Pazartesi 1 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

muallim naci

Türk edebiyatında retorik ve poetikayla ilgili olarak pek çok eser yazılmış, halen de yazılmaya devam etmektedir. Bu sohbetimizde konuyla ilgili üç eserden bahsedeceğiz. Bunlar; Ahmet Cevdet Paşa’nın, Belâgat-ı Osmâniyye’si, Recâizâde Mahmud Ekrem’in Talim-i Edebiyat’ı ile Muallim Nâci’nin Istılâhât-ı Edebiyye’sidir. Ahmet Paşa, klasik Arap belâgatı üzerinde yoğunlaşarak, Türkçe uygulaması açısından değerlendirmeler yapmıştır. Recâizâde Mahmut Ekrem, Batı retorik anlayışını Türk edebiyatına uygulamıştır. Muallim Naci (1850-1893), bu iki anlayış arasında eski edebiyatı da dışlamadan hatta onun güzelliklerini ortaya koyup savunarak konuya farklı bir açıdan yaklaşmıştır.

 Muallim Naci, Türk şiirine batılı anlamda yenileşme getiren Abdülhak Hâmit ve Recâizâde Mahmut Ekrem’le büyük tartışmalara girmiş, bunun sonucunda da eski edebiyatın savunucusu olarak tanıtılmıştır. Oysa Muallim Naci, eski edebiyatı çok iyi bilen ve uygulayan bir şair olmanın yanında batı tarzı şiirlerinde de belli bir başarıya imza atmıştır. Naci, eski edebiyatın değerli taraflarının, öz şiir özelliğinin yanında olmuştur. Eski şiirin derin ve seçkin yönlerini örnekler vererek izah etmiştir. O, şiirde yenileşme hareketinin aşırılıklara kaçmadan geleneksel tarzı dışlamadan oluşmasını savunur. O, taklitçiliğe karşıdır. Naci’nin bu görüşü, şiirde yenileşmenin bazı uç ifadelerini engellemiştir. Sade dili, düzgün dizeyi savunun Naci, Türkçe’nin aruz ölçüsüne doğru uygulanmasını ister. Muallim Nâci’nin  bu görüşü İsmail Safâ, Cenab Şahabettin, Mehmet Âkif, Yahya Kemal ve Ahmet Hâşim gibi şairler üzerinde etkili olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar, Naci’nin Istılahât-ı Edebiyye’sini  “eski belâgatın bizde en iyi eseri” olarak görür. Mehmet Akif, Naci’nin şiirlerinden etkilendiğini, Yahya Kemal de  Divan edebiyatı hakkında olumlu değerlendirmeler yaptığını belirtir. 

      Naci, kafiyenin, ‘’göz mü yoksa kulak için mi?’’ olması gerektiği konusunda ‘’ göz’’ tarafında yer almıştır.

 ‘’Zerre-i nurundan iken muktebes

Mihr ü mehe etmek işaret abes”

abes → عبت

muktebes → مقتبس  beyitinde geçen bu kelimeler, yazılış bakımından benzer olmadığından kafiye sayılmamaktadır. Oysa, okuyuş bakımından muktebes ve abes kelimeleri kafiye oluşturmaktadır. Bu edebi tartışma, bir döneme damgasını vurmuştur.

      Muallim Naci, Tanzimat edebiyatının diğer yazar ve şairleri gibi birçok edebi türde eserler vermiştir. Şiir, anı, eleştiri, tarih, tiyatro, sözlük, edebi bilgi, çeviri konularında eserleri mevcuttur. 

     Naci, Istılahât-ı Edebiyye adlı eserinde; ‘’ “Bu ıstılâhâta dair verdiğim izahat edebiyyât-ı Türkiyye’nin şimdiki haline ve istikbâline göredir. Öteden beri Arap veya Fars tarz-ı edebîsini aynen kabul etmek fikrine iştirak edenlerden değilim” diyerek milli bir edebiyatın oluşmasını arzu etmektedir. Istılahât-ı Edebiyye, ağırlıklı olarak bir divan edebiyatı sözlüğü olmakla beraber örneklerinin çoğunu çağdaşlarından, hatta Batılı yazar ve şairlerden seçmesiyle de eski belâgat kitaplarından ayrılır. “Şiir” maddesinde nazım ve şiir kavramlarının birbirinden ayrılması ve nesir halinde de şiir bulunabileceği düşüncesine yer verilmesi eserin dönemin yeniliklerine kapalı olmadığını göstermektedir.

  Naci’nin şiir türü hakkındaki görüşü şöyledir: ‘’Bizim tarif etmeye çalıştığımız şiir, tabiidir. Şiire vezinli, kafiyeli söz demek, sun’i olur. Bu konuda tabiilik, sun’ilikten önce gelir. Çünkü insanın hiç beğenmeyeceği bir söz manzum olabilir. Aksine, pek beğenebileceği bir söz de mensur bulunabilir. Ötekine şiir demeğe, berikine dememeğe neden mecbur olsun? Bu, zevke ait bir keyfiyettir. Hangi sözü şiir olarak telakki ediyorsa, bu adı ona verir. Kendisince hiçbir meziyeti olmayan sözlere, sadece manzum olduğu halde şiirden saymamakla beraber edebiyat bile dememek elindedir.’’

      Burada Muallim Naci’nin ‘’Biz Ertuğrulluyuz; Er oğlu erleriz.’’ Beyitiyle övüncünü ortaya koyduğu; ‘’Ebü’s-Selâtîn Gâzî Ertuğrul Bey’’ manzumesinden birkaç dize almak yerinde olacaktır:

‘’Zikre şâyândır, Furât'ın her yeri,

Ben ki bir Türk’üm unutmam Ca‘ber'i;

Türk olan ni‘met-şinâs olmak gerek,

Var yeri gitsem “Mezâr-ı Türk” e dek;

Ey Mezâr-ı Türk! safvet-hânesin,

Hâbgâh-ı şâhin-i şâhânesin.’’

     Geçmiş dönemlerdeki edebi tartışmaları, görüş ve düşünceleri tanımak, bilmek, öğrenmek yeni nesil şair ve yazarlarına yol göstermek açısından büyük önem taşımaktadır.

Ahmet URFALI

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile