren donuk bir aydınlık durmadan bağıran, haykırarak okuyan çocukların susmaz, keskin çığlıklarıyla sanki daha ziyade ağırlaşır,
bulanırdı...

Aile, Ömer Seyfettin’in çocukluğunun bir bölümünü geçirdiği Gönen’den 1892 tarihinde ayrılmış ve bir zaman İnebolu ve Ayancık gibi Karadeniz’in farklı yerlerinde bulunmuştur. Buralardaki okul hayatının tamamen çığırından çıktığını gören Fatma Hanım, kocasının Ayancık’a tayinini fırsat bilerek Ömer Seyfettin’i alıp İstanbul’a gelmiştir.[7]

Ömer Seyfettin, artık dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağındadır. İstanbul’a bu suretle yerleşen Küçük Ömer, Aksaray’da bulunan okulda, ‘Mekteb-i Osmanî’de ilköğrenimine başlar.[8]

“Falaka” öyküsünde Ömer Seyfettin bu okulu ve öğretmenini şöyle anlatır:

...Mektebin kapısına dar, taş bir merdivenle çıkılırdı. İçeri girilince ta karşıya Hoca Efendi’nin rahlesi gelirdi. Rahlenin önünde müthiş, tuhaf bir tüfek gibi, siyah kayışlı, ağır falaka asılı dururdu. Hepimiz kırk çocuktuk... Hoca Efendi, aksakallı, uzun boylu, bağırtkan bir ihtiyardı. Yaz, kış daima cübbesiz, aptes almaya hazırlanmış gibi kolları paçaları çıplak, sıvalı yerinde otururdu...

Ömer Şevki Efendi, oğlunun subay olmasını istemektedir. Bunun için onu okuduğu Mekteb-i Osmanî’den alarak, 1893 yılında Eyüp Baytar Rüştiyesi’ne yazdırır.[9] Subay çocuğu olan Ömer Seyfettin, burada “sınıf-ı mahsusa”ya verilir.[10] Onun “sınıf-ı mahsusa”dan arkadaşı olan Aka Gündüz bir konuşmasında Ömer Seyfettin’le ilgili anılarına yer verirken okul günlerini şu cümlelerle anlatır:

Biz çocuktuk. Yunan Muharebesi oluyordu. Babalarımız askerlik vazifeleri sebebiyle ayrılmışlardır. Babaları askerde olan çocuklar için İplikhane’de bir Sınıf-ı Mahsus açmışlar. Bizi de oraya koydular.[11]

Burada dört yıl okuyan Ömer Seyfettin 1896 yılında okulu bitirip Edirne Askerî İdadisi’ne geçmiştir.[12] Edirne Askerî İdadisi’ni 1896 yılında tamamlayan Ömer Seyfettin[13] İdadî’de geçirdiği yıllar içinde edebiyata ilgisi artmış yazarlıktaki yeteneği de ortaya çıkmaya başlamıştır.[14]

Edebiyat-ı Cedide şairlerinin, özellikle Tevfik Fikret’in etkisinde manzumeler yazmış, dergilere göndermiştir.[15]

Ömer Seyfettin’in yayınlanan ilk eserlerinden olan “Yad” şiirini de burada yazıp İstanbul’da çıkmakta olan “Mecmua-i Edebiyye”nin 14 Şubat 1900 tarihli 16. sayısında yayınlatmıştır.

Ömer Seyfettin 1900’de İdadî’yi bitirerek İstanbul’da Mekteb-i Harbiye-i Şahâne’ye başlamıştır. 1903 yılında Makedonya’da çıkan karışıklık üzerine “Sınıf-ı müstacele” denilen bir uygulama ile 22 Ağustos 1903’te mezun olmuştur.[16]

Ömer Seyfettin, 24 Ağustos 1903 tarihinde piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu’nun İzmir Redif Tümeni’ne bağlı Kuşadası Redif Taburu’na tayini çıkmıştır.[17]

1903 sonrası Kuşadası dolaylarında bulunan “Ömer Seyfettin’in, 17 Ocak 1908 tarihinden itibaren İzmir’e yerleştiğini, aynı yıl içinde İzmir’de açılan Jandarma Zâbitân ve Efrat Mektebi öğretmenliğine ve jandarma mekteplerini kurmak üzere, ülkemize gelen İtalyan Genaral Degiorgis’in mihmandarlığına atandığı bilinmektedir. Bu yıllar Çakırcalı Efe ve benzerlerinin İzmir ve çevresinde halka zarar verdiği yıllardır. Ömer Seyfettin, Türk ve Rum eşkıyâların cirit attığı bu dönemde, bu eşkıyâların izlenerek yok edilmesi amacıyla kurulan jandarma mektebinde öğretmenlik yaptığı yıllarda, bu olaylardan etkilenerek bazı öykülerinin konularını tasarladığını söylemek mümkündür. Nitekim ‘Yalnız Efe’ öyküsü bu tür olayların birikiminden ortaya çıkmış bir üründür.”[18]

Ömer Seyfettin’in hayatındaki önemli değişikliklerden biri olan bu tayin eski Sadrazam İzmir Valisi Kâmil Paşa’nın damadı olan İzmir Askeri Hastanesi Başhekimi Doktor Faik Paşa’nın yardımları ile olmuştur. Doktor Faik Paşa, Ömer Seyfettin’in dayısıdır.[19] Burada iken II. Meşrutiyet’in ilanından sonra teğmenliğe yükseltilmiştir.

İzmir, Ömer Seyfettin için çok önemlidir. Çünkü İzmir’deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip etmiş ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışmıştır. Nitekim Batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik’ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik görmüş; Necip Türkçü’den ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler almıştır. Bu fikirler ışığında o dönem birçok esere imza atmıştır. Ömer Seyfettin için İzmir bir yazarlıkta olgunlaşma yeri olmuştur.[20] Burada askerliğin dışında fikri ve sanatsal meselelerle meşgul olmuş, Fransızcasını geliştirmiştir.

Kuşadası ve İzmir’de bulunduğu yıllar arasında “İzmir”, “Haftalık İzmir”, “Haftalık Serbest İzmir”, “Edebi Serbest İzmir”, “Serbest İzmir”, “11 Temmuz”, “Âşiyan”, “Çocuk Bahçesi”, “Kadın” ve “İrtika” gibi dergi ve gazetelerde yazmıştır. Ömer Seyfettin’in dönemin önemli yayınlarından olan Hüseyin Hilmi’nin çıkardığı “Haftalık Serbest İzmir” gazetesinde 1908’de kısa bir süre (iki sayı) yazı işleri müdürlüğü de yapmıştır.[21]

Ömer Seyfettin Aralık 1908 ya da Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’ya tayini çıkmıştır. Burada Manastır, Pirlepe ve Yakorit gibi yerlerde bulunmuştur.[22] 31 Mart Olayları üzerine hazırlanan Hareket Ordusu ile beraber 17 Nisan 1909’da Rumeli’den İstanbul’a gelmiştir.[23]

Ömer Seyfettin 1911 yılında mecburi hizmet karşılığı olarak okuduğu için tazminatı Ziya Gökalp’in aracılığı ile ödeyerek ordudan ayrılıp Selanik’e gitmiştir.[24] Ömer Seyfettin bu sırada yazı faaliyetlerine ağırlık vermeye başlamış, sivil bir yazardır. Selanik’te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncu’nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler’e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911’de Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” isimli ilk başyazısı yayınlanmıştır.[25]

Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Harbi’nin başlaması üzerine dağılmak zorunda kalmıştır. Ömer Seyfettin 14 Ekim 1912 tarihinde yeniden orduya çağrılmıştır. Görev yeri ise Garp Ordusu 39. Alay 3. Taburu’dur. Burada görevli, iken 20 Ocak 1912’de Yunanlılara esir düşmüştür. Yaklaşık bir yıllık esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak, yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazanmıştır.[26] Bu dönem hikâyeleri, “Halka Doğru”, “Türk Yurdu” ve “Zekâ” dergilerinde yayınlanmıştır. Bu dönemin etkisiyle kaleme aldığı hikâyelerinden “Aleko Bir Çocuk”da, Yunan papazlarının düşmanlığını hayatı pahasına önleyen bir Türk çocuğunu anlatır. “Mehdi”, “Piç” “Hürriyet Bayrakları” gibi hikâyelerini bu dönemde yazmıştır.[27]

Ömer Seyfettin 28 Kasım 1913’te serbest bırakılınca[28] 17 Aralık 1913’te İstanbul’a gelmiştir.[29]

İttihat ve Terakki erkânı ile münasebetleri sıkı olan Ömer Seyfettin, askerlik mesleğinden ayrılıp kendini tümüyle edebiyata vermek istiyordu. Bunun için askerlikten ayrılıp sivil hayata geçmiştir. Bundan amaç, nesilleri edebi ürünlerle eğitmek ve oluşturacakları kimliğin inşası için eserleriyle hizmet etmektir. Bu zamandan sonra yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başlamıştır. “Türk Sözü” dergisinin başyazarlığına getirilmiş ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazmıştır. 1914 yılında Kabataş Sultanisi’nde öğretmenliğe başlayan Ömer Seyfettin bu görevini ölümüne kadar sürdürmüştür. [30]

Ömer Seyfettin esaretten kurtuluşunun üzerinden bir seneyi aşkın bir süre geçmesine rağmen yorgun, bezgin ve karamsardır. Bundan dolayı huzurlu bir aile ortamının özlemi içindedir. Bu duygusunu henüz kitap olarak yayınlanmamış günlüğünde şu cümlelerle ifade etmiştir:

... Beş sene evvel annem öldü (1913). Babam evlendi. Ablam zırdeli... Tabii ocağımız dağıldı. Ben apartmanlara düştüm. İyice çalışmak için rahata, aile rahatına ihtiyaç vardı. Evlenmeğe kalkınca, bir komşum karımı tavsiye etti. Ailesi için çok iyi şeyler söyledi.[31]

Bu özlemini gerçekleştirmek amacıyla, 1915’te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Kadıköylü Doktor Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanım’a [1899- 12 Şubat 1965] talip olmuştur. Baba, Doktor Besim Ethem Bey önceleri kızını vermek istemedi ise de sonra araya girenlerin baskısı ile kızının evliliğine razı olmuştur. Calibe Hanım, o günlerin modasına uygun, çağdaş eğitim görmüş, Kadıköy’de bir Fransız okulunda okumuş, Moda-Mühürdar sosyetesinden, ince yapılı, zarif bir genç kızdır.[32]

6 Aralık 1916’da bir kızı olan Ömer Seyfettin, kızına “yaprakların arasından sızan gün ışığı” anlamına gelen Güner ismini koymuştur. Bu evlilik Güner’e rağmen bozulmuştur.

5 Eylül 1918’de Calibe Hanım’dan boşanan Ömer Seyfettin, ölünceye kadar acı, ıstırap, yalnızlık ve hastalıklarla boğuşarak yaşamıştır.

16 Temmuz 1915 tarihinde, Çanakkale Savaşı devam ederken aralarında Ömer Seyfettin’in de bulunduğu gazeteci, yazar ve şairlerden oluşan bir grup, harp alanını ziyaret etmek üzere, İstanbul’dan Çanakkale’ye gitmiştir. Heyette Ömer Seyfettin dışında Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip Yöntem, Mehmet Emin Yurdakul, İbrahim Alaattin Gövsa, Hakkı Süha Gezgin ve Enis Behiç Koryürek gibi yazarlar vardır.

Ömer Seyfettin’in de dâhil olduğu yazar ve şairler heyeti, Çanakkale Cephesi’nde 5. Ordu ve 3. Kolordu Karargâhlarını ziyaret etmiş, Arıburnu ve Seddülbahir harp bölgelerini gezmiştir. [33] Yazar ve şairler heyetinin Çanakkale’de birçok cephe içinde Mustafa Kemal‘in bulunduğu cepheyi ziyaret etmek istemesi ilginçtir. Heyet üyelerinin, Cesarettepesi’ne giden yolun tehlikeli oluşu nedeniyle Mustafa Kemal‘i ziyaret edemediği, ancak telefonla konuşarak başarı dilediği rivayetler arasındadır.

Ömer Seyfettin eserlerinin çoğunu eşinden boşandıktan sonraki zor günlerinde kaleme almıştır. Üstelik İstanbul işgal edilmiştir ve yurtseverler gözaltına alınmaktadır. Ömer Seyfettin bir yandan geçinme kaygısı bir yandan yazma isteği bir yandan da bu gözaltına alınan arkadaşlarıyla ilgilenmeye çalışmıştır.

Ömer Seyfettin 1917-1918 yıllarında Darülfünun’da kurulan Tedkikat-ı Lisaniyye Encümeni (dil inceleme Komisyonu) üyeliğinde de bulunmuştur.[34]

Ömer Seyfettin eşinden ayrıldıktan sonra Kalamış’ta, deniz kıyısında, etrafında tek bir bina bulunmayan küçük, sipsivri bir yalıya taşınmıştır. Bu yalı kendisinin ordu kumandanı olan Cavid Paşa’dan kiralanmıştır. Ömer Seyfettin burada tıpkı kiraladığı mekân gibi yalnızdır. Ömer Seyfettin’in, yazı hayatının en üretken dönemi de bu evdeki zamanlarıdır. Burada kaldığı yıllarda öğretmenlik dışındaki bütün vaktini okuma ve yazmakla geçirmiştir. Hikâye ve makaleleri “Yeni Mecmua”, “Şair”, “Donanma”, “Büyük Mecmua”, “Yeni Dünya”, “Diken”, “Türk Kadını” gibi dergilerle “Vakit”, “Zaman” ve “İfham” gibi bazı süreli yayınlarda yayınlanmıştır.

Bu evde ona yalnızlığını unutturan onu ziyaret eden edebiyat dostları vardır. Başta yakın arkadaşı ve komşusu olan Ali Canip olmak üzere Ahmet Rasim, Salih Zeki (Aktay), Yusuf Ziya (Ortaç), Fuat Köprülü, Reşad Nuri (Güntekin), Faruk Nafiz (Çamlıbel)[35] gibi devrin genç şair ve yazarları dostları arasındadır.

25 Şubat 1920’de “Ömer Seyfettin’in romatizma, teneffüs yolları rahatsızlıkları şeklinde ortaya çıkan, zaman zaman yüksek ateşle seyreden hastalığı, yalnızlık ve maddi imkânsızlık yüzünden giderek arttı.”[36] 4 Mart’ta Haydarpaşa Hastanesi’ne kaldırılmış 6 Mart 1920’de hayata gözlerini yummuştur. Ölüm sebebi şeker hastalığı olarak belirtilmiştir. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmud Baba Mezarlığı’na defnedilmiştir. Daha sonra mezarı, buradan yol geçeceği, araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı’na nakledilmiştir.[37]

[1]Hakkı Süha Gezgin, Edebi Portreler, Haz: Beşir Ayvazoğlu, Timaş Yay., İstanbul, 1999, s. 234.

[2]Müjgân Cunbur, “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, AKDTYK Yayını, Ankara 1992, s. 1

[3]“Hikâye, ilk kez 28 Ocak 1905’te İzmir’de yayınlanır. Hikâyenin Latin alfabesi ile yayınlanması ilk yayınlanışından elli dört yıl sonra 1963’te Tahir Alangu himmetiyledir.” [Necati Mert, Ömer Seyfettin, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2004, s. 458]

[4]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 42-43.

[5]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 26

[6]Müjgân Cunbur, “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, AKDTYK Yayını, Ankara 1992, s. 3

[7]M. Fatih Andı, Ömer Seyfeddin, Şule Yay., İstanbul, 1999, s. 15.

[8]H.Fethi Gözler, Bütün Yönleriyle Ömer Seyfettin, Çağdaş Yayınevi, İstanbul, 1976, s. 12

[9]M. Fatih Andı, Ömer Seyfeddin, Şule Yay., İstanbul, 1999, s. 15.

[10]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 579

[11]Aka Gündüz, “Ömer Seyfettin İhtifali”, Vakit, 24. 08. 1939.

[12]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 579

[13]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 579

[14]Müjgân Cunbur, “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, AKDTYK Yayını, Ankara 1992, s. 6

[15]Hikmet Dizdaroğlu, Ömer Seyfettin, TDK Yayınları, Ankara 1964, s. 8

[16]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 85

[17]Muzaffer Uyguner, Ömer Seyfettin, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1990, s. 12.

[18]Nurdoğan Savran, Ömer Seyfettin’in Hikâyelerinin Kültür Yapılarının Değerlendirilmesi ve Greimas Göstergebilim Metoduna Göre Yapısal Özelliklerinin İncelenmesi, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, Erzurum, 1997, s. 27

[19]Müjgân Cunbur, “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, AKDTYK Yayını, Ankara 1992, s. 6

[20]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 101

[21]Zeki Arıkan, “Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemlerinde İzmir Basını”, TCTA 1. Cilt, s. 103-111.

[22]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 579

[23]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 579

[24]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 579

[25]Fevziye Abdullah Tansel, “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve İlk Eseri, Şiirleri,” Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, AKDTYK Yayını, Ankara 1992, s. 62

[26]Kitabımızda yer verdiğimiz, Ömer Seyfettin’in burada yaşadıklarını anlattığı anılar bize o dönem hakkında daha iyi bilgi vermektedir.

[27]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 276

[28]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 257.

[29]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 269.

[30]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 90 vd.

[31]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 304.

[32]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 301 vd.

[33]Turgay Anar, Çanakkale Savaşı Hikâyeleri, Selis Yayınları, İstanbul, s. 25

[34]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s. 298.

[35]Tahir Alangu, Ömer Seyfeddin Ülkücü Bir Yazarın Romanı, May Yayınları, İstanbul, 1968, s.318.

[36]Tural, Sadık, “Ömer Seyfeddin’in Hayatı ve Eserleri”, Doğumunun 100. Yılında Ömer Seyfettin, Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Yay., İstanbul, 1984 s. 10-11

[37]Müjgân Cunbur, “Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin, AKDTYK Yayını, Ankara 1992, s. 14

Comments powered by CComment

Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Filizlenmeye başlarken bir ‘toplumsal durum’, vücut kazandıktan sonra da bir ‘insanlık durumu’ olan uygarlık, tesadüfi bir yapılanma değildir ve bağlantısız unsurların bir araya...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Ahlak ve hukuk, insan-insan ilişkisinden doğar. Sağlıklı her ilişki biçimi bir değeri gerçekleştirmeye yöneliktir. İnsanın, bütün anlamlı eylemleri de değerlerden kaynaklanır.
Kâinatın yaratılışında, âdeta sonsuz, sayısız olan varlıkların nizam ve intizamında görülen sayısız hikmetler, gözetilen sayısız gayeler vardır Bu amaçların başında, hiç şüphesiz...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
“Ben ki, sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç giydiren, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve atalarımın fethettiği Akdeniz’in, Karadeniz’in, Rumeli’nin, Anadolu’nun,...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech