Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

kitaplar100 Aşk Şiiri: Cemal Süreyya

100 Soruda Halk Edebiyatı: P. Naili Boratay

19 Mayıs Destanı : F Hüsnü Dağlarca

19.Asır Türk Edb. Tarihi: A Hamdi

2000 Yılının Sevgilisi: R. Halit Karay

  1. Yılında Sovyet Rusya: Şevket Rado

70 Yaşım Merhaba: Aziz Nesin

  1. Koğuş: Orhan Kemal

87 Oğuz : Rakım Çalapala

  1. Gün: Cemal Süreyya

aylakkelimelerAylak Kelimeler
Nilgün Dağ
Yayınevi Yayınları
1. Baskı, 2019
Ankara, 127 sayfa
Eser, kelimelerin peşinde koşan bir yazarın tasvir ve açıklama düzeyinde kaleme aldığı ve okura idrak, anlam ve değer bağlamında katkı sunan bir kavramlar kitabıdır. Eserde yalnızca zamana ve şartlara yenik düşerek insanımızın fikri, hissi ve fiili dünyasından uzaklaşmış ve tefekkür dünyasının dışına düşmüş kavramlar değil; aynı zamanda kahir ekseriyetin maruz kaldığı/ettiği [?] bazı kavramlar da yer almaktadır. Her hâlükârda yazar, kelimelere kendince can suyu vermekte ve zihinlerde kavramsal bir zenginliğe imkân sunmaktadır. 
Eser, yazarın ilk kitabı olması hasebiyle midir bilinmez, “selâm” kelimesiyle başlamakta ve -kasti midir bilinmez- “belki, ama, neyse, keşke” bağlaçlarıyla sonlanmaktadır. Bazı kelimeler, zihni berraklaştırırken bazıları zihindeki boşluğu doldurmaktadır. Bazı kavramlar, aklı ve gönlü tazelerken bazıları sayesinde insan kendini inşa etmekte, varlığını biçimlendirmektedir. 
Aylak Kelimeler kelimelerle konuşmak, duymak ve görmek için harikulâde bir eserdir. Anlama ve anlamlandırma açısından bir örnek teşkil edebilecek bu esere ve kıymetli yazarına kulak verelim. Şuur ve farkındalık seviyesi yetim kalmış okurların kendi Rönesanslarını başlatmalarına ve kendi aydınlanma çağlarına girmelerine rehberlik edecek bu kıymetli eseri okuyalım ve okutalım. 

sokaktaUçtaki Adam ve Köse Kadı isimli, çok severek okuduğum tarihi romanları ile tanıdığım Bahaeddin Özkişi'nin okuduğum üçüncü kitabı olan, 1975 Peyami Safa Roman yarışmasında başarı ödülü alan SOKAKTA.

İlk sayfalarda beni fazlaca sıkan. İnce bir kitap olmasına rağmen,sanırım sonunu getiremeyeceğim diye düşündüğüm. Okudukça uzayan bir kitap hissine kapılmıştım. Bir yerden sonra su gibi akıyor desem yeridir.

Batı özentiliğine doğru ilerleyen toplumumuzun,değişiminin sokaklarımızda başladığına dikkat çekerek. Kendi sokaklarındaki değişimi polisiye ve fantastik kurgu ile materyalizme karşı çıkan fikirler üzerinden anlatmayı hedeflemiş Bahaeddin Özkişi.

Değişen değer yargılarımız,kültürel yozlaşma,maddeye olan bağımlılığımızın artarak devam ettigi bu günlerde yazılmış gibi.

Ya da bugünler için yazılmış da diyebiliriz..

Eldeki saf değerler, görmüyor musun? Cam boncuklarla değiştiriliyor..

Bir toplumu topsuz,tüfeksiz yıkmanın en iyi yolu. Kültürünün,değer yargılarının ve dininin değişime uğraması için mücadele etmektir. Değerler,ait oldukları toplumun titizlikle korumak zorunda olduğu şeylerdir. Çünkü gelecek onlar üzerine örülür.  İlk önce aile ve sokak kavramımız değişime uğradı.

selamsoyleSelam esenliktir.

Selam vermek esenlik dilemektir.

Selam almak esenlik duaları almak ve iade etmektir.
Selam söylemek esenlik duaları iletmektir.
“Selam Söyle” demek esenlik dualarımı muhatabıma ulaştır demektir.
SELAM SÖYLE diyor Sait Başer Hoca…
“Selam Söyle…”
Töre’nin çocuklarına, Oğuz’un evlatlarına, Töreli, Oğuz soylu yiğitlere SELAM SÖYLE diyor. 
Selam gönderiyor, esenlik müjdeliyor.
Töredeki kavli duruşları, hasbi kavrayışları fiili yöneliş ve kavrayışlara eriştirecek bakış açılarıyla esenlik diliyor.
GÜL DİBİNDEN NİYAZ ederek esenlik diliyor. “Sen ey gönlümü dolduran esrarın Sultanı! Sensiz beni neyleyim.” Diye başlayıp “bize hayalden hakikatine yol aç ey Sultanım !” diyerek niyaz ediyor.


İÇİNE TAŞRALI/Kendine Yabancı duruşumuzu esenliğe çevirecek bakışlarla SELAM SÖYLE diyor. “Taklitten elde edilecek bir değer mümkün değil, tahkiki uyanışlar elzemdir. Bir ezberden bir ezbere savrulmayacak duruşları” işaret ederek SELAM SÖYLE diyor.

kotuculkadinKötücül kadın üzerine bu araştırma edebiyat, felsefe ve psikanaliz etrafında disiplinlerarası bir çalışmadır. Bu araştırmanın başlıca uğrakları ise Hegel, S. Freud, Simone de Beauvoir, J. Lacan, Luce Irigaray, Judith Butler, Julia Kristeva, Gilles Deleuze’dir.

Bu kitapta kötücül kadın genel kabulün dışında eleştirel bir bakış açısıyla toplumsal cinsiyet, cinsel fark, arzu, kadın bedeni ve abjeksiyon, annelik, dişillik tasarımı, dil ve iktidar ekseninde edebiyatta kadın görünürlükleri gibi birçok izlek üzerinden yapı söküme uğratılmıştır.

abumrabumBir (Hz.) İbrahim Romanı

İskender Pala

Kapı Yayınları, 2018

1958 Uşak doğumlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olan İskender Pala "Divan şiirini sevdiren Adam" olarakta bilinmektedir. Yazarın "Babil'de ölüm Istanbul'da Aşk, Katre-i Matem, Şah & Sultan, Od, Mihmandar" adlı kitapları uzun süre çok satanlar listesinde bulunmuştur.. Kitabı elinize aldığınızda ön kapağında. "Bir (hz)İbrahim Romanı" yazısını görünce,içeriğinde Hz. İbrahim'in Hayatının anlatıldığını düşünsenizde, daha ilk sayfasından polisiye bir roman olduğunu anlıyorsunuz.. Japonya'da bir Üniversitede işlenen cinayet sonrasında başlayan, yaklaşık 4000 yıl önce Babil Ülkesinde yaşayan Akatların "Abum Rabum" diye bahsettikleri Hz. İbrahim'in ayak izlerinde gelişen olaylarlar zincirini polisiye tadında anlatan İskender Pala, bu süreçte pek çok kaynaktan yararlanmış.

Dr. Halil Atılgan’ın “ Hey On Beşli” isimli eseri.... 

                                    TÜRKÜ SEVEN TÜRKÜ SÖYLER


                                   "Koşar telden tele dökülür saza

                                   Ben beni söylerim türkülerimde

                                   Özlem çağıl çağıl aşk yığın yığın

                                   Ben beni söylerim türkülerimde

                                  

                                   Gâh Emrah olurum dert ile dolan

                                   Gâh bir Köroğlu'yum dağlarda kalan

                                   Seyrani Sümmani Karacaoğlan

                                   Ben beni söylerim türkülerimde " ( H. Soyuer)

İnatetme gokyuzuÖnsöz

İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve buluşmayı fazlasıyla hak ediyor.

Diyebilirim ki; birçok başat şairin ilk kitaplarındaki acemilik de yok bu şiirlerde. Halk şiirinin duygusu, lirizmi, konusu ve biçeminden beslenip; özgün imge ve buluşlarla, çağdaş, kendince bir tarza evriltmeyi başarmış sevgili Elifçe şiirlerini. Bu şiirlerde sanatçılar beşiği Çukurova ve Toroslar’ın ulusala armağan edeceği yeni usta bir şairin muştusunu görüyorum. Kitabın adı da şiirlerin duygusu ve niceliği hakkında yeterli ipucu verecek derecede başarılı seçilmiş bir dize: “inat etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın”

Sevgili Elife Ergan’ın bu ilk kitabına önsöz yazarak, heyecanını ve sancısını paylaşmaktan onur duydum. İnanıyor ve diliyorum ki; bu şiirler okurun kalbine ve belleğine yazılıp, edebiyat tarihimizde kendine özgü kulvarında yürüyüşünü yeni başarılarla taçlandıracak…

Dr. Ömer Kaplan Kozanoğlu

***

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR

Hüseyin Nihal Atsız

Ötüken Yayınlar

Hazırlayan: Burcu SESLİ

Tarih, edebiyat, mitoloji, folklor, Türk halk bilimi vb. alanlarda çalışmalar yapmış olan entelektüellerden Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerinden biri de Bozkurtlar adlı romandır. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor şeklinde birbirinin devamı olan iki eserin Ötüken neşriyat tarafından tek kitapta toplanması ile birlikte Bozkurtlar romanı oluşmuştur. Atsız’ın tarihi romanlarındandır.

Birinci kitap olan Bozkurtların ölümü adlı eserde Atsız, Göktürklerin yani Bozkurtların 622 - 630 yıllarında geçen muhteşem ve eşsiz mazisini anlatmaktadır. Atsız, göçebe, avcı ve savaşçı yaşam biçimine bağlı bir kültür yapısı olan Türklerin, tarım ve ticaretle uğraşan Çinlilerin kültürlerinin farklılıklarından doğan çatışma nedeniyle yaşadıkları sorunlara eserde yer vermiştir.

Olay Göktürklerin kağanı olan  Çuluk  Kağan’ın zehirlendiği haberinin buduna ulaşması ile başlar. Çinli bir prenses olan İçing  Katun tarafından zehirlenen kağanın yerine kimin geçeceği, Bozkurtlara kimin kağanlık edeceği, budun tarafından merak konusu olmuştur. Kurultay Çuluk Kağan'ın iki oğlu olan Yaşar Şadı (Tulu Kağan )  sarı benizli , Şu Tegini (Kür Şad) ise toy olduğu için kağanlığa seçmez. Bu iki isim yerine Çuluk Kağan'ın erkek kardeşi olan  Bağatur Şad’ı kağanlığa seçer ve Bağatur  Şad Kara Kağan adını alır.



Aktif Düşünce Yayıncılık

Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları, insanın özne olmaklığına dair sıkıntıları ele almakta ve bunlar karşısında kendi düşünce geleneklerimizden hareketle çözüme yönelik imkânlar bulunabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda tasavvufla bütünleşen bir tefekkürün ufukları, tasavvufa ilişkin olduğu düşünülen kavramların felsefî bir dikkatle yeniden işlenebileceği ve böylece oluşabilecek bir dilin anlamı ve değeri de ele alınmıştır. Bu çabada felsefe ve tasavvufun kavramları, yaklaşımları ve çoğu zaman da sohbet içerisinde açılan insanî ve etik alanın hususiyetleri yol gösterici olmuştur. "Bir bilmek, bir görmek ve bir sevmek" ifadesi ile özetlenebilecek olan bu tefekkürün temelleri "birlik" ideası (fikri) üzerine inşa edilmiştir. 

“Birleyerek Oluşmak” hakkında kapsamlı bir değerlendirme

Ahmet KUTALMIŞ

İçinde bulunduğumuz çağ, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği, insanoğlunun kendisini yalnız ve pusulasız hissettiği, her anlamda bunalım yaşadığı bir çağ görünümündedir. Bu bunalım, insanın kendisini, çevresini, toplumu, maddi ve manevi evreni tanıma, bilme, anlama ve anlamlandırma becerisi ile alakalıdır. Özellikle son iki yüz yıl içerisinde insanoğlunun maddi ve fizik evren hakkında bilgisi önceki ile kıyaslanamayacak düzeyde artmış fakat kendini tanımak, diğer bir insan kardeşi ile beraber olmak, cihanşümul insani ve manevi değerleri yaşamak ve paylaşmak adına aynı başarı gösterilememiştir.