Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

selamsoyleSelam esenliktir.

Selam vermek esenlik dilemektir.

Selam almak esenlik duaları almak ve iade etmektir.
Selam söylemek esenlik duaları iletmektir.
“Selam Söyle” demek esenlik dualarımı muhatabıma ulaştır demektir.
SELAM SÖYLE diyor Sait Başer Hoca…
“Selam Söyle…”
Töre’nin çocuklarına, Oğuz’un evlatlarına, Töreli, Oğuz soylu yiğitlere SELAM SÖYLE diyor. 
Selam gönderiyor, esenlik müjdeliyor.
Töredeki kavli duruşları, hasbi kavrayışları fiili yöneliş ve kavrayışlara eriştirecek bakış açılarıyla esenlik diliyor.
GÜL DİBİNDEN NİYAZ ederek esenlik diliyor. “Sen ey gönlümü dolduran esrarın Sultanı! Sensiz beni neyleyim.” Diye başlayıp “bize hayalden hakikatine yol aç ey Sultanım !” diyerek niyaz ediyor.


İÇİNE TAŞRALI/Kendine Yabancı duruşumuzu esenliğe çevirecek bakışlarla SELAM SÖYLE diyor. “Taklitten elde edilecek bir değer mümkün değil, tahkiki uyanışlar elzemdir. Bir ezberden bir ezbere savrulmayacak duruşları” işaret ederek SELAM SÖYLE diyor.

kotuculkadinKötücül kadın üzerine bu araştırma edebiyat, felsefe ve psikanaliz etrafında disiplinlerarası bir çalışmadır. Bu araştırmanın başlıca uğrakları ise Hegel, S. Freud, Simone de Beauvoir, J. Lacan, Luce Irigaray, Judith Butler, Julia Kristeva, Gilles Deleuze’dir.

Bu kitapta kötücül kadın genel kabulün dışında eleştirel bir bakış açısıyla toplumsal cinsiyet, cinsel fark, arzu, kadın bedeni ve abjeksiyon, annelik, dişillik tasarımı, dil ve iktidar ekseninde edebiyatta kadın görünürlükleri gibi birçok izlek üzerinden yapı söküme uğratılmıştır.

abumrabumBir (Hz.) İbrahim Romanı

İskender Pala

Kapı Yayınları, 2018

1958 Uşak doğumlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu olan İskender Pala "Divan şiirini sevdiren Adam" olarakta bilinmektedir. Yazarın "Babil'de ölüm Istanbul'da Aşk, Katre-i Matem, Şah & Sultan, Od, Mihmandar" adlı kitapları uzun süre çok satanlar listesinde bulunmuştur.. Kitabı elinize aldığınızda ön kapağında. "Bir (hz)İbrahim Romanı" yazısını görünce,içeriğinde Hz. İbrahim'in Hayatının anlatıldığını düşünsenizde, daha ilk sayfasından polisiye bir roman olduğunu anlıyorsunuz.. Japonya'da bir Üniversitede işlenen cinayet sonrasında başlayan, yaklaşık 4000 yıl önce Babil Ülkesinde yaşayan Akatların "Abum Rabum" diye bahsettikleri Hz. İbrahim'in ayak izlerinde gelişen olaylarlar zincirini polisiye tadında anlatan İskender Pala, bu süreçte pek çok kaynaktan yararlanmış.

Dr. Halil Atılgan’ın “ Hey On Beşli” isimli eseri.... 

                                    TÜRKÜ SEVEN TÜRKÜ SÖYLER


                                   "Koşar telden tele dökülür saza

                                   Ben beni söylerim türkülerimde

                                   Özlem çağıl çağıl aşk yığın yığın

                                   Ben beni söylerim türkülerimde

                                  

                                   Gâh Emrah olurum dert ile dolan

                                   Gâh bir Köroğlu'yum dağlarda kalan

                                   Seyrani Sümmani Karacaoğlan

                                   Ben beni söylerim türkülerimde " ( H. Soyuer)

İnatetme gokyuzuÖnsöz

İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci tarifsizdir… “Elifçe” Elife Ergan’ın şiirleri böylesi bir doğumu ve buluşmayı fazlasıyla hak ediyor.

Diyebilirim ki; birçok başat şairin ilk kitaplarındaki acemilik de yok bu şiirlerde. Halk şiirinin duygusu, lirizmi, konusu ve biçeminden beslenip; özgün imge ve buluşlarla, çağdaş, kendince bir tarza evriltmeyi başarmış sevgili Elifçe şiirlerini. Bu şiirlerde sanatçılar beşiği Çukurova ve Toroslar’ın ulusala armağan edeceği yeni usta bir şairin muştusunu görüyorum. Kitabın adı da şiirlerin duygusu ve niceliği hakkında yeterli ipucu verecek derecede başarılı seçilmiş bir dize: “inat etme gökyüzü, benim kadar ağlayamazsın”

Sevgili Elife Ergan’ın bu ilk kitabına önsöz yazarak, heyecanını ve sancısını paylaşmaktan onur duydum. İnanıyor ve diliyorum ki; bu şiirler okurun kalbine ve belleğine yazılıp, edebiyat tarihimizde kendine özgü kulvarında yürüyüşünü yeni başarılarla taçlandıracak…

Dr. Ömer Kaplan Kozanoğlu

***

TANRI DAĞLARININ TÜRKÜSÜ BOZKURTLAR

Hüseyin Nihal Atsız

Ötüken Yayınlar

Hazırlayan: Burcu SESLİ

Tarih, edebiyat, mitoloji, folklor, Türk halk bilimi vb. alanlarda çalışmalar yapmış olan entelektüellerden Hüseyin Nihal Atsız’ın eserlerinden biri de Bozkurtlar adlı romandır. Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor şeklinde birbirinin devamı olan iki eserin Ötüken neşriyat tarafından tek kitapta toplanması ile birlikte Bozkurtlar romanı oluşmuştur. Atsız’ın tarihi romanlarındandır.

Birinci kitap olan Bozkurtların ölümü adlı eserde Atsız, Göktürklerin yani Bozkurtların 622 - 630 yıllarında geçen muhteşem ve eşsiz mazisini anlatmaktadır. Atsız, göçebe, avcı ve savaşçı yaşam biçimine bağlı bir kültür yapısı olan Türklerin, tarım ve ticaretle uğraşan Çinlilerin kültürlerinin farklılıklarından doğan çatışma nedeniyle yaşadıkları sorunlara eserde yer vermiştir.

Olay Göktürklerin kağanı olan  Çuluk  Kağan’ın zehirlendiği haberinin buduna ulaşması ile başlar. Çinli bir prenses olan İçing  Katun tarafından zehirlenen kağanın yerine kimin geçeceği, Bozkurtlara kimin kağanlık edeceği, budun tarafından merak konusu olmuştur. Kurultay Çuluk Kağan'ın iki oğlu olan Yaşar Şadı (Tulu Kağan )  sarı benizli , Şu Tegini (Kür Şad) ise toy olduğu için kağanlığa seçmez. Bu iki isim yerine Çuluk Kağan'ın erkek kardeşi olan  Bağatur Şad’ı kağanlığa seçer ve Bağatur  Şad Kara Kağan adını alır.



Aktif Düşünce Yayıncılık

Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel, entelektüel, manevi buhranları, insanın özne olmaklığına dair sıkıntıları ele almakta ve bunlar karşısında kendi düşünce geleneklerimizden hareketle çözüme yönelik imkânlar bulunabileceğine işaret etmektedir. Bu bağlamda tasavvufla bütünleşen bir tefekkürün ufukları, tasavvufa ilişkin olduğu düşünülen kavramların felsefî bir dikkatle yeniden işlenebileceği ve böylece oluşabilecek bir dilin anlamı ve değeri de ele alınmıştır. Bu çabada felsefe ve tasavvufun kavramları, yaklaşımları ve çoğu zaman da sohbet içerisinde açılan insanî ve etik alanın hususiyetleri yol gösterici olmuştur. "Bir bilmek, bir görmek ve bir sevmek" ifadesi ile özetlenebilecek olan bu tefekkürün temelleri "birlik" ideası (fikri) üzerine inşa edilmiştir. 

“Birleyerek Oluşmak” hakkında kapsamlı bir değerlendirme

Ahmet KUTALMIŞ

İçinde bulunduğumuz çağ, her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği, insanoğlunun kendisini yalnız ve pusulasız hissettiği, her anlamda bunalım yaşadığı bir çağ görünümündedir. Bu bunalım, insanın kendisini, çevresini, toplumu, maddi ve manevi evreni tanıma, bilme, anlama ve anlamlandırma becerisi ile alakalıdır. Özellikle son iki yüz yıl içerisinde insanoğlunun maddi ve fizik evren hakkında bilgisi önceki ile kıyaslanamayacak düzeyde artmış fakat kendini tanımak, diğer bir insan kardeşi ile beraber olmak, cihanşümul insani ve manevi değerleri yaşamak ve paylaşmak adına aynı başarı gösterilememiştir.



Sayfa Sayısı:  248 sayfa
Kağıt Cinsi:  2. hamur
Kapak Cinsi: Karton kapak
Ebat:  16.5x23.5
Basım Tarihi:  08-2006
Baskı:  3
ISBN:  978-975-7032-92-2

"Tarihte topyekûn insanlığa hükmetmiş bir 'Büyük Birâder' şekliyle hiç karşılaşmadık. Peki, bu 'Büyük Birâder' insanlığı, yeni Orwell gibi, İngiliz olan Aldous Leonhard Huxley'in, son derece iç karartıcı ve kötümserlik aşılayan 1932 baskısı 'Yiğit Yeni Dünya' uçurumuna mı sürüklemektedir?

Günümüzdeki şartların da bunların sebep oldukları dev sorunların da müellifi İngiliz-Yahudî medeniyeti olduğuna göre, bunun tasvîrini sunup onu teşrih masasına yatıracak olan da İngiliz -ve/ya Yahudî- düşünürü olmalıdır. İşte, gerek George Orwell ile Aldous Huxley'de gerekse Karl Marx'da bu çalışmada nedenleriyle birlikte sergilemeğe çaba harcamış olduğumuz, bugün dünyayı ve insanlığı sarmış dev sorunların halledilmesi için elzem gözüken 'Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetine seçenek oluşturabilecek yeni bir medeniyet biçimini ortaya çıkarmanın zihnî ile maddî zemini var mıdır?' sorusunun cevabını kimden bekleyeceğiz?"

Uzun yıllar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde hocalık yapmış olan Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, biyoloji felsefesi alanında doktora sahibi olmasına rağmen uzmanlık alanlarının çeşitliliği ile dikkat çekmektedir. Akademide felsefe-bilim tarihi alanında dersler veren Duralı, yazımıza konu olan Çağdaş Küresel Medeniyet adlı eserini tarih felsefesi alanında görmektedir.

Adil Hafızanın Işığında, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu

Altay Cengizer

Doğan Kitap, 2. Baskı, 2014, ISBN: 978-605-09-2289-9.

Tanıtım: Hasip SAYGILI*

Birinci Dünya Harbi’ne Osmanlı Devleti’nin girişi ile ilgili kayda değer bir eser halen Dışişleri Siyaset Planlama Genel Müdürü olan Büyükelçi Altay Cengizer tarafından 2014 yılı sonlarında yayınlanmıştır. Yerleşik kabullerle uzlaşmaya gitmeden kendi doğrularını cesaret ve açıklıkla ifade eden bu eser Mustafa Aksakal’ın Harb-i Umumi Eşiğinde Osmanlı adlı ciddi emek mahsulü eseriyle beraber literatürde önemli bir boşluğu doldurmaktadır. Yazar muhafazakâr, ulusalcı ve sol çevrelerin müşterek olarak olumsuzladığı bir dönemi ve olaylarını sağlam bir bilgi ve muhakeme ile incelemiş ve tutarlı bir monografi ortaya koymuştur.

Büyükelçi Cengizer çok farklı görüşlerdeki İbnül Emin Mahmut Kemal İnal, İsmail Hami Danişmend, Yusuf Hikmet Bayur, Yuluğ Tekin Kurat, Şevket Süreyya Aydemir, İlber Ortaylı, Şükrü Hanioğlu, Baskın Oran, Fikret Başkaya ve Bingür Sönmez gibi şöhret sahibi kimselerin konuya ilişkin yazdıklarını soğukkanlılıkla eleştirmiş, çok tekrarlandığı için gerçek olduğu neredeyse tartışılmaz hale gelmiş dönemle ilgili kabullerin çoğunun İngiliz ve Rus savaş propagandası ürünü olduğunu da göstermiştir.

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi

Söyleşi: Ahmet VURGUN  

          

Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu etnografya eserleri olduğunda bu daha açık bir şekilde kendini gösterir. Bazen halılarda, resimlerde gördüğümüz, bazen evlerin dış cephelerinde karşılaştığımız maddi kültür unsurları olan işaretler, damgalar, motifler yani kısacası Türk kültür tarihinin etnografik eserleri hakkında, sosyolog Mustafa Aksoy tarafından kapsamlı bir çalışma hazırlandı. Mustafa Aksoy, Prof. Dr. Kemal Üçüncü’nün de belirttiği gibi, sosyoloji disiplininden gelen ve bütün akademik kariyerinde Z. Fahri Fındıkoğlu, Mehmet Eröz çizgisini takip eden, sahaya, kültüre bizatihi temas etmeye önem veren bir Türkolog ve akademisyen.

Mustafa Aksoy hocamızla, Türk kültür coğrafyasını karşı karış gezerek 18 yıllık bir emek sonucu ortaya koyduğu “Tarihin Sessiz Dili Damgalar” kitabı üzerine konuştuk. Bu eser, “Yeni Ufuklar Derneği” tarafından, “2014 Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” ve ABD’de yaşayan Türklerin, Türk asıllı Amerikalıların ve Amerikalı Türk dostlarının oluşturduğu sivil toplum kuruluşu olan “Turkish Forum” tarafından “2014 Yılında Alanlarında İz Bırakmış En Başarılı Meslek İnsanları” ödülüne layık görüldü.