Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
sozlukTDK Türkçe Sözlük’te (2011:729) duygu, “1. Duyularla algılama, his. 2.Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. 3. Önsezi. 4. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. 5. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik.” olarak tanımlanmaktadır.

Psikoloji alanını yakından ilgilendiren duygu sözcüğü bilim tarihi sürecinde birçok psikolog tarafından farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Plutchik’e göre (1994:139) duygu; his, davranış, itici kuvvet, fizyolojik değişikler ve kontrol etme gibi çeşitli ögelerden oluşur. Duygu, organizmanın karışık durumları olduğu için ölçülmesi ve belirlenmesi zor bir kavramdır. Ayrıca Crooks ve Stein (1991: 358) yüz ifadelerinin, ses tonunun, tavırların veya beden dilinin de çeşitli duyguların birer işareti olduğunu söyler.

aşıkveyselKalıp sözler bir dilin en dikkat çekici yönlerinden biridir. Toplumsal hayata ait unsurlar içermesi, dinî inançları yansıtması, söyleyen kişinin iç dünyasına özgü ipuçlarını vermesi, bünyesinde kültürel değerleri barındırması kalıp sözlerin dil açısından önemini ortaya koymaktadır. Zengin bir içeriğe sahip olması, konuşma dilinde sık sık kullanılmasını sağlar. Bu yüzden kalıp sözler doğru, etkili ve güzel konuşan kişilerin öncelikli olarak bilmesi/kullanması gereken dil unsurlarıdır.
Gökdayı(2011: 69) kalıp sözleri “bir toplumun bireyleri arasında belirli iletişim durumlarında geleneksel olarak kullanılan, duyguları, düşünceleri ve dilekleri açığa vuran, en az iki sözcükten oluşan, tek bir kavramı mecazsız olarak karşılayan, zaman ve kişiyi gösteren ekler dışında biçim olarak hep aynı kalan, kullanım yerleri sınırlı kalıplaşş sözcük dizileri” şeklinde tanımlamaktadır.

munazaraTahlil ve tenkide dayalı tartışma geleneğinin İslâm, ilim ve kültür tarihinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı medreselerinde ‘âdâbu’l-bahs ve’l-münâzara’ veya kısaca ‘âdâb’ adı altında okutulan derslerden önce m. IX. Asırlarda başlayan Hıristiyan ve Müslüman teologlar arasındaki çatışma cedel (diyalektik) ilminin bir tartışma metodu ve bir mantık disiplini olarak benimsenmesine sebep olmuştur. Bu konuda özellikle Aristonun “Organon” adlı eseri ve bilhassa onun beşinci kitabı olan “Topika”nın etkisi büyüktür. “Topika”, Arapçaya orijinal ismi yanında el-Cedel ve Kitâbü Mevâzi’ı’l-cedel adlarıyla birkaç defa tercüme edilmiş, ayrıca Farabî, Yahya b. Adi ve Ebü’l-Ferec İbnü’t-Tayyib gibi filozoflar tarafından şerh edilmiş, Farabî eserin bir de özetini yazmıştır.

tanzimattiyatrosuTanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da etkilemiş, her alanda yeni gelişmeler olmuştur. Tiyatroda da bu dönemde ciddi gelişmeler olmuştur. Geleneksel Türk tiyatrosu yerini yavaş yavaş Batılı anlamdaki modern Türk tiyatrosunun ilke evresi olan Tanzimat tiyatrosuna bırakmıştır.

Batının zihniyetini ve sanat anlayışlarını öğrenebilmek için harekete geçen aydınlarımız tercüme faaliyetinin yanı sıra tiyatro eserlerine de ilgi duymaya başladılar.

dusunmeduyusDüşünceyi geliştirmek için başvurulan yöntemler şunlardır:

 1) TANIMLAMA: Bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına tanımlama denir. Tanım kısaca “nedir” sorusuna verilen cevaptır. Sözü edilen kavram ya da  varlığın ne olduğunun açıklanmasıdır. Daha çok açıklama ve tartışma tekniklerinde kullanılan bu yolla tanımlanan şeyin okurun zihninde daha kolay belirmesi amaçlanır.  Parça içinde bir tek tanımın verilmesi tanımlama için yeterlidir.

“İnsanın bazen mırıltısı, bazen çığlığıdır öykü. Ölüme karşı başkaldırıdır. Kör geceye tutulan şavktır. Çölde bulunan vahadır. Bir anlığına bile olsa, bağımsızlıktır. Ölümlü, çaresiz hayatlarımızda, bir kavalcının nefesindeki ezgi, bir ekmekçinin koca hamur teknesine saldığı güzel mayadır…”

Örnek: * İnsan vücudunun en küçük yapı taşına hücre denir. (Nesnel)

milliedebiyatMillî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam eden millî kültürden faydalanma düşüncesidir. Yirminci asra taşınabilecek kültür değerlerinin mümkün olduğu kadar yabancı unsurlardan temizlenmesi amacına dayanan bu hareketin 16. asırdaki Türk-i Basit’ten tutunuz da 19. asrın son çeyreğinde eser veren Türkçüler’e, başta Mehmet Emin Yurdakul olmak üzere, millî hasletler ile eser veren sanatçılara; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve daha birçok yazara kadar uzanan bir tarihî silsileye dayandığı kabul edilir.
Millî Edebiyat’ın oluşmasında tarihî zemin, Balkan Savaşları, kültürel zemin, Fecr-i Âti’nin durumu ve Osmanlılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük kavramları açısından farklı sonuçlara giden yorumlar yapılabilir.
Tanzimat Edebiyatı Dönemi‘nin son yıllarından beri küçük kımıldanmalarla da olsa milliyetçilik ve Türkçülük akımının gelişmesiyle başlayan hareket, edebiyatımızda uzun süreli edebi akımların birinin başlamasına sebep olmuştur.

edebiyatcilarADALET CİMCOZ: Fitne Fücur.

· ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız.

· ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna.

· ERCÜMENT EKREM TALU: Çekirge, Karga, Torik Necmi, Kertenkere.

· FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Akıllı Ozan, Çamdeviren, İğne ile Kuyu Kazan.

· HALİDE EDİP ADIVAR: Halide Salih.

· HALDUN TANER: Can Enişte, Haldun Hasırcıoğlu.

· HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER: Toplu İğne.

· İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Rabia Hatun.

· KEMAL TAHİR: Bedri Eser, Nurettin Demir, Kemal Tahir Tipi, Kemal Tahir Benerci.

· MELİH CEVDET ANDAY: Gani Girgin, Zater.

edebiyat01Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

II. Meşrutiyet (1908)'ten sonra başlayan ulusçuluk akımı her alanda olduğu gibi edebiyatta da kendisini göstermiş ve "Milli Edebiyat" akımı ile millî/ulusal kaynaklara yönelme ilkesi benimsenmiştir.

1911'de Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in yayımladıkları "Genç Kalemler" dergisiyle başlayan akım, kısa sürede değişik sanat anlayışlarını savunan sanatçılar tarafından da benimsenmiştir.

Sade ve arı bir Türkçe ile yazılan eserler yurt sorunları ve ulusal değerleri ortaya çıkarma amacını gütmüşlerdir. Özellikle öykü ve roman alanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel örneklerini vermişlerdir.

Bu dönemde ayrıca milli edebiyat kavramı altında toplanan fakat dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler de yetişmiştir. Nitekim şiirlerini akımın temel özelliği olan hece ölçüsü yerine aruz ölçüsü ile yazan Türk İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, gerçekçi bir tutumla toplumsal konulara yönelmiş; temelde Osmanlıcı ve gelenekçi kabul edilen Yahya Kemal Beyatlı, yeni-klasik bir şiir geliştirmiş; egemen ideolojilerin dışında kalan Ahmet Haşim ise izlenimci ve simgeci bir anlayışla "Saf Şiir"i savunmuştur.

Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren, sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden edebiyat akımı (1911-1923), 1860'tan sonra benimsenen ve II. Abdülhamid tarafından da desteklenen "Osmanlıcılık" ideolojisi, Balkan savaşından sonra imparatorluk sınırları içinde patlak veren bağımsızlık mücadeleleri sonucu, geçerliğini kaybetti.

gulenemotionFıkra, kısa ve öz bir anlatıma sahip bir düşünceyi veya toplumdaki bir yanlışı ortaya çıkarmayı hedefleyen, ironi yüklü dille iletisini sunan halk anlatılarıdır. Halk edebiyatı kültürü içinde dilden dile aktarılarak yayılan fıkralarda her toplum kendi mührünü fıkraya vurarak onun yeniden doğmasını sağlar.

Toplumlar, kendi kültürünü kendine özgü bir anlatım tarzıyla bölgenin değerlerini, dünyaya bakışını fıkraya giydirerek onları toplumun aynası durumuna getirirler.

Fıkra, yaşanılan toplumun birçok özelliğini içinde barındırır. Her toplumda belirli tipler toplumun yansıtıcı durumunda olmuştur. Toplumda öne çıkan bu tipler fıkra tiplerinin doğmasına hâsıl olup toplum içinde yaşamayı da sürdürmektedir. Bu tipler belli bir ulusu temsil edebildiği gibi dar bir alanda kalıp mahalli tipleri de yansıtabilir. Mahalli fıkralarda belirli tipler öne çıkabildiği gibi bazen sadece bölge adının yer aldığı görülmektedir.

Biz bu çalışmamızda, Palu bölgesinde hayat bulmuş, Palulu tipi üzerinde durarak bu tipin ana hatlarını çizmeye çalışacağız.

Türk halk edebiyatında seçkin bir yere sahip olan fıkralar, sözlü gelenekte doğmuş ve ait olduğu toplumun sosyal, iktisadi, kültürel maddi ve manevi değerlerini yansıtan halk anlatılarıdır. Bu anlatıların varlığı çok eski dönemlere dayanmakla birlikte asıl yükselişini Tanzimat döneminde göstermiştir. Şüphesiz fıkralar bir toplumun dünyaya bakışını anlatması, toplumun zekâsını türlü söz oyunlarıyla vermesi bakımından diğer nesir türlerinden farklı bir yere sahiptir.

Her anonim halk ürününün bir yaratım süreci vardır. Bu oluşumda da önemli bir yer de fıkra tiplerine aittir. Fıkra tipleri, fıkranın içindeki ana kahraman konumunda olup toplumun yozlaşmış, eksik yönlerini eleştiren ya da toplumda belli bir kesimi yansıtan şahıslar olarak karşımıza çıkar.

unlem(Terim ve Tanım, Tasnif, Ünlem Olan Kelimeler, Söz Dizimi ile ilgili sorunlar)

Yazılı ve sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler (ünlem edatları), dilimizdeki kelime türlerinden biridir. Ünlemlerin anlatımda özel bir yeri vardır, çünkü duyguları, heyecanları, sevinçleri en yalın ve en keskin bir biçimde aktarmağa yardımcı olurlar. Özel bir işlevi vardır, çünkü çoğu zaman birkaç cümle ile anlatılabilecek durumlar bir ünlem ile dile getirilebilir.

Ünlemlerin bir başka özelliği dillerin doğuşu ile ilgili teorilere kaynaklık etmeleridir. Bilindiği gibi bazı bilginler dilin doğuşunu ünlemlere dayamış, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemlerin sonradan kelimelere dönüştüğünü, çeşitli kavramları karşıladığını ileri sürmüşlerdir[1].

Dilimizde özel bir yeri ve işlevi olan, dillerin doğuşuna kaynaklık ettiği ileri sürülen ünlemler, ne yazık ki dil bilgimizin en az işlenmiş konularından biridir. Bildiğimiz kadarıyla ünlemler üzerine monografik bir çalışma yapılmamıştır. Metin üzerindeki dil bilgisi çalışmalarında ünlemler çoğu zaman ihmal edilmiş, bazen de birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Dil bilgisi kitaplarımızda ise, neredeyse en az yer ünlemlere ayrılmıştır.

Dil bilgisi kitaplarında ünlemlerin ele alınış ve tasnif şekillerinin farklılıklar göstermesi, bu alanda çalışan bilim adamlarımızın konuya yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında ünlemler, edatlar içerisinde yer alan bir kelime türü olarak değerlendirilmiş; bazı dil bilgisi kitaplarında ise ünlemler ayrı bir kelime türü olarak ele alınmıştır. Bu görüşler sorgulanmadan, araştırılmadan, tartışılma­dan günümüze kadar etkilerini sürdürmüşlerdir. Kelimelerin tek tek ele alınıp türlerinin belirlenmesinde de farklı yaklaşımlar görülmektedir. Bir kelimenin aynı anlam ve görevde kullanılmasına rağmen bir dil bilgisi kitabında ünlem olarak, bir diğerinde zarf olarak, bir başkasında da edat olarak gösterilmesi bir başka sorundur. Dil bilgisi kitaplarındaki bu farklılıklar hiç şüphesiz ilköğretim ve lise kitaplarına yansımış ve böylece sorunun boyutları gelecek kuşaklara da taşınmıştır.

dillerinsiniflandirilmasiBugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğunu kesin bir sayı vererek söylemek güçtür. Ancak biz, yeryüzünde konuşulan dil sayısını ortalama bir hesapla 3000 - 3500 olarak gösterebiliriz.

A ) Kökenleri ya da Soyları Bakımından Diller :

  1. Ural-Altay Dil Ailesi

    1. Ural : Fin-Ugor ( Fince, Macarca ), Samoyed

    2. Altay : Türkçe, Moğolca, Korece ( ? ), Japonca ( ? )



    1. Hint-Avrupa ( İndo-Germen ) Dil Ailesi :

      1. Asya Kolu : Hintçe, İranca, Ermenice...


      2. Avrupa Kolu :
        a ) Germen Dilleri: Almanca, İngilizce, İsveççe, Norveççe, Danca, Hollandaca ...
      b) Roman Dilleri: ( Bu grubun anadili Latincedir. ) İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Romence ...

      c ) Slav Dilleri :Bulgarca, Çekçe, Lehçe, Rusça, Sırp-Hırvatça ...
      d ) Yunanca e ) Arnavutça

    2. Çin-Tibet Dil Ailesi :Asya’da, Hint-İran dilleri dışında kalan Çin ve Tibet dilleri.


    3. Hami-Sami Dilleri Ailesi : ( Bu dil ailesinin adı, Tevrat’ta geçen Nuh Peygam - ber’in iki oğlunun adına [ Ham ve Sam ] dayanmaktadır.) Arapça, Habeşçe, İbranice, Akatça, Babil dili, Eski Mısır dilleri ...

GRİ - (ÖYKÜ)

Hazırlıksız yakalanmışlardı. Şimşek, ansızın sessizliği delip geçiyor, tıpkı bir yabancının sofraya aniden oturması gibi kalabalığı afallatıyordu. Belki bu,...

Şiir Sanatında Yinelemeler ve Mekân K

Sanata bakışını “demek istemek” şeklinde özetleyen Mungan’ın sanat aracılığıyla varmayı umduğu menzil anlaşılmaktır. Bir şeyler anlatabilme telaşı yanında nitelikli...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

O zamanlar askeri okullar yaşlı imparatorluğun en çağdaş eğitim kurumları arasındaydı. Genç adam, aradığı bilgiye ve tecrübeye ancak böyle bir okulda ulaşabilirdi;...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

Türk gençliğinin ve memleketin birçok meselelerine, milliyetçi bir görüşle koyduğu isabetli teşhisleri ve çeşitli konulardaki edebî ve İlmî yazılarını 1950’den...
SİMERANYA

SİMERANYA

05.02.2018
Batı Cephesinden yeni dönmüştü. İşler iyiye gitmiyor canı sıkkındı. Akşamları dostları ile eski Ziraat Mektebinin binasında toplanıyorlar bazen sabahlara kadar...
Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...
Avrupa kaynaklı bir edebiyat dalı olan roman sanatının başlangıcının 1605 tarihli Don Kişot anlatısı olarak kabul edildiği malumdur. Roman türünün...
Mustafa Kemal’in anlatacakları daha bitmemişti. Fakat tren yavaş yavaş, kavurucu sıcak içinde bozkırdaki Ankara’ya yaklaşmıştı. Ağustos ayında boncuk boncuk terleyen...
Tüm Türk topluluklarının, milletlerinin ortak kültürüdür. Dede Korkut; Dedem Korkut, Korkut Ata, Atam Korkut olarak da bilinir. Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan,...
Terci-i BendTâ be key arşa çıka âh-ı dil-î nâ şadımGökleri ağlata hasretle giden feryadımNice bir canı yaka nâle-i âteş-zâdımMüstaid kıl...
Gizli arzuların ifadesidir rüya. Şuuraltı isteklerin dışa vurumudur. Karışık hayallerdir. Rüya geçmişten çok, geleceğin planlanmasıdır. Bu yüzden “düş olmadan iş...
“Eşya ile bizim aramızda kurulan büyülü ilişki, şiirin ilmikleri ile dokunur. Bir takım yüce değerlere o sayede tutunur, bağlı kalırız.
Eğer cevabınız “hayır” ise yazıyı okumayı bırakın. Bu gönül yolculuğu başlamadan bitsin. Bu yazı, gönül nedir bilenler içindir. Yalnız burada...
Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan...
Hür yaşamanın timsalidir topakev. Geniş Orta Asya bozkırlarının ve göçebe hayatının kullanışlı evidir otağ. Türkler evlerini taşıyan millet olduğu için...
Yazmayı, dahası şiir, öykü ve deneme türünde ürünler vermeyi ilk ne zaman istemiş olduğumu şimdi bile tam olarak hatırlamıyorum. Ama şunu...
Garipsememeli bu durumu…Bu ülkenin tedrisinde “bil!” sadece “bil!” deyip ancak hiç “kendini bil!” denmedikçe okumuş camia içinde ülkesine ihanet eden...