Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
turkdiliveedebiyatiBu dönemde farklı şiir anlayışlarının çıkmasının nedeni dönemin kültürel ve sosyal yapısındaki hareketliliktendir.
1940 sonrası Türk edebiyatında Behçet Necatigil, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel İlhan Berk gibi şairler, önce Birinci yeniye eğilim gösterdikleri halde sonra kendilerine özgü söyleyişleriyle yenilikleri sürdürdüler.
Ahmet Muhip Dıranas ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ise daha özgün söyleyişlerle yeniliklere katkıda bulundular. Özellikler Dağlarca hiçbir akıma bağlı kalmadan Anadolu insanının tarihsel ya da güncel gerçeklerine ilişkin duyarlılığı dile getirmiştir.
1)GARİP AKIMI (1941)

2)HİSARCILAR: Adını 1950’de Mehmet Çınarlı’nın çıkardığı HİSAR dergisinden almıştır. Şahsiyetler bu dergi etrafında toplandılar. Birinci Yeni’nin şiirde geleneksel öğeleri yok sayan düşünce ve uygulamaları dışında oluşturuldu. Geleneksel ve bireyci çizgidedirler.

islamoncesiedebiyatimizTürklerin İslamiyet'i kabul etmelerinden önceki dönem, tamamen bir sözlü edebiyat karakteri taşımakadır. Çünkü yaşanan hayat, yazılı edebiyat geleneğinin başlayıp gelişmesine müsait değildir. Yazılı edebiyat; düşündüklerini ve hissettiklerini yazma, yazarak düşünme, okuma, bilgilenme, bilgilerini yazıya aktarma, bilgiyi kitaplarda arama, bunları alıp yeni bilgiler üretme vs. demektir. Bu faaliyetler için kişinin belli bir mekanı ve bu mekanda yazma imkanı; en önemlisi de okuyucusu olması gerekir. Halbuki bu dönem Türk dünyasında yazan ve okuyan olmak üzere iki ayn sınıf yoktur. Söyleyen ve dinleyen vardır. Söyleyen ve dinleyen de iki ayn sınıf değil, bizatihi halkın kendisidir.

sozlukTDK Türkçe Sözlük’te (2011:729) duygu, “1. Duyularla algılama, his. 2.Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. 3. Önsezi. 4. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. 5. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik.” olarak tanımlanmaktadır.

Psikoloji alanını yakından ilgilendiren duygu sözcüğü bilim tarihi sürecinde birçok psikolog tarafından farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Plutchik’e göre (1994:139) duygu; his, davranış, itici kuvvet, fizyolojik değişikler ve kontrol etme gibi çeşitli ögelerden oluşur. Duygu, organizmanın karışık durumları olduğu için ölçülmesi ve belirlenmesi zor bir kavramdır. Ayrıca Crooks ve Stein (1991: 358) yüz ifadelerinin, ses tonunun, tavırların veya beden dilinin de çeşitli duyguların birer işareti olduğunu söyler.

aşıkveyselKalıp sözler bir dilin en dikkat çekici yönlerinden biridir. Toplumsal hayata ait unsurlar içermesi, dinî inançları yansıtması, söyleyen kişinin iç dünyasına özgü ipuçlarını vermesi, bünyesinde kültürel değerleri barındırması kalıp sözlerin dil açısından önemini ortaya koymaktadır. Zengin bir içeriğe sahip olması, konuşma dilinde sık sık kullanılmasını sağlar. Bu yüzden kalıp sözler doğru, etkili ve güzel konuşan kişilerin öncelikli olarak bilmesi/kullanması gereken dil unsurlarıdır.
Gökdayı(2011: 69) kalıp sözleri “bir toplumun bireyleri arasında belirli iletişim durumlarında geleneksel olarak kullanılan, duyguları, düşünceleri ve dilekleri açığa vuran, en az iki sözcükten oluşan, tek bir kavramı mecazsız olarak karşılayan, zaman ve kişiyi gösteren ekler dışında biçim olarak hep aynı kalan, kullanım yerleri sınırlı kalıplaşş sözcük dizileri” şeklinde tanımlamaktadır.

munazaraTahlil ve tenkide dayalı tartışma geleneğinin İslâm, ilim ve kültür tarihinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı medreselerinde ‘âdâbu’l-bahs ve’l-münâzara’ veya kısaca ‘âdâb’ adı altında okutulan derslerden önce m. IX. Asırlarda başlayan Hıristiyan ve Müslüman teologlar arasındaki çatışma cedel (diyalektik) ilminin bir tartışma metodu ve bir mantık disiplini olarak benimsenmesine sebep olmuştur. Bu konuda özellikle Aristonun “Organon” adlı eseri ve bilhassa onun beşinci kitabı olan “Topika”nın etkisi büyüktür. “Topika”, Arapçaya orijinal ismi yanında el-Cedel ve Kitâbü Mevâzi’ı’l-cedel adlarıyla birkaç defa tercüme edilmiş, ayrıca Farabî, Yahya b. Adi ve Ebü’l-Ferec İbnü’t-Tayyib gibi filozoflar tarafından şerh edilmiş, Farabî eserin bir de özetini yazmıştır.

tanzimattiyatrosuTanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da etkilemiş, her alanda yeni gelişmeler olmuştur. Tiyatroda da bu dönemde ciddi gelişmeler olmuştur. Geleneksel Türk tiyatrosu yerini yavaş yavaş Batılı anlamdaki modern Türk tiyatrosunun ilke evresi olan Tanzimat tiyatrosuna bırakmıştır.

Batının zihniyetini ve sanat anlayışlarını öğrenebilmek için harekete geçen aydınlarımız tercüme faaliyetinin yanı sıra tiyatro eserlerine de ilgi duymaya başladılar.

dusunmeduyusDüşünceyi geliştirmek için başvurulan yöntemler şunlardır:

 1) TANIMLAMA: Bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına tanımlama denir. Tanım kısaca “nedir” sorusuna verilen cevaptır. Sözü edilen kavram ya da  varlığın ne olduğunun açıklanmasıdır. Daha çok açıklama ve tartışma tekniklerinde kullanılan bu yolla tanımlanan şeyin okurun zihninde daha kolay belirmesi amaçlanır.  Parça içinde bir tek tanımın verilmesi tanımlama için yeterlidir.

“İnsanın bazen mırıltısı, bazen çığlığıdır öykü. Ölüme karşı başkaldırıdır. Kör geceye tutulan şavktır. Çölde bulunan vahadır. Bir anlığına bile olsa, bağımsızlıktır. Ölümlü, çaresiz hayatlarımızda, bir kavalcının nefesindeki ezgi, bir ekmekçinin koca hamur teknesine saldığı güzel mayadır…”

Örnek: * İnsan vücudunun en küçük yapı taşına hücre denir. (Nesnel)

milliedebiyatMillî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam eden millî kültürden faydalanma düşüncesidir. Yirminci asra taşınabilecek kültür değerlerinin mümkün olduğu kadar yabancı unsurlardan temizlenmesi amacına dayanan bu hareketin 16. asırdaki Türk-i Basit’ten tutunuz da 19. asrın son çeyreğinde eser veren Türkçüler’e, başta Mehmet Emin Yurdakul olmak üzere, millî hasletler ile eser veren sanatçılara; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve daha birçok yazara kadar uzanan bir tarihî silsileye dayandığı kabul edilir.
Millî Edebiyat’ın oluşmasında tarihî zemin, Balkan Savaşları, kültürel zemin, Fecr-i Âti’nin durumu ve Osmanlılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük kavramları açısından farklı sonuçlara giden yorumlar yapılabilir.
Tanzimat Edebiyatı Dönemi‘nin son yıllarından beri küçük kımıldanmalarla da olsa milliyetçilik ve Türkçülük akımının gelişmesiyle başlayan hareket, edebiyatımızda uzun süreli edebi akımların birinin başlamasına sebep olmuştur.

edebiyatcilarADALET CİMCOZ: Fitne Fücur.

· ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız.

· ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna.

· ERCÜMENT EKREM TALU: Çekirge, Karga, Torik Necmi, Kertenkere.

· FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Akıllı Ozan, Çamdeviren, İğne ile Kuyu Kazan.

· HALİDE EDİP ADIVAR: Halide Salih.

· HALDUN TANER: Can Enişte, Haldun Hasırcıoğlu.

· HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER: Toplu İğne.

· İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Rabia Hatun.

· KEMAL TAHİR: Bedri Eser, Nurettin Demir, Kemal Tahir Tipi, Kemal Tahir Benerci.

· MELİH CEVDET ANDAY: Gani Girgin, Zater.

edebiyat01Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

II. Meşrutiyet (1908)'ten sonra başlayan ulusçuluk akımı her alanda olduğu gibi edebiyatta da kendisini göstermiş ve "Milli Edebiyat" akımı ile millî/ulusal kaynaklara yönelme ilkesi benimsenmiştir.

1911'de Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in yayımladıkları "Genç Kalemler" dergisiyle başlayan akım, kısa sürede değişik sanat anlayışlarını savunan sanatçılar tarafından da benimsenmiştir.

Sade ve arı bir Türkçe ile yazılan eserler yurt sorunları ve ulusal değerleri ortaya çıkarma amacını gütmüşlerdir. Özellikle öykü ve roman alanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel örneklerini vermişlerdir.

Bu dönemde ayrıca milli edebiyat kavramı altında toplanan fakat dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler de yetişmiştir. Nitekim şiirlerini akımın temel özelliği olan hece ölçüsü yerine aruz ölçüsü ile yazan Türk İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, gerçekçi bir tutumla toplumsal konulara yönelmiş; temelde Osmanlıcı ve gelenekçi kabul edilen Yahya Kemal Beyatlı, yeni-klasik bir şiir geliştirmiş; egemen ideolojilerin dışında kalan Ahmet Haşim ise izlenimci ve simgeci bir anlayışla "Saf Şiir"i savunmuştur.

Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren, sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden edebiyat akımı (1911-1923), 1860'tan sonra benimsenen ve II. Abdülhamid tarafından da desteklenen "Osmanlıcılık" ideolojisi, Balkan savaşından sonra imparatorluk sınırları içinde patlak veren bağımsızlık mücadeleleri sonucu, geçerliğini kaybetti.

gulenemotionFıkra, kısa ve öz bir anlatıma sahip bir düşünceyi veya toplumdaki bir yanlışı ortaya çıkarmayı hedefleyen, ironi yüklü dille iletisini sunan halk anlatılarıdır. Halk edebiyatı kültürü içinde dilden dile aktarılarak yayılan fıkralarda her toplum kendi mührünü fıkraya vurarak onun yeniden doğmasını sağlar.

Toplumlar, kendi kültürünü kendine özgü bir anlatım tarzıyla bölgenin değerlerini, dünyaya bakışını fıkraya giydirerek onları toplumun aynası durumuna getirirler.

Fıkra, yaşanılan toplumun birçok özelliğini içinde barındırır. Her toplumda belirli tipler toplumun yansıtıcı durumunda olmuştur. Toplumda öne çıkan bu tipler fıkra tiplerinin doğmasına hâsıl olup toplum içinde yaşamayı da sürdürmektedir. Bu tipler belli bir ulusu temsil edebildiği gibi dar bir alanda kalıp mahalli tipleri de yansıtabilir. Mahalli fıkralarda belirli tipler öne çıkabildiği gibi bazen sadece bölge adının yer aldığı görülmektedir.

Biz bu çalışmamızda, Palu bölgesinde hayat bulmuş, Palulu tipi üzerinde durarak bu tipin ana hatlarını çizmeye çalışacağız.

Türk halk edebiyatında seçkin bir yere sahip olan fıkralar, sözlü gelenekte doğmuş ve ait olduğu toplumun sosyal, iktisadi, kültürel maddi ve manevi değerlerini yansıtan halk anlatılarıdır. Bu anlatıların varlığı çok eski dönemlere dayanmakla birlikte asıl yükselişini Tanzimat döneminde göstermiştir. Şüphesiz fıkralar bir toplumun dünyaya bakışını anlatması, toplumun zekâsını türlü söz oyunlarıyla vermesi bakımından diğer nesir türlerinden farklı bir yere sahiptir.

Her anonim halk ürününün bir yaratım süreci vardır. Bu oluşumda da önemli bir yer de fıkra tiplerine aittir. Fıkra tipleri, fıkranın içindeki ana kahraman konumunda olup toplumun yozlaşmış, eksik yönlerini eleştiren ya da toplumda belli bir kesimi yansıtan şahıslar olarak karşımıza çıkar.