Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

munazaraTahlil ve tenkide dayalı tartışma geleneğinin İslâm, ilim ve kültür tarihinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı medreselerinde ‘âdâbu’l-bahs ve’l-münâzara’ veya kısaca ‘âdâb’ adı altında okutulan derslerden önce m. IX. Asırlarda başlayan Hıristiyan ve Müslüman teologlar arasındaki çatışma cedel (diyalektik) ilminin bir tartışma metodu ve bir mantık disiplini olarak benimsenmesine sebep olmuştur. Bu konuda özellikle Aristonun “Organon” adlı eseri ve bilhassa onun beşinci kitabı olan “Topika”nın etkisi büyüktür. “Topika”, Arapçaya orijinal ismi yanında el-Cedel ve Kitâbü Mevâzi’ı’l-cedel adlarıyla birkaç defa tercüme edilmiş, ayrıca Farabî, Yahya b. Adi ve Ebü’l-Ferec İbnü’t-Tayyib gibi filozoflar tarafından şerh edilmiş, Farabî eserin bir de özetini yazmıştır.

tanzimattiyatrosuTanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da etkilemiş, her alanda yeni gelişmeler olmuştur. Tiyatroda da bu dönemde ciddi gelişmeler olmuştur. Geleneksel Türk tiyatrosu yerini yavaş yavaş Batılı anlamdaki modern Türk tiyatrosunun ilke evresi olan Tanzimat tiyatrosuna bırakmıştır.

Batının zihniyetini ve sanat anlayışlarını öğrenebilmek için harekete geçen aydınlarımız tercüme faaliyetinin yanı sıra tiyatro eserlerine de ilgi duymaya başladılar.

dusunmeduyusDüşünceyi geliştirmek için başvurulan yöntemler şunlardır:

 1) TANIMLAMA: Bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına tanımlama denir. Tanım kısaca “nedir” sorusuna verilen cevaptır. Sözü edilen kavram ya da  varlığın ne olduğunun açıklanmasıdır. Daha çok açıklama ve tartışma tekniklerinde kullanılan bu yolla tanımlanan şeyin okurun zihninde daha kolay belirmesi amaçlanır.  Parça içinde bir tek tanımın verilmesi tanımlama için yeterlidir.

“İnsanın bazen mırıltısı, bazen çığlığıdır öykü. Ölüme karşı başkaldırıdır. Kör geceye tutulan şavktır. Çölde bulunan vahadır. Bir anlığına bile olsa, bağımsızlıktır. Ölümlü, çaresiz hayatlarımızda, bir kavalcının nefesindeki ezgi, bir ekmekçinin koca hamur teknesine saldığı güzel mayadır…”

Örnek: * İnsan vücudunun en küçük yapı taşına hücre denir. (Nesnel)

milliedebiyatMillî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam eden millî kültürden faydalanma düşüncesidir. Yirminci asra taşınabilecek kültür değerlerinin mümkün olduğu kadar yabancı unsurlardan temizlenmesi amacına dayanan bu hareketin 16. asırdaki Türk-i Basit’ten tutunuz da 19. asrın son çeyreğinde eser veren Türkçüler’e, başta Mehmet Emin Yurdakul olmak üzere, millî hasletler ile eser veren sanatçılara; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve daha birçok yazara kadar uzanan bir tarihî silsileye dayandığı kabul edilir.
Millî Edebiyat’ın oluşmasında tarihî zemin, Balkan Savaşları, kültürel zemin, Fecr-i Âti’nin durumu ve Osmanlılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük kavramları açısından farklı sonuçlara giden yorumlar yapılabilir.
Tanzimat Edebiyatı Dönemi‘nin son yıllarından beri küçük kımıldanmalarla da olsa milliyetçilik ve Türkçülük akımının gelişmesiyle başlayan hareket, edebiyatımızda uzun süreli edebi akımların birinin başlamasına sebep olmuştur.

edebiyatcilarADALET CİMCOZ: Fitne Fücur.

· ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız.

· ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna.

· ERCÜMENT EKREM TALU: Çekirge, Karga, Torik Necmi, Kertenkere.

· FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Akıllı Ozan, Çamdeviren, İğne ile Kuyu Kazan.

· HALİDE EDİP ADIVAR: Halide Salih.

· HALDUN TANER: Can Enişte, Haldun Hasırcıoğlu.

· HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER: Toplu İğne.

· İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Rabia Hatun.

· KEMAL TAHİR: Bedri Eser, Nurettin Demir, Kemal Tahir Tipi, Kemal Tahir Benerci.

· MELİH CEVDET ANDAY: Gani Girgin, Zater.

edebiyat01Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

II. Meşrutiyet (1908)'ten sonra başlayan ulusçuluk akımı her alanda olduğu gibi edebiyatta da kendisini göstermiş ve "Milli Edebiyat" akımı ile millî/ulusal kaynaklara yönelme ilkesi benimsenmiştir.

1911'de Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in yayımladıkları "Genç Kalemler" dergisiyle başlayan akım, kısa sürede değişik sanat anlayışlarını savunan sanatçılar tarafından da benimsenmiştir.

Sade ve arı bir Türkçe ile yazılan eserler yurt sorunları ve ulusal değerleri ortaya çıkarma amacını gütmüşlerdir. Özellikle öykü ve roman alanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel örneklerini vermişlerdir.

Bu dönemde ayrıca milli edebiyat kavramı altında toplanan fakat dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler de yetişmiştir. Nitekim şiirlerini akımın temel özelliği olan hece ölçüsü yerine aruz ölçüsü ile yazan Türk İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, gerçekçi bir tutumla toplumsal konulara yönelmiş; temelde Osmanlıcı ve gelenekçi kabul edilen Yahya Kemal Beyatlı, yeni-klasik bir şiir geliştirmiş; egemen ideolojilerin dışında kalan Ahmet Haşim ise izlenimci ve simgeci bir anlayışla "Saf Şiir"i savunmuştur.

Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren, sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden edebiyat akımı (1911-1923), 1860'tan sonra benimsenen ve II. Abdülhamid tarafından da desteklenen "Osmanlıcılık" ideolojisi, Balkan savaşından sonra imparatorluk sınırları içinde patlak veren bağımsızlık mücadeleleri sonucu, geçerliğini kaybetti.

gulenemotionFıkra, kısa ve öz bir anlatıma sahip bir düşünceyi veya toplumdaki bir yanlışı ortaya çıkarmayı hedefleyen, ironi yüklü dille iletisini sunan halk anlatılarıdır. Halk edebiyatı kültürü içinde dilden dile aktarılarak yayılan fıkralarda her toplum kendi mührünü fıkraya vurarak onun yeniden doğmasını sağlar.

Toplumlar, kendi kültürünü kendine özgü bir anlatım tarzıyla bölgenin değerlerini, dünyaya bakışını fıkraya giydirerek onları toplumun aynası durumuna getirirler.

Fıkra, yaşanılan toplumun birçok özelliğini içinde barındırır. Her toplumda belirli tipler toplumun yansıtıcı durumunda olmuştur. Toplumda öne çıkan bu tipler fıkra tiplerinin doğmasına hâsıl olup toplum içinde yaşamayı da sürdürmektedir. Bu tipler belli bir ulusu temsil edebildiği gibi dar bir alanda kalıp mahalli tipleri de yansıtabilir. Mahalli fıkralarda belirli tipler öne çıkabildiği gibi bazen sadece bölge adının yer aldığı görülmektedir.

Biz bu çalışmamızda, Palu bölgesinde hayat bulmuş, Palulu tipi üzerinde durarak bu tipin ana hatlarını çizmeye çalışacağız.

Türk halk edebiyatında seçkin bir yere sahip olan fıkralar, sözlü gelenekte doğmuş ve ait olduğu toplumun sosyal, iktisadi, kültürel maddi ve manevi değerlerini yansıtan halk anlatılarıdır. Bu anlatıların varlığı çok eski dönemlere dayanmakla birlikte asıl yükselişini Tanzimat döneminde göstermiştir. Şüphesiz fıkralar bir toplumun dünyaya bakışını anlatması, toplumun zekâsını türlü söz oyunlarıyla vermesi bakımından diğer nesir türlerinden farklı bir yere sahiptir.

Her anonim halk ürününün bir yaratım süreci vardır. Bu oluşumda da önemli bir yer de fıkra tiplerine aittir. Fıkra tipleri, fıkranın içindeki ana kahraman konumunda olup toplumun yozlaşmış, eksik yönlerini eleştiren ya da toplumda belli bir kesimi yansıtan şahıslar olarak karşımıza çıkar.

unlem(Terim ve Tanım, Tasnif, Ünlem Olan Kelimeler, Söz Dizimi ile ilgili sorunlar)

Yazılı ve sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler (ünlem edatları), dilimizdeki kelime türlerinden biridir. Ünlemlerin anlatımda özel bir yeri vardır, çünkü duyguları, heyecanları, sevinçleri en yalın ve en keskin bir biçimde aktarmağa yardımcı olurlar. Özel bir işlevi vardır, çünkü çoğu zaman birkaç cümle ile anlatılabilecek durumlar bir ünlem ile dile getirilebilir.

Ünlemlerin bir başka özelliği dillerin doğuşu ile ilgili teorilere kaynaklık etmeleridir. Bilindiği gibi bazı bilginler dilin doğuşunu ünlemlere dayamış, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemlerin sonradan kelimelere dönüştüğünü, çeşitli kavramları karşıladığını ileri sürmüşlerdir[1].

Dilimizde özel bir yeri ve işlevi olan, dillerin doğuşuna kaynaklık ettiği ileri sürülen ünlemler, ne yazık ki dil bilgimizin en az işlenmiş konularından biridir. Bildiğimiz kadarıyla ünlemler üzerine monografik bir çalışma yapılmamıştır. Metin üzerindeki dil bilgisi çalışmalarında ünlemler çoğu zaman ihmal edilmiş, bazen de birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Dil bilgisi kitaplarımızda ise, neredeyse en az yer ünlemlere ayrılmıştır.

Dil bilgisi kitaplarında ünlemlerin ele alınış ve tasnif şekillerinin farklılıklar göstermesi, bu alanda çalışan bilim adamlarımızın konuya yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında ünlemler, edatlar içerisinde yer alan bir kelime türü olarak değerlendirilmiş; bazı dil bilgisi kitaplarında ise ünlemler ayrı bir kelime türü olarak ele alınmıştır. Bu görüşler sorgulanmadan, araştırılmadan, tartışılma­dan günümüze kadar etkilerini sürdürmüşlerdir. Kelimelerin tek tek ele alınıp türlerinin belirlenmesinde de farklı yaklaşımlar görülmektedir. Bir kelimenin aynı anlam ve görevde kullanılmasına rağmen bir dil bilgisi kitabında ünlem olarak, bir diğerinde zarf olarak, bir başkasında da edat olarak gösterilmesi bir başka sorundur. Dil bilgisi kitaplarındaki bu farklılıklar hiç şüphesiz ilköğretim ve lise kitaplarına yansımış ve böylece sorunun boyutları gelecek kuşaklara da taşınmıştır.

dillerinsiniflandirilmasiBugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğunu kesin bir sayı vererek söylemek güçtür. Ancak biz, yeryüzünde konuşulan dil sayısını ortalama bir hesapla 3000 - 3500 olarak gösterebiliriz.

A ) Kökenleri ya da Soyları Bakımından Diller :

  1. Ural-Altay Dil Ailesi

    1. Ural : Fin-Ugor ( Fince, Macarca ), Samoyed

    2. Altay : Türkçe, Moğolca, Korece ( ? ), Japonca ( ? )



    1. Hint-Avrupa ( İndo-Germen ) Dil Ailesi :

      1. Asya Kolu : Hintçe, İranca, Ermenice...


      2. Avrupa Kolu :
        a ) Germen Dilleri: Almanca, İngilizce, İsveççe, Norveççe, Danca, Hollandaca ...
      b) Roman Dilleri: ( Bu grubun anadili Latincedir. ) İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Romence ...

      c ) Slav Dilleri :Bulgarca, Çekçe, Lehçe, Rusça, Sırp-Hırvatça ...
      d ) Yunanca e ) Arnavutça

    2. Çin-Tibet Dil Ailesi :Asya’da, Hint-İran dilleri dışında kalan Çin ve Tibet dilleri.


    3. Hami-Sami Dilleri Ailesi : ( Bu dil ailesinin adı, Tevrat’ta geçen Nuh Peygam - ber’in iki oğlunun adına [ Ham ve Sam ] dayanmaktadır.) Arapça, Habeşçe, İbranice, Akatça, Babil dili, Eski Mısır dilleri ...

turkce1SÖZVARLIĞI NEDİR ?

Bir dilin sözvarlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil; deyimlerin, terimlerin, kalıp sözlerin, deyimlerin atasözlerinin ve çeşitli anlatım kalıplarının oluşturduğu bütünü anlıyoruz.

Sözvarlığı, sadece bir dilde birtakım seslerin bir araya gelmesiyle kurulmuş simgeler, kodlar olarak değil; aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, maddi ve manevi kültürünün yansıtıcısı, dünya görüşünün bir kesiti olarak düşünülmelidir. Örneğin toplum yaşamında aile ilişkilerinin sıkı olduğu Türk dünyasında bu ilişkiler kavramlaştırılmakta, “elti, görümce, baldız, yenge” gibi ayrı ayrı kavramlar belirlenmiş bulunmaktadır. Buna karşılık Hint-Avrupa dil ailesinin Roman ve Germen kollarının her birinde bu kavramların tümü tek bir sözcükle anlatım bulmaktadır ( İng. sister-in-law ). Aynı biçimde Türkçede bu dillerdekinin tersine “amca” ve “dayı” ile “teyze” ve “hala” yine ayrı kavramlar halindedir. Yeryüzündeki renkler aynı olduğu halde bunların adlandırılışı ve kapsamları dilden dile değişir.

Bir toplumun yaşam biçimiyle birlikte dinsel inançları, hangi uluslarla ne ölçüde ilişki kurmuş olduğu, nelere değer verdiği hatta nükteye olan eğilimi hep sözvarlığının incelenmesiyle ortaya çıkar. Her dili konuşan toplum, çevresini, çevresindeki olayları, gerçekleri kendince algılamakta ve anadilinde oluşmuş kavramlarla anlatmakta; kısaca dünyayı kendi dilinin penceresinden görmektedir. Kuşaktan kuşağa aktarılan dil, o toplumun bireylerini düşünce biçimi açısından da koşullandırmaktadır.

HARFLER
LETTERS

A- Genel General 

a- Harfleri yazın Write the letters
Image 001
b- El yazısında bazı harfler değişir Some of the letters are changed on handwriting
Image 002
    Bazı harflerin noktaları kalem kaldırılmadan yazılır
Image 003
   Kimi harflerin noktaları ise kuyruk şeklinde yazılır
Image 004
c- Kur'an elifbâsında olmayan farklı harfler The different letters except of the Quran alphabet
Image 005
d- Harflerin birleşme durumu Connecting position of the letters
Image 006
e- Rakamlar Numbers
Image 007
B- Okutucu Harfler Reader Letters
a-"Elif" okutucusu önüne geldiği harfi "a" sesiyle okutur "Elif" reader give the letter "a" sound
baba    daha     masa
Image 008
b-"He" okutucusu önüne geldiği harfi "e" sesiyle ve bazende "a" sesiyle okutur
   "He" reader give the letter sometimes "e" sound and sometimes "a" sound
dede     başk
Image 009
c-"Vav" okutucusu önüne geldiği harfi "o-ö-u-ü" seslerinden biriyle okutur
   "Vav" reader give the letter one of them "o-ö-u-ü" sound 
bu     büyük     korka
Image 010
d-"Ye" okutucusu önüne geldiği harfi "ı - i" seslerinden biriyle okutur
   "Ye" reader give the letter one of them "ı - i" sound 
iki    yıldız    bağırma
Image 011
 

LÂMELİF - SAHURA YAĞMUR ARICAN

“Varlığın bana yetmezken, yokluğunla avunmak zorundayım.” der Mevlâna… Ve ekler; “Ya al götür kalanımı ya da gel tamamla eksik kalan yanımı.” Tolstoy’un “İnsan...

Mehmet Çınarlı

Mehmet Çınarlı(d. 1925 - ö. 19 Ağustos 1999), Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Türk yazar, şair, denemeci, eleştirmen. Hisarcılar akımının kurucusu.1925...

PROF. DR. SUPHİ SAATÇİ

Kerkük’te doğdu (1946). İlk ve orta öğrenimini Kerkük’te tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar...

TARİHTE FÜTÜVVET VE AHİLİK - UMUT G

Ahilik, bir Ortaçağ esnaf teşkilâtıydı. Batı’daki lonca teşkilâtının, Türkleştirilmiş ve İslamlaştırılmış bir modeliydi. Aslında, ekonomik bir müessese olarak...

TOP-LUM

Eski Türkçe ile söyleyecek olursak Cemaat...Cem olmak, birlik olmak, yekdiğerinin ezasını bilmek, noksanını gidermek, zehrini almak idi bu kelimenin meali....

ŞEKİLLER-2

Prof.DR.Hilmi ÖZDEN

(Şekil 12 ) Şekil Mimari parçaOsman Eravşar, Haşim Karpuz, İbrahim Divarcı ve ark. (Editörler), cilt 2, a. g. e., s. s.140.(Şekil 13) Abdulkadir Geylani...

KAYIPLARIMIZ

Özcan TÜRKMEN

‘Nelerimiz kayboldu? Nelerimizi kaybettik? Yitiklerimizden neyi/neleri hep arayıp duruyoruz? Kayıp verdiklerimiz mi çok, kayıplara karışanlarımız mı çok? Ağır...

BİR KENDİNE DÖNÜŞ HİKÂYESİ; YABA

Saliha MALHUN

“Wild”; Cheryl Strayed’in romanından sinemaya uyarlanmış bir film. Filmin kahramânı Cheryl henüz daha yirmi üç yaşında olmasına rağmen hayat adına sıfırı...

DİREKLERARASI

Geçen gün tramvayla Şehzadebaşından geçerken Direklerarasını aradım. Epey zamandır görmemiştim: Sağ taraf kısmen duruyor, ama sol taraftan eser kalmamış! Eski...

GAZELİN ANLAM-YAPI İLİŞKİSİNDE MET

Divan Edebiyatı gazellerinin şekil özellikleri hakkındaki bilgiler hemen hemen bütün el kitaplarında yer alır. Ayrıca gazel konusunda kapsamlı ve değerli bir...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: “D

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam Anlayışı ve İslam’ın Geleceği...

ÂŞIK GUFRÂNÎ’NİN CİHÂD-I EKBER

Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde...

TARIK BUĞRA - HAVUÇLU PİLAV MESELESİ

Yağmur yağıyordu, pis pis yağıyordu. Bu havada ancak yapabilecek bir şey bulanların, bulduklarını yapabilenlerin canı sıkılmazdı. Bense gazetenin bilmecesini...

AHMET KABAKLI'DAN GÖYGÖL İNCELEMESİ

— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su yandı Sunam derin uykusundan uyandı Yavaş...

TÜRK ŞİİRİNDE NAZIM BİÇİMLERİ V

Nazım Birimi Şiirde iki temel unsur vardır.Bunlar “biçimsel(dış)” ve “içeriksel(iç)” olarak sınıflanabilir. Biçimsel unsurların başında nazım birimi gelir....

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Aynadaki Münzevî’ye- Gelmiştin Durgun bir düş gölünden çıkıp gelmiştin… Herkes buraya geldiğine göre, gönül fethedilen bir şeyler olmalıydı burada. Herkes buraya geldiğine göre,...
Belâ Râhında BenNe yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bendeBelâ râhında şimdi bir mu'ayyen menzil oldum ben(Nereden gam, üzüntü kervanı...
(Geçen sayıdan devam)   c) Aile Bağlarının Zayıflaması, Maziye Saygısızlık, Ahlakî Zaaf:  Düşünce yapısı gereği Mehmet Akif, aileyi, cemiyetin çekirdiği olarak kabul eder.
Anadolu’yu aydınlatanlar… Destanlar içinde: DEDE KORKUT (… Dirse Han kalkıp evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim han’ım ne söyler: Beri gel başımın bahtı,...
Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas Kongrelerini hepimiz biliriz. Fakat Pozantı Kongresi ve Nutku bilinmez. Pozantı Kongresini bilmemek, Erzurum ve Sivas...
Geçmişe Bir Yolculuk: Babam, Nuri Dayım, Okul Müdürü ve BenGeçmişe kısa bir yolculuk yaptığımda, yarım asır öncesinden üç kişi yeniden...
Kamuoyunun daha ziyade kültür ve siyaset felsefesine yönelik çalışmalarıyla tanıdığı Milay Köktürk “Millet ve Milliyetçilik”[1] adlı çalışmasında bir toplumdaki milliyetçilik...
Ali Alper ÇETİN Malazgirt Zaferinden sonra, Anadolu’da güçlü bir devlet, ileri bir medeniyet kuran Selçuklu Devleti, Moğol akınları yüzünden onüçüncü yüzyılın...
Tahsin Yücel (1933-2016) denince aklıma Maraş’ın Elbistan kazasının Ötegeçe semtinde doğan yoksul bir Anadolu çocuğu geliyor. Bu ifadeyi, isim ve...
1 Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yohKim sevdi hûbı didi ki hûbun cefâsı yoh 2 Aşkun belâsı yoh deyüben...
Yoldur seni hedefine götüren.Zaten insan ya yol olmalıdır veya yolcu. Yol olmalıdır,güzelliği ve doğruluğu takip edilen.Yolcu olmalıdır,güzelliğe ve doğruluğa varabilen. Hak yolcusu...
‘’Evvel ahir dünya Türk'ün olacak.’’Zelimhan Yakup Kaos ve kozmos kelimeleri daha çok fen bilimlerinde kullanılan iki terim iken sosyal bilimciler...
Ruhun derinlerinde yeşeren bin bir baharın adıdır gönül. İnsan, Allah’a gönül yoluyla ulaşır. Zira gönül ,Allah inancının bulunduğu yerdir.Bu yüzden gönül arıdır,dururdur,hiçbir...
“Askıya almak” bir deyim. Birkaç anlamı var. Geciktirmek, belirsiz olarak ertelemek, işi zamanında yapmamak savsaklamak. Ya da bir yapıyı dikmelerle...
İsmet Atlı Ağabey vefat etti, duydunuz mu? Benimki de lâf mı yani, elbette duymuşsunuzdur. Günlerce başta TRT olmak üzere bütün televizyon kanalları...