Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

testkrmz


Misli Baydoğan, uzman bir psikolog. Ancak biz kendisini, pek çok dergide yayımlanmış, Türk davranış kalıplarını ustaca sergilediği tarihi hikayelerinden tanıyoruz. Hu Diyen Karga -Selçuklu Hikayeleri- başlığı altında, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuk neslinin o baş döndüren, coşkulu serüvenini birkaç insan nesli ömrünce yaşamış, bilge bir kara karganın ağzından dinleyeceğiz: “Ete kemiğe büründüm büründüm, karga diye göründüm. Kutlu Selçuk neslinin kervanından seyrettim. Hu! Ben kuşun sözlerine kulak verecek olursanız, yanaşı­verin şöyle tüneğimin kıyısına. Kuş aklımı hor görmeyin. Dilimi inkar etmeyin. Beni yaratan da sizinkiyle aynı de­ğil midir ve o Yaradan Hazreti Süleyman’ı sırlarımı çöz­sün, önünüze sersin diye size de yalavaç diye indirmemiş midir? İnsan olmaklığın şerefi sizde kalsın lakin büyük­lenmenizi sıyırıp toprağın üzerine bırakın. Kanatlarımın gölgesi Cend’den, Horasan’dan, Nişabur’dan, Merv’den ve Belh’ten ve dahi Bağdat’tan, Larende’den ve Alaiye’den süzülmüştür benim. Kara tüylerim Miryakefalon’un, Ma­lazgirt’in, Malatya ve Tokat’ın tozuna, Sinop’un tuzuna bulanmıştır. Sir Derya’nın, Amu Derya’nın, Fırat ve Dicle’ninki kadar Hazar’ın ve Karadeniz’e kavuşan suların da tadını bilirim. Ala Dağlar’ın rüzgârında ve Toroslar’ın eteklerinde de kanat çırptım; Talas’ın düzünde ve Nem­rut’un ulularında da... Türkmen obalarının yurt edinip il kurduğu topraklarda diktiği söğüt ve çınarların dallarında nice yuvalar kurdum, nice yuvalar bozdum. Ben bir garip kuş, hiç incinmedim Türk’ün, Türkmen’in türesinde. Şimdi bir masal bari olsun anlatmak, görmediğinizi ve bilmediğini­zi sandığınız zamanların üzerindeki atlas örtüyü sizin için azıcık kaldırmak, şu bir sıkımlık cana tutunan aciz boynu­mun borcudur. Bu tünek de benim ömrümün sonlanacağı kutlu yurdumdur. Yurdunuz, devletiniz payidar ola. Ulu­lar, veliullahlar, evliyaullahlar, erenler! Hu!”


---
Hû Diyen Karga (Selçuklu Hikayeleri) – Misli Baydoğan Hanım’ın kitabı. Misli Hanım tarihi gerçeklerden yola çıkarak hikâyeleştirdiği kitabını "Fırat Yılmaz Çakıroğlu’nun delikanlı hatırasına" ithaf etmiş.
Rahmetli Çakıroğlu kardeşim için şöyle demiştim.

Doğmuş bu vatan üstüne,
"Fırat'tır yılmaz" demişler.
"Kürşat'tan el alan yiğit,
Korkuyu bilmez" demişler.
"Ayırmış karayı aktan,
Dilediği yalnız Hakk'tan,
Erce gözünü budaktan,
Asla sakınmaz" demişler.
Al sancağı tuta tuta,
Binmiş kan terleyen ata,
Ataları şol Fırat'a,
"Türk'e tarih yaz" demişler.

Kargalar bir değişik, gizemli kuşlar. Daha ortalık aydınlanmadan havada oluyorlar, akşamları ise diğer kuşlar tünedikten sonra onlar hâlâ bağıra çağıra uçmaya devam ediyorlar. Kargalar hakkında hemen herkesin anlatacağı ilginç şeyler oluyor. Yaşları, yaptıkları, getirdikleri, götürdükleri, insanları takip ettikleri vs. gibi.

Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre Ağabey’in "Gel de Çık Şu İşin İçinden" adlı kitabında bir karga hikayesi vardı. Eskişehir’e geldiğinde özel bir sohbetinde hikâyenin devamını anlatmıştı da çok farklı bir ruh haline bürünmüştük.

Gün, gündüz, tün gece demekti. Tünaydın, tünek, tünemek buradan geliyordu.
"Kara" kelimesi de olumsuzluk ifade ediyordu. Dede Korkut Hikâyeleri'nde Kara dinli kafir vardı meselâ, yüzünü kara çıkarmak, kara yazı, kara yer gibi. Hatta yüzyıllar öncesinin günümüz yansıması karakol, karaborsa, kara para oluyordu.
Kara kelimesinin diğer bir anlamı da yön olarak kuzeyi gösteriyordu. Bir yerleşim yerinin kuzeyinde yer alanlara da kara eklenerek isim veriliyordu. Karadeniz, Karaköy, karasu, Karatepe, Karaçay gibi. Kuzeyden esen rüzgârımız da karayeldi. Ak da batıydı tarihimizde. Atatürk "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir" derken Ege Denizi'ni, batıyı kastetmişti.
Mitoloji bir milletin taşıdığı değerler bütünüdür. Bunları şunun için yazdım: Misli Hanım Türk Mitolojisi’ni kitabın içine serpiştirmiş.
"Ete kemiğe büründüm, karga diye göründüm" diye başlanmış kitaba. Kanatlarının gölgesi Türk Dünyasını dokumuş. Kara için de şöyle denmiş "Kalbidir bu yeryüzünün Kâbe ki, kara örtüsüne yüz sürüp kararıp kalmışlığım kıvancım, gönencimdir... Kara demek boşluk, hiçlik, fenalık değildir. Kara; dolmuş çekmiş, emmiştir de ondan karadır. Sizin de karadır bir yanınız. Hiç değilse gölgeniz vardır."

Eskiden herkesin bir "ok’"u varmış, başkaları da bu "ok"u görünce tanırmış. Ok’u getirip gösteren kişi "falanca bu okunu gönderdi" der, maruzatını arz edermiş. Kitapta Gazne Sultan’ı Arslan Yagbu’ya "Bana ne kadar yardım yapabilirsin?" diye sorar, Arslan Yagbu da “tek bir okuyla Türkistan’da iki yüz bin atlının toplanacağını” söyler.

Günümüzde de insanları düğüne, mevlide “ok”uruz mesela, “okuntu” deriz. “Ok’lava”mızla yufka yazarız. Türk Milleti’nden olmak böyle bir şey işte... Binlerce yıl öncesinin geleneğini zamanın ucuna koyarız.
Gerçi kara renk biraz mırın kırın edince herkes baksın diye kirpiğe kaşa konmuş ya...
Karacaoğlan’sa şöyle demiş:


Bana kara diyen dilber,
Gözlerin kara değil mi,
Yüzünü sevdiren gelin,
Kaşların kara değil mi?

Beni kara diye yerme,
Mevlâ'm yaratmış, hor görme,
Ala göze siyah sürme,
Çekilir, kara değil mi?

Karac'oğlan der, inşallah,
Görenler desin maşallah,
Kara donludur Beytullah,
Örtüsü kara değil mi?

Karganın son sözleri şöyle olmuş;
"Sözlerimi sürç-i lisan ettimse bendeniz kuzgunî kargayı affetmenizi temenni ederek bitiriyorum. Biliniz ki bu dünyadan bir Selçuk soyu geçti. Güçlü bir devlet geleneği, şerefli bir ad ve dünyaya örnek bir medeniyeti miras bırakan soyunuzu dua ile anınız. Turan denilen büyük ülkenize layık işler yapınız. Soyunuza, ülkenize, sancağınıza halel getirmeyiniz. Peygamberler, nebiler, evliyaullahlar, veliyullahlar aşkına... Hû!"

Öldükten sonra ruhlarımızın göğe uçtuklarına inanırmış atalarımız. Bu yüzden öte dünyaya "uçmak" demişiz.

Uçan kuşları da kendimize ongun yapmışız. Tuğrul, Toygar, Doğan, Şahin, Turgay bunlardan birkaçı. Bunları isim olarak ya da ekleme yaparak kullanmışız. Ertuğrul, Erdoğan gibi.

Yavuz Bülent Bakiler bir şiirinde şöyle diyor:


Ben Antepliyim, Şahin'im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.

Söz uçar yazı kalır ya.
Misli Hanım da zaten Baydoğan olmuş.
Göğe vuran kanatlarla misli misli yazsın, biz de zevkle okuyalım inşallah...

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Dr. Halil ATILGAN

1946 yılında Adana'nın Karaisalı ilçesinin İncirgediği köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra Düziçi İlk öğretmen Okuluna girdi. 1964–1965 öğretim...

Yeni Başlayanlar İçin Hat Sanatı Nes

Ömer Faruk Dere İNKILAB YAYINLARI Asırlardır uygulanan ve günümüzde de pek çok kurum çatısı altında veya atölye dersleriyle devam eden meşk sistemi pek çok...

ERLİK - METİN SAVAŞ

ErlikMetin SavaşÖtüken Neşriyat Edebi çalışmalarını rahat bir ortamda sürdürebilmek amacıyla İstanbul'u terk edip Balıkesir'e yerleşmiş olan bayan bir yazar....

MELENGİCİN GÖLGESİNDE - METİN SAVA

Melendiç nedir? Gölgesinde neler olmaktadır? Metin Savaş "Zemheri Kuyusu etrafında kurduğu gizemli dünyanın insanlarına bu kez dokuz dallı Melengicin altından...

BİR DIŞAVURUMCU ŞİİR TEMELLENDİRME

Edebiyat Dunyamız

1 Felsefe ile resim arasında, görece özerk alanlar olsalar da. belirli birtakım koşutluklar kurulabiliyor. Bu. bilinen bir olgu Felsefe. Dünya'yı kavramsal olarak...

MEHMED ÂKİF’E DAİR-1: DÜNYA GÖRÜ

Prof.Dr. Saadettin YILDIZ

Abdürreşid İbrahim'in fikir ve aksiyon çerçevesini Eşref Edip şöyle belirlemektedir:  "Takip ettiği siyaset, Türk müslümanların Türkiye namı altında ve bir...

GÜLDÜREN GERÇEK: NASREDDİN HOCA

Ali_Alper ÇETİN

Ali Alper ÇETİN (Türk edebiyatında mizah kültürümüzün dünyaca ünlü halk bilgesi)Türk esprisinin büyük zekâsı, tanınmış halk filozofomuzNasreddin Hoca’yı,...

DOYULMAZ SEVGİ-BURAM BURAM AŞK: YUNUS

Ali_Alper ÇETİN

Benim bunda kararım yok,Ben bunda gitmeğe geldim.Bezirgânım metaım çokAlana satmağa geldim. Ben gelmedim dâvâ içinBenim işim sevi içinDostum evi...

TÜRK ŞİİRİNDE ÖLÇÜ

Hecelerin sayılarının yada uzunluk ve kısalıklarının düzenli bir biçimde sıralanması temeline dayanan ve nazımda ahenk aracı olarak kullanılan öğeye...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor,...

SÂKİNÂMELERİN ORTAYA ÇIKIŞI VE GEL

Sâkîye seslenmeler yoluyla içkiyi -daha çok şarabı- ve içki meclislerinin araç, gereç ve âdetlerini, içkiyle uzaktan yakından ilgili pek çok düşünce, duygu ve...

HECE ÖLÇÜSÜ TARİHİ VE ÖZELLİKLER

Şiirde her dizedeki hece sayısının eşit olmasına göre düzenlenen ölçü [parmak hesabı da denir). Hece ölçüsüyle yazılan bir şiirde, ilk dizede kaç hece varsa...

XIX. ASIR ÂŞIKLARINDAN BEŞİKTAŞLI (

Başlangıcı XVI. asra dayanan ve tarih sahnesinde kesintisiz süreklilik göstermek kaydı ile günümüze kadar ulaşan âşık edebiyatı ve geleneği Türk edebiyatı ve...

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden oturması gibi kalabalığı afallatıyordu. Belki bu,...

HAVUÇLU PİLAV MESELESİ - TARIK BUĞRA

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini...

GÜNER AKMOLLA

(Romanya, 1941-) Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu.Şair. 1941, Romanya doğumlu. 1965’te Bükreş Üniversitesi’nden mezun oldu. Çeşitli dergilerde şiirleri...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Vatanını kaybetmiş ve bir daha dönüp onu görememenin acısını derinden yaşamış biri olan Cengiz Dağcı, Türkçeyi kendine vatan bilmiş ve...
“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar gözdesi varsa hakkıyla sefil” diyordu. 21. asrı görseydi acaba...
22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve...
Yeşil Çeşme

Yeşil Çeşme

30.12.2016
Beni o büyük çocuklar karşında koruyan diyemem ama hiç olmazsa teselli eden bir kız vardı: Polika! Kasabaya taşındığımız gün gavur...
Tabloda bir hoca…Arkasındaki kütüphanede hadis, siyer, fıkıh ve tefsir gibi okunmayan, okunsa da anlaşılmayan, ezberlense de unutulan cilt cilt kitapların...
Saadettin Yıldız[1] 1.1.2.2.Yeşilköy Hayâli Esirlik sonrasında sakin, yeşil ve huzurlu bir...
Ne yaparsan yap pişman öleceksin,Belki yaptıklarından , belki yapmadıklarından...Dostoyevski Müslüm Gürses’i ‘Son pişmanlık neye yarar / Her şeyin bedeli var olmadı...
Felsefecilere göre, insan ve şuur birer zamanî varlıktır. Hem hayatımız hem de şuurumuz zamana bağlıdırlar. Hilmi Ziya Ülken şuuru ikiye...
Hafıza adlı kitabında, hatırlama süreciyle ilgili temel deneysel bilgileri veren Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar, bu kitapta hafıza yanılmalarının oluşum mekanizmasını...
İnsan, camdan bir fanus gibi çabucak kırılıyor en ince yerinden. Sahi bu kadar kolay mı kırmak? Yoksa bazen biz de...
Türkçe, kö– sesinden türetilmiş sözcükler açısından çok zengin bir içeriğe sahiptir. Çalışmamızda kadim Türk varlık anlayışının temel ipuçlarının dilimizdeki kö–...
İŞRAK DUYGULARI - Ahmet Urfalı RUMİ YAYINLARI Araştırmacı-eğitimci-şair Ahmet Urfalı'nın yeni şiir kitabı “İşrak Duyguları” Rumi Yayınları'ndan piyasaya sürüldü. Doğma,...
Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar...
Destan türünün incelenmesi ve yorumlanmasındaki zorluklar öncelikle kavramın, literatür içerisinde sağlam bir tanımını yapamamakla başlar. Tü- rün, içeriği nedeniyle yüklendiği...
İstiklâl Marşı, 10 kıta ve 41 mısradan oluşan bir şiir. Bu, özellikleri onun dış yapısını ifade ediyor. Bir edebi metinde...