Pazartesi 16 Eylül 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

yakupunkanatlariHû Diyen Karga- Selçuklu Hikâyeleri adlı kitabıyla, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuklu neslinin o müthiş serüvenini bizlere bir karganın ağzından anlatan Misli Baydoğan, şimdi de Yakup’un Kanatları adlı kitabı ile okuyucuyu türlü türlü kapıların önüne çekiyor. Her bir öyküde başka mekânlarla, başka hayatlarla ve başka ruhlarla tanıştırıyor… Ve o, bunu yaparken kelimeleri yine ustaca kullanıyor. Sonra birden, sizi alıp ruh dünyanızın derinliklerine götürüyor. Belki de yorgunluklarınızı, mücadelelerinizi, derinlerinizdeki siyah ile beyazı hatırlatıyor. “İçimden, ucu ufuk çizgisine uzayıp giden kervanlar geçiyor. Üzerinde durduğum kızılımsı çorak toprağa, topuklarımdan kök salmışçasına, giderek daha da yayıla dolana sabitleniyorum. Bir kader uzanıyor ayaklarımın önünden ötelere doğru. Gün batımında üzerine düşen gölgemi tam ortadan bölüyor çizgisi. Her zerrem tanıyor bu ikiye bölünmüşlüğü… İkiye bölünmüşlüğüm neslimin, rahmime hiç düşmeyen, doğuramadığım, kucağıma alıp emziremediğim habis devamı… İkiye bölünmüşlüğüm, yüreğimin üzerinde taşıdığım pıhtıdan bir kese… Aynalarda görünmeyen tarafım… Retinaya düşmeyen yansımam… Alsınlar bu zerrelerime sinmiş tuz ağırlığını üzerimden. Kupkuruyum. Yüz yıllardır bu kubbede çınlayıp duran sahipsiz çığlıklarla çarpışmaktan yorgunum.”

Sayfa Sayısı:168
Basım Yeri:İstanbul
Resimleyen:Zafer Yılmaz

MISLI BAYDOĞAN KİMDİR?

1979 Sivas doğumlu. İlkokulu Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu, orta ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamladı. Lisans ve yüksek lisans derecelerini Hacettepe Üniversitesi’nden aldı. Halen klinik psikolog olarak, özel bir vakıf üniversitesi öğrenci merkezinde mesleğini icra etmektedir. Hatırla Beni (2014) ve Ötüken Neşriyat tarafından Hû Diyen Karga (2017) adlı romanları yayımlanmıştır. Yazdığı öykü ve edebî inceleme çalışmaları Türk Edebiyatı, Ayarsız, Edebice, Mağaradakiler gibi çeşitli edebiyat dergilerinde yer almıştır.

içindekiler
Karanlık Sabahlar / 11
Yakup’un Kanatları / 17
Rüya Yapıcısı / 29
Ök / 45
Overlokçu / 57
Seyyale’nin Kaderi / 69
Râhime ve İlyas / 77
Eve Dönüş / 86
Sülbiye Teyze / 96
Babamı Yedim / 102
Besim Bey Dilemması / 107
Ölü Evinin Yasçısı / 121
Zihin Yarığı / 127
Filbahri / 131
Bırakmak / 139
Divan / 146
Muhammet Can / 151
Küpeli Mestan / 159

Karanlık Sabahlar BenIm elim menekşelere hiç uğurlu gelmedi. Bu yaşıma kadar hiç. Kaynanam, rahmetli, senin lafın dişi değil, diksin, meşk ister menekşe, derdi. Kauçuklarım ağaç boyuna geldi, aşk merdivenim parkeleri süpürdü, Atatürk çiçeğimin yaprakları kızıldan mora döne döne harelendi de, bir menekşe benim elimi sevemedi. Kaynanamın elini ilk öptüğümde on yedimdeydim. Kadir önde, ben arkada, korkudan heyecandan tir tir titreyerek vardık evlerine bir ikindi vakti. Ustasından izin almış Kadir, üç yaş büyük benden, Siteler’de kapı yapıyor. Boyu yaptığı kapılar kadar. Anam ille de seni görmek istiyor diye tutturmuş haftalarca. Kırk beş kilo varım yokum daha ben. Saçlarıma berber makası değmemiş, bellerimde, simsiyah. Babam salmazdı berbere, terziye, hamama. Her hacetimi annemle teyzem görürlerdi. Teyzeme diye çıkar görürdüm zaten Kadir’i. Kaçak göçek, tenhalarda, yüreğim biri gö- recek diye güm güm, ne doğru dürüst iki laf edebilir ne de Kadir’in bana dediklerini anlayabilirdim. Yine de her defasında bir yolunu bulup giderdim. Gözleri bana bakarken, üzerime vahşi atlar sökün ederdi. Kaçacak yer bulamazdım. Eskiyi gözümün önüne getirmek kalbimi acıtmıyor artık. Ne zamandır? Kim bilir. Geçen sefer ölümlerden ölüm beğenesiydim. Kadir sanki ekmek bıçağını almış, göğüs kafesime takmış, yüreğimi elceğzime vermiş gibi günlerce 12 • Yakup’un Kanatları can çekişiyorum sanmıştım. Bu sefer öyle olmadı. Olması mı iyi, olmaması mı bilemedim. Sade nefesim tıkanıyor şimdi. Ağzımla, burnumla, canhıraş aldığım nefesleri yetiremiyorum ciğerlerime. Öyle bir sıklat. Kaynanam sağdı o zaman. Yut, dedi ilk duyduğunda. Babası da böyleydi, sesini çıkarma, yüreğine taş bas, yut, otur. Üçüncü oğlana hamileydim. Ne yaparım üç çocukla, kime sığınırım? Kavga gürültü çıkarmayım diye tehdit ediyor zannettimdi. Eve mahkemeden celp geldiğinde olduğum yere yığılmışım. Gözümü bir açtım komşular kolonyayla bileklerimi ovalıyor. Yetişti kaynanam. Çatık kaşlı, sözünü sakınmayan, memnuniyetsiz kadındı ama arka çıktı bana. Kara kaşıma kara gözüme değil elbet, üç torununun anasıyım diye, besbelli ya, olsun. Vermeyeceksin nikâhını, eşşek gibi dönecek çarptığı kapıya, dedi. Haklı da çıktı. Çiğneyemedi anasını o zaman. Kaynanamla kaynatam oğulları askere gitmeden yapalım istemişlerdi düğünü ille. Kadir’in zoruyla elbet. Babam razı olmadı. Ne yana gideceği bellisiz, Allah etmesin şehit düşse, üç gün gelin duran kızın adını dula çıkarttırmam dedi. Terör çok o zaman. Her giden dönemiyor. Ağla ağla, eriyip iğne ipliğe döndüm ben. Babam Nuh der peygamber demez. Annem girdi araya, teyzem, eniştem… Neyse, sö- zün bari kesilmesine tamam dedi yalvar yakar. Hiç değil, izinlerde gelir gider, senesine nişan, döner dönmez düğün dediler. İçimin uğultusu biraz dindi...

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile