Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 12 - 24 dakika)

ismail bey gaspiraliTürk milliyetçiliği düşüncesinin en önemli simalarından biri olan İsmail Bey Gaspıralı, Türk birliğine büyük önem vermiş ve bunu “dilde, fikirde, işte birlik” ifadesiyle ülkü haline getirmiş, en bilinen eseri olan “Tercüman” gazetesinin yanısıra çeşitli yazılar, kongreler ve romanlar aracılığıyla da bu ülküsünü Türk dünyasında yayma ve Türk birliğini oluşturmanın gayretiyle ömrünü geçirmiştir.

Bununla birlikte Gaspıralı’yı salt bir Türk milliyetçisi olarak değerlendirmek doğru değildir. O, hem Türk dünyasının hem de İslam coğrafyasının dertleriyle dertlenmiştir. Gaspıralı’nın terminolojisinde Türklük ve Müslümanlık kavramlarının aynı anlama geldiğini belirtmek gerekir. Ona göre Türk demek Müslüman demek, Müslüman demek de Türk demektir. Gaspıralı’da bu düşüncelerin oluşmasında yaşadığı çevrenin ve dönemin de etkileri vardır. Buradan hareketle Gaspıralı’yı Türk İslam düşünürü/fikir adamı olarak tanımlamak daha doğru olacaktır.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

Kashgari map.jpgMeşrutiyet inkılâbından sonra, 1910 yılının soğuk bir kış günü… İstanbul’da dönemin soylu ailelerinden birine mensup yaşlıca bir kadın, sahaflar çarşısında, itimat ettiği bir dostundan kitaptan anladığını duyduğu Sahaf Burhan Bey’i aramaktadır. Kendine miras kalan el yazması bir kitabı, ihtiyacı dolayısıyla satacaktır. 

Kadın kitabın ne olduğunu bilmiyordur; ama çok kıymetli bir eser olduğunu tahmin etmektedir ve kitabın kadir kıymet bilen insanların eline geçmesini arzulamaktadır. Buna rağmen kadının elleri titrer kitabı verirken, sanki bir şeyler kopmuştur içinden… Sahaf Burhan Bey kitabı biraz inceler ve eserin değerli olabileceğini düşünür. 30 altın lira eder miydi acaba? Ederse de bu parayı ancak resmî makamlar verebilirdi. Hemen devrin Milli Eğitim Bakanlığı’nın yolunu tutar. Ama dükkânına hayal kırıklığı içinde dönecektir, çünkü Maarif Vekaleti ‘‘ne olduğu belli olmayan bir kitaba’’ avuç dolusu para ödemeyi düşünmemektedir. Bu durum kitabın sahibi yaşlı kadını üzer. Kadın; ‘‘Hiç değilse kitabı hem ehil hem emin birine bıraktım.’’ diyerek teselli olur.

(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)

XII. yüzyıl Türk şairlerinden Edib Ahmed Yüknekî'nin Doğu Türkçesiyle yazdığı ahlâk ve nasihata dair eseri.
İslâmî Türk edebiyatının Kutadgu Bilig'den sonra yazıya geçirilmiş en eski ikinci eseri olan Atebetül-hakâyık'ın nerede ve ne zaman kaleme alındığı ke­sin olarak bilinmemektedir. Ancak do­ğuştan kör olan müellifi Edib Ahmed'in Yüknekî nisbesine dayanılarak Türkis­tan'da Taşkent civarında, günümüze kadar yeri tam olarak belirlenemeyen Yüknek şehrinde yazılmış olabileceği ileri sürülmektedir.
Eserin adı üzerinde farklı görüşler ile­ri sürülmüştür. Necib Asım Hibetul-hakayık, M. Fuad Köprülü Aybetü'l-hakayık, başka bazı edebiyatçılarla dilciler Gaybetü'l-hakâyık şeklinde okumak istemişlerse de Jean Deny ve Reşit Rah­meti Arat'ın Atebetul-hakâyık (hakikat­lerin eşiği) şeklindeki okuyuşları eserin muhtevasına uygun bulunarak yaygın­laşmıştır.
Atebetul-hakâyık aruzun mütekârib (faulün / faulün / faulün / faul) bahriyle ya­zılmış manzum bir eserdir. Dinî ve içti­maî ahlâk esaslarını cemiyette yerleş­tirmek için çok defa âyet ve hadislerle desteklenen fikirler, kolaylıkla anlaşılabi­lecek tarzda oldukça sade bir dil ile ifa­de edilmiştir. Bu özellikleriyle esere bir nasihat kitabı olarak da bakmak müm­kündür. Kitapta yer alan âyet ve hadis­lerle, bu iki ana dinî kaynak İslâmî Türk edebiyatı sahasında bu ölçüde ilk defa kullanılmış ve bunlardan faydalanılmıştır.

(Okuma süresi: 20 - 40 dakika)

Hamse-i Nevâî’den minyatürlü bir sayfa (Özbek Sovyet Ansiklopedisi, Taşkent 1971, I, 217)Timurlular devrinde İslâm medeniyetinin tesiri altında oluşmuş, Hârizm Türkçesi'nin devamı mahiyetinde gelişen Çağatay diliyle meydana gelen edebiyat.

Cengiz Han'ın ikinci oğlu Çağatay'a nisbetle kullanılan Çağatay edebiyatı ta­birinin sınırı, bu saha ile uğraşanlar ta­rafından farklı şekillerde anlaşılmakta­dır. Başlangıçta Çağatay ismi, Çağatay Han'ın sülâlesine ve bu sülâle tarafından kurulan devlete verilen bir ad olduğu halde daha sonra bu isim Mâverâünnehir'deki Türk ve Türkleşmiş göçebe un­surlara, nihayet Timurlular zamanında gelişen edebî Türk lehçesiyle bu lehçe­de meydana getirilen Orta Asya Türk edebiyatına da verilmiştir. M. Fuad Köp­rülü Çağatay ismini en geniş manasıyla, Moğol istilâsından sonra Cengiz'in ço­cukları tarafından kurulan Çağatay, İl­hanlı ve Altın Orda devletlerinin medenî merkezlerinde XIII-XV. yüzyıllarda inki­şaf eden ve Timurlular devrinde zengin bir edebiyat meydana getiren Orta As­ya edebî lehçesi şeklinde tarif eder. XV. yüzyılın ikinci yansında Ali Şîr Nevâî ile klasik bir edebiyat ortaya koyan bu leh­çe, Bâbür zamanında ve Bâbür'den son­ra Hindistan'da uzun bir süre varlığını devam ettirmiştir.

(Okuma süresi: 22 - 43 dakika)

aileturklerdeKahramanın doğumu, gençliği ve akınları etrafında gelişen olayları anlatan destanların, geleneğin canlı olduğu dönemlerde bir eğlence unsuru olmanın ötesinde toplumun tarih bilincini geliştiren ve bireylerin topluma aidiyet duygularını pekiştiren bir işleve sahip olduğunu söylemek mümkündür. Toplumun “öteki”sini tarif eden, ona karşı verilen mücadelenin önemini vurgulayan, bu mücadelede en büyük görevin genç kahramanlara düştüğü mesajını vererek topluma yeni katılmaya hazırlanan gençler için idealler oluşturan destanlarda sosyal ve kültürel yapıyla ilgili önemli bilgiler de bulunmaktadır. Esasında destancı, dinleyicilerine nasıl bir toplumda yaşa‐ dıklarını, bu toplumun değer yargılarını, kutsallarını, doğaya bakış açısını, evren algısını, kısacası bir felsefe sunmaktadır. Başka bir ifadeyle Türk des‐ tanlarını dinleyen veya okuyan bir kişi, bu toplumun neye inandığını, neler‐ den korktuğunu veya çekindiğini, nasıl beslendiğini ve eğlendiğini, toplu‐ mun hangi gruplardan ve nasıl oluştuğunu, yasalarını, cezalarını, geleneksel uygulamalarını kısacası Türklerin hayatını bulur. Bu yönüyle destanlar, günümüzde de Türklerin toplum yapısını, psikolojisini, felsefesini, tarihini, coğrafyasını, folklorunu vb. incelemek isteyenler için temel başvuru kaynağı durumundadır.

(Okuma süresi: 15 - 29 dakika)

badeicmeTürk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde, “Şarap, içki” (TDK. 2005: 174) olarak tanımlanan “bade” terimi, Ġbrahim erşahinin “Halk Kültürü ve Edebiyatı Sözlüğü” adlı kitabında ise Şöyle tariflenmiştir: “ġarap, kadeh. // Ġlâhi aşk, muhabbet ve hakikat anlamlarında kullanılan bir tasavvuf terimi.” (erşahin, 2005: 52). Farsça kökenli bir sözcük olan badenin Arapça karşılığı ise Şaraptır. Mecazi manadaki karşılığı ise Şekir veren içki, sıvı biçimindedir. Ayrıca bade, sadece Şarap ve içki anlamının dışında birçok anlama gelir; Şerbet, lezetli su, mey gibi âşık edebiyatında görülmektedir. Ayrıca ġamanizmde de buna benzer yönler mevcuttur.

1.                  ÂŞIK EDEBİYATI

Âşık edebiyatı “âşık” adı verilen halk Şairleri tarafından oluşan, kaynağını islamiyet‟in kabulünden önceki sözlü edebiyattan alan, 15. Yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmiş olan bir Edebiyattır.

(Okuma süresi: 9 - 18 dakika)

azerbaycanedebiyati 3Timurîler İmparatorluğunun dağılmasından sonra, Azerbaycan’ın güneyinde meydana çıkan Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri, daha sonra ise bütün Azerbaycan topraklarını kendi idaresi altında birleştiren Safeviler hanedanının hükümdarları, Fars etkisinden tam uzaklaşarak Azerbaycan Türkçesi’ne büyük önem verir, onun tam bir sanat ve edebiyat dili, aynı amanda devlet dili olarak kabul edilmesi ve kullanılmasına çalışırlar. Bu devletlerin temelini oluşturan terekeme soyluları millî geleneklere göre yetişmişti. Onlar artık evvelki devirlerin saray muhitinden uzaklaşamayan hükümdarları gibi Fars kültürünün etkisi altında değildiler. Nihayet Türklük düşüncesinin, Türklük şuurunun kendi uyanış dönemini yaşaması, dünyanın üç kıtasında hükümdarlık eden Osmanlı İmparatorluğu’nun varlığı ve bütün Avrupa’nın Türk adı karşısında titremesi de, Türkçe’nin hayatın bütün sahalarında hakim dil oluşunda etkili oldu. Bu tesirlerle, XV. yy. sonlarında Azerbaycan Fars devletçiliği geleneklerinin ve Fars kültürünün son kalesi olan Şirvanşahlar devleti Safevi hanedanının savaşı siyâsî ve manevî baskısı ile çöktü ve bu saray etrafında toplanan Farsdilli şairler, dönemin edebiyatında hiç bir iz bırakmadan silindiler.

(Okuma süresi: 13 - 25 dakika)

azerbaycanedebiyati 2Farsdilli Azerbaycan Edebiyatı

Azerbaycan’da Arap baskısının zayıflaması sonucu olarak ülkenin güneyinde Revvadi’lerin, Kuzeyinde ise Şeddadilerin devletleri kuruldu. X. yy. sonlarında tarih sahnesine çıkan bu devletler ti

caretin, şehirlerin gelişmesine, ilmin ve kültürün yayılmasına gereken dikkati gösderdiler. XI. yy. sonlarında Azerbaycan’ın Selçuklular’m hakimiyeti altma geçmesi bu vaziyeti fazla değiştirmedi. Revvadiler ve Şeddadiler devrinde Azerbaycan’da gelişmeye başlayan İntibahRönesans hareketi yeni hanedanın hakimiyeti döneminde de devam etti. XI yy. Azerbaycan’da tedricen Farsdilli edebiyatın ağırlık kazandığı görülür. Arap dili bu dönemde Azerbaycan ilim, özellikle de felsefe, edebiyat tarihçiliği, tarih vs. ilim sahalarında kullanılan bir dil idi. XI. yy. dünya çapında tanınan edebiyat nazariyecilerinden Hatib Tebrizî, şiir sanatı, kafiye vs. hakkındaki meşhur eserlerini bu dilde kaleme almıştı. Onun çağdaşı ve hemşehrisi Katran Tebrizi ise edebiyat tarihine Fars dilinde yazılmış güzel tabiat Tasvirli kasideleri ile dahil olmuştu.

(Okuma süresi: 21 - 41 dakika)

azerbaycanedebiyatiTürk edebiyatlarının, büyük tarihe ve ge leneklere sahip bir kolunu da Azerbaycan Edebiyatı oluşturmaktadır. Azerbaycan Edebiyatı’nm tarihi, onu yaratan halkın tarihî gibi eski ve zen gindir. Azerbaycan Türklerinin bin yıllık tarihleri boyunca geçtikleri mücadelelerle dolu hayat yolu, yaşadıkları sevinçli ve kederli dönemler, elde ettikleri bilgi ve tecrübeler, inandıkları manevî ve ahlâkî kanaatler tüm yönleri ile bu edebiyatta yansımıştır. Son derece elverişli coğrafî mevkide, Asya ile Avrupa’nın kapısında yerleşen, tabiatının güzelliği, topraklarının verimliliği, doğal kay naklarının zenginliği ile seçilen Azerbaycan, zaman zaman kanlı savaşlara sahne olmuş, muh telif zümre ve kavimler bu ülkenin topraklarından geçmiştir. Bu, bir taraftan Azerbaycan’ın kültür servetlerine acımasız darbeler indirmiş, binlerce edebiyat ve medeniyet abidesinin ebediyen mah vına neden olmuştur, öbür taraftan ise, farklı dil lerde konuşan, farklı dinlere inanan, farklı kültür geleneklerine sahip olan muhtelif toplulukların Azerbaycan’da olması, bu eski Türk yurdunun özgün ve tekrarsız bir edebiyat oluşturmasına imkan sağlamıştır.

(Okuma süresi: 7 - 13 dakika)

divanedebiyatiKonularına göre nazım-nesir türleri

Din dışı şiir türleri

Bahariye • Baharın gelişini, doğadaki değişimleri, çiçeklerin açmasını, kelebeklerin uçmasını konu edinen kasidelerdir. Dönemlerindeki büyük kişilere sunulup ödüllendirilmek için yazılırlar. Hemen her divanda bir bahariye bulunması geleneği vardır. Hemen her divan şairinin de bir bahariyesi vardır.

Cemreviye • Divan şairlerinin cemre düşmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kişilere sunmak için kaleme aldıkları kaside türüdür. Örneklerine az rastlanır. Cemrenin bahar müjdecisi olması nedeniyle bir bahariye niteliği de taşır. Cemreviyelere genellikle teşbib ile başlanır. Kasidenin diğer bölümlerinde bir değişiklik yapılmaz.

Fahriye • Divan şairlerinin kendilerini ya da bir başka şair ya da kişiyi övdükleri şiirlerdir. Genellikle kaside türünde yazılırlar. Fahriye aynı zamanda kasidelerde şairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulunduğu beşinci bölüme verilen isimdir.

(Okuma süresi: 6 - 12 dakika)
edebimetinlera. Biçimlerine göre
• Divan şiiri, nazım biçimleri bakımından zengindir. Nazım biçimleri beyit ve bend temeline dayanır. Beyit temeline dayananlar "aynı" ve "ayrı" uyaklı (kafiyeli) olmak üzere ikiye ayrılır. Aynı uyaklıların başlıcaları "gazel", "kaside" ve "müstezat"tır. Ayrı uyaklı tek nazım biçimi ise "mesnevi".
Bend’lerden oluşan nazım biçimleri de tek bendli ve çok bendli olarak ikiye ayrılır. Tek bendliler "rubai" ve "tuyuğ", çok bendliler ise "musammat" ana başlığı altında toplanan "murabba", "şarkı", "muhammes", "tahmis", "tardiye", "tasdir", "müseddes", "tesdis", "müsebba", "tesbi", "müsemmen", "tesmin", "muaşşer", "taşir", "terkib-i bend", "terci-i bend"dir. Bunun dışında "müfred" (tek beyit) ve "azade" de (tek mısra) anılabilir.

Uyak (kafiye)
• Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliğidir. Türk halk şiirinde ayak olarak adlandırılır. Uyakta ses açısından benzeşen sözcüklerin anlam bakımından farklı olmaları gerekir. Şiirde ses benzerliği yoluyla uyum sağlamak ve genellikle okuru etkilemek amacıyla kullanılan uyak, sözlü edebiyat ürünlerinde hatırlamayı ve ezberi kolaylaştıran bir öğedir.