Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik Erol Güngör | Ötüken Kitap

Kitap, cemiyetler hayatının eski problemini ülkemize tatbik eden, yaşadığı dönemi gözlemleyen, çareler gösteren bir eserdir. İşte bazı alıntılar:

"Bugün herkes biliyor ve görüyor ki, Türkiye çok hızlı ve geniş çaplı bir değişme içindedir. Hiç kimse bu değişmenin kendi seyrine bırakılmasına taraftar değildir; herkes kendi fikrine göre bu değişmeyi şu veya bu şekilde kontrol altına almak istemektedir." 

"Kültür karşılaşmalarında hep aynı soruya rastlıyoruz: Neyi alalım, neyi atalım? Buna karar verebilmek için önce bu konularda bizim irademizin ne kadar geçerli olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bizim bu kitaptaki tezimiz, alınacak ve atılacak şeylerin bir envanterini çıkarmaktan ziyade, milli bünyeyi kuvvetlendirici tedbirler üzerinde çalışmanın doğru olacağıdır."

Kitapta öne çıkarılan temel amaç, cemiyetin değişmesi ve ne ölçüde değişime izin verildiğinin Türkiye ile bağlantılı kurularak anlatılmasıdır.

Kitabın ilk bölümü olan “Teknoloji ve Kültür Değişmesi” adlı başlık ile kültür ve medeniyet kavramlarının bir ayrımı olup olmadığı tartışılmaktadır. Bu konunun açıklığa kavuşturulması için, bu konuya ilk defa eğilen Ziya Gökalp’e başvurulmuştur. Özet olarak medeniyetin “genel” olanı, kültürün ise “bir kimseye veya bir ülkeye ait olan”ı karşıladığı eserin bu bölümünden net anlaşılmaktadır. Bu konu aydınlığa kavuşturulurken “değişim” esnasında batının hangi özelliklerinin benimsenip hangilerinin benimsenmeyeceği konusunun; kısacası “kültür değişmesi sırasında nelerin intikal” edeceğinin altı çizilir. Değişim esnasında batıyı örnek aldığımız göz önüne alındığında, yazar, “modernleşmek” ve “Avrupalılaşmak” arasındaki farkı da netliğe kavuşturur.

İkinci bölümün başlığı “Bir Zihin Yapısının Tahlili” nde ise daha ziyade “inkılapçı zihniyet” kavramı anlatılmaktadır. İnkılapçı aydınların tavırları, zihniyeti, “egosantrik” düşünce tipi, ve davranış şekilleri üzerinde durulmaktadır.

Üçüncü bölüm “Küçük Şeyler”, kalkınmakta olan ülkelerdeki milliyetçilerden söz etmektedir. Bu sefer de milliyetçilerin zihniyeti ve hayattaki duruşları anlatılmaktadır. Milliyetçi aydınların “geleneksel” toplumlarına “modern” öğeleri ne şekilde taşıdığından söz edilmektedir. Eserin bu bölümünde, kültür değerlerinin manevi varlıklar olduğu ve doğrudan doğruya gözlemlenmesinin imkansız olduğu örnekle açıklanmaktadır.

"Milli Tarih Meselesi” başlıklı dördüncü bölüm, tarihe ilgi ve “gelenekçi ütopyası”ndan söz etmektedir. Tarihe ilginin artışının sebepleri açıklanmasının ardından “gelenekçi ütopyası” kavramının ne anlama geldiği, sübjektif geçmiş kavramıyla açıklanmaktadır. Geçmişle bugün arasındaki kırılma noktasının Cumhuriyetin İlanı olduğunun altı çizilmiş ve öncesi ve sonrası durum değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmenin ardından eski ve modern tarih anlayışına değinen yazar, “tarih yorumu”nun ne gibi durumlarda değişiklik gösterdiğine değinmeden geçmemiştir. Bu konu yeni bir kavramın açıklanmasına sebep olmuştur: Tarih Şuuru. Bu kavramı açıklarken millet nedir? sorusu yanıtlanmış ve tarih şuuru, millet-tarih ilişkisi üzerinde aydınlığına kavuşmuştur. 

Son bölüm “Örf ve Adet Kavgası”nda, çoğunlukla, yeni Türkiye’nin örf ve adetlere tavrı, örf ve adet kavramlarının tanımlarıyla beraber sergilenmiştir. Yani, eserin bu bölümünün en can alıcı kısmı “örf” ve “adet” kavramlarının tanımları ve değişme meseleleridir. Örf ve adetler ne şekilde değişir sorusunun yanıtı eserin bu bölümünde saklıdır. 

“Ek” kısmında Anayasa mahkemesinin Üniversiteler Kanununun bir maddesinde yaptığı değişiklik açıklandıktan sonra “Milli Karakter” nedir? sorusunun cevabı olan “Milli Karakter” isimli bölüm gelmektedir. Milli karakter denince ne anlaşılır, ferdi karakter nedir, kültür ve şahsiyet arasında ne tür bir bağ vardır sorularının ardından Türk Milli Karakteri anlatılmıştır. Bunların yanında kültürün ferdi karakterin meydana gelişindeki tesiri ve Türk milleti ve yabancılara bakışı konuları da kitabın “Ek” kısmında işlenmiştir.


Kitap’dan alıntılar:

“Türk millî karakteri derken 1000 yıl önce Anadolu’yu vatan edinmiş ve burada kalmış Batı Türkleri’nden bahsedeceğiz.”

“Türk kültürünün üç ana kaynağı vardır: Türkler’in müşterek tarih ve dil sahibi bir kavim olarak çok eskiden beri edindikleri ve geliştirdikleri vasıflar,  yani Anadolu’ya yerleşen Türklerin kavmi hususiyetleri, ikincisi İslâm medeniyeti, üçüncüsü de Anadolu’da ve Rumeli’de geçen uzun tarih boyunca edindikleri bilgi ve tecrübe.”

“İslâmiyet’ e geçiş Türk tarihi içinde büyük bir dönüm noktasıdır; fakat bu değişmenin büyüklüğü bizi daha önceki Türk kültürüne karşı körleştirmemelidir. Her şeyden önce, milli varlığımızın temel taşlarından biri olan dilimiz bize eski kültürümüzden intikal etmiştir.”

“…Dilini kaybetmeyen milletler din değiştirse bile birliğini ve bütünlüğünü kaybetmeyebilir, fakat tatbikat bu iddiayı haklı çıkarmıyor. Türkler müslüman olmasaydı değişik isimlerde kavimler halinde dağılıp gidebilirlerdi.”

“Biz Anadolu’ya geldiğimiz zaman burada rumlar ve ermeniler ve birkaç küçük azınlık yaşıyordu; dinleri de hristiyanlıktı. Anadoludaki eski medeniyetlerden bize bazı şeyler geçmişse bunlar ancak o zaman mevcut bulunan rum ve ermeni kültürleri yoluyla  ve onların bir parçası olarak intikal etmiştir. Bu yüzden Sümer veya Hitit medeniyetlerinin veya bu medeniyetlere mensup insanların ne olduğunu Türklerden değil, bizden evvel onları ortadan kaldıran ve mirasını paylaşan kavimlerden sormak gerekir.”

“Bizim için eski Anadolu medeniyetleri diye bir şey bahis konusu değildir, fakat Anadolu’da ve Rumeli’de karşılaştığımız yerli kültürlerden az da olsa bazı unsurlar aldığımız muhakkaktır. Ancak bu tesir hakkında iddiaları daima büyük ihtiyatla karşılamalıyız. Türkler karşılarında çökmüş, can çekişmekte olan bir Bizans medeniyeti buldular ve onu bir darbede yıkarak kendi hâkimiyetlerini kurdular. O çağda Türklerin temsil ettikleri veya mensup oldukları İslam medeniyeti hristiyan dünyasını çok geride bırakmıştı. Böyle bir karşılaşmada kültür alış-verişinin daha çok mağlup tarafı etkileyeceği muhakkaktır. Bu arada aydınların yaptıkları fahiş yanlışa işaret edelim: Türkler yerleşik medeniyeti ilk defa Anadolu’da görmediler; buraya gelmeden önce de kendileri şehir medeniyetinin fevkalâde örneklerini meydana getirmişlerdi…’’

 “Hızla ve köklü bir şekilde seyreden toplumsal ve kültürel değişimi nasıl kontrol altına alırız, hangi noktalarda sınırlandırır, hangi noktalarda geliştiririz düşüncesi doğru değildir.”

 “Bütün gelişmeler gösteriyor ki, teknoloji modern cemiyetin elinde kullanmak üzere hazır bir alet değil; fakat cemiyet bünyesinin her tarafına nüfuz etmiş ve onun vazgeçilmez malı olmuş bir sistemdir.”

 “Sanayileşmenin tedirgin ettiği bazı zümrelerin muhafazakâr siyasî hareketlere katıldığı doğrudur; özellikle büyük sermayenin karşısında tutunamayan esnaf ve zanaatkâr zümresi için bu söylenebilir. Ancak muhafazakârlıkla sanayileşmenin birbirine zıt istikametleri temsil ettiği söylenemez. Böyle bir iddia, muhafazakârları cemiyeti durduran, ilericileri de onu ilerleten insanlar olarak tasvir eden vülger Marksizm’e mahsustur.”

“Kendini aşağı görme kompleksi Avrupacı münevvere ait bir hastalık olduğu için; bu kompleksi yenecek bütün telâfi mekanizmaları da onlar tarafından icat edildi.”

 “Milliyetçiler, bir ‘seçkin’ grup olarak, henüz modernleşmemiş bir cemiyet karşısında modernizmi temsil etmektedirler. Şu hâlde kendilerini halka ne kadar yakın veya onunla aynı hissederlerse etsinler, halkın şimdilik yabancı olduğu bir değer sistemini ve bir hayat tarzını temsil ediyorlar demektir.”

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile