Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

metin savas kivilcim

metin savas kivilcim
İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin beş ay öncesiydi. Askerî Tıbbiye-i Şâhâne talebelerinden birkaçı geceleyin üst kattaki yatakhanelerinden usulca, uyku halindeki diğer talebelere sezdirmeksizin çıktılar. Son sınıftan Esat, İbrahim Mazlum, Dıramalı Yusuf ve birkaç kafa dengi arkadaş, hep beraber çıt etmeksizin mektebin alt katına indiler. 1908 yılının Şubat ayıydı. İstanbul’un sert kışı mektep koridorlarını buzhaneye çevirmişti. Kafa dengi bu mektepli bir bölük arkadaş o gece nereye gittiler, bir veya iki çuval kömürü mektebin bodrumundan mı yoksa mektep dışında bir yerden mi yüklenip getirdiler? O gecenin sabahının alacakaranlığında asker disipliniyle kalk borusu çaldığında bütün öğrenciler yatakhanelerinden fırlayarak paldır küldür aşağıya, sabah çaylarını içmek için yemekhaneye varmak amacıyla merdivenlere koştuklarında bir tuhaflık fark ettiler. Alt kat koridorları bomboştu. Oysaki kalk borusu sonrasında mektep koridorları mahşer yerine döner, itişip kakışmalar, sataşmalar, dalaşmalar, kabarmalar, şakalaşmalar alıp başını giderdi. Bu sabahki alışıldık olmayan dinginlik bütün öğrencileri tedirgin etti. Büyük mektep binasının sol tarafı idadi denilen askerî lise, sağ tarafıysa fakülte hükmünde Tıbbiye-i Şâhâne idi. Büyük binanın orta yerindeki geniş bahçe ise teneffüs alanıydı.

Yatakhane koğuşlarından fırlamış olan öğrenciler, yemekhaneye inmeden, dershanelerin bulunduğu koridora  saptıklarında zınk diye şaşalayıp durdular. Koridorun sağ duvarında camilerdeki hatlar gibi kocaman harflerle yazılmış sloganları görmüşlerdi.

Yaşasın Kânun-ı Esâsi!

Yaşasın Meşrutiyet!

Yaşasın Hürriyet!

Duvarlardaki bütün bu sloganlar kömür rengindeydi. Koridor zemininde yer yer kömür tozları seçiliyordu. Yine duvarlarda Namık Kemal’in vatan ve hürriyet temalı şiirlerinden dizeler vardı. Öğrenciler başlarını tam karşıdaki sol duvara çevirdiklerinde yine kömürle yazılmış iri iri sloganları okudular.

Kahrolsun İstibdat!

Kahrolsun Mutlakiyet!

Kahrolsun Saltanat!

Alelâde bir durum değildi bu. Geceleyin olup bitenden habersiz öğrenciler daha fazla tedirginliğe kapılarak gözlerinde tüten sabah çayını boş verip yemekhaneye inmeksizin hemen dershanelerine koştular, sıralardaki yerlerine doluştular. Dershanelere daha önceden inmiş olan diğer öğrenciler suspus vaziyetinde idiler. Kimsenin ağzını bıçak açmıyor, herkes sıraları üzerindeki ders kitaplarını okuyormuş görünüyordu. Fakat hiçbirinin zihni ders kitaplarındaki malumata saplanmış değildi. Kafalar bulanıktı. Tek tük muzipçe sırıtanlar da belirmekteydi. Kimse birbiriyle konuşmuyor, en samimi sıra arkadaşları bile birbirlerinin yüzüne dönüp de bakmıyordu. Görülmüş şey değildi. Şaşkınlık fırdolayı, sükût ise elmas veya kömürden ziyade düpedüz altındı. Demeye kalmadan Askerî Tıbbiye-i Şâhâne’nin ve İdadi’nin hem düşük rütbeli hem yüksek rütbeli cümle subayları telaş içinde öteye beriye koşuşmaya koyuldular. Kelleler koltuk altındaydı. Herkes istim üzerindeydi. Sanki kömür çarpmış, mektep bir gecede zehirlenmiş, o gecenin sabahı kördüğüm olayazmıştı. Subaylar haşin sesleriyle bağırıyordu:

Kim yazdı?

Duvarlara bunları kimler yazdı?

Yine demeye kalmadan Mekâtib-i Askeriye Müfettişi Zülüflü İsmail Paşa ardında maiyeti ile çıktı geldi. Duvarlardaki yazıları kendi gözleriyle görünce daha bir öfkelenmişti. Herkes anlıyordu ki Zülüflü Paşa’yı öfkeden çok korku bürümüştür. Öfke ve korku karışımı çehresiyle dershanelere tek tek girerek verdi veriştirdi:

Bu yaptığınız nankörlüktür!

Bu ihanettir!

Bu hareketiniz velinimetimiz şevketlü padişahımıza karşı küfrân-ı nimettir! Efendimiz arzu buyurdukları takdirde hemen hepinizi bu mektepten defeder. Osmanlı ordusunu anca rüyalarınızda görürsünüz. Padişah efendimiz dilerse Avrupalardan hekimler getirtip topunuzu siler süpürür.

Ulan ahmaklar!

Bre nankörler!

Zülüflü Paşa’nın sesi titriyor, kalem parmaklı elleri tutunacak dal aranıyordu; neden sonra sağ elini sağ cebindeki beylik tabancaya götürerek kabzayı sımsıkı kavradı. Olanca şiddetiyle öğrencileri azarlamayı sürdürüyordu. Tıbbiyeli öğrenciler, ağızları kapalı, dudakları kıpırdak, homurdanmaya başladılar. Aynı anda ayak patırtıları da ayyuka çıkmıştı. Öğrenciler iskarpinlerini çini zemine vurarak Zülüflü Paşa’nın azar yüklü sözlerini protesto ediyorlardı. Zülüflü Paşa böyle yürümeyeceğini, işin renginin daha da koyulaşıp içinden çıkılmaz hale döneceğini hissedince dershanelerin bulunduğu koridoru kızgınlıkla terk etti. Soluğu mektebin nazır odasında almıştı. Subayları topladı, bu kömürlü isyan girişimine karşı alınması gereken önlemleri saydı döktü. Zülüflü Paşa mektep nazırını terletirken Selimiye Kışlası’ndan kopup gelen askerler de Tıbbiye Mektebi’ni kuşatmışlardı. Ortalık bir anda Nuh’un gemisi gibi karışıvermişti. Yıldız Sarayı’ndaki padişah kükreyecek olursa ne mektep nazırının ne de askerî mektepler müfettişinin gizlenebilecekleri delik bulunamazdı. Tıbbiye Mektebi’nin subayları kendi öğrencilerini iyi kötü tanıyorlar, kimler malın gözüdür, hangileri has karakterlidir, kimler gammazcıdır hep biliyorlardı. 1889’da Askerî Tıbbiye öğrencilerinin kurduğu İttihad-ı Osmanî örgütü henüz belleklerden silinmemişti. Gerçi bu örgütün taşları yerinden oynattığı pek söylenemezdi ama 1906’da Selânik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kadrosunun fikirleri Tıbbiye’ye yayılmıştı.

Zülüflü İsmail Paşa esip gürleyerek Tıbbiye Mektebi’nden ayrılınca mektep subayları koridor duvarlarına o yazıları yazdıklarından kuşkulandıkları öğrencileri sorguya çektiler. Son sınıftan Esat, İbrahim Mazlum, Dıramalı Yusuf ve birkaç kafa dengi arkadaşı tutuklanıp mektepten götürüldüler. Tophane’deki tutukevine tıkılmışlardı. 1908 yılının Şubat ayındaki bu kömürlü direnişin ardından aynı yılın 23 Temmuz’unda İttihat Terakki marifetiyle İkinci Meşrutiyet hürriyeti ilan edilince son sınıftan Esat, İbrahim Mazlum, Dıramalı Yusuf ve birkaç kafa dengi arkadaşı Tophane’deki tutukevinden çıkarılıp Askerî Tıbbiye Mektebi’ne geri gönderildiler.

Boyut: 12 cm x 19,5 cm
Sayfa Sayısı: 422
Basım Yeri: İstanbul
İlk Basım Tarihi:Mart 2021

Comments powered by CComment

Yayınlar

İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesinin beş ay öncesiydi. Askerî Tıbbiye-i Şâhâne talebelerinden birkaçı geceleyin üst kattaki yatakhanelerinden usulca, uyku halindeki diğer talebelere sezdirmeksizin çıktılar. Son sınıftan Esat, İbrahim Mazlum, Dıramalı Yusuf ve birkaç kafa dengi arkadaş, hep...
Adını Azîz İstanbul’un şâiri Yahya Kemâl Beyatlı’nın “İstanbul’u Fetheden Yeniçeri’ye Gazel” şiirindeki satırların mânâ süzgecinden süzülerek alan “Şehsüvâr-ı...
Son yüz yılda en çok dile getirilen yakınmalardan biri, Türkiye’nin milli burjuvazisini geliştiremediği, sermaye birikimini yapamadığı, sanayi devrimine...
Türk edebiyatının önemli isimlerinden Metin Savaş'ın şanına yakışır bir eser olduğu kanaatini taşıdığımız "Vatandaşlık Ofisi" adlı yeni romanı Ötüken...
İbrahim Kalınİnsan Yayınları2020 Bu kitap bize, “akıl” nimetinin mânâsını, kalp ile olan bütünlüğünü, akıl-kalp bütünlüğünün ahlâk, erdem, hikmet ve...
“BİZİ ‘BİZ YAPAN’ HAYALLERİMİZ VARDI”Kenan EROĞLU (Berikan Yayınevi, Ankara 2020, )(1968-1980 yılları arası Yozgat’da Milliyetçi Hareket içerisinde...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Tarih bazen anlatılmalı, bazen gerçeklerin içine gitmemiz gerekiyor yoksa geleceğin ne olacağını kestiremiyoruz. Biz sadece Orta Asya’yı demiyoruz, Türkiye dâhil Osmanlı’nın...
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
Bireyi kendilik hissiyle yakınlaştıran/ uzaklaştıran olgular dizgesi, toplumsal sorumluluklar ve ihtiyaçların bir-biriyle olan uyumu/çatışmasıyla doğru orantılıdır. Bireyi...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Yoksa başlığa gene “Oğuz Uykusu” mu demeliydim… Son yıllarda bâzı muhâfazakâr çevrelerde gittikçe genişleyen bir Mevlânâ aleyhtarlığı gözlüyorum. Esâsen bu üzüntü verici durumu...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Nigar Rafibeyli (Azerice: Nigar Rəfibəyli, d. 23 Haziran 1913, Gence - ö. 10 Temmuz 1981, Bakü), Türk yazar ve şair. Roman ve kısa öykü yazarı olan Anar Rızayev'in annesi ve ünlü...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...