Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

kotuculkadinKötücül kadın üzerine bu araştırma edebiyat, felsefe ve psikanaliz etrafında disiplinlerarası bir çalışmadır. Bu araştırmanın başlıca uğrakları ise Hegel, S. Freud, Simone de Beauvoir, J. Lacan, Luce Irigaray, Judith Butler, Julia Kristeva, Gilles Deleuze’dir.

Bu kitapta kötücül kadın genel kabulün dışında eleştirel bir bakış açısıyla toplumsal cinsiyet, cinsel fark, arzu, kadın bedeni ve abjeksiyon, annelik, dişillik tasarımı, dil ve iktidar ekseninde edebiyatta kadın görünürlükleri gibi birçok izlek üzerinden yapı söküme uğratılmıştır.

abumrabumBir (Hz.) İbrahim Romanı

İskender Pala

Kapı Yayınları, 2018

1958 Uşak doğumlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olan İskender Pala "Divan şiirini sevdiren Adam" olarakta bilinmektedir. Yazarın "Babil'de ölüm Istanbul'da Aşk, Katre-i Matem, Şah & Sultan, Od, Mihmandar" adlı kitapları uzun süre çok satanlar listesinde bulunmuştur.. Kitabı elinize aldığınızda ön kapağında. "Bir (hz)İbrahim Romanı" yazısını görünce,içeriğinde Hz. İbrahim'in Hayatının anlatıldığını düşünsenizde, daha ilk sayfasından polisiye bir roman olduğunu anlıyorsunuz.. Japonya'da bir Üniversitede işlenen cinayet sonrasında başlayan, yaklaşık 4000 yıl önce Babil Ülkesinde yaşayan Akatların "Abum Rabum" diye bahsettikleri Hz. İbrahim'in ayak izlerinde gelişen olaylarlar zincirini polisiye tadında anlatan İskender Pala, bu süreçte pek çok kaynaktan yararlanmış.

Dr. Halil Atılgan’ın “ Hey On Beşli” isimli eseri.... 

                                    TÜRKÜ SEVEN TÜRKÜ SÖYLER


                                   "Koşar telden tele dökülür saza

                                   Ben beni söylerim türkülerimde

                                   Özlem çağıl çağıl aşk yığın yığın

                                   Ben beni söylerim türkülerimde

                                  

                                   Gâh Emrah olurum dert ile dolan

                                   Gâh bir Köroğlu'yum dağlarda kalan

                                   Seyrani Sümmani Karacaoğlan

                                   Ben beni söylerim türkülerimde " ( H. Soyuer)

İnatetme gokyuzuÖnsöz

İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve buluşmayı fazlasıyla hak ediyor.

Diyebilirim ki; birçok başat şairin ilk kitaplarındaki acemilik de yok bu şiirlerde. Halk şiirinin duygusu, lirizmi, konusu ve biçeminden beslenip; özgün imge ve buluşlarla, çağdaş, kendince bir tarza evriltmeyi başarmış sevgili Elifçe şiirlerini. Bu şiirlerde sanatçılar beşiği Çukurova ve Toroslar’ın ulusala armağan edeceği yeni usta bir şairin muştusunu görüyorum. Kitabın adı da şiirlerin duygusu ve niceliği hakkında yeterli ipucu verecek derecede başarılı seçilmiş bir dize: “inat etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın”

Sevgili Elife Ergan’ın bu ilk kitabına önsöz yazarak, heyecanını ve sancısını paylaşmaktan onur duydum. İnanıyor ve diliyorum ki; bu şiirler okurun kalbine ve belleğine yazılıp, edebiyat tarihimizde kendine özgü kulvarında yürüyüşünü yeni başarılarla taçlandıracak…

Dr. Ömer Kaplan Kozanoğlu

***

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR

Hüseyin Nihal Atsız

Ötüken Yayınlar

Hazırlayan: Burcu SESLİ

Tarih, edebiyat, mitoloji, folklor, Türk halk bilimi vb. alanlarda çalışmalar yapmış olan entelektüellerden Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerinden biri de Bozkurtlar adlı romandır. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor şeklinde birbirinin devamı olan iki eserin Ötüken neşriyat tarafından tek kitapta toplanması ile birlikte Bozkurtlar romanı oluşmuştur. Atsız’ın tarihi romanlarındandır.

Birinci kitap olan Bozkurtların ölümü adlı eserde Atsız, Göktürklerin yani Bozkurtların 622 - 630 yıllarında geçen muhteşem ve eşsiz mazisini anlatmaktadır. Atsız, göçebe, avcı ve savaşçı yaşam biçimine bağlı bir kültür yapısı olan Türklerin, tarım ve ticaretle uğraşan Çinlilerin kültürlerinin farklılıklarından doğan çatışma nedeniyle yaşadıkları sorunlara eserde yer vermiştir.

Olay Göktürklerin kağanı olan  Çuluk  Kağan’ın zehirlendiği haberinin buduna ulaşması ile başlar. Çinli bir prenses olan İçing  Katun tarafından zehirlenen kağanın yerine kimin geçeceği, Bozkurtlara kimin kağanlık edeceği, budun tarafından merak konusu olmuştur. Kurultay Çuluk Kağan'ın iki oğlu olan Yaşar Şadı (Tulu Kağan )  sarı benizli , Şu Tegini (Kür Şad) ise toy olduğu için kağanlığa seçmez. Bu iki isim yerine Çuluk Kağan'ın erkek kardeşi olan  Bağatur Şad’ı kağanlığa seçer ve Bağatur  Şad Kara Kağan adını alır.



Aktif Düşünce Yayıncılık

Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları, insanın özne olmaklığına dair sıkıntıları ele almakta ve bunlar karşısında kendi düşünce geleneklerimizden hareketle çözüme yönelik imkânlar bulunabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda tasavvufla bütünleşen bir tefekkürün ufukları, tasavvufa ilişkin olduğu düşünülen kavramların felsefî bir dikkatle yeniden işlenebileceği ve böylece oluşabilecek bir dilin anlamı ve değeri de ele alınmıştır. Bu çabada felsefe ve tasavvufun kavramları, yaklaşımları ve çoğu zaman da sohbet içerisinde açılan insanî ve etik alanın hususiyetleri yol gösterici olmuştur. "Bir bilmek, bir görmek ve bir sevmek" ifadesi ile özetlenebilecek olan bu tefekkürün temelleri "birlik" ideası (fikri) üzerine inşa edilmiştir. 

“Birleyerek Oluşmak” hakkında kapsamlı bir değerlendirme

Ahmet KUTALMIŞ

İçinde bulunduğumuz çağ, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği, insanoğlunun kendisini yalnız ve pusulasız hissettiği, her anlamda bunalım yaşadığı bir çağ görünümündedir. Bu bunalım, insanın kendisini, çevresini, toplumu, maddi ve manevi evreni tanıma, bilme, anlama ve anlamlandırma becerisi ile alakalıdır. Özellikle son iki yüz yıl içerisinde insanoğlunun maddi ve fizik evren hakkında bilgisi önceki ile kıyaslanamayacak düzeyde artmış fakat kendini tanımak, diğer bir insan kardeşi ile beraber olmak, cihanşümul insani ve manevi değerleri yaşamak ve paylaşmak adına aynı başarı gösterilememiştir.



Sayfa Sayısı:  248 sayfa
Kağıt Cinsi:  2. hamur
Kapak Cinsi: Karton kapak
Ebat:  16.5x23.5
Basım Tarihi:  08-2006
Baskı:  3
ISBN:  978-975-7032-92-2

"Tarihte topyekûn insanlığa hükmetmiş bir 'Büyük Birâder' şekliyle hiç karşılaşmadık. Peki, bu 'Büyük Birâder' insanlığı, yeni Orwell gibi, İngiliz olan Aldous Leonhard Huxley'in, son derece iç karartıcı ve kötümserlik aşılayan 1932 baskısı 'Yiğit Yeni Dünya' uçurumuna mı sürüklemektedir?

Günümüzdeki şartların da bunların sebep oldukları dev sorunların da müellifi İngiliz-Yahudî medeniyeti olduğuna göre, bunun tasvîrini sunup onu teşrih masasına yatıracak olan da İngiliz -ve/ya Yahudî- düşünürü olmalıdır. İşte, gerek George Orwell ile Aldous Huxley'de gerekse Karl Marx'da bu çalışmada nedenleriyle birlikte sergilemeğe çaba harcamış olduğumuz, bugün dünyayı ve insanlığı sarmış dev sorunların halledilmesi için elzem gözüken 'Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetine seçenek oluşturabilecek yeni bir medeniyet biçimini ortaya çıkarmanın zihnî ile maddî zemini var mıdır?' sorusunun cevabını kimden bekleyeceğiz?"

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde hocalık yapmış olan Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, biyoloji felsefesi alanında doktora sahibi olmasına rağmen uzmanlık alanlarının çeşitliliği ile dikkat çekmektedir. Akademide felsefe-bilim tarihi alanında dersler veren Duralı, yazımıza konu olan Çağdaş Küresel Medeniyet adlı eserini tarih felsefesi alanında görmektedir.

Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu

Altay Cengizer

Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN: 978-605-09-2289-9.

Tanıtım: Hasip SAYGILI*

Birinci Dünya Harbi’ne Osmanlı Devleti’nin girişi ile ilgili kayda değer bir eser halen Dışişleri Siyaset Planlama Genel Müdürü olan Büyükelçi Altay Cengizer tarafından 2014 yılı sonlarında yayınlanmıştır. Yerleşik kabullerle uzlaşmaya gitmeden kendi doğrularını cesaret ve açıklıkla ifade eden bu eser Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde Osmanlı adlı ciddi emek mahsulü eseriyle beraber literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yazar muhafazakâr, ulusalcı ve sol çevrelerin müşterek olarak olumsuzladığı bir dönemi ve olaylarını sağlam bir bilgi ve muhakeme ile incelemiş ve tutarlı bir monografi ortaya koymuştur.

Büyükelçi Cengizer çok farklı görüşlerdeki İbnül Emin Mahmut Kemal İnal, İsmail Hami Danişmend, Yusuf Hikmet Bayur, Yuluğ Tekin Kurat, Şevket Süreyya Aydemir, İlber Ortaylı, Şükrü Hanioğlu, Baskın Oran, Fikret Başkaya ve Bingür Sönmez gibi şöhret sahibi kimselerin konuya ilişkin yazdıklarını soğukkanlılıkla eleştirmiş, çok tekrarlandığı için gerçek olduğu neredeyse tartışılmaz hale gelmiş dönemle ilgili kabullerin çoğunun İngiliz ve Rus savaş propagandası ürünü olduğunu da göstermiştir.

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi

Söyleşi: Ahmet VURGUN  

          

Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu etnografya eserleri olduğunda bu daha açık bir şekilde kendini gösterir. Bazen halılarda, resimlerde gördüğümüz, bazen evlerin dış cephelerinde karşılaştığımız maddi kültür unsurları olan işaretler, damgalar, motifler yani kısacası Türk kültür tarihinin etnografik eserleri hakkında, sosyolog Mustafa Aksoy tarafından kapsamlı bir çalışma hazırlandı. Mustafa Aksoy, Prof. Dr. Kemal Üçüncü’nün de belirttiği gibi, sosyoloji disiplininden gelen ve bütün akademik kariyerinde Z. Fahri Fındıkoğlu, Mehmet Eröz çizgisini takip eden, sahaya, kültüre bizatihi temas etmeye önem veren bir Türkolog ve akademisyen.

Mustafa Aksoy hocamızla, Türk kültür coğrafyasını karşı karış gezerek 18 yıllık bir emek sonucu ortaya koyduğu “Tarihin Sessiz Dili Damgalar” kitabı üzerine konuştuk. Bu eser, “Yeni Ufuklar Derneği” tarafından, “2014 Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” ve ABD’de yaşayan Türklerin, Türk asıllı Amerikalıların ve Amerikalı Türk dostlarının oluşturduğu sivil toplum kuruluşu olan “Turkish Forum” tarafından “2014 Yılında Alanlarında İz Bırakmış En Başarılı Meslek İnsanları” ödülüne layık görüldü.

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde yerli şehir Türkleri, Türk­menler, Karakalpaklar, Azeriler de yaşamaktadır. Kürt diye anılan insanlar Kurmanç ve Zaza adı veri­len iki büyük zümreye ayrılmaktadır. Bunlardan Zazalar, Kürtlüğü kat’iyen kabul etmeyip, Kurmançların Kürt ol­duğunu, kendilerinin ise Zaza olduğunu söylerler. Ancak bazı görüşler bu hükmün istisnasını teşkil eder. “Kürtçü” görüşü savunanlara göre, bir Kürt ırkı vardır ve Kurmançlarla Zazalar bu ırkın şubelerini teşkil eder. Beynelmilel cereyanlar da böyle sun’î bir ırk yaratıp, Tür­kiye’yi parçalamak istediğinden, yurt sathında filizlenme imkânı bulan bu muzır fikirleri yeşertmek için çırpınırlar. Elinizdeki kitapta da çeşitli örnekleri olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu, otantik kültür değerleri açısından Batı Anadolu’dan daha Türk’tür. Mesela coğrafî şartlardan dolayı Hakkâri ve Tunceli’nin nüfus hareketliliği son derece zordur. Böyle olmakla beraber bu illerde yapılan halı-kilimlerle Sibirya, Orta Asya ve Moğolistan’daki Türklerin yapmış oldukları ha­lı-kilimlerin üzerindeki damgalar niçin aynıdır? Diğer yandan dünyada bilinen ilk koç-koyun başlı mezar taşları 1772’de Rus arkeologlarca Altaylarda bulmuş (altı adet) olup, tarihleri M.Ö. X. asır olarak belirtilmişken, nasıl oluyor da bu mezar taşlarının son örnekleri Tunceli ile Hakkâri’de karşımıza çıkıyor? Prof. Dr. Mehmet Eröz, büyük bir titizlikle saha araştırmalarına dayanarak yaptığı araştırmalarında belli bölgelerin muhtelif zümrelerle anılır olmasını kabul etmemiş, lengüistik, etnografik ve tarihî vesika ve kaynaklara dayanarak Doğu Anadolu’nun Türklüğü’nü göstermiştir.

İçindekiler:

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) 

Uğur Önal, Togay Seçkin Birbudak
Ankara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9

Yayına hazırlayan: Fatih AKMAN


Türk eğitim sisteminin temelleri, Cumhuriyet’ten evvel, Osmanlının modernleşme hamlesinin süratlendiği 19.yüzyıl içerisinde aranmalıdır. Tüm devlet kurumlarının etkilendiği bu modernleşme serüveni, elbette eğitim kurumlarının yapısını da yakından etkilemiş, aynı zamanda bu modernleşme hamlesinin süreklilik kazanması amacıyla eğitim kurumları bilfiil bu değişime uygun olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu sebeple günümüz eğitim sistemini değerlendirirken yine günümüz eğitim kurumlarının selefi rolündeki kurumları incelemek elzemdir.

Elimizde bulunan İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848- 1924) adlı eser günümüz eğitim fakültelerinin ilk modelini teşkil eden Dârülmuallimînlerin, kuruluş aşamasından isim ve yöntem değişikliğine uğradığı Cumhuriyet dönemine değin, kurumun zaman içinde yaşadığı değişim ve gelişimin detaylarını okuyucuya sunmaktadır.

Eser; Giriş kısmının ardından sırasıyla İstanbul Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi (1848-1913), İstanbul Darülmuallimîn-i Sıbyânı (Dârülmuallimîn-i İbtidâiyyesi 1868-1924), Dârülmuallimîn-i İdâdiye, Dârülmuallimîn’in Meşhur Müdür ve Muallimleri, Dârülmuallimîn’in Faâliyet ve Etkinlikleri adlı beş ana bölümden ve ertesinde Sonuç, Bibliyografya, Ekler, Kronoloji, Dizin gibi kısımlardan oluşmaktadır. Biz de eserin başlıklarına uygun olarak sırasıyla başlıklar özelinde tanıtım ve değerlendirmede bulunmaya çalışacağız.



ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME

Turgut GÜLER

Ötüken Yayınları, 2015

Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk İstanbul”da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize sunan Fâtih Sultan Mehmed Hân’ı anlatıyor. O Hân ki, hem kendi hânedânının içinde, hem diğer Türk siyâsî teşkilâtlarının hükümdârları arasında, hem de Dünyâ idârecileri sıralamasında “yegâne” olmayı başarmış, cümle ölçü ve değerlendirme kıstaslarını dürüp bir kenâra atmıştır. Türk târîhiyle berâber, en geniş mânâsıyla Cihân târîhinin gelmiş geçmiş sayılı şahsiyetleri arasında zirveye oturan Fâtih Sultan Mehmed Hân, Türk milletinin yetiştirdiği Cihân’a değer bir isim ve soyunun iftihâr kaynağıdır. 12 yaşında ilk saltanatına başlayan, 19 yaşında ikinci def’a tahta oturan, 21 yaşında İstanbul’u fetheden, babasının vefâtından sonra 30 yıl hükümdârlık yapan ve 49. yaşının içinde Hakk’a kavuşan Fâtih Sultan Mehmed Hân, eslâfı ve ahfâdı tarafından kırılamayan bir rekorla, tam 25 Sefer-i Hümâyûn’a çıkmıştır. Bu seferlerden birden fazlasını bir yıla sığdırdığı olmuş, hep askerinin başında, hep yollarda bir ömür geçirmiştir. Ömrünün en büyük gâyesi olan İstanbul’da, fethi tâkip eden dönemde, kesintisiz olarak bir tam yıl bile oturamamıştır. Edirne’de, Sarây-ı Atîk’de Dünyâ’ya gelmiş, Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı / Tekfûr Çayırı mevkiinde, son seferine çıkarken bu Âlem’den hicret eylemiştir.



Türk Devlet Geleneği

Prof.Dr. Aydın Taneri

Merhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden özet­lemeler yapmak istiyorum.Taneri’nin anlatımına göre tarih, yüzyıllar boyunca insan topluluklarında olu­şan olayların yorumlanması ve o olayların günümüze yansıyan etkenlerinin değerlendirilmesidir. Millet ise: ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur. Bu tarife göre millet olma niteliği, geçmişten süregelen o millete özgü ruh’un var olma­sına bağlıdır. Tarih uzmanları esas bu ruhu incelerler (sa:17). Ayrıca millet olarak yaşayan her toplumun amacı, hem diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, hem de, ortak inanışları, hayat tarzını, adet, fikir, bilinç ve iradeyi devam ettirmektir. Millet, de­vamlılık ifade etmeyen halk olmaktan çıkan ve politik bir örgütlenme iradesiyle “devlet oluşturan” bir toplu­luktur. Bu örgütlenmeyi önderler yaparlar ve milletin devlete kavuşmasını sağlarlar(sa:81).Bir devletin olu­şabilmesi için dört ögenin var olması gerekir:

1.Millet: Bir devletin oluşabilmesi için ilk şart millettir. Türklerde millet kavramı Türk tarihi ile baş­lar. Atalarımız var oldukları tarihten itibaren birlikte yaşama arzusu ile eski hatıralara ve kültür değerlerine ve ülkelerine bağlı olarak bir bütünlük içinde olmuş­lardır. Taneri’nin ifadeleriyle:

nurettintopcuİsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin Ahmet imzasıyla Paris’te Fransızca olarak yayınlanmıştır. O, bu eserle Sorbonne'de felsefe doktorası yapan ilk Türk'tür.

Nurettin Topçu’nun temel eserlerinden olan İsyan Ahlakı’nda, önce ahlakın problemleri üzerinde durulur, sonra inanç problemleri ve sonuçta da mistik bir yolla Allah’a ulaşılır.

İşte Nurettin Topçu’nun en önemli kitaplarından birisi olan İsyan Ahlâkı altı bölümden oluşmaktadır:
  1. Hürriyet problemi
  2. İnsanın esirliği
  3. Sorumluluk ideali
  4. Taklid ve inanç
  5. Mistik iman
  6. İmandan isyana
Yazara göre hürriyetten isyana kadar katettiğimiz yol, bir ilerlemeyi mi gösteriyor yoksa sadece bir terimin yerine başka bir terimin mi konulmasıdır? Bize öyle geliyorki asandaki cüzi irade yanılgısını olduğu kadar, hareketlerinde kaçınılmaz olan determinizm yanılgısını da ortadan kaldırmak idi. Böyle olunca isyan problemi, ispatlanması söz konusu olacak bir varsayım ve tartışma içerisindeki çatışma olarak değil de isyanın ta içinde keşfedilmiş bir olgu selametini belirleyecek bir seçim olarak ortaya çıkıyor.
Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik Erol Güngör | Ötüken Kitap

Kitap, cemiyetler hayatının eski problemini ülkemize tatbik eden, yaşadığı dönemi gözlemleyen, çareler gösteren bir eserdir. İşte bazı alıntılar:

"Bugün herkes biliyor ve görüyor ki, Türkiye çok hızlı ve geniş çaplı bir değişme içindedir. Hiç kimse bu değişmenin kendi seyrine bırakılmasına taraftar değildir; herkes kendi fikrine göre bu değişmeyi şu veya bu şekilde kontrol altına almak istemektedir." 

"Kültür karşılaşmalarında hep aynı soruya rastlıyoruz: Neyi alalım, neyi atalım? Buna karar verebilmek için önce bu konularda bizim irademizin ne kadar geçerli olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bizim bu kitaptaki tezimiz, alınacak ve atılacak şeylerin bir envanterini çıkarmaktan ziyade, milli bünyeyi kuvvetlendirici tedbirler üzerinde çalışmanın doğru olacağıdır."

Kitapta öne çıkarılan temel amaç, cemiyetin değişmesi ve ne ölçüde değişime izin verildiğinin Türkiye ile bağlantılı kurularak anlatılmasıdır.

Kitabın ilk bölümü olan “Teknoloji ve Kültür Değişmesi” adlı başlık ile kültür ve medeniyet kavramlarının bir ayrımı olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu konunun açıklığa kavuşturulması için, bu konuya ilk defa eğilen Ziya Gökalp’e başvurulmuştur. Özet olarak medeniyetin “genel” olanı, kültürün ise “bir kimseye veya bir ülkeye ait olan”ı karşıladığı eserin bu bölümünden net anlaşılmaktadır.

Türk Edebiyatı Karşılaştırmalı Na

Türk Edebiyatında dönemler, nazım şekilleri, nazım birimleri, kafiye şemaları, ölçü ve konu içeren karşılaştırmalı tablo

Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri Tablosu

ÂŞIK TARZI TÜRK HALK ŞİİRİ (Âşıklar, ozanlar tarafında saz eşliğinde söylenen şiirlerdir.) (Şair son dörtlükte mahlasını söyler)(Halk şairlerinin şiirlerini topladıkları...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen...

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri

GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka...

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir...
Ruhun derinlerinde yeşeren bin bir baharın adıdır gönül. İnsan, Allah’a gönül yoluyla ulaşır. Zira gönül ,Allah inancının bulunduğu yerdir.Bu yüzden gönül arıdır,dururdur,hiçbir...
Küçük Mustafa Kemal, Topçu Kolağası Mehmet Tevfik ve Yüzbaşı Mustafa Beyler Ak Hocanın vaaz verdiği camiye vardıklarında cami dolmaya başlamıştı.
Kelimelerin bir ümmet olduğu öğretilmedi bize. Bunu ilk defa Sâmiha Anne'yi okumaya başladıktan sonra fark ettim. Çünkü o güne dek...
“Wild”; Cheryl Strayed’in romanından sinemaya uyarlanmış bir film. Filmin kahramânı Cheryl henüz daha yirmi üç yaşında olmasına rağmen hayat adına sıfırı...
Yirmi birinci yüzyılın çetrefilli yaşam şartlarına ayak uydurma çabasındaki roman sanatı şimdi artık estetik ve didaktik yapısını değiştirmiş ve hatta...
Ali Alper ÇETİN (Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi)Türk esprisinin büyük zekâsı, tanınmış halk filozofomuzNasreddin Hoca’yı, yalnız Türk toplumu...
Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu. Çalışan diğer ana baba çam ağaçları gibi; -Huzur dolu günler...
‘Kaptan’ mahlası ile Türk edebiyatının bilhassa şiir alanında mihenk taşlarından birisi olan Attila İlhan, bir cumhuriyetçi ve inkılâp savunucusudur. Fakat...
Merhaba Tauna, Mektubunu bugün aldım canım…Biliyor musun, bugün yapmam gereken hiçbir şeyi yapamadım. Yazmam gereken yazıyı tamamlayamadım. Zaman durmuş sanki! Bugün aldığım...
Halil Lütfî Dördüncü... İstanbul "Bab-ı âli'sinin ve Türk basının en renkli simalarından biri... 1953-54 yıllarında, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunda, Basın...
Hiç düşündünüz mü bilmem, normal bir insan ömrüne kaç bayram sığar? Hemen aklınıza yaşadığınız yıllar gelecek, onları ikiyle, dörtle çarpacaksınız, ortaya...
KONUŞURKEN

KONUŞURKEN

28.04.2019
Kendinizi konuşurken hiç kontrol ettiniz mi? Konuşanın siz değil de başkası olduğunu bir kere olsun düşündünüz mü? Konuşmada dinleyen yerine...
PEYAMİ SAFA-2

PEYAMİ SAFA-2

28.07.2017
Bir Dante'nin La Divinc Comedie'sini hakkiie anlamak ve tatmak istiyen bir kari. Dante'nin içinde yaşadığı muhit ve İtalya’nın o zamanki...
Sayın Arkadaşlarım, Anlatmakta başarısız olduğum bazı konuları sizlerin de dikkat ve değerlendirmesine sunmaya karar verdim. Bu nedenle gözlem ve tespitlerimi, eğitimcilere...