Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

İnatetme gokyuzuÖnsöz

İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve buluşmayı fazlasıyla hak ediyor.

Diyebilirim ki; birçok başat şairin ilk kitaplarındaki acemilik de yok bu şiirlerde. Halk şiirinin duygusu, lirizmi, konusu ve biçeminden beslenip; özgün imge ve buluşlarla, çağdaş, kendince bir tarza evriltmeyi başarmış sevgili Elifçe şiirlerini. Bu şiirlerde sanatçılar beşiği Çukurova ve Toroslar’ın ulusala armağan edeceği yeni usta bir şairin muştusunu görüyorum. Kitabın adı da şiirlerin duygusu ve niceliği hakkında yeterli ipucu verecek derecede başarılı seçilmiş bir dize: “inat etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın”

Sevgili Elife Ergan’ın bu ilk kitabına önsöz yazarak, heyecanını ve sancısını paylaşmaktan onur duydum. İnanıyor ve diliyorum ki; bu şiirler okurun kalbine ve belleğine yazılıp, edebiyat tarihimizde kendine özgü kulvarında yürüyüşünü yeni başarılarla taçlandıracak…

Dr. Ömer Kaplan Kozanoğlu

***

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR

Hüseyin Nihal Atsız

Ötüken Yayınlar

Hazırlayan: Burcu SESLİ

Tarih, edebiyat, mitoloji, folklor, Türk halk bilimi vb. alanlarda çalışmalar yapmış olan entelektüellerden Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerinden biri de Bozkurtlar adlı romandır. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor şeklinde birbirinin devamı olan iki eserin Ötüken neşriyat tarafından tek kitapta toplanması ile birlikte Bozkurtlar romanı oluşmuştur. Atsız’ın tarihi romanlarındandır.

Birinci kitap olan Bozkurtların ölümü adlı eserde Atsız, Göktürklerin yani Bozkurtların 622 - 630 yıllarında geçen muhteşem ve eşsiz mazisini anlatmaktadır. Atsız, göçebe, avcı ve savaşçı yaşam biçimine bağlı bir kültür yapısı olan Türklerin, tarım ve ticaretle uğraşan Çinlilerin kültürlerinin farklılıklarından doğan çatışma nedeniyle yaşadıkları sorunlara eserde yer vermiştir.

Olay Göktürklerin kağanı olan  Çuluk  Kağan’ın zehirlendiği haberinin buduna ulaşması ile başlar. Çinli bir prenses olan İçing  Katun tarafından zehirlenen kağanın yerine kimin geçeceği, Bozkurtlara kimin kağanlık edeceği, budun tarafından merak konusu olmuştur. Kurultay Çuluk Kağan'ın iki oğlu olan Yaşar Şadı (Tulu Kağan )  sarı benizli , Şu Tegini (Kür Şad) ise toy olduğu için kağanlığa seçmez. Bu iki isim yerine Çuluk Kağan'ın erkek kardeşi olan  Bağatur Şad’ı kağanlığa seçer ve Bağatur  Şad Kara Kağan adını alır.



Aktif Düşünce Yayıncılık

Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları, insanın özne olmaklığına dair sıkıntıları ele almakta ve bunlar karşısında kendi düşünce geleneklerimizden hareketle çözüme yönelik imkânlar bulunabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda tasavvufla bütünleşen bir tefekkürün ufukları, tasavvufa ilişkin olduğu düşünülen kavramların felsefî bir dikkatle yeniden işlenebileceği ve böylece oluşabilecek bir dilin anlamı ve değeri de ele alınmıştır. Bu çabada felsefe ve tasavvufun kavramları, yaklaşımları ve çoğu zaman da sohbet içerisinde açılan insanî ve etik alanın hususiyetleri yol gösterici olmuştur. "Bir bilmek, bir görmek ve bir sevmek" ifadesi ile özetlenebilecek olan bu tefekkürün temelleri "birlik" ideası (fikri) üzerine inşa edilmiştir. 

“Birleyerek Oluşmak” hakkında kapsamlı bir değerlendirme

Ahmet KUTALMIŞ

İçinde bulunduğumuz çağ, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği, insanoğlunun kendisini yalnız ve pusulasız hissettiği, her anlamda bunalım yaşadığı bir çağ görünümündedir. Bu bunalım, insanın kendisini, çevresini, toplumu, maddi ve manevi evreni tanıma, bilme, anlama ve anlamlandırma becerisi ile alakalıdır. Özellikle son iki yüz yıl içerisinde insanoğlunun maddi ve fizik evren hakkında bilgisi önceki ile kıyaslanamayacak düzeyde artmış fakat kendini tanımak, diğer bir insan kardeşi ile beraber olmak, cihanşümul insani ve manevi değerleri yaşamak ve paylaşmak adına aynı başarı gösterilememiştir.



Sayfa Sayısı:  248 sayfa
Kağıt Cinsi:  2. hamur
Kapak Cinsi: Karton kapak
Ebat:  16.5x23.5
Basım Tarihi:  08-2006
Baskı:  3
ISBN:  978-975-7032-92-2

"Tarihte topyekûn insanlığa hükmetmiş bir 'Büyük Birâder' şekliyle hiç karşılaşmadık. Peki, bu 'Büyük Birâder' insanlığı, yeni Orwell gibi, İngiliz olan Aldous Leonhard Huxley'in, son derece iç karartıcı ve kötümserlik aşılayan 1932 baskısı 'Yiğit Yeni Dünya' uçurumuna mı sürüklemektedir?

Günümüzdeki şartların da bunların sebep oldukları dev sorunların da müellifi İngiliz-Yahudî medeniyeti olduğuna göre, bunun tasvîrini sunup onu teşrih masasına yatıracak olan da İngiliz -ve/ya Yahudî- düşünürü olmalıdır. İşte, gerek George Orwell ile Aldous Huxley'de gerekse Karl Marx'da bu çalışmada nedenleriyle birlikte sergilemeğe çaba harcamış olduğumuz, bugün dünyayı ve insanlığı sarmış dev sorunların halledilmesi için elzem gözüken 'Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetine seçenek oluşturabilecek yeni bir medeniyet biçimini ortaya çıkarmanın zihnî ile maddî zemini var mıdır?' sorusunun cevabını kimden bekleyeceğiz?"

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde hocalık yapmış olan Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, biyoloji felsefesi alanında doktora sahibi olmasına rağmen uzmanlık alanlarının çeşitliliği ile dikkat çekmektedir. Akademide felsefe-bilim tarihi alanında dersler veren Duralı, yazımıza konu olan Çağdaş Küresel Medeniyet adlı eserini tarih felsefesi alanında görmektedir.

Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu

Altay Cengizer

Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN: 978-605-09-2289-9.

Tanıtım: Hasip SAYGILI*

Birinci Dünya Harbi’ne Osmanlı Devleti’nin girişi ile ilgili kayda değer bir eser halen Dışişleri Siyaset Planlama Genel Müdürü olan Büyükelçi Altay Cengizer tarafından 2014 yılı sonlarında yayınlanmıştır. Yerleşik kabullerle uzlaşmaya gitmeden kendi doğrularını cesaret ve açıklıkla ifade eden bu eser Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde Osmanlı adlı ciddi emek mahsulü eseriyle beraber literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yazar muhafazakâr, ulusalcı ve sol çevrelerin müşterek olarak olumsuzladığı bir dönemi ve olaylarını sağlam bir bilgi ve muhakeme ile incelemiş ve tutarlı bir monografi ortaya koymuştur.

Büyükelçi Cengizer çok farklı görüşlerdeki İbnül Emin Mahmut Kemal İnal, İsmail Hami Danişmend, Yusuf Hikmet Bayur, Yuluğ Tekin Kurat, Şevket Süreyya Aydemir, İlber Ortaylı, Şükrü Hanioğlu, Baskın Oran, Fikret Başkaya ve Bingür Sönmez gibi şöhret sahibi kimselerin konuya ilişkin yazdıklarını soğukkanlılıkla eleştirmiş, çok tekrarlandığı için gerçek olduğu neredeyse tartışılmaz hale gelmiş dönemle ilgili kabullerin çoğunun İngiliz ve Rus savaş propagandası ürünü olduğunu da göstermiştir.

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi

Söyleşi: Ahmet VURGUN  

          

Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu etnografya eserleri olduğunda bu daha açık bir şekilde kendini gösterir. Bazen halılarda, resimlerde gördüğümüz, bazen evlerin dış cephelerinde karşılaştığımız maddi kültür unsurları olan işaretler, damgalar, motifler yani kısacası Türk kültür tarihinin etnografik eserleri hakkında, sosyolog Mustafa Aksoy tarafından kapsamlı bir çalışma hazırlandı. Mustafa Aksoy, Prof. Dr. Kemal Üçüncü’nün de belirttiği gibi, sosyoloji disiplininden gelen ve bütün akademik kariyerinde Z. Fahri Fındıkoğlu, Mehmet Eröz çizgisini takip eden, sahaya, kültüre bizatihi temas etmeye önem veren bir Türkolog ve akademisyen.

Mustafa Aksoy hocamızla, Türk kültür coğrafyasını karşı karış gezerek 18 yıllık bir emek sonucu ortaya koyduğu “Tarihin Sessiz Dili Damgalar” kitabı üzerine konuştuk. Bu eser, “Yeni Ufuklar Derneği” tarafından, “2014 Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” ve ABD’de yaşayan Türklerin, Türk asıllı Amerikalıların ve Amerikalı Türk dostlarının oluşturduğu sivil toplum kuruluşu olan “Turkish Forum” tarafından “2014 Yılında Alanlarında İz Bırakmış En Başarılı Meslek İnsanları” ödülüne layık görüldü.

Okumuşumuz olsun, cahilimiz olsun, Doğu illeri hal­kına hemen “Kürt” der, çıkar. Hiç hatırına getirmez ve hattâ bilmez ki, Doğu illerinde yerli şehir Türkleri, Türk­menler, Karakalpaklar, Azeriler de yaşamaktadır. Kürt diye anılan insanlar Kurmanç ve Zaza adı veri­len iki büyük zümreye ayrılmaktadır. Bunlardan Zazalar, Kürtlüğü kat’iyen kabul etmeyip, Kurmançların Kürt ol­duğunu, kendilerinin ise Zaza olduğunu söylerler. Ancak bazı görüşler bu hükmün istisnasını teşkil eder. “Kürtçü” görüşü savunanlara göre, bir Kürt ırkı vardır ve Kurmançlarla Zazalar bu ırkın şubelerini teşkil eder. Beynelmilel cereyanlar da böyle sun’î bir ırk yaratıp, Tür­kiye’yi parçalamak istediğinden, yurt sathında filizlenme imkânı bulan bu muzır fikirleri yeşertmek için çırpınırlar. Elinizdeki kitapta da çeşitli örnekleri olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu Anadolu, otantik kültür değerleri açısından Batı Anadolu’dan daha Türk’tür. Mesela coğrafî şartlardan dolayı Hakkâri ve Tunceli’nin nüfus hareketliliği son derece zordur. Böyle olmakla beraber bu illerde yapılan halı-kilimlerle Sibirya, Orta Asya ve Moğolistan’daki Türklerin yapmış oldukları ha­lı-kilimlerin üzerindeki damgalar niçin aynıdır? Diğer yandan dünyada bilinen ilk koç-koyun başlı mezar taşları 1772’de Rus arkeologlarca Altaylarda bulmuş (altı adet) olup, tarihleri M.Ö. X. asır olarak belirtilmişken, nasıl oluyor da bu mezar taşlarının son örnekleri Tunceli ile Hakkâri’de karşımıza çıkıyor? Prof. Dr. Mehmet Eröz, büyük bir titizlikle saha araştırmalarına dayanarak yaptığı araştırmalarında belli bölgelerin muhtelif zümrelerle anılır olmasını kabul etmemiş, lengüistik, etnografik ve tarihî vesika ve kaynaklara dayanarak Doğu Anadolu’nun Türklüğü’nü göstermiştir.

İçindekiler:

İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848-1924) 

Uğur Önal, Togay Seçkin Birbudak
Ankara, ATAM, 1.bs., 2013, 360 sayfa, ISBN:978-975-16-2535-9

Yayına hazırlayan: Fatih AKMAN


Türk eğitim sisteminin temelleri, Cumhuriyet’ten evvel, Osmanlının modernleşme hamlesinin süratlendiği 19.yüzyıl içerisinde aranmalıdır. Tüm devlet kurumlarının etkilendiği bu modernleşme serüveni, elbette eğitim kurumlarının yapısını da yakından etkilemiş, aynı zamanda bu modernleşme hamlesinin süreklilik kazanması amacıyla eğitim kurumları bilfiil bu değişime uygun olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu sebeple günümüz eğitim sistemini değerlendirirken yine günümüz eğitim kurumlarının selefi rolündeki kurumları incelemek elzemdir.

Elimizde bulunan İstanbul Dârülmuallimîn-i (1848- 1924) adlı eser günümüz eğitim fakültelerinin ilk modelini teşkil eden Dârülmuallimînlerin, kuruluş aşamasından isim ve yöntem değişikliğine uğradığı Cumhuriyet dönemine değin, kurumun zaman içinde yaşadığı değişim ve gelişimin detaylarını okuyucuya sunmaktadır.

Eser; Giriş kısmının ardından sırasıyla İstanbul Dârülmuallimîn-i Rüşdiyyesi (1848-1913), İstanbul Darülmuallimîn-i Sıbyânı (Dârülmuallimîn-i İbtidâiyyesi 1868-1924), Dârülmuallimîn-i İdâdiye, Dârülmuallimîn’in Meşhur Müdür ve Muallimleri, Dârülmuallimîn’in Faâliyet ve Etkinlikleri adlı beş ana bölümden ve ertesinde Sonuç, Bibliyografya, Ekler, Kronoloji, Dizin gibi kısımlardan oluşmaktadır. Biz de eserin başlıklarına uygun olarak sırasıyla başlıklar özelinde tanıtım ve değerlendirmede bulunmaya çalışacağız.



ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME

Turgut GÜLER

Ötüken Yayınları, 2015

Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvâr-ı Cihângîr -Fâtihnâme- kitabıyla da “Türk İstanbul”da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize sunan Fâtih Sultan Mehmed Hân’ı anlatıyor. O Hân ki, hem kendi hânedânının içinde, hem diğer Türk siyâsî teşkilâtlarının hükümdârları arasında, hem de Dünyâ idârecileri sıralamasında “yegâne” olmayı başarmış, cümle ölçü ve değerlendirme kıstaslarını dürüp bir kenâra atmıştır. Türk târîhiyle berâber, en geniş mânâsıyla Cihân târîhinin gelmiş geçmiş sayılı şahsiyetleri arasında zirveye oturan Fâtih Sultan Mehmed Hân, Türk milletinin yetiştirdiği Cihân’a değer bir isim ve soyunun iftihâr kaynağıdır. 12 yaşında ilk saltanatına başlayan, 19 yaşında ikinci def’a tahta oturan, 21 yaşında İstanbul’u fetheden, babasının vefâtından sonra 30 yıl hükümdârlık yapan ve 49. yaşının içinde Hakk’a kavuşan Fâtih Sultan Mehmed Hân, eslâfı ve ahfâdı tarafından kırılamayan bir rekorla, tam 25 Sefer-i Hümâyûn’a çıkmıştır. Bu seferlerden birden fazlasını bir yıla sığdırdığı olmuş, hep askerinin başında, hep yollarda bir ömür geçirmiştir. Ömrünün en büyük gâyesi olan İstanbul’da, fethi tâkip eden dönemde, kesintisiz olarak bir tam yıl bile oturamamıştır. Edirne’de, Sarây-ı Atîk’de Dünyâ’ya gelmiş, Gebze yakınlarında Hünkâr Çayırı / Tekfûr Çayırı mevkiinde, son seferine çıkarken bu Âlem’den hicret eylemiştir.



Türk Devlet Geleneği

Prof.Dr. Aydın Taneri

Merhum Prof. Dr.Aydın Taneri’nin birkaç defa yeniden geliştirilerek basılan “Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün” adlı (Ankara,1993) eserinde kültür, millet,devlet kavramlarıyla ilgili görüşlerinden özet­lemeler yapmak istiyorum.Taneri’nin anlatımına göre tarih, yüzyıllar boyunca insan topluluklarında olu­şan olayların yorumlanması ve o olayların günümüze yansıyan etkenlerinin değerlendirilmesidir. Millet ise: ortak geçmişi olan ve birlikte yaşama arzusu gösteren insan topluluğudur. Bu tarife göre millet olma niteliği, geçmişten süregelen o millete özgü ruh’un var olma­sına bağlıdır. Tarih uzmanları esas bu ruhu incelerler (sa:17). Ayrıca millet olarak yaşayan her toplumun amacı, hem diğer milletlere karşı ortak menfaatlerini korumak, hem de, ortak inanışları, hayat tarzını, adet, fikir, bilinç ve iradeyi devam ettirmektir. Millet, de­vamlılık ifade etmeyen halk olmaktan çıkan ve politik bir örgütlenme iradesiyle “devlet oluşturan” bir toplu­luktur. Bu örgütlenmeyi önderler yaparlar ve milletin devlete kavuşmasını sağlarlar(sa:81).Bir devletin olu­şabilmesi için dört ögenin var olması gerekir:

1.Millet: Bir devletin oluşabilmesi için ilk şart millettir. Türklerde millet kavramı Türk tarihi ile baş­lar. Atalarımız var oldukları tarihten itibaren birlikte yaşama arzusu ile eski hatıralara ve kültür değerlerine ve ülkelerine bağlı olarak bir bütünlük içinde olmuş­lardır. Taneri’nin ifadeleriyle:

nurettintopcuİsyan Ahlakı, Nurettin Topçu'nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin Ahmet imzasıyla Paris’te Fransızca olarak yayınlanmıştır. O, bu eserle Sorbonne'de felsefe doktorası yapan ilk Türk'tür.

Nurettin Topçu’nun temel eserlerinden olan İsyan Ahlakı’nda, önce ahlakın problemleri üzerinde durulur, sonra inanç problemleri ve sonuçta da mistik bir yolla Allah’a ulaşılır.

İşte Nurettin Topçu’nun en önemli kitaplarından birisi olan İsyan Ahlâkı altı bölümden oluşmaktadır:
  1. Hürriyet problemi
  2. İnsanın esirliği
  3. Sorumluluk ideali
  4. Taklid ve inanç
  5. Mistik iman
  6. İmandan isyana
Yazara göre hürriyetten isyana kadar katettiğimiz yol, bir ilerlemeyi mi gösteriyor yoksa sadece bir terimin yerine başka bir terimin mi konulmasıdır? Bize öyle geliyorki asandaki cüzi irade yanılgısını olduğu kadar, hareketlerinde kaçınılmaz olan determinizm yanılgısını da ortadan kaldırmak idi. Böyle olunca isyan problemi, ispatlanması söz konusu olacak bir varsayım ve tartışma içerisindeki çatışma olarak değil de isyanın ta içinde keşfedilmiş bir olgu selametini belirleyecek bir seçim olarak ortaya çıkıyor.
Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik Erol Güngör | Ötüken Kitap

Kitap, cemiyetler hayatının eski problemini ülkemize tatbik eden, yaşadığı dönemi gözlemleyen, çareler gösteren bir eserdir. İşte bazı alıntılar:

"Bugün herkes biliyor ve görüyor ki, Türkiye çok hızlı ve geniş çaplı bir değişme içindedir. Hiç kimse bu değişmenin kendi seyrine bırakılmasına taraftar değildir; herkes kendi fikrine göre bu değişmeyi şu veya bu şekilde kontrol altına almak istemektedir." 

"Kültür karşılaşmalarında hep aynı soruya rastlıyoruz: Neyi alalım, neyi atalım? Buna karar verebilmek için önce bu konularda bizim irademizin ne kadar geçerli olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bizim bu kitaptaki tezimiz, alınacak ve atılacak şeylerin bir envanterini çıkarmaktan ziyade, milli bünyeyi kuvvetlendirici tedbirler üzerinde çalışmanın doğru olacağıdır."

Kitapta öne çıkarılan temel amaç, cemiyetin değişmesi ve ne ölçüde değişime izin verildiğinin Türkiye ile bağlantılı kurularak anlatılmasıdır.

Kitabın ilk bölümü olan “Teknoloji ve Kültür Değişmesi” adlı başlık ile kültür ve medeniyet kavramlarının bir ayrımı olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu konunun açıklığa kavuşturulması için, bu konuya ilk defa eğilen Ziya Gökalp’e başvurulmuştur. Özet olarak medeniyetin “genel” olanı, kültürün ise “bir kimseye veya bir ülkeye ait olan”ı karşıladığı eserin bu bölümünden net anlaşılmaktadır.

enverpasaninhatiralariKitap Enver Paşanın anılarını üzerine ekleme yapmadan olduğu gibi aktarıyor. Tarihimizde önemli bir yeri olan Enver Paşanın anılarını kendi ağzından dinlemek keyifli. Öğrendiğimiz tarihin eksikliğini yüzümüze vuruyor.Eski mektuplar eski dilde aynen verilmiş. Enver paşanın son dili son derece naif kullandığını belli eden mektuplar.

Derleyici: Halil Erdoğan Cengiz

Yayın Tarihi 2018-01-04

ISBN 9754588341

Enver Paşa'nın bizzat elinden yazılmış hatıralarıdır. Doğumundan II. Meşrutiyet'in ilânına kadar olan zamanı kapsamaktadır. Hatıraları okuduğumda Enver Paşa'ya bir kez daha hayran oldum. Enver Paşa gerçekten çok dürüst, namuslu ve mütevazi bir adamdır. Hatıralarını okuduğunuzda da bunu üslubundan farkediyorsunuz. Anıların orijinali Enver Paşa'nın ailesinden alınıp, Halil Erdoğan Cengiz tarafından neşredilmiştir.

osmanlidönemiedirnesiiriMüberra Gürgendereli, Osmanlı Dönemi Şiirinde Edirne, Çantay Kitabevi, İstanbul 2016.

Edirne’nin I. Murad tarafından fethi, hem İstanbul’un hem de Balkanların kapısını Türklere açmıştır. Bütün Osmanlı tarihi boyunca siyasi ve kültürel açılardan kilit rol oynayan Edirne, geçmişi Traklara dayanan eski ve önemli bir şehirdir.

“Dârü’l-mülk ve Dârü’n-nasr ve’l-meymene” olarak anılan bu kutlu şehir, neredeyse bir asır boyunca payitahtlık yapma-sının yanında, tahtını İstanbul’a hediye eden asil bir sultan misali, yüzyıllar boyunca saltanatı ve İstanbul’daki gelişme-leri vakarla seyretmiş, uzun bir dönem ihmal edilmiş, zaman zaman eski şaşalı günlerini hatırlamış, büyük afet ve savaşlar yaşamış ama hep ayakta kalmayı başarabilmiştir.
Edirne’nin başkentlik vasfı, şehrin havasının, ruhunun, dokusunun, insanının yanı sıra edebiyatının da içine sinmiş-tir. Osmanlı’nın medeniyet merkezi olan bu şehir, yüzyıllar boyu devam eden bir süreçte tesis edilen ve başarıyla işletilen eğitim ve kültür merkezleri, sanat eserleri, tabi güzellikleri ve edebî zenginliği dolayısıyla kendine has bir hüviyet taşımak-tadır. Bu hüviyette, Edirne’nin Osmanlı tarihi boyunca bir ca-zibe merkezi olarak kalmayı sürdürebilmesinin önemi büyük-tür.

kirmiziyazilar 260x400Açıklama"Ben tarihçi değilim, akademisyen hiç değilim; roman yazarıyım sadece. Uzun veya kısa anlatılar kaleme alırım. Uzun ise roman, kısaysa öyküdür yazdıklarım. Muhtelif dergilere denemeler de yazarım. Benim işim yaşanmış gerçekleri anlatmaktan ziyade yaşanması muhtemel olan kurgular üretmektir. Bununla birlikte, iyi bir anlatıcı olabilmem için içerisinde yaşadığım toplumu farklı boyutlarıyla derinlemesine tanımam gerekmektedir. Sadece şiir okuyarak şair olunamayacağı gibi, yalnızca roman okuyarak da başarılı bir romancı olunamıyor. Yazarlık tecrübelerim bana bunu öğretmiştir."

Metin SAVAŞ

Baskı Sayısı   : 1. Basım

İlk Basım Yılı : 2018

Sayfa Sayısı  : 475

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve Niyazi Mısri'nin tasavvuf geleneğindeki yerleri ve etkileri kuşkusuz çok büyük ve...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - NECAT

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla kültürümüz çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Türk...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya...

TARİHTEN GÜNÜMÜZE IRAK TÜRKMENLERİ

Irak'ta yüzyıllardan beri varlık gösteren Türkmen toplumu, köklü geçmişine, ülkede bıraktığı zengin tarihî ve kültürel mirasa, günümüzde bile hâlâ canlılığını koruyan...

NASRETTİN HOCA’DAN BİR FIKRA

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Fıkraları sevmeyen var mıdır, sanmam. Çünkü fıkralarda her insana hitap eden bir taraf mutlaka bulunur. Kimini güldürür fıkralar, neşelendirir; kimini...

Şiir Hakkıında-2

Edebiyat Dunyamız

Bundan birkaç sene evvel M. Bremond, saf siire dair Akademi'de söylediği bir nutukta, şiir lisanına dua demişti. Kabulü biraz güç olan bu iddiada siir li­...

FETHEDİLECEK YENİ UFUKLAR

Edebiyat Dunyamız

İstanbul'un fethi bu sene her zamankinden başka bir alay-ı vâlâ ile geçti. Pekçok sosyolojik ve siyasi faktörün katman katman üst üste binerek ortaya...

BOŞLUĞA MEKTUP

Ayla Coşkun CEREN

Aylardan Ocak. Kar yağmaya gece başlamıştı ve belli ki hiç ara vermeden yağmış. Bu kar içimize de yağıyor durmadan biliyorsun. Evimin önündeki merdivenlerden...

DİLİMİZ

Ahmet Midhat (1844-1912) şöyle yazmıştı:Türkistan’dan bir Türk ve NECİD’den bir ARAB ve Şiraz’dan bir Acem (İranlı) getirsek, edebiyatımızdan en güzel bir...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIPÇAK

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA AD

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki...

RIZA TEVFİK

Filozof Rus Tevfik’in ölümüne iki yüzden acımalıyız: Birincisi, halk ş¡irinin her çeşit lezzetini bize tattıran çok kıymetli bir şairimizi kaybettiğimiz için....

İSTİKLȂL MARŞI’NIN ANLAM DÜNYASI

İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde esas olan ise iç yapı yani muhteva...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİKLER

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak hesabı da denir). Hece ölçüsüyle yazılan bir şiirde, ilk dizede kaç hece varsa...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

MASALSIZ TOPLUM VE OKULDA DEĞERLER EĞ

Halk kültürüne bağlı sözlü bir anlatım türü olan masallar, çocukların eğitiminde, sosyal hayata katılmalarında önemli bir yere sahiptir. Masal geleneği,...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
SESSİZTANBUL

SESSİZTANBUL

12.11.2017
İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler...
Öğüt verme, okuyucuyu bilinçlendirme amacını taşıyan ve birçok Divan edebiyatı şâirinde örneğine rastlanılan Nasihat-nâme (Pend-nâme), Divan edebiyatının en önemli nazım...
Kadı Burhaneddin, Oğuz Türkçesinin yanında Doğu Türkçesine de hâkimdir. Şiirlerinde, eski Anadolu Türkçesiyle birlikte Azeri ve Doğu Türkçesinin özellikleri de...
Kitap Enver Paşanın anılarını üzerine ekleme yapmadan olduğu gibi aktarıyor. Tarihimizde önemli bir yeri olan Enver Paşanın anılarını kendi ağzından...
KELE BACIM

KELE BACIM

28.01.2018
“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın bu dediklerini. Sen ne bakıyon kemçiğin dediklerine. O senin...
Ne yaparsan yap pişman öleceksin,Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından...Dostoyevski Müslüm Gürses’i ‘Son pişmanlık neye yarar / Her şeyin bedeli var olmadı...
Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına...
Baki’den Kadrini sengi musallada bilüp ey Baki Durup el bağlayalar karşında yaran saf saf Fuzuli’den Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb Kılma dermân...
Düşündük mü hiç? Neyi, niçin, nasıl, ne kadar anlayabiliyoruz? Günde kim bilir kaç kere iletişim kazası yaşıyoruz? Kaç kere kim bilir bilmeden biri(leri)nin...
“ Bir Türk’le Türkçe’den başka bir dille konuşmak, bana adeta bir günah gibi geliyor.” Johan Vandewalle ( Belçikalı Dil Bilimci...
Belâ Râhında BenNe yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bendeBelâ râhında şimdi bir mu'ayyen menzil oldum ben(Nereden gam, üzüntü kervanı...
Son dönemde başarılarıyla en çok dikkatimi çeken kurumlardan biri Yunus Emre Enstitüsü. Bosna’da bir yıl bu enstitü adına görev yapmamın,...
Sözümüz, sözlerimiz ne kadar etkili oluyor, sözün etkisi ne kadar devam ediyor; sözden etkilenenlerin sayısında azalma mı oluyor vb. sorular...
Eğer cevabınız “hayır” ise yazıyı okumayı bırakın. Bu gönül yolculuğu başlamadan bitsin. Bu yazı, gönül nedir bilenler içindir. Yalnız burada...