Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

munazaraTahlil ve tenkide dayalı tartışma geleneğinin İslâm, ilim ve kültür tarihinde önemli bir yeri vardır. Osmanlı medreselerinde ‘âdâbu’l-bahs ve’l-münâzara’ veya kısaca ‘âdâb’ adı altında okutulan derslerden önce m. IX. Asırlarda başlayan Hıristiyan ve Müslüman teologlar arasındaki çatışma cedel (diyalektik) ilminin bir tartışma metodu ve bir mantık disiplini olarak benimsenmesine sebep olmuştur. Bu konuda özellikle Aristonun “Organon” adlı eseri ve bilhassa onun beşinci kitabı olan “Topika”nın etkisi büyüktür. “Topika”, Arapçaya orijinal ismi yanında el-Cedel ve Kitâbü Mevâzi’ı’l-cedel adlarıyla birkaç defa tercüme edilmiş, ayrıca Farabî, Yahya b. Adi ve Ebü’l-Ferec İbnü’t-Tayyib gibi filozoflar tarafından şerh edilmiş, Farabî eserin bir de özetini yazmıştır.

tanzimattiyatrosuTanzimat Osmanlı toplumunda büyük değişikliklerin olduğu, Osmanlı aydınının yüzünü tamamen Batı’ya döndürdüğü bir dönemdir. Fransız İhtilali ile başlayan hürriyet, adalet, eşitlik düşünceleri Osmanlı toplumunu da etkilemiş, her alanda yeni gelişmeler olmuştur. Tiyatroda da bu dönemde ciddi gelişmeler olmuştur. Geleneksel Türk tiyatrosu yerini yavaş yavaş Batılı anlamdaki modern Türk tiyatrosunun ilke evresi olan Tanzimat tiyatrosuna bırakmıştır.

Batının zihniyetini ve sanat anlayışlarını öğrenebilmek için harekete geçen aydınlarımız tercüme faaliyetinin yanı sıra tiyatro eserlerine de ilgi duymaya başladılar.

dusunmeduyusDüşünceyi geliştirmek için başvurulan yöntemler şunlardır:

 1) TANIMLAMA: Bir kavrama ya da olayın belirgin özellikleriyle tanıtılmasına tanımlama denir. Tanım kısaca “nedir” sorusuna verilen cevaptır. Sözü edilen kavram ya da  varlığın ne olduğunun açıklanmasıdır. Daha çok açıklama ve tartışma tekniklerinde kullanılan bu yolla tanımlanan şeyin okurun zihninde daha kolay belirmesi amaçlanır.  Parça içinde bir tek tanımın verilmesi tanımlama için yeterlidir.

“İnsanın bazen mırıltısı, bazen çığlığıdır öykü. Ölüme karşı başkaldırıdır. Kör geceye tutulan şavktır. Çölde bulunan vahadır. Bir anlığına bile olsa, bağımsızlıktır. Ölümlü, çaresiz hayatlarımızda, bir kavalcının nefesindeki ezgi, bir ekmekçinin koca hamur teknesine saldığı güzel mayadır…”

Örnek: * İnsan vücudunun en küçük yapı taşına hücre denir. (Nesnel)

milliedebiyatMillî Edebiyat Dönemi’nin karakteristiği; muhteva ve şekil olarak asırlardan beri devam eden millî kültürden faydalanma düşüncesidir. Yirminci asra taşınabilecek kültür değerlerinin mümkün olduğu kadar yabancı unsurlardan temizlenmesi amacına dayanan bu hareketin 16. asırdaki Türk-i Basit’ten tutunuz da 19. asrın son çeyreğinde eser veren Türkçüler’e, başta Mehmet Emin Yurdakul olmak üzere, millî hasletler ile eser veren sanatçılara; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve daha birçok yazara kadar uzanan bir tarihî silsileye dayandığı kabul edilir.
Millî Edebiyat’ın oluşmasında tarihî zemin, Balkan Savaşları, kültürel zemin, Fecr-i Âti’nin durumu ve Osmanlılık, İslamcılık, Batıcılık, Türkçülük kavramları açısından farklı sonuçlara giden yorumlar yapılabilir.
Tanzimat Edebiyatı Dönemi‘nin son yıllarından beri küçük kımıldanmalarla da olsa milliyetçilik ve Türkçülük akımının gelişmesiyle başlayan hareket, edebiyatımızda uzun süreli edebi akımların birinin başlamasına sebep olmuştur.

edebiyatcilarADALET CİMCOZ: Fitne Fücur.

· ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız.

· ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna.

· ERCÜMENT EKREM TALU: Çekirge, Karga, Torik Necmi, Kertenkere.

· FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL: Akıllı Ozan, Çamdeviren, İğne ile Kuyu Kazan.

· HALİDE EDİP ADIVAR: Halide Salih.

· HALDUN TANER: Can Enişte, Haldun Hasırcıoğlu.

· HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER: Toplu İğne.

· İSMAİL HAMİ DANİŞMEND: Rabia Hatun.

· KEMAL TAHİR: Bedri Eser, Nurettin Demir, Kemal Tahir Tipi, Kemal Tahir Benerci.

· MELİH CEVDET ANDAY: Gani Girgin, Zater.

edebiyat01Milli Edebiyat Dönemi (1911-1923)

II. Meşrutiyet (1908)'ten sonra başlayan ulusçuluk akımı her alanda olduğu gibi edebiyatta da kendisini göstermiş ve "Milli Edebiyat" akımı ile millî/ulusal kaynaklara yönelme ilkesi benimsenmiştir.

1911'de Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in yayımladıkları "Genç Kalemler" dergisiyle başlayan akım, kısa sürede değişik sanat anlayışlarını savunan sanatçılar tarafından da benimsenmiştir.

Sade ve arı bir Türkçe ile yazılan eserler yurt sorunları ve ulusal değerleri ortaya çıkarma amacını gütmüşlerdir. Özellikle öykü ve roman alanında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin ve Refik Halit Karay bu akımın en güzel örneklerini vermişlerdir.

Bu dönemde ayrıca milli edebiyat kavramı altında toplanan fakat dünya görüşleri ve şiir anlayışları farklı olan şairler de yetişmiştir. Nitekim şiirlerini akımın temel özelliği olan hece ölçüsü yerine aruz ölçüsü ile yazan Türk İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, gerçekçi bir tutumla toplumsal konulara yönelmiş; temelde Osmanlıcı ve gelenekçi kabul edilen Yahya Kemal Beyatlı, yeni-klasik bir şiir geliştirmiş; egemen ideolojilerin dışında kalan Ahmet Haşim ise izlenimci ve simgeci bir anlayışla "Saf Şiir"i savunmuştur.

Milli Edebiyat Akımı Türk edebiyatında toplum ve ülke meselelerine geniş yer veren, sade Türkçeyi ve hece veznini kullanma yoluna giden edebiyat akımı (1911-1923), 1860'tan sonra benimsenen ve II. Abdülhamid tarafından da desteklenen "Osmanlıcılık" ideolojisi, Balkan savaşından sonra imparatorluk sınırları içinde patlak veren bağımsızlık mücadeleleri sonucu, geçerliğini kaybetti.

gulenemotionFıkra, kısa ve öz bir anlatıma sahip bir düşünceyi veya toplumdaki bir yanlışı ortaya çıkarmayı hedefleyen, ironi yüklü dille iletisini sunan halk anlatılarıdır. Halk edebiyatı kültürü içinde dilden dile aktarılarak yayılan fıkralarda her toplum kendi mührünü fıkraya vurarak onun yeniden doğmasını sağlar.

Toplumlar, kendi kültürünü kendine özgü bir anlatım tarzıyla bölgenin değerlerini, dünyaya bakışını fıkraya giydirerek onları toplumun aynası durumuna getirirler.

Fıkra, yaşanılan toplumun birçok özelliğini içinde barındırır. Her toplumda belirli tipler toplumun yansıtıcı durumunda olmuştur. Toplumda öne çıkan bu tipler fıkra tiplerinin doğmasına hâsıl olup toplum içinde yaşamayı da sürdürmektedir. Bu tipler belli bir ulusu temsil edebildiği gibi dar bir alanda kalıp mahalli tipleri de yansıtabilir. Mahalli fıkralarda belirli tipler öne çıkabildiği gibi bazen sadece bölge adının yer aldığı görülmektedir.

Biz bu çalışmamızda, Palu bölgesinde hayat bulmuş, Palulu tipi üzerinde durarak bu tipin ana hatlarını çizmeye çalışacağız.

Türk halk edebiyatında seçkin bir yere sahip olan fıkralar, sözlü gelenekte doğmuş ve ait olduğu toplumun sosyal, iktisadi, kültürel maddi ve manevi değerlerini yansıtan halk anlatılarıdır. Bu anlatıların varlığı çok eski dönemlere dayanmakla birlikte asıl yükselişini Tanzimat döneminde göstermiştir. Şüphesiz fıkralar bir toplumun dünyaya bakışını anlatması, toplumun zekâsını türlü söz oyunlarıyla vermesi bakımından diğer nesir türlerinden farklı bir yere sahiptir.

Her anonim halk ürününün bir yaratım süreci vardır. Bu oluşumda da önemli bir yer de fıkra tiplerine aittir. Fıkra tipleri, fıkranın içindeki ana kahraman konumunda olup toplumun yozlaşmış, eksik yönlerini eleştiren ya da toplumda belli bir kesimi yansıtan şahıslar olarak karşımıza çıkar.

unlem(Terim ve Tanım, Tasnif, Ünlem Olan Kelimeler, Söz Dizimi ile ilgili sorunlar)

Yazılı ve sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler (ünlem edatları), dilimizdeki kelime türlerinden biridir. Ünlemlerin anlatımda özel bir yeri vardır, çünkü duyguları, heyecanları, sevinçleri en yalın ve en keskin bir biçimde aktarmağa yardımcı olurlar. Özel bir işlevi vardır, çünkü çoğu zaman birkaç cümle ile anlatılabilecek durumlar bir ünlem ile dile getirilebilir.

Ünlemlerin bir başka özelliği dillerin doğuşu ile ilgili teorilere kaynaklık etmeleridir. Bilindiği gibi bazı bilginler dilin doğuşunu ünlemlere dayamış, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemlerin sonradan kelimelere dönüştüğünü, çeşitli kavramları karşıladığını ileri sürmüşlerdir[1].

Dilimizde özel bir yeri ve işlevi olan, dillerin doğuşuna kaynaklık ettiği ileri sürülen ünlemler, ne yazık ki dil bilgimizin en az işlenmiş konularından biridir. Bildiğimiz kadarıyla ünlemler üzerine monografik bir çalışma yapılmamıştır. Metin üzerindeki dil bilgisi çalışmalarında ünlemler çoğu zaman ihmal edilmiş, bazen de birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Dil bilgisi kitaplarımızda ise, neredeyse en az yer ünlemlere ayrılmıştır.

Dil bilgisi kitaplarında ünlemlerin ele alınış ve tasnif şekillerinin farklılıklar göstermesi, bu alanda çalışan bilim adamlarımızın konuya yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında ünlemler, edatlar içerisinde yer alan bir kelime türü olarak değerlendirilmiş; bazı dil bilgisi kitaplarında ise ünlemler ayrı bir kelime türü olarak ele alınmıştır. Bu görüşler sorgulanmadan, araştırılmadan, tartışılma­dan günümüze kadar etkilerini sürdürmüşlerdir. Kelimelerin tek tek ele alınıp türlerinin belirlenmesinde de farklı yaklaşımlar görülmektedir. Bir kelimenin aynı anlam ve görevde kullanılmasına rağmen bir dil bilgisi kitabında ünlem olarak, bir diğerinde zarf olarak, bir başkasında da edat olarak gösterilmesi bir başka sorundur. Dil bilgisi kitaplarındaki bu farklılıklar hiç şüphesiz ilköğretim ve lise kitaplarına yansımış ve böylece sorunun boyutları gelecek kuşaklara da taşınmıştır.

dillerinsiniflandirilmasiBugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğunu kesin bir sayı vererek söylemek güçtür. Ancak biz, yeryüzünde konuşulan dil sayısını ortalama bir hesapla 3000 - 3500 olarak gösterebiliriz.

A ) Kökenleri ya da Soyları Bakımından Diller :

  1. Ural-Altay Dil Ailesi

    1. Ural : Fin-Ugor ( Fince, Macarca ), Samoyed

    2. Altay : Türkçe, Moğolca, Korece ( ? ), Japonca ( ? )



    1. Hint-Avrupa ( İndo-Germen ) Dil Ailesi :

      1. Asya Kolu : Hintçe, İranca, Ermenice...


      2. Avrupa Kolu :
        a ) Germen Dilleri: Almanca, İngilizce, İsveççe, Norveççe, Danca, Hollandaca ...
      b) Roman Dilleri: ( Bu grubun anadili Latincedir. ) İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, Romence ...

      c ) Slav Dilleri :Bulgarca, Çekçe, Lehçe, Rusça, Sırp-Hırvatça ...
      d ) Yunanca e ) Arnavutça

    2. Çin-Tibet Dil Ailesi :Asya’da, Hint-İran dilleri dışında kalan Çin ve Tibet dilleri.


    3. Hami-Sami Dilleri Ailesi : ( Bu dil ailesinin adı, Tevrat’ta geçen Nuh Peygam - ber’in iki oğlunun adına [ Ham ve Sam ] dayanmaktadır.) Arapça, Habeşçe, İbranice, Akatça, Babil dili, Eski Mısır dilleri ...

turkce1SÖZVARLIĞI NEDİR ?

Bir dilin sözvarlığı denince, yalnızca o dilin sözcüklerini değil; deyimlerin, terimlerin, kalıp sözlerin, deyimlerin atasözlerinin ve çeşitli anlatım kalıplarının oluşturduğu bütünü anlıyoruz.

Sözvarlığı, sadece bir dilde birtakım seslerin bir araya gelmesiyle kurulmuş simgeler, kodlar olarak değil; aynı zamanda o dili konuşan toplumun kavramlar dünyası, maddi ve manevi kültürünün yansıtıcısı, dünya görüşünün bir kesiti olarak düşünülmelidir. Örneğin toplum yaşamında aile ilişkilerinin sıkı olduğu Türk dünyasında bu ilişkiler kavramlaştırılmakta, “elti, görümce, baldız, yenge” gibi ayrı ayrı kavramlar belirlenmiş bulunmaktadır. Buna karşılık Hint-Avrupa dil ailesinin Roman ve Germen kollarının her birinde bu kavramların tümü tek bir sözcükle anlatım bulmaktadır ( İng. sister-in-law ). Aynı biçimde Türkçede bu dillerdekinin tersine “amca” ve “dayı” ile “teyze” ve “hala” yine ayrı kavramlar halindedir. Yeryüzündeki renkler aynı olduğu halde bunların adlandırılışı ve kapsamları dilden dile değişir.

Bir toplumun yaşam biçimiyle birlikte dinsel inançları, hangi uluslarla ne ölçüde ilişki kurmuş olduğu, nelere değer verdiği hatta nükteye olan eğilimi hep sözvarlığının incelenmesiyle ortaya çıkar. Her dili konuşan toplum, çevresini, çevresindeki olayları, gerçekleri kendince algılamakta ve anadilinde oluşmuş kavramlarla anlatmakta; kısaca dünyayı kendi dilinin penceresinden görmektedir. Kuşaktan kuşağa aktarılan dil, o toplumun bireylerini düşünce biçimi açısından da koşullandırmaktadır.

HARFLER
LETTERS

A- Genel General 

a- Harfleri yazın Write the letters
Image 001
b- El yazısında bazı harfler değişir Some of the letters are changed on handwriting
Image 002
    Bazı harflerin noktaları kalem kaldırılmadan yazılır
Image 003
   Kimi harflerin noktaları ise kuyruk şeklinde yazılır
Image 004
c- Kur'an elifbâsında olmayan farklı harfler The different letters except of the Quran alphabet
Image 005
d- Harflerin birleşme durumu Connecting position of the letters
Image 006
e- Rakamlar Numbers
Image 007
B- Okutucu Harfler Reader Letters
a-"Elif" okutucusu önüne geldiği harfi "a" sesiyle okutur "Elif" reader give the letter "a" sound
baba    daha     masa
Image 008
b-"He" okutucusu önüne geldiği harfi "e" sesiyle ve bazende "a" sesiyle okutur
   "He" reader give the letter sometimes "e" sound and sometimes "a" sound
dede     başk
Image 009
c-"Vav" okutucusu önüne geldiği harfi "o-ö-u-ü" seslerinden biriyle okutur
   "Vav" reader give the letter one of them "o-ö-u-ü" sound 
bu     büyük     korka
Image 010
d-"Ye" okutucusu önüne geldiği harfi "ı - i" seslerinden biriyle okutur
   "Ye" reader give the letter one of them "ı - i" sound 
iki    yıldız    bağırma
Image 011
 

Feridüddin-i Attar

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attâr olarak...

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve Niyazi Mısri'nin tasavvuf geleneğindeki yerleri ve etkileri kuşkusuz çok büyük ve...

KIRIM'A SEYAHAT - FATİH KERİMİ

İlk baskısı 2004 yılında hazırlanan Fatih Kerimî'nin Kırım'a Seyahat adlı bu kitabının o günkü telif ücreti "Kırım'da Çocuk Okutma Kampanyası"nda kullanılmak...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - NECAT

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla kültürümüz çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Türk...

LAKAPLARIYLA EDEBİYATÇILAR

Edebiyat Dunyamız

ADALET CİMCOZ: Fitne Fücur. · ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız. · ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna. · ERCÜMENT EKREM...

BİRLİKTEN CUMHURİYET DOĞAR

Özcan TÜRKMEN

Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük Önder Atatürk’ü ve silah...

MOTİFLERİN DANSI

Ayla Coşkun CEREN

Eller ne çok işe yararlar. Hayata tutunduğumuz, hayatı kavradığımız, işlediğimiz, ördüğümüz, inşa ettiğimiz, meydana getirdiğimiz, sevdiğimiz, hatta yok...

Bir Ses Mimarı: Yahya Kemal Beyatlı

Edebiyat Dunyamız

Kostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...Ne vakit Rumeli Hisârına baksam, Yahya Kemâl’in derin bir teessürle...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE NAMU

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve böylece genel kabulde olumlu olan bir kavram olumsuz, olumsuz görülen ise...

PROF.DR. ABDÜLKADİR İLGEN İLE "TÜRK

Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama, ilgili fikir çevrelerindeki yaygın kanaat eğer bir Türk medeniyeti oluşturulacaksa bunun zeminin...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor,...

ŞAİRLERİ KOVMAK İSTEYEN ŞAİR

Temel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her dönem tartışılagelmiştir. Çünkü felsefeyi bu alanlardan birine indirgemeden ya...

HATIRALAR IŞIĞINDA MEHMET AKIF ERSOY

 Mehmet Akif, çok yönlü ve aktif kişiliği ile hiç kuşkusuz hem II. Meşrutiyet hem de Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen simalarından birisidir. Akif,...

TÜRK ROMANINDA MODERNIST ETKININ BOYUTL

Modernist Romanın Altyapısı Bir edebi tür olarak roman, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte girmiştir. Her açıdan batılı değerlerin örnek alınmaya...

ÇOCUK EDEBIYATI VE EĞITIMI AÇISINDAN

ÖZÇocuk edebiyatı ve çocuk eğitimiyle ilgili günümüzde dikkat çekici çalışmalar yapılmaktadır. Eski dönemlerde de tam anlamıyla bu konulara yönelik olmasa da...

SEZAİ KARAKOÇ

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
— Şair Ahmet Cevat'ın aziz Bir seher vaktinde vardık Göygöl'e Burda kızlar gül takıyor kâküle Alev alev bir gül attım su...
Sıtma, verem, frengi, trahom ve benzeri bulaşıcı hastalıklarla uğraşan bir halk. Yakılmış kentler, harap edilmiş köyler, uzun savaşların verdiği yılgınlık,...
Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu. Hocanın o...
Halil Lütfî Dördüncü... İstanbul "Bab-ı âli'sinin ve Türk basının en renkli simalarından biri... 1953-54 yıllarında, İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunda, Basın...
Âşıkların Özü Sözü Közü… Bir gönül eri: “ Sevgi bir kitaptır gönül masasında/ Okusan da olur okumasan da” diyor. Okunmayan, yaşanmayan,...
Oryantalist birikim ve mantığıyla kendisine kim olduğunu öğretmeye çalışan sosyal bilimlere, Batılı üstadlarına daimî zebun sosyal bilimcilere kezâ, bu toplum...
Anadolu’yu aydınlatanlar… Destanlar içinde: DEDE KORKUT (… Dirse Han kalkıp evine geldi. Çağırıp hatununa söyler, görelim han’ım ne söyler: Beri gel başımın bahtı,...
Ben Yemen ağıtlarıyla büyüdüm. Dedem Yemen gazisiydi, gidip de dönebilenlerdendi. Dedemin ağabeyi de Yemen’de şehit olmuştu. Dedem her gün makamıyla...
Türk aydınının Paris sevdasının kökleri çok derinlere iner. Genelde Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ile başlatılan bu sevda hemen her dönemde...
Canım çay istedi. “İyi demlenmiş bir çay olsa” dedim kendi kendime. Ya da iyi bir çay demleyen. Bizimki gene gitti.
Ne garip değil mi? İnsan indirildiği bu yeryüzünde mütemadiyen içten dışa gözleriyle çevresini, tabiatı ve insanları gözlemlerken sâdece bununla yetinmemesi...
Kutsal İkona

Kutsal İkona

30.12.2016
250 yıl süren krizalit dönemi… Sır dolu hayatlar… Gizli kimliğin öne çıkması ve açık kimliğin terkedilmesi…...
Geçen yazımızda Prof.Dr.Nurullah Çetin beyin “Tek millet davası, tek dile bağlıdır” isimli makalesi çerçevesinde “Türkçe’deki Vatan” yazımıza devam edeceğimizi belirtmiştik.
Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?" isimli şiiriyle tanınan Orhan Şaik Gökyay'ı...
Garipsememeli bu durumu…Bu ülkenin tedrisinde “bil!” sadece “bil!” deyip ancak hiç “kendini bil!” denmedikçe okumuş camia içinde ülkesine ihanet eden...