Pazartesi 1 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 6 - 11 dakika)
Bunu okudun 0%

“TARİHİN SESSİZ DİLİ DAMGALAR” ÜZERİNE Mustafa AKSOY ile Söyleşi

Söyleşi: Ahmet VURGUN  

          

Kültür tarihimizde pek çok boşluk söz konusudur. Özellikle söz konusu etnografya eserleri olduğunda bu daha açık bir şekilde kendini gösterir. Bazen halılarda, resimlerde gördüğümüz, bazen evlerin dış cephelerinde karşılaştığımız maddi kültür unsurları olan işaretler, damgalar, motifler yani kısacası Türk kültür tarihinin etnografik eserleri hakkında, sosyolog Mustafa Aksoy tarafından kapsamlı bir çalışma hazırlandı. Mustafa Aksoy, Prof. Dr. Kemal Üçüncü’nün de belirttiği gibi, sosyoloji disiplininden gelen ve bütün akademik kariyerinde Z. Fahri Fındıkoğlu, Mehmet Eröz çizgisini takip eden, sahaya, kültüre bizatihi temas etmeye önem veren bir Türkolog ve akademisyen.

Mustafa Aksoy hocamızla, Türk kültür coğrafyasını karşı karış gezerek 18 yıllık bir emek sonucu ortaya koyduğu “Tarihin Sessiz Dili Damgalar” kitabı üzerine konuştuk. Bu eser, “Yeni Ufuklar Derneği” tarafından, “2014 Türk Kültürüne Hizmet Ödülü” ve ABD’de yaşayan Türklerin, Türk asıllı Amerikalıların ve Amerikalı Türk dostlarının oluşturduğu sivil toplum kuruluşu olan “Turkish Forum” tarafından “2014 Yılında Alanlarında İz Bırakmış En Başarılı Meslek İnsanları” ödülüne layık görüldü.

 

     1-Sayın Hocam damgalar konusundaki araştırmalarınız nasıl başladı ve bu süreçte neler yaşadınız?

Fırat üniversitesinde sosyoloji okudum. Doktora tezimde saha çalışmalarını Elazığ ve Ağrının sosyal yapısı hakkında yaptım. Ancak öğrenciliğimden beri şahsen hiç karşılaşmadığım rahmetli sosyolog Prof. Dr. Mehmet Eröz’e özel bir hayranlığım vardır. Bu nedenle olabildiğince onun sosyoloji anlayışı takip etmeye çalışırım. Bu bağlamda doktora tezimi yaparken amatörcede olsa etnografya eserleri hakkında bilgiler topluyor, etnografya ve antropoloji eserleri okuyordum. Tezimin bitmesinden yaklaşık bir yıl sonra Nubihar Dergisi’nin Haziran 1996 sayısını gördüm. O kapak konunun önemini sanki kafama çakmıştı. Çünkü ben sosyologları sosyal grupların hekimi olarak düşünürüm.

Ekim 1996’da ise Uluslararası Hoca Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi adına araştırmalar yapmak üzere Kazakistan’ın Türkistan şehrine gitmek üzere İstanbul’dan uçağa bindim. Taşken havaalanından çıktıktan sonra Türkistan şehrine kadar gittiğim (yaklaşık 300 kilometre) yol boyunda çeşitli yerlerde söz konu derginin kapağındaki damganın benzerleriyle karşılaştım. Böylece akademik anlamda Ekim 1996’da damgalar hakkında çalışmam başlamış oldu ve halen çalışmalarıma devam ediyorum. Bu zamana kadar 14 ülke ve 11 özerk bölgede kendi imkânlarımla saha çalışmaları yaptım.

Araştırmaya başlamak kolay oldu ancak süreç hayli zordu. Çünkü saha araştırmalarının en büyük zorluğu, zaman ve maddi kaynak, ne yazık ki bunun ikisi de bende yoktu. O nedenle zaman zaman geceleri seyahat etmek gündüzleri ise araştırma yapmak, bazen de arazide yatmak zorunda kaldım. Diğer yandan biricik oğlum Mehmet Niyazi’ye babalık görevimi yerine getiremedim. Kitap Temmuz 2014’de basıldığında oğluma baktım boyu benden uzun 19 yaşında bir delikanlı olmuştu. Yani araştırma gözyaşları, hasret, kısaca maddi ve manevi acıların sonucu ortaya çıktı.

Bunlardan pişmansınız deseniz oğlumun hasreti hariç hiç birinden pişman değilim. Zaten pişman olmadığımdan dolayı kitabın basılmasından bir hafta sonra bankadan kredi çekerek Tataristan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Mari El ve Komi özerk cumhuriyetlerine yani Urallara gittim.

2- Hocam, bildiğiniz gibi, halı-kilim, arkeoloji buluntuları gibi etnografya eserlerindeki şekiller “sembol, motif, im” gibi kavramlarla ifade ediliyor, ancak siz damga kavramını kullanıyorsunuz. Bu bağlamda damga nedir, hangi özellikleri taşır ve bizlere neyin mesajlarını verir?

Damgalar, geniş anlamda bir dilin alfabeleri sosyal grupların tarihî mirası ve soyut anlatılar biçiminde tanımlanabilir. Damgalar bir nesneyi ya da nesneleri ifade etmenin ötesinde, daha çok insanla ilgili soyut dünyayı ifade eder.

Damga kavramı Türk-Moğol halkları tarafından kullanılmakta olup, damgaların nasıl oluştuğu konusunda kesin bir hüküm yoktur. Ancak genel olarak, kayalardaki işaretlerin, resimlerin zamanla damgalara dönüştüğü genel kabul görmektedir.

Damgaların kullanılma amaçları, isimleri ve anlamları hakkında ayrı bir çalışma yaptığım için şimdilik şu kadarını söyleyebilirim. Damga kavramı Türkçe olup Ruslara da Türklerden geçmiştir. Diğer Hint-Avrupa halklarında damga kelimesi olmadığı gibi onlar eşyalarında damga kullanmamıştır. Türkler damgalarla ülke sınırlarını belli etmek, eşyalarını belirlemek, boylarının işreti olması amacıyla kullanmışlardır.

Burada belirtmeden geçmeyeceğim, 24 Oğuz damgası yakıştırmadan ibaret olup Türklerin 24 değil binlerce damgası olduğu gibi o damgalara Oğuz damgaları demek de yanlıştır; çünkü o damgalar diğer Türk boylarında da var. Bu nedenle ben damgaları genel anlamda Türk damgaları olarak isimlendiriyorum.

Türk damgalarının en büyük özelliklerinden biri de bu damgalardan bazılarının zamanla Türklerin kadim Türk alfabesi meydana getirmiş olmalarıdır. Diğer yandan damgaların dinî kökenleri de vardır. Çünkü bilinen ilk damgalar yüksek yerlerde ve dinî törenlerin yapıldığı yerlerde karşımıza çıkıyor.

3- Koçbaşı damgası ve mezarlardaki damgaların anlamı ve önemi hakkında bizlere neler söylemek istersiniz?

Damgaların anlamları ve mitolojik kökenleri hakkındaki çalışmalarım devam ettiği için koçbaşı damgasının anlamı hakkında kısaca şunları söyleyebilirim.

Türkiye’de yapılan çalışmalarda koçbaşının “yiğitlik, erkeklik, üretkenlik” anlamları taşıdığı Türkiye’deki yazılı eserlerde ifade edilmektedir. Ancak ben koç ve koçbaşının tarihi ve dini anlamında da olduğunu düşünüyorum. Çünkü Hunlar hakkında yazılan eserlerde Hunlarda tanrılara kurban edilen hayvanların arasında en makbul olanı koçtu. Ayrıca Türkler’de kurban hayvanlarından özellikle at ve koç mezar taşı olarak da kullanılmıştır.

Koçbaşı damgası, kadimliği göz önünde tutulduğunda, Türk kültürünün bir mührü gibi bugün halâ Altaylar’dan Ön Asya ve Balkanlara kadar uzanan coğrafyadaki çeşitli mezar taşlarında, halı ve kilimlerde varlığını sürdürmektedir. Ayrıca Anadolu’da ananevi anlayışa göre, dokunan halı ve kilimlerdeki hâkim damga koçbaşıdır. Mezar taşlarındaki koçbaşı damgası, özellikle Doğu Anadolu mezarlarında yaygın olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda, koç heykelinin en son örneklerini de Tunceli ilindeki mezarlıklarda görmekteyiz.

Türk halı-kilimlerinin genel karakteristik özelliğini koçbaşı damgasının oluşturduğunu düşünüyoruz. Rásonyi’ye göre de, Yenisey boylarında ve bir müddet Moğolistan’da yaşayan Kırgızlar’ın keçe cinsinden halılarının üzerindeki damgalar da koçbaşı damgalarıydı. Bu nedenle koçbaşının ve çok yaygın olarak koçbaşı damgası adıyla bilinen damganın Türk tarihinde özel bir yeri var.

Yapmış olduğum araştırmalara göre koçbaşı damgası âdeta Türklerin ortak imzasıdır. Çünkü bugüne kadar yapmış olduğum araştırmalarda her yerde bu damga en azından isim olarak “koçbaşı” ya da “koç boynuzu” olarak ifade ediliyor. Diğer yandan koç-koyun heykelli mezar taşlarını sadece Türklerde görüyoruz. Bu mezar taşlarının olduğu bir yer görürseniz bilin ki orada Türkler yaşamıştır.

Bu konuda Altaylarda, özellikle Minusinsk müzesindeki koç heykelleri konusundaki çalışmalarıyla tanınan Borisenko ve Khudyakov, şöyle der: “İnsan ve hayvanların (koç, koyun, aslan, at) taştan yontulmuş heykelleri eski Türklerin ana eserlerindendir. Bunun gibi anıtlar ilk defa 1722’de, D. G. Messerschmidt ve F. I. Strahlenberg tarafından Minusinsk bölgesinde bulunmuştur. Ayrıca Strahlenberg bunların Minusinsk Tatarlarının kültü olduğunu ifade eder. Çin kaynakları da koç, koyun, at ve insan heykellerini M.Ö. 1000 ilâ M. S. 1000 yılları arasında tarihlendirerek bu eserlerin eski Türklere ait olduğunu belirtirler.

Rus ve Çin kaynaklarındaki yukarıdaki bilgilerin aksine koçbaşlarının tarihî gerçekliğinden haberdar olmayan ya da ilmi siyasete alet eden Cemşit Bender şunları ifade eder: “Kürt yerleşim merkezlerinde bulunan mezarlıklarda tanrılara kurban olarak sunulan koyun ve koç mezar taşlarına rastlanılmıştır. Erciş, Van, Ahlat, Dersim kentleri ile dolaylarındaki mezarlarda bulunan bu eserlerin bazıları Van Müzesi’ne teslim edilmiş, bir bölümü de okul bahçelerine ya da resmî dairelerin giriş kapılarına yerleştirilmiştir. Bu tür mezar taşları ile ilgili olarak derinliğine bir inceleme yapılmamıştır. Dersim’in Ovacık ilçesi Kozluca köyü mezarlığında bulunan iki koç mezar taşında, koçların gövdelerinde Güneş tanrısı Şimig/Şamaş’a âit semboller vardır. Şimig, günümüzdeki Kürtlerin ataları olan Hurrilerin güneş tanrısıydı. Daha sonraki dönemlerde Şamaş adını almıştır. Mezar taşlarının üzerinde, güneş sembolünün yanı sıra kılıç, yay, balta, tüfek, kama, makas, ibrik, süvari, insan tasvirleri, at, geyik, keçi, koç ve koyun gibi hayvan motifleri de görülmektedir”.

 

4-Etnografya eserlerinin, tarih yazımı ve kültür araştırmalarındaki yeri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Türkiye’deki etnografya eserlerindeki şekil ve damgaları Anadolu tarihi ve coğrafyasıyla izah etmek pek mümkün değildir. Örneğin, saha çalışması yapılarak ve konu hakkında önceden yapılan çalışmalardan hareketle hazırlanan Tarihî Kaynak Olarak Sibirya Halkları Motifleri adlı eserde, Türkiye’deki etnografya eserlerinde görülen neredeyse bütün damga, şekil ve süs örneklerini görmek mümkündür. Hatta bu eserde, bölgeler günümüzde dahi İslamiyet ile tam anlamıyla henüz tanışmamış oldukları halde, Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra oluşan, özellikle de Selçuklu sanat anlayışıyla bağlantılı açıklanan ve Rumî sanatı olarak ifade edilen süsleme örneklerinden buralarda bolca bulunduğu görülmektedir.

Burke’nin tarihçiler için söylediği şu sözler önemlidir: “Tarihçiler, imgelerden yararlandıklarında bile, bunları kitaplarında yorumsuz bir şekilde kullanır ve tasvirlere sadece birer resim olarak yaklaşırlar. İmgenin metin içinde ele alındığı durumlarda, bu kanıtlar yeni yanıtlar sunmak veya yeni sorular yöneltmekten ziyade, yazarın başka yolla zaten varmış olduğu çıkarımları göstermek amacıyla kullanılır”. Burke’nin tarihçiler için ifade ettiği bu görüşler, aslında sosyal bilimlerde hâkim olan genel anlayıştır. Bu bağlamda sanat tarihçilerinin dahi etnografya eserlerinden yeterince faydalandığını söylemek mümkün değildir. Bann, ise “…bir imgeyle karşı karşıya geldiğimizde tarih ile karşı karşıya geliriz”der. Burke de çeşitli araştırmacılara yaptığı atıftan hareketle, “Kiliselere resimler kitaptan okuyamayanlar duvarlara bakarak okuyabilsinler diye konur” der.

Kültür tarihçisi Rothacker’in “her milletin, her medeniyetin kendisine göre bir üslubu olup hepsi de kendi üslubuna kuvvetle bağlıdır” ifadesi etnografya eserlerinin değerlendirilmesinde bize önemli ipuçlarını verir.

Türkler, zaman zaman dillerini, alfabelerini, dinlerini, fiziki coğrafyalarını, devletlerini değiştirmişler, ancak damgalarını değiştirmemişlerdir. Fakat tarihi süreç içinde zamanla damgalarına yeni ilaveler yapmışlar. Mesela yeni aileler ve oymaklar meydana geldikçe, yeni damgalar da kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle Türk tarihini ve sosyal coğrafyasını damgaları takip ederek öğrenmek ve yazmak mümkündür.

Sonuç olarak, etnografik eserler üzerindeki damgalar sosyal grupların tarihini taşıyan şifreler niteliğindedir ve günlük hayatta konuşulan dilden bağımsızdırlar. Bu dil, damgalara dayalı ayrı bir anlatım dili ve ayrı bir iletişim aracıdır. Hatta damgaların dili, alfabe ile ilgili (yazıyla ilgili) olan dilden her zaman önce gelir.

5-Hocam damgaların geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz?

Türkler dünya tarihinde var olduğu sürece damgaların da olacağına inanıyorum. Çünkü geleneklerin özelliği ve damganın tarihi seyri bize bu bilgiyi veriyor.

6-Damgalar Türk Dünyasının kültür birliğine nasıl bir katkı yapabilir?

İnsanlar arasındaki duygudaşlığın en belirgin özelliklerinden biri ortak değerler ile bunların farkında olmaktır. Dolayısıyla Türk dünyasının ortak değerlerinden biri olan damgalar atlasını yazabilir ve bunu insanlarımıza anlatabilirsek Türk dünyasının kültürel birliğine önemli katkı yapmış oluruz. Mesela saha çalışmalarımda gördüğüm etnografya eserlerinin kimlere ait olduğu öğrenmek için bu damgayı niçin kullanıyorsunuz sorusunu sorduğumda herkes bu bizim geleneğimiz, kültürümüz diyordu. Genel olarak insanlardan bu kültür unsurlarının kökeni ve tarihi seyri hakkında bilgi sahibi olması beklenmez. Ancak konu hakkında araştırma yapanların bilmesi gerekir.

Eğer etnografya, arkeoloji ve kaya resimleri gibi maddi kültür unsurları karşılaştırmalı çalışıldığında Türk Dünyası’nın kültür birliğinin temel unsurlarını ortaya konmuş oluruz. Mesela Tunceli’deki koçbaşlı heykel ve balbalların tarih sahnesinde ilk görüldüğü yerlerin Altaylar, Şırnak, Hakkâri, Van, Antalya, Edirne veya Balkanlarda çeşitli eşyalar üzerindeki işaret ve damgaların kökeninin, Altay kaya resimleri ise kadim Türklerin arkeolojik eserleri olduğunu bilip bunları kamuoyu ile paylaşırsak Türk Dünyası’nın kültürel beraberliği için önemli adımlar atmış oluruz.

 

7- Hocam sosyolojiye âşık olduğunuzu biliyorum. Ancak sizi genelde tarihçi sanıyorlar. Bu sorun nereden kaynaklanıyor? Uzmanlık alanınız hakkında kısaca bilgi verir misiniz?

Lisansım Fırat Üniversitesi Sosyoloji, yüksek lisans ve doktoram İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsündedir. Doktora tezim “Kültür Sosyolojisi Açısından Elazığ ve Ağrı Köylerinde Aileye, Evliliğe ve Sosyal Hayata İlişkin Gelenekler” dir.

Bilindiği gibi sosyolojinin çeşitli alt dalları var. Ben ise 1990’dan beri sosyolojinin alt dallarından uygulamalı sosyoloji, kültür sosyolojisi ve tarih sosyolojisi alanında çalışmalar yapıyorum. Bu zamana kadar 14 ülke ve 11 özerk bölgede kendi imkânlarımla araştırmalar yaptım. Bu bağlamda ben insanların geleneksel kültür yapılarıyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Dolayısıyla bunların tarihi köklerinden haberdar olmadan çalışmalar yapmak köksüz ağacı tanımlamak gibi olduğundan kitaplarımda ve makalelerimde tarihi bilgilere olabildiğince yer vermeye çalışıyorum.

Yapmış olduğum sosyoloji çalışmaları, aslında rahmetli sosyolog Prof. Dr. Mehmet Eröz’den sonra unutulduğu için yani Türkiye’de sosyoloji çalışmaları genelde siyaset sosyolojisi ve popüler sosyoloji anlamında yapıldığından çalışmalarımdaki farklılık sebebiyle beni tarihçi sanıyorlar. Benim anlayışıma göre sosyoloğun ayaklarından biri sosyoloji diğeri de tarih üzerinde olmalıdır. Bunun yanında araştırmasının özelliğine göre sosyal bilimlerin diğer alanlarında da gezmesi gerekir.

Özet olarak disiplinler arası sosyoloji çalışmaları yapıyorum, kültür tarihini seviyorum, fakat sosyoloji ilk ve son aşkımdır.

8- Kimseden maddi destek almadan 14 ülke ve 6 özerk bölgede saha araştırmaları yaparak hazırladığınız kitabınız Temmuz 2014’de “Tarihin Sessiz Dili Damgalar” adıyla 18 yıllık çalışma sonunda yayınlandı. Damgalar hakkındaki araştırmalarınız bu kitap ile tamamlandı mı, yoksa yeni çalışmalarınız var mı?

Bahsettiğiniz çalışma benim için bir bakıma giriş kitabıdır. Amacım Türk kültür ve siyasi coğrafyasının önemli merkezlerinde araştırmalar yaparak Saha Özerk Cumhuriyeti’nden (Yakutistan) Alaska’ya geçmektir. Birde damgaların çeşitli Türk coğrafyasındaki adlarını ve mitolojik anlamlarını karşılaştırmalı olarak ortaya koymaktır. Kısmet olur da bunları yapabilirsem damgalar konusundaki çalışmalarımı tamamlamış olacağım.

 

9-Hocam verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Ancak soramadığım, fakat söylemek istediğiniz konular varsa onları da öğrenmek isterim.

Ben de ilgi gösterip bu mülakatı yaptığınız için size teşekkür ederim. Temel olarak söylemek istediğim şu olabilir. Bir sosyal konuda araştırma yapıyor ve kalıcı eser bırakmak istiyorsanız mutlaka diplinler arası bir çalışma yapmanız gerekir. Uzmanlık alanınız ne ise bir ayağınız onun üzerinde, diğeri de tarih üzerinde olmalıdır. Diğer yandan her sosyal olay bir sosyal ortamda meydana geldiği için sosyolojiyi görmezden gelemezsiniz. Yani herkesin benim gibi sosyolojiye âşık olması şart değil ancak sosyolojiyi görmezden gelemezsiniz.

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

FELSEFEDEN PSİKOLOJİYE MİLLİYET…

Alman ruhbilimci Erich Fromm İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri adlı çalışmasında şöyle der: “İnsandaki yıkıcılığın...

Yetik Ozan

YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY) Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o...

SULTAN SENCER (ÖYKÜ)

Rüzgârın hırıltısıyla yankılanan kalın paslı demir pencere, kapı ve taş duvarlar;...

AYNEN

Kelimeler kadar onları konuşan ağız önemliydi. ‘Gönüle yumuşak sözle gir!’ prensibine...

HASRET DAMLALARI

BEN, hep dostlarımla yaşadım. Uzakta olmaları da, uzaklara mah kum kalmam da önemli olmadı hiç. Dost...

SELAM SÖYLE

Selam esenliktir.Selam vermek esenlik dilemektir.Selam almak esenlik duaları almak ve iade...

ANADOLU’YA DOĞAN GÜNEŞ: EMİR S…

Ondördüncü yüzyılın sonlarına doğru, Bursa ufuklarında yeni bir bilim ve irfan...

ERENKÖY ŞEHİDİ SÜLEYMAN ULUÇAM…

2.3.TürkiyeUluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda...

TÜRK DİLİNE FERMAN: KARAMANOĞLU …

Anadolu’yu ileri fikirleri ve düşünceleriyle, eserleri ve sanatlarıyla aydınlatanlar arasında onüçüncü...

İNAT ETME GÖKYÜZÜ, BENİM KADAR …

Önsöz İlk aşk, ilk evlat gibidir ilk kitap… Heyecanı, sancısı, sevdası, sevinci...

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Türk milletinin XX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli ve çok yönlü fikir...

ÇÖZEBİLECEĞİMİZ ŞEYİ KOPARMA…

‘Çaresizseniz çare sizsiniz’ diye sık sık duyarız. Çare konusunda hemen hepimizin diyeceği...

PARÇA PARÇA DÜŞÜNCELER

Terkip İhtiyacı: Düşünmek ve Duymak Bizim medeniyetimizi yapan iki temel kavram var:...

HAYALİN ÖLÜMÜ

W. Shakespeare’in Macbeth dramından yükselen bir feryad hatırlıyorum. Macbeth, dünya “cinâyet...

KLASİSİZM(KURALCILIK)

17.yy ortalarında Fransa’da ortaya çıkan edebiyat akımıdır. Boileau bu akımın kurucusu...

SAYI - 8 HALİL HALİD BEY, MÖSYÖ …

Osmanlı Devleti’nin son elli yılına damgasını vuran en önemli sorunlardan biri...

TÜRK İDEALCİLİĞİ

Dünkü yazımda, hayata verdikleri mânâ bakımından, insanı dört tipe ayırdım: Keyif...

ANLAMAK SAADET Mİ, HÜZÜN MÜ?

Önümde her zamanki gibi kitaplar... okuyorum... Kedim İncir Can ara sıra...

TÜRK ROMANININ UÇBEYLERİ

Avrupa kaynaklı bir edebiyat dalı olan roman sanatının başlangıcının 1605 tarihli...

TÜRK’ÜN KİTAPLA İMTİHANI

İhtiyaç listenizde kitap kaçıncı sırada, hiç düşündünüz mü? Günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte...

SANATKÂRIN İZAFİ AMA DERİNLİKL…

Bakmak ile görmek arasındaki mâhiyet farkı sanatı doğuran ana unsurlardan biridir...

MUSTAFA ŞEKİP TUNÇ

Çok yönlü bir aydın olarak pek çok eseri ve çevirisi bulunan...

NUREDDİN YILDIZ HOCA'NIN YILDIZI IT…

Tabloda bir hoca…Arkasındaki kütüphanede hadis, siyer, fıkıh ve tefsir gibi okunmayan...

ALİ RIZA SEYFİ VE DRAKULA İSTANBU…

1997 yılında Giovanni Scognamillo tarafından gözden geçirilerek yayına hazırlanan Drakula İstanbul’da, okurla...

ZİYA GÖKALP ve ALAGEYİK ŞİİRİ

Bir düşünce adamı, ancak okundukça, konuşuldukça, üzerinde tartışmalar yapıldıkça yaşar. Hâlâ...

Mehmet Zeki Akdağ

 Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman...

KONUŞURKEN

Kendinizi konuşurken hiç kontrol ettiniz mi? Konuşanın siz değil de başkası...

TÜRKÇENİN MİSAFİRLERİ (DIŞTAN…

-Zaim Hajdarevic’e ithaf- Siyasi sınırlarının dışında kendi dilini, kültürünü, edebiyatını anlatma-öğretme çabası...

BURSA’NIN ROMANTİK SULTANI CEM SU…

1499 Yılından beri Muradiye türbelerinin en büyük ve en görkemlisinde kardeşi...

TANPINAR’IN HUZUR ADLI ROMANINDA A…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın en fazla üzerinde durulan ve ne yazık ki...

RECAİZADE MAHMUT EKREM’İN DİVAN…

Tanzimat döneminin önemli aydınlarından biri olan Recaizade Mahmut Ekrem, batılılaşma süreci...

ÇAKIRCI HAMZA BEY KAZIKLI VOYVODA…

1461 Yılında Eflak tahtında Türklerin Kazıklı Voyvoda, Macarların Şeytan, Eflaklıların Cellat...

Neyzen Tevfik

Abdullah SATOĞLU Öyle bir insan tasavvur ediniz ki, hayatında şöhretten, şehvetten, kinden...

TÜRK KÜLTÜR SİSTEMİNDEKİ PARAD…

Giriş İslamiyet öncesi devirlerden beri Türkler’in devleti temsil eden bir müzik sahibi...

SAYI - 14 TARİHÎ MEZAR TAŞLARINDA…

Edward Norton’un başrolde olduğu Sihirbaz (The Illusionist) filminde, seyircilerine sahneden şöyle...

GURBET İÇİMİZDE BİR SANCI

Türkülerimizde gurbet bir başka işleniyor. Çorumlu Âşık Şekip Şahadoğru “Bâd-ı sabahta benden...

AHMET KABAKLI

Değerli Edebiyat Tarihçisi, gönül ve dâva adamı Ahmet Kabaklı’yı 8 Şubat...

SOYLU ÇEHRELER : ŞERİF AYDEMİR

HAVA GİBİ ELZEM, SU GİBİ AZİZ ve BERRAK BİR SOYLU ÇEHRE... Günlük...

NATÜRALİZM

Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci yarısında Fransa’da...

Ruh Adam Romanında Otobiyografik Un…

Metin SAVAŞ Kurmaca anlatı dallarından biri olan roman sanatının hiçbir ürünü hiçbir...

TÜRK BAHADIRLARININ ORTAK ADI: ALP

Göçebelik hareket ve canlılık ister. Göçebeliği hayat tarzı olarak seçen toplumlar...

KÖYÜMDEN... GÖNLÜMDEN...

Yolumuz gurbete düştü,Hazin hazin ağlar gönül,Araya hasretlik girdi,Hazin hazin ağlar gönül, Radyoda...

"ÇENGİZ HAN" VE " A…

"Türkler, Türk tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit etmek, beğenmemek, sevmemek...

POSTMODERN ÇAĞDA AHİLİK

Kitabın birinci kısmında Ahiliğin oluşumu, kapsamı ve etkileri, Ahiliğin kökeni, Bacıyan-ı Rum...

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ

 İnsanın belirgin vasıflarından olan duygu; bazen  iç dünyamızda kopan fırtınaların sesi...

MANKURT

“Adını hatırla, kim olduğunu hatırla” bir annenin kimliğini, kişiliğini yitiren çocuğuna...

Feyzi HALICI

Şair ve yazar olan Feyzi Halıcı, Erzurumlu bir ailenin çocuğudur. Konya'da...

PEYAMİ SAFA-3

Yirminci asır Fransa'sının en büyük romancısı Marcel Proust der ki: «Dünya...

KAYI’NIN KUTLU GÖÇÜ -AHLAT-SÖ…

Mahan durağından kalktı göçleri Dua içre yedileri üçleri İslam’ın özünden gelir güçleri Bulunmaz yürekte...

ŞİİR:SÖZÜN SIRRI

 Sözlükler şiir terimi üzerinde farklı tanımlar yapmakla beraber; sezgiye dayanan duygu...

“ODUNBAZARIN” ÇEŞMELERİ: İK…

Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe...

TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER

1- GÖKTÜRK ALFABESİ Türkçe'nin yazıldığı il alfabe, bugünkü bilgilere göre Batı'da "runik...

HOŞ SOHBET OLABİLİR MİYİZ?

Söz sultanlarının yanında söz söylemek baş yarardı. İki dinleyip bir konuşmayınca...

UYGARLIĞIMIZIN UÇ BEYİ BİR GÜZE…

Ey sonsuzluğun sahibi, Sana Ulaşmak istiyorum Güneşimi kapatmayın Beton çok soğuk, üşüyorum (M.Y.) Bir eylül...

GAZEL - YENİŞEHİRLİ AVNİ

1- Âteş i âhımla yandı bâğlar gülzârlar Gömgök oldu dûd-ı feryadımla...

Behçet Necatigil (GÖNÜL)

(d. 16 Nisan 1916, İstanbul - ö. 13 Aralık 1979, İstanbul)...

OYUNDAN FELSEFE ÇIKARMAK

   Her çağın kendine ait bir dili vardır. Bu dille konuşur...

BURHANETTİN ÇİL İLE SOHBET - BER…

Burhanettin Çil, şiirde ulaştığı başarıyı düz yazıda da yakalayarak  hayatının arşivinden...

SÖZÜMÜZE NE(LER) OLUYOR (2)

… İşimize geldiğinde sözü çeviriveriyoruz hemen. Sözümüz neden kesiyorlar, biz başkasının sözünü...

ROMANTİZM

*Fransa’da 1830 yıllarında klasizme tepki olarak gelişmiş bir edebiyat akımıdır. *Klasik edebiyatın...

AŞIK VE SEVGİLİSİ - MEVLÂNA'DAN

Aşığın biri, günün birinde kendisini çok seven, onun sevgisiyle yanıp tutuşan...

ŞAİRLERİ KOVMAK İSTEYEN ŞAİR

Temel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her...

TÜRKMEN KADIN GİYSİSİ: SAYA

Saya kelimesi anlam olarak; ayakkabının yumuşak olan üst bölümü, koyunların karnındaki...

RUHUN KUBBESİ; İZNİK

"Noliserse ko ki olsun oliser Tek gönül mevlâyı bulsun noliser" Bursa, kelimelerin manasını...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA…

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı...

HU DİYEN KARGA

Misli Baydoğan, uzman bir psikolog. Ancak biz kendisini, pek çok dergide...

AHMET TUFAN ŞENTÜRK

Ahmet Tufan Şentürk’ü, ta 1950’li yıllarda tanıdığımdan beri, onu hep sanat...

Ali Akbaş

1942 yılında Kahramanmaraş’ın Elbistan kazasında doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde okudu. Yüksek...

ABDÜLHAK HAMİT’İN ŞİİR ANLAY…

 Tanzimat döneminin ‘’şair-i azam’’ vasfıyla tanınan Abdülhak Hamit, şiir konusundaki görüşlerini...

SÜLEYMAN ULUÇAMGİL’İN ŞİİRL…

Erenköy şehidi Süleyman Uluçamgil (1944-1964), daha 20 yaşındayken hayata veda etmiş...

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN EDEBİ UNSURLAR…

Kültür, bir millet veya topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütü-...

ANADOLU’NUN YİĞİT SESİ: DADALO…

Ali Alper ÇETİN Toros dağlarının başı dumanlandı mı bir kez, Avşar Türkmenlerinde...

ZİYA GÖKALP'E GÖRE MİLLİYET MEF…

Ziya Gökalp, "Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak" isimli eserinin 10. makalesi olan "Milliyet...

GÖNÜL GÖÇLERİNİN DURAĞI

Hz.Mevlana şöyle der göçle ilgili;’’ “Kervan başının, kervanın kalkmak üzere olduğunu...

Mehmet Ali KALKAN

Mehmet Ali KALKAN, Eskişehir   Eskişehir'de doğdu. Eskişehir Gazi İlkokulunu, Tunalı Ortaokulunu, Motor...

PROF.DR.CAN ÖZGÜR İLE SOHBET- KIP…

Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine...

BAYRAM GEÇİNCE

Milletçe sevinç içinde kutladığımız milli ve dini günlerimiz, bayramlarımız … Bayramlarımız...

SONSUZ BAHAR

Sabah uyandıktan sonra yatakta bir süre tembellik etmek güzel, fakat sorular...

Şiir Hakkında

Bugün sanat meseleleriyle yakından alakadar olmuş birr zeka için artık münakaşasına...

SÖZ ÜZERİNE

Güzel söz, sadakadır. - Hz. Muhammed (SAV)- Kutadgu Bilig’te sözden ‘Ölüden...

İstanbul'da Mimar Sinan Eserleri …

Erdem Yücel , Belkıs İbrahimhakkıoğlu , Fatih Dalgalı İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ...

Yahya Kemal'de Türk Müslümanlığ…

Kendisini iyi tarif etmiş, kimlik konusunda tereddütlerini aşmış, kimlik unsurlarını berrak...

TÜRK'ÜN ÜLKÜSÜ

Gizli arzuların ifadesidir rüya. Şuuraltı isteklerin dışa vurumudur. Karışık hayallerdir. Rüya...

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

“Volkan gibi lâv atmış, ne susmuş ne sönmüşüm Ben bir fikir...

ANADOLU'NUN DİLİ GÜÇLÜ OZANI : …

Dost dost diye nicesine sarıldım Benim sadık yârim kara topraktır. Beyhude dolandım boşa...

Nigar Refibeyli

Nigar Rafibeyli (Azerice: Nigar Rəfibəyli, d. 23 Haziran 1913, Gence -...

Hafıza Yanılmaları ve İki Ayrı …

Hafıza adlı kitabında, hatırlama süreciyle ilgili temel deneysel bilgileri veren Prof...

PEYAMİ SAFA-1

Şair İsmail Safa'nın oğlu ve «Mahşer», «Bir Akşamdı», «Şimşek», «Fatih -...

YAHYA KEMAL'DEN ANNELİ BİR HATIRA

Anı, deneme, şiir, öykü ve romanlarında babalarına yer/rol veren edebiyatçılar elbette...

Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri Tab…

ÂŞIK TARZI TÜRK HALK ŞİİRİ (Âşıklar, ozanlar tarafında saz eşliğinde söylenen şiirlerdir.)...

İBNİ SİNA’YA GÖRE RETORİK VE …

 Türk-İslam dünyasının en önemli bilginlerinden olan İbni Sina (980-1037); felsefe, matematik...

FEYZİ HALICI

Ben, dergicilik alanında ve Türk Edebiyatı Tarihinde mümtaz bir yeri olan...

KELIME HAZINESI ÇALIŞMALARI AÇISI…

“Kelime” için bir çok tanımlama yapılmıştır. Ancak kelime tanımları ortak bir...

KADINI “ADAM”DAN SAYMADILAR

Özellikle son yıllarda “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramının gündeme gelmesi kadın hakları...

SABIR ÜZERİNE

Hayâ zinettir. Takva da keremdir. En hayırlı binek de sabırdır. –...

HİKÂYECİDE SEÇME VE AYIKLAMA KÜ…

-Hikâye Üzerine Gençlerle Sohbet- Hangi işi yaparsak yapalım, onunla ilgili temel alan...

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan...

EDEBİCE DERGİSİ

2016 senesinde yayın hayatına başlamış olan Edebice Fikir Sanat Edebiyat dergisi...

ÇAM KOZALAĞININ İSYANI - ÖYKÜ

Çam ağacı mutluluk içinde yemyeşil ormanda, sarı yıldızların altında huzurlu yaşıyordu...

GAZELİN ANLAM-YAPI İLİŞKİSİNDE…

Divan Edebiyatı gazellerinin şekil özellikleri hakkındaki bilgiler hemen hemen bütün el...

DÖRT İNSAN TİPİ

Hayaca verdikleri mâna bakımından insanları dört tipe ayırmak mümkündür: 1. Keyif adamı, 2...

AİLE İÇİ İLETİŞİM

Her aile bir krallıktır; oranın yönetimi de her aileye göre farklılık...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel...

PAYLAŞMA

‘Olma keser gibi hep bana hep bana / Ol testere gibi...

VİRÜS MEKTUBU

(Sizden sonra adalet duygusuna hâlâ önem veren, kendisinden başka şeyleri de...

İSMAİL BEY GASPIRALI VE TÜRK BİR…

Türk milliyetçiliği düşüncesinin en önemli simalarından biri olan İsmail Bey Gaspıralı...

Destanlar içinde: DEDE KORKUT

Anadolu’yu aydınlatanlar… Destanlar içinde: DEDE KORKUT (… Dirse Han kalkıp evine geldi. Çağırıp...

TOPLUMU BÜYÜTEÇLE GÖZLEYEN ROMAN…

Elli yıllık yazı hayatında, elliye yakın eser veren tanınmış romancımız Hüseyin...

TÜRK DİASPORASI

Diaspora kavramı ermeni diasporası ifadesinden dolayı zihnimizde hoş bir imge yaratmamaktadır. ...

TÜRK DİLİNİN GERÇEK SAVUNUCUSU:…

Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz...

İŞRAK DUYGULARI - AHMET URFALI

İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni...

ANLAMIN BAĞLAM AÇISINDAN İNCELENM…

Semantics ve pragmatics alanlarına bakış Anlam konusudilbilimde semantics (anlambilim) ve pragmatics (edimbilim) alt başlıkları ile ele...

ATATÜRK İÇİN

10 Kasım, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu kaybettiğimiz gündür. Bugün okullar, resmi kurumlar...

CENGİZ AYTMATOV ÜZERİNE

Aytmatov, 1928 yılında Bişkek’e bağlı Şeker Köyü’nde doğdu. Babası Törekul Aytmatov...

SANAT,EDEBİYAT VE SİYASET...

"Doğduğumuz memleket bütün taştı çakıldı;//Sert yoğrulmuş mayamız bizi dik başlı kıldı.//Yalana...

ZİYA PAŞA - DİYAR-I KÜFRÜ GEZD…

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm     Dolaştım mülk-i İslâmî bütün...

VEFA DUYGUSU

Vefa kelimesi sözlüklerde; sözünü yerine getirme, sözünde durma, borcunu ödeme; sevgi...

KERKÜK'TEKİ VATAN - 4

Sabir Demirci (Kerkük, 1940) ‘nin  Güney Azerbaycan’dan Şehriyarın “Haydar Baba” şiirinin üslubunu hatırlatan dizeleri...

HALI'DAKİ VATAN

Köy hayatını yaşayanlarımızın çoğu “ıstar (mazman) tezgahında” dokunan nice halının ve...

NEV’Î EFENDİ'NİN SADRAZAM SİNA…

Özel mektup konusu bazı istisnalar dışında Eski Türk Edebiyatı alanında araştırılması...

BALKAN TAŞRASININ GÖZBEBEĞİ …

2009 yılında Novi Pazar’la açılışı yaptıktan sonra, Balkanlarda en uzun süre...

FARKINDA MIYIZ?

“Sen ne geçebilirsin yardan, anadan, serden,  Senin de destanını okuyalım ezberden Haberin yok...

EDEB ve HAYÂ

‘İnsanın hataya düşüp utanılacak şeyler yapmasını önleyen, yerinde ve ölçülü davranmasını...

TÜRKÇESİZ BİR HAYAT

2000’li yılların başı. Eskişehir’e geleli birkaç yıl olmuş. Haftada altmış saat derse...

TARSUSLU ÂŞIK NİHALİ - DR. HALİ…

Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/...

YÛNUS”TA İMAJ OLUŞTURMA TARZI v…

"İmaj oluşturma tarzı"ndan kastımız -mecaz, istiare, sembol, mit vb. kavramların hepsini...

TÜRKÇE'NİN MİSAFİRLERİ (İÇTE…

İçimdeki kelime ırmağı kuruyunca, hayallerim hayatın gerçeklerine galebe çalar. Konuşmaktan çok...

ATİNA 1458

İstanbul’un Türkler tarafından fethinin ardından Bizans imparatorluğunun Yunanistan ve adalarda kalan...

SAYI - 9 TÜRK KAHVESİNİN TARİHİ…

“Kahvelerim pişti gelKöpükleri taştı gel İyi günün dostlarıKötü günüm geçti gel”Makine cezveler...

MUSTAFA KUTLU’NUN BİSİKLETİ

-Bayram Kök Bey’e ithafen-Çok değil şöyle elli altmış sene geçmişe gidildiğinde...

DİVAN EDEBİYATI ÖZELLİKLERİ VE …

Divan Edebiyatının Genel Özellikleri: *Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır. *Mazmunlar (klişeleşmiş, kalıplaşmış sözler) sıkça...

SAYI - 3 SOĞUK VAGONLAR, MÖSYÖ SU…

Sayı: 3 Miladi takvime göre 27 Şubat 1911 tarihine rastlayan haberin başlığı...

ATATÜRK İÇİN NE DEDİLER?

Bugün 19 Mayıs 2018. Atatürk’ü Anma günü. Gençlik Haftası da. Bu...

İNSANIN TAŞRASI - V

O sene yaylaya çıkamadılar. Yayla Vakti köy hep ıssız olur. Yine...

ARAŞTIRMA RAPORUNUN BİÇİMİ VE K…

Bir araştırma raporunun içeriğinin zenginliği kadar sunuluş biçimi de önemlidir. Tüm...

YAZAR, AKADEMİSYEN, VATANSEVER BİR…

Kurtuluş Savaşımızın en sıkıntılı günlerinde sırtında bir asker kaputu (parkası) cepheden...

DİRSE HAN OĞLU BOĞAÇ HAN DESTANI

Bir gün Kam Gan oğlu Han Bayındır yerinden kalkmıştı. Şami5otağını yer yüzüne diktirmişti...

İSMET ATLI'NIN ARDINDAN

İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani...

MİLLİ EGEMENLİK

Egemenlik, TDK sözlüğünde; ‘’Milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin yetkilerinin...

SÖZÜMÜZ BİZİ SÖYLÜYOR

Deyimler, atasözleri gibi milli değer taşıyan dil varlıklarımızdır. Kelimenin tamamen kendi...

MİTOSLAR RÜYA MIDIR YOKSA GERÇEKL…

Mitler, modern insanın akılcılığı nazarında, yani bizlerin kavrayışına göre, uyanıkken görülen...

TARİH GEZGİNİ - 19 MEMLEKET NE H…

Yıl 1918… Memleket yangın yeri! Düşman kapıda… İstanbul, işgal edildi edilecek...

TÜRKMEN FERYADI: BOZLAK

Boz toprakta rızkını arayan insanın hüzünlü bir haykırışıdır bozlak. Bozlak, dayanılmaz...

SABIR

Teknolojik gelişmelerle bağlı olarak insanın hırsı tahrik ediliyor. Hırs, zamanla tamaha...