Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 7 - 13 dakika)

divanedebiyatiKonularına göre nazım-nesir türleri

Din dışı şiir türleri

Bahariye • Baharın gelişini, doğadaki değişimleri, çiçeklerin açmasını, kelebeklerin uçmasını konu edinen kasidelerdir. Dönemlerindeki büyük kişilere sunulup ödüllendirilmek için yazılırlar. Hemen her divanda bir bahariye bulunması geleneği vardır. Hemen her divan şairinin de bir bahariyesi vardır.

Cemreviye • Divan şairlerinin cemre düşmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kişilere sunmak için kaleme aldıkları kaside türüdür. Örneklerine az rastlanır. Cemrenin bahar müjdecisi olması nedeniyle bir bahariye niteliği de taşır. Cemreviyelere genellikle teşbib ile başlanır. Kasidenin diğer bölümlerinde bir değişiklik yapılmaz.

Fahriye • Divan şairlerinin kendilerini ya da bir başka şair ya da kişiyi övdükleri şiirlerdir. Genellikle kaside türünde yazılırlar. Fahriye aynı zamanda kasidelerde şairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulunduğu beşinci bölüme verilen isimdir.

(Okuma süresi: 6 - 12 dakika)
edebimetinlera. Biçimlerine göre
• Divan şiiri, nazım biçimleri bakımından zengindir. Nazım biçimleri beyit ve bend temeline dayanır. Beyit temeline dayananlar "aynı" ve "ayrı" uyaklı (kafiyeli) olmak üzere ikiye ayrılır. Aynı uyaklıların başlıcaları "gazel", "kaside" ve "müstezat"tır. Ayrı uyaklı tek nazım biçimi ise "mesnevi".
Bend’lerden oluşan nazım biçimleri de tek bendli ve çok bendli olarak ikiye ayrılır. Tek bendliler "rubai" ve "tuyuğ", çok bendliler ise "musammat" ana başlığı altında toplanan "murabba", "şarkı", "muhammes", "tahmis", "tardiye", "tasdir", "müseddes", "tesdis", "müsebba", "tesbi", "müsemmen", "tesmin", "muaşşer", "taşir", "terkib-i bend", "terci-i bend"dir. Bunun dışında "müfred" (tek beyit) ve "azade" de (tek mısra) anılabilir.

Uyak (kafiye)
• Şiirde dize sonlarındaki ses benzerliğidir. Türk halk şiirinde ayak olarak adlandırılır. Uyakta ses açısından benzeşen sözcüklerin anlam bakımından farklı olmaları gerekir. Şiirde ses benzerliği yoluyla uyum sağlamak ve genellikle okuru etkilemek amacıyla kullanılan uyak, sözlü edebiyat ürünlerinde hatırlamayı ve ezberi kolaylaştıran bir öğedir.
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)

divanedebiyati• Divan şiiri konu bakımından çok çeşitlidir. Genel tanımdan da anlaşılacağı gibi öncelikle din dışı ve dini şiir olmak üzere ikiye ayrılır. Din dışı şiirde başlıca türler şöyle sıralanabilir: Bahariye, cemreviye, dariye, fahriye, iydiye, medhiye, mersiye, gazavatname, sakiname, hamamname, sahilname, kıyafetname, surname, lugaz, muamma, hicviye, hezliyat, tarih düşürme ve şehrengiz. Dini-tasavvuf şiirinin türleri de şöyledir: Tevhid, münacat, na't, maktel-i Hüseyin, miraciye, hilye, mevlid, kırk hadis, menkıbname.
Din dışı düzyazı türleri: Tezkire, tarih, seyahatname, siyasetname, münşeat, sefaretname.
Dini-tasavvufi düz yazı türleri: Evliya tezkiresi, kısas-ı enbiya, siyer.
Divan hikayelerinde hem şiir hem düzyazı örnekleri kullanılır. Hikayeler dinsel ve destansaldır. Çift ya da tek kahramanlı aşk hikayeleri ve temsili hikayeler de çokça yazılmıştır.

(Okuma süresi: 4 - 8 dakika)

klasikedebiyattuylukalemTeşbih • Sözü daha etkili kılmak amacıyla ortak nitelikleri bulunan nesne ya da kavramlar arasında benzerlik kurma sanatıdır. Örneğin, "Tilki gibi kurnaz adam" bir teşpihtir. İnsan kurnazlığıyla bilinen tilkiye benzetilmektedir. Bir teşbih'te dört öğe bulunur:
Müşebbehün-bin (benzetilen): Kendisine benzetilen, birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçlü, daha üstün olan. Örneğimizde "tilki".
Müşebbeh (benzeyen): Birbirine benzetilen nesne ya da kavramlardan nitelikçe daha güçsüz, zayıf olan. Örneğimizde "adam".
Vech-i şebeh (benzetme yönü): Birbirlerine benzetilen nesne ve kavramlar arasındaki ortak nitelik. Örneğimizde "kurnazlık".
Edat-ı teşbih (benzetme ilgeci): Nesne ve kavramlar arasında benzetme ilgisi kuran ilgeç ya da ilgeç işlevi gören sözcük. Örneğimizde "gibi".
Örneğin "Yol yılan gibi kıvrılıyor" dendiğinde, "yol" benzeyen, "yılan" kendisine benzetilen, "kıvrılıyor" benzetme yönü, "gibi" ise benzetme edatıdır.

(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)

divanedebiyatiDİVAN SÖZCÜĞÜNÜN TANIMI
• Divan sözcüğünün sözlük bakımından iki anlamı vardır: Belli bir kalıpla yazılan ve besteyle okunan şiir türüne divan denir. Kalıp "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" şeklindedir. Divan sözcüğü, ikinci olarak, divan tarzında şiir yazan sanatçıların eserlerini topladıkları kitap anlamına gelir.

Divan, klasik Türk müziğinde ise en az üçer kıtalık şiirlerden bestelenen şarkıları tanımlar. Bu kıtalar birbirlerinden ara nağmelerle ayrılır. Her kıtanın başında genellikle "ah", "yâr" gibi bir terennüm sözcüğü eklenir. Kıtalardan biri yer yer ritimsiz okunacak şekildedir. Bir diğer kıta da "doğaçlama" görüntüsü vermesi amacıyla tümüyle ritimsiz olarak bestelenir. Divan, aynı zamanda İslam devletlerinde idari yargı, maliye, askerlik ve yönetimle ilgili işleri yürüten kurul ve dairelere verilen addır.

Divan şairlerinin eserlerini önceleri serbest, daha sonra belli bir düzen içinde topladıkları kitaplar divanlar, divançeler ve hamselerdir. Divan, divançe ve hamseler, yazarlarının adlarıyla anılırlar. Örneğin Nedîm Divanı, Fuzulî Divanı gibi.

(Okuma süresi: 9 - 17 dakika)

gotikGotik edebiyat cadılar, cinler, periler, hortlaklar, vampirler gibi doğaüstü yaratıklardan ve rasyonel-irrasyonel çatışmasının ortaya konulmasında etkili bir araç olan spiritüalizm gibi akımlardan beslenerek okurda korku hissi uyandıran; olayları, olguları ve bastırılmış ruh hallerini biçimini dönüştürerek açığa vuran edebî bir türdür. Batı edebiyatına on sekizinci yüzyılda İngiliz gotik romanlarıyla yerleşen tür, bu kültürde edebî saha ile sınırlandırılamayacak bir gelişim göstermiş ve pazar piyasasınca bir meta haline getirilerek kullanılması korku endüstrisini doğurmuştur. Gotik sinema başta olmak üzere moda, müzik gibi çeşitli sektörler içinde kendine yeni aktarım kanalları edinerek varlığını sürdürmüştür.

(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)

gavurdagiBölgedeki Türkmen topluluklarının konargöçer yaşama biçimleri, tarihi süreçleri ve gelenekleri iyice irdelendiğinde İslamiyet öncesi dönemin özelliklerinin önemli bir kısmını günümüze kadar taşıdıkları dikkati çeker. Konargöçer yaşama biçimleri yanı sıra âşıklık geleneğinde de aynı durum geçerlidir. Yöredeki göçer aşiretlerin ozanlara çok önem verdiği, ozan geleneğinin çok güçlü bir şekilde muhafaza edildiği dikkatten kaçmamaktadır.

(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
turkdiliveedebiyatiBu dönemde farklı şiir anlayışlarının çıkmasının nedeni dönemin kültürel ve sosyal yapısındaki hareketliliktendir.
1940 sonrası Türk edebiyatında Behçet Necatigil, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel İlhan Berk gibi şairler, önce Birinci yeniye eğilim gösterdikleri halde sonra kendilerine özgü söyleyişleriyle yenilikleri sürdürdüler.
Ahmet Muhip Dıranas ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ise daha özgün söyleyişlerle yeniliklere katkıda bulundular. Özellikler Dağlarca hiçbir akıma bağlı kalmadan Anadolu insanının tarihsel ya da güncel gerçeklerine ilişkin duyarlılığı dile getirmiştir.
1)GARİP AKIMI (1941)

2)HİSARCILAR: Adını 1950’de Mehmet Çınarlı’nın çıkardığı HİSAR dergisinden almıştır. Şahsiyetler bu dergi etrafında toplandılar. Birinci Yeni’nin şiirde geleneksel öğeleri yok sayan düşünce ve uygulamaları dışında oluşturuldu. Geleneksel ve bireyci çizgidedirler.
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)

islamoncesiedebiyatimizTürklerin İslamiyet'i kabul etmelerinden önceki dönem, tamamen bir sözlü edebiyat karakteri taşımakadır. Çünkü yaşanan hayat, yazılı edebiyat geleneğinin başlayıp gelişmesine müsait değildir. Yazılı edebiyat; düşündüklerini ve hissettiklerini yazma, yazarak düşünme, okuma, bilgilenme, bilgilerini yazıya aktarma, bilgiyi kitaplarda arama, bunları alıp yeni bilgiler üretme vs. demektir. Bu faaliyetler için kişinin belli bir mekanı ve bu mekanda yazma imkanı; en önemlisi de okuyucusu olması gerekir. Halbuki bu dönem Türk dünyasında yazan ve okuyan olmak üzere iki ayn sınıf yoktur. Söyleyen ve dinleyen vardır. Söyleyen ve dinleyen de iki ayn sınıf değil, bizatihi halkın kendisidir.

(Okuma süresi: 7 - 13 dakika)
sozlukTDK Türkçe Sözlük’te (2011:729) duygu, “1. Duyularla algılama, his. 2.Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. 3. Önsezi. 4. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. 5. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik.” olarak tanımlanmaktadır.

Psikoloji alanını yakından ilgilendiren duygu sözcüğü bilim tarihi sürecinde birçok psikolog tarafından farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Plutchik’e göre (1994:139) duygu; his, davranış, itici kuvvet, fizyolojik değişikler ve kontrol etme gibi çeşitli ögelerden oluşur. Duygu, organizmanın karışık durumları olduğu için ölçülmesi ve belirlenmesi zor bir kavramdır. Ayrıca Crooks ve Stein (1991: 358) yüz ifadelerinin, ses tonunun, tavırların veya beden dilinin de çeşitli duyguların birer işareti olduğunu söyler.

(Okuma süresi: 11 - 22 dakika)

aşıkveyselKalıp sözler bir dilin en dikkat çekici yönlerinden biridir. Toplumsal hayata ait unsurlar içermesi, dinî inançları yansıtması, söyleyen kişinin iç dünyasına özgü ipuçlarını vermesi, bünyesinde kültürel değerleri barındırması kalıp sözlerin dil açısından önemini ortaya koymaktadır. Zengin bir içeriğe sahip olması, konuşma dilinde sık sık kullanılmasını sağlar. Bu yüzden kalıp sözler doğru, etkili ve güzel konuşan kişilerin öncelikli olarak bilmesi/kullanması gereken dil unsurlarıdır.
Gökdayı(2011: 69) kalıp sözleri “bir toplumun bireyleri arasında belirli iletişim durumlarında geleneksel olarak kullanılan, duyguları, düşünceleri ve dilekleri açığa vuran, en az iki sözcükten oluşan, tek bir kavramı mecazsız olarak karşılayan, zaman ve kişiyi gösteren ekler dışında biçim olarak hep aynı kalan, kullanım yerleri sınırlı kalıplaşş sözcük dizileri” şeklinde tanımlamaktadır.