Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Yahya Kemal TAŞTAN
Ötüken Neşriyat, 2017

Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin son asrında cereyan eden Balkan Savaşları; Türk milliyetçiliği ve Anadolu topraklarında kurulan millî devlet için bir dönüm noktası teşkil eder. Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin ilk topyekûn savaşları addedilebilir. Osmanlı toplumunda yerle­şik sınırların ve ikiliklerin nispeten aşılması; askerler ve sivillerin, Müslümanlar ve gayrimüslimler, erkekler ve kadınların kısacası tüm Osmanlı vatandaşlarının siyasî ve içtimaî hayata etkin biçimde dâ­hil olması, söz konusu savaşlar ile mümkün olmuştur. Bu sebeple Balkan Savaşları, o ana kadar rüşeym hâlinde olan Türk milliyetçiliği fikrinin geliştiği, palazlandığı, entelektüel bir vâkıa olmaktan çıkıp geniş kitlelere yayıldığı bir dönemi ifade eder.

Yahya Kemal Taştan Balkan Savaşları ve Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu kitabında bu sıkıntılı ve sancılı dönemi sekiz başlık altında ele almıştır: “Savaş, Toplumsal Seferberlik ve Millî Kin”, “Biz Bize Yeteriz: Etnik Dayanışma ve Millî İktisat Projeleri”, “Millî Bilinç: Biz ve Ötekinin İnşâsı”, “Milliyetçi Tarih Yazımının Doğuşu”, “Imperial Vatandan Arta Kalanla Yetinmek: Mahdut Vatan Milliyetçiliği”, “Ontolojik Güvensizlik ve Yeni Vatan Arayışları: Manevî Yurt”, “Gideyim Arayayım Turan Nerede?”, “Anadolu: Mutedil Turan Yahut Muvakkat Ergenekon”.

Sayfa Sayısı 232
Basım Tarihi Nisan 2017
Resimleyen Zafer Yılmaz
Dili Türkçe

Yahya Kemal Taştan; 1976 yılında Reutlingen’de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. Birkaç üniversite dolaştıktan sonra nihayet, 1998 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldu. 1999 yılında Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Yakınçağ Tarihi Anabilim dalında öğretim görevlisi oldu. 2010 yılında Türk Milliyetçiliğinin Sembolik Kaynakları (Yeni Osmanlıların Siyasal Söylemleri) adlı teziyle doktorasını tamamladı. Halen Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Modernleşme, milliyetçilik, millî tarih yazımı, edebiyat ve kimlik, etnisite, seyahat kültürü gibi alanlarla ilgilenen Yahya Kemal Taştan’ın muhtelif dergilerde yayımlanan makaleleri dışında üçü ortak, beş kitabı ve bir çeviri kitabı bulunmaktadır.

önsözden

TarIhte bir uc beyliği olarak ortaya çıkan Osmanlılar, Rumeli’nin fethinden kısa süre sonra Avrupa içlerine kadar uzanarak büyük bir imparatorluk kurdular. Âdeta Balkan İmparatorluğu addedilebilecek Osmanlı Devleti’nin siyasî, içtimaî ve iktisadî hayatında önemli yer teşkil eden Balkanlar, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan tevarüs edilen meselelerle birlikte yaklaşık beş asır boyunca devletin bel kemi- ğini teşkil etti. Devlet teşkilatından askerî yapıya, kültürden gündelik hayata karşılıklı ilişkilerin yaşandığı, Avrupa ile Asya arasında geçiş noktası olan coğrafya, Osmanlı kimliğinde kalıcı etkiler bıraktı. Milliyetçilikler çağında Balkanlar, Osmanlı Devleti’ni en fazla meşgul eden yerlerden biri oldu. Osmanlı hâkimiyetinde yaşayan, dillerini ve kimliklerini korumayı başarmış milletlerin, bu yeni ve sarsıcı dalgayla birlikte birer ulusa dönüşmesi kaçınılmazdı. Osmanlılar bunu ancak geciktirebilirdi. Nitekim Tanzimat döneminde ittihad-ı anâsır ve Osmanlılık gibi politikalarla yeni dünya düzenine karşı mevzilenen devlet, 19. yüzyılın başlarında Yunan, Sırp, Bulgar ve nihayet Arnavut milliyetçilikleriyle yüzleşmek zorunda kaldı. Yükselen dip dalgası karşısında Osmanlı Türkleri arasında da millî bilinç uyanmaya başladı. Tanzimat döneminde yaratılmak istenen yeni kimliğin başarılı olamaması, siyasî ve içtimaî hadiseler kadar devletin askerî başarı- sızlıkları ve toprak kayıplarıyla da alakalıdır. 19. yüzyıldan itibaren neredeyse her savaş ile coğrafya yeniden şekillenirken, buna bağ- 12 • Balkan Savaşları ve Türk MIllIyetçIlIğInIn Doğuşu lı olarak kimliği yeniden tanımlama ihtiyacı duyulmuştur. Bilhassa 93 Harbi ile başlayan kayıplar silsilesi, imparatorluğun zihin dünyasını şekillendiren modern ideolojiler üzerinde de etkili olmuştur. Söylemlerin, sembollerin ve kimlik tanımlarının sıklıkla yenilenmesi, yeniden yorumlanması Osmanlı Devleti’nin son yarım asırda ya- şadığı iç ve dış gelişmelerle birlikte değerlendirilmelidir. Balkan Savaşları, Türk milliyetçiliği ve Anadolu topraklarında kurulan millî devlet için bir dönüm noktası teşkil eder. Yaşanan kayıplar, imparatorluğun hikmet-i vücûdu olan toprakların yitirilmesi, devlette olduğu kadar halk üzerinde de derin izler bırakmıştır. Osmanlı aydınlarının hemen tamamı, Batıya karşı bir kin, “şîme-i husumet” içindedir. Millet-i hâkime diye anılan Müslüman Türklerin tebaası olan Balkan halkları, düvel-i muazzamanın koltuklandırmasıyla imparatorluğa baş kaldırmış ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Kırım, Kafkasya’dan yaşanan göçlere bu defa Balkanlar’da yaşanan acı tecrübeyle birlikte yüz binlerce Müslüman Türk eklenmiştir. Anadolu coğrafyası mütecanis bir çehreye kavuşurken millî devletin tohumları da bu dönemde atılmıştır. Milliyetçilik hakkındaki nazarî eserlerde savaşın/savaşların merkezî bir yere sahip olmaması şaşırtıcıdır. Son çeyrek asırda konuyla alakalı nazarî eserler, milliyetçiliğin ve modern milletlerin ortaya çıkışına yönelik içtimaî, iktisadî ve fikrî ön şartları yaratan tedricî gelişmeleri esas almaktadır. Milliyetçiliği modern bir vakıa olarak değerlendiren bakışın hâkim olduğu bu nazariyelerde sanayileşme, okur-yazarlık, nüfus sayımı ve matbaa kapitalizmi gibi, milleti yarattığı düşünülen ve modernitenin ürünü olan gelişmelere vurgu yapılmaktadır. Savaşlar, bilhassa emperyalizm ve sanayileşmenin sebep olduğu savaşlar neticesinde gelişen milliyetçiliklerin ortaya çıkışı, modernist yaklaşımı savunanlarca neredeyse hiç dillendirilmemektedir. En iyimser yaklaşım dahi milliyetçiliği, siyasî aktörlerin bir ürünü olarak görür. Buna göre kültür ve dilin keşfine yol açan akademik ilgi, vatanperverlik ajitasyonu ve nihayet milliyet fikrinin kitleselleşerek devlet kurmak arzusunu ortaya koyması, millî devlete uzanan sürecin esasını teşkil eder. Neticede ortaya çıkan toplumsal Balkan Savaşları ve Türk MIllIyetçIlIğInIn Doğuşu • 13 dönüşümler ve orta sınıfın yükselişi, milliyetçiliğin doğuşu için temel şart kabul edilir. Devletlerin/imparatorlukların çöküşü ve savaş gibi hadiseler, kamuoyunu teyakkuza geçirerek, özel hayata kadar nüfuz eden seferberlik sayesinde milletleşmeyi muktedir bir vâkıa hâline getirir. Var olmak ve bekâ endişesi cepheden sokağa, kahveden hâneye kısacası her alana yayılır. Tepkiler, refleksler, verilen cevaplar çoğunlukla müşterektir. Söz konusu ruhî hadiselerin milliyetçilikle örtüştüğü yerler vardır ve bunlara daha ziyade edebî ürünlerde rastlanılmaktadır. Dikkatlice incelendiğinde bu dönemde dile getirilen düşüncelerin, fikirlerin çoğunun rasyonel olmaktan uzak olduğu ve özünde “milletleşme sürecinin patolojik oluşumu”nu ifade ettikleri görülür. Ne var ki, güçlü hissî yönleriyle milliyetçiliği şekillendiren şey de -rasyonel bir şekilde değerlendirilmediği sürece- aslında bu patolojik oluşumdur. Bunu en açık biçimiyle Balkan milliyetçilikleri ile imparatorluğun savunmacı ve yayılmacı Türk milliyetçiliğinde görmek mümkündür. Türk milliyetçiliği ve kimliği üzerinde belirleyici olan bu patolojik vâkıanın, siyasî ve içtimaî yapıda müspet ve menfî derin izler bıraktı- ğı bir gerçektir. Dönemin milliyetçi aydınlarının devlet ve toplumun yaşadığı hastalığa karşı bir reçete olarak değerlendirdikleri milliyet- çilik, imparatorluğun yıkılmasına sebep olan savaşlarla imtihanının ardından bu defa farklı bir keyfiyet kazanmıştır. İmparatorluktan millî devlete evrilirken çözülmeden rafa kaldırılan meseleler, bir süre sonra tekrar gündeme gelmiştir. Turancılık, Millî Mücadele ile mahkûm edilirken, ondan miras kalan “esir Türkler” söylemi, Türk milliyetçiliğini beslemiş; yedi düvele karşı verilen mücadelenin yerini de Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik harp almıştır. Bu haliyle bir “iç harp ideolojisi”ne dönüşen milliyetçilik, kurucu vasfını yitirmiş; kuvve’den fiil’e çıkmış ve bir daha o mevkiini terk etmemiştir. Balkan Savaşları ve Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu başlığı, başta yanıltıcı olarak görülebilir. Oysa söz konusu savaşlar, Osmanlı Devleti’nin ilk topyekûn savaşları addedilebilir. Osmanlı toplumunda yerle- şik sınırların ve ikililerin nispeten aşılması; askerler ve sivillerin, 14 • Balkan Savaşları ve Türk MIllIyetçIlIğInIn Doğuşu Müslümanlar ve gayrimüslimler, erkekler ve kadınların kısacacı tüm Osmanlı vatandaşlarının siyasî ve içtimaî hayata etkin biçimde dâ- hil olması, söz konusu savaşlar ile mümkün olmuştur. Bu sebeple Balkan Savaşları, o ana kadar rüşeym hâlinde olan Türk milliyetçiliği fikrinin geliştiği, palazlandığı, entelektüel bir vâkıa olmaktan çıkıp geniş kitlelere yayıldığı bir dönemi ifade eder. Bu geç doğum, beraberinde birçok sancıyı ve sıkıntıyı da getirmiştir. Günümüzde henüz çözülememiş bir yığın meselenin ardında söz konusu sancılar yatmaktadır. II. Meşrutiyet döneminde varlık bulacak, ete kemiğe bürünecek Türk milliyetçiliği fikrine ait entelektüel birikiminin tenkidî bir gözle yeterince değerlendirilememesi, teşrih masasına yatırılamaması bugünkü meselelerin özünü teşkil etmektedir. Birkaç istisna dışında Türk milliyetçiliği, hâlâ Balkan Savaşları döneminde dile getirilen söylemlerden beslenmektedir. Buradan merhum Erol Güngör ve merhum Durmuş Hocaoğlu’na fikir dünyamıza kazandırdıkları yeni soluklar için müteşekkir olduğumu itiraf etmeyi bir vecibe addediyorum. Türk milliyetçiliği de millet gibi canlı bir uzviyettir. Onu yalnız tarihe mahkûm etmek, tarihî bir hadiseymiş gibi değerlendirmek yanlıştır. Herşeyden önce o, sosyolojik bir hadisedir. Osmanlı mü- nevverleri bunun farkında olarak, milliyetçiliği içtimaiyat (sosyoloji) ile izah etmeye, ona rasyonel bir çehre kazandırmaya çalışmışlardır. Ortada imparatorluk bakiyesi, tarihin kaderini değiştiren, asırlarca kadim coğrafyanın her yerinde izlerine rastlanan, bu coğrafyalarda devletler kuran bir millet vardır. Muhtelif dillerle, dinlerle, kültürlerle, alfabelerle ünsiyet kuran bu millet, bugün de söz konusu vasıflarını korumaktadır. Bugün Türk adı, bu canlı uzviyetin ve sosyolojik hadisenin en belirgin yönünü teşkil etmektedir. 93 Harbi’nden sonra Osmanlı Devleti, Avrupa’daki ve Kafkaslar’daki topraklarının çoğunu kaybetmiş; milyonlarca Müslüman yurdunu terk ederek Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Bu göç dalgası, imparatorluğun etnik dengesini değiştirmiş ve devlet, daha mütecanis bir çehre kazan- Balkan Savaşları ve Türk MIllIyetçIlIğInIn Doğuşu • 15 mıştır. Yurdundan sökülen muhacirler, pazar ve teknolojide daha fazla tecrübeye sahip, iktisadî açıdan daha ileri bölgelerden gelmiş, Anadolu Müslümanlarına nazaran daha iyi tahsil görmüş kimselerdir. Kafkasya, Balkanlar ve Çarlık Rusyası’nın Türkçe konuşan bölgelerinden gelen Müslümanlar, kısa sürede Anadolu halkıyla bütünleşmiş ve imparatorluk bakiyesi Türkiye Cumhuriyeti’ni şekillendirmişlerdir.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile