Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

muhakemetulAli Şir Nevai’nin yazdığı, kelime anlamıyla “İki dilin kıyaslanması” anlamına gelen Muhakemetü'l Lügateyn’i inceleyeceğiz bu yazımızda..

Muhakemetü'l Lügateyn Nedir?

Muhakemetü'l Lügateyn, Orta Asya edebiyatının Çağatay sahasının en önemli temsilcisi tarafından yazıldı. Neredeyse tek başına koca bir Çağatayca döneminin klasik dönemini oluşturan Ali Şir Nevai, sadece şair değil dönemin siyasetçisi ve aydınıdır. Dile olan düşkünlüğü de daha çok dönemin baskın dili Farsçanın şiir diline hakim olması ve Türk şairlerinin Türkçeyi bırakıp Farsça şiirler yazmasıyla peyda oldu. Kendi dönemindeki şairlere bir ders vermek, onlara Türkçeyle yazmanın bir aşağılık duygusu yaratmadığını ifade etmek için yazdı Muhakemetü'l Lügateyn adlı eserini. Son eseridir Ali Şir Nevai’nin bu eseri. Ölümünden bir yıl önce yazmıştır. Elbette şimdiki gibi bir bilim adamı titizliğinde oluşturmamıştır. Etimolojiden ya da şimdiki teknolojinin velinimetlerinden habersizce, Türkçenin kıymetinin bilinmesi için yazdığı bir eserdir Muhakemetü'l Lügateyn.

Konunun daha iyi anlaşılması ve upuzun paragraflardan kaçınmak amacıyla bu makalede soru cevap yöntemiyle ilerlemeyi tercih ettik.

Neden Farsça ile kıyaslama yapılıyor?

1441 yılında doğan Ali Şir Nevai, 15.yy döneminde yaşamış bir alim. Bu yüzyıl önemli çünkü artık Türklük ve Müslümanlık birlikte anılır hale gelmiştir bu dönemde. Karahanlı dönemindeki acemi Müslümanlar gitmiş, yerini Arapçaya hakim, Arap ve Fars edebiyatında bir ekol oluşturacak kadar iyi olan bir Türk – Müslüman olgusu almıştır. Tabii her zaman olduğu gibi bir din asla sadece din olguları ile gelmemiş, dil ve edebiyatıyla da Türk düşünce ve kültür hayatını şekillendirmeye başlamıştır. 15.yy bu karmaşanın daha doğrusu Türlük – Müslümanlık çatışmasında dil olarak Müslümanlık dili olan Arapçanın ve edebiyat dili olarak da Farsçanın galip geldiği bir dönemdir. Türkçe hem Anadolu sahasında Osmanlı ulemalarınca hem de Orta Asya’da Çağatay üdebalarınca geri plana itilmişti. Ali Şir Nevai, Farsçanın Türkçeye üstünlüğünden değil; herhangi bir dilin Türkçeye üstünlüğünden ve bir Türk’ün anadilinden başka bir dilde eser vermesinden yakınmaktaydı. Ama karşılaştırmayı sadece Farsça üzerinden yapmasının nedenleri vardı.

Ali Şir Nevai, dört büyük dilden bahseder Muhakemetü'l Lügateyn eserinin başlangıcında. Hintçe, Türkçe, Arapça ve Farsça. Arapça, Allah kelamını taşıyan kutsal bir dildir; ayrıca Hz. Muhammed hadislerini de bu dille söylemiştir; bu yüzden Arapça herhangi bir dille kıyas kabul etmez. Türkçe, Farsça ve Hintçe için de bir hikayeden bahseder Ali Şir Nevai..

Hz. Nuh’un üç oğlu ilişkilendirir bu üç dili Ali Şir Nevai. Yafes Türkçeyi, Sam Farsçayı ve Ham ise Farsçayı temsil eder. Ham, saygısız bir evlattır bu bakımdan Allah onun temsil ettiği kargacık burgacık bir hale getirip en zor anlaşılan dil yapmış. Bu bakımdan Türkçe ile Hintçenin yarıştırılamayacağı kanısına varıyor Ali Şir Nevai.

Nevai Farsça ile Türkçeyi kıyaslayacak yetkinlikte mi?

Bu soruyu daha Muhakemetü'l Lügateyn’in ilk sayfalarına yani takdim zamanlarında veriyor Ali Şir Nevai. 15 yaşından beri Farsça şiirler yazdığını, bu bakımdan Farsçayı kendi devrinden ondan daha iyi bilen kimse olmadığından bahsediyor. Ayrıca eserinin son kısmında anadilleri Farsça ve Türkçe olanların yazdıkları şiirleri ona getirdiği ve onun kendilerini düzeltmesini istediklerini belirtir. Bu bakımdan bu iki dil için otorite sayıldığını vurgular.

Muhakemetü'l Lügateyn’de sadece Türkçe ve Farsça mı Kıyaslanıyor?

Eserin genelinde dil kıyaslaması olsa da dil kıyaslamasından önce kültür karşılaştırması da yapıyor. Ona göre Türkler, Farslardan daha pratik, işlerini kolaylıkla halledebiliyorlar ve sorunlarını pratik zekalarını kullanarak çözüyorlar. Farsların ise bu konuda daha donuk olduğundan bahsediyor Ali Şir Nevai. Yine Türklerin, Farslara göre daha saf ve iyi yürekli olduğundan bahsediyor. Ayrıca Türklerin kavrama ve algılama yeteneğinin Farslardan daha yüksek olduğunun altını çiziyor. Farsların ise kültür hayatı, fikir ve edebiyat hayatı, yönünden Türklerden çok daha üstün olduğunun altını çiziyor Ali Şir Nevai Muhakemetü'l Lügateyn’de. Tamı tamına “ilim, marifet ve tefekkür” alanlarında Farslardan çok daha geride bir yerde konumlandığımızı dile getiriyor Nevai.

Muhakemetü'l Lügateyn nasıl bir eserdir?

Muhakemetü'l Lügateyn’de fiiller kıyaslanır. Türkçe 100 fiil ile Farsça 100 fiil kıyaslanır. Mesela der Ali Şir Nevai, Türkçede ağlamanın 100 çeşidi vardır ama Farslar bir şekilde ağlar. Türkler bağırarak ağlar, zırlayarak ağlar, sessizce ağlar vs. Böyle ağlama çeşitlerini Farsların, Arapçanın yardımını almadan söyleyemediklerini de sözlerine ekler.

Fiillerden sonra, Türkçenin Farsçaya göre cinasa daha uygun olduğunu, ayrıca sesli harflerin de fazla olması nedeniyle daha kolay uyak yapılacağını dile getirir Muhakemetü'l Lügateyn’de Ali Şir Nevai.

Söz dağarcığı meselesine de değinen Nevai, Türkçenin ihtiyaç halinde ekler sayesinde yeni kelimelerin çok kolay bir şekilde türetebildiğini ama maalesef Farsça için kelime türetmenin bu kadar kolay olmadığını vurgulamıştır. Bunun yanı sıra, Türkçenin akrabalık adları, kuş ve diğer av hayvanları ile hayvancılık terimleri, giyim kuşam hakkındaki sözcükler bakımından Farsçadan daha zengin olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır ve bu dediklerini de tanık sözcüklerle desteklemiştir.

Ali Şir Nevai, Muhakemetü'l Lügateyn’de Türkçenin, şiir diline daha uygun olduğundan bahsetmiş ve bunun nedeni olarak da Türkçenin ünlüler sisteminin cinasa daha yatkın olduğunu göstermiştir.

Muhakemetü'l Lügateyn’in Önemi Nedir?

Muhakemetü'l Lügateyn’i iki bakımdan önemli bir eser olarak değerlendirebiliriz; daha doğrusu iki ana yönden bilim ve fikir hayatımıza katkı sağladığını söyleyebiliriz. Dil ve edebiyat bakımından dönemin edebiyat dünyasının ahvalini yansıtmaktadır. Ayrıca dönemde kullanılan Türkçeyle alakalı önemli bilgiler edinmekteyiz çünkü Nevai, sözlüğünü tanıklarla desteklemeye çalışmaktadır.

Tarih bakımından Ali Şir Nevai yaşadığı dönem hakkında önemli ipuçları vermektedir. Ayrıca dönemin imparatoru Hüseyin Baykara ile olan münasebetini de buradan öğrenmekteyiz.

Muhakemetü'l Lügateyn, Kaşgarlı Mahmud’un yazdığı Divanü Lügatit Türk adlı eserinden sonra Türk dilinin başka bir dilden daha üstün olduğunu kanıtlamaya çalışan ilk eserdir. Bu bakımdan Divanü Lügatit Türk ile Muhakemetü'l Lügateyn karşılaştırılmalı çalışıldığında Türkçenin iki yüzyıllık zaman diliminde kaybettiği ve kazandığı sözcükler görülebilir.

Muhakemetü'l Lügateyn’de Yapılan Eleştiriler Bilimsel midir?

Dönemin dil incelemeleri Doğu ilim adamları tarafından genelde Kuran’ı anlamak üzerine yapılmaktadır. Günümüzdeki bilimsel yöntemleri bir kenara bırakalım, dilbilimsel olarak bir dilin zengin olması ya da başka bir dilin başka bir dile üstün olması söz konusu değildir. Kıyaslanacak bile olsa bu kıyaslamada aynı sözcük türleri kullanılmalıdır. Mesela Ali Şir Nevai, ağlamak fillerini sağlıklı bir şekilde kıyaslamamıştır. Ağlamak fillerini kıyaslarken “bağırarak, sessizce, içten içe (ağlamak)” ifadelerini kullanmıştır. Bunlar zarftır, fiili niteleyen sözcüklerdir ( daha ayrıntılı bilgi için Sözcük Türleri Nelerdir makalesine bakınız). İkisinin kıyaslanması doğru değildir.

Bir dilde akrabalık adlarının fazla olması ya da avcılık ile ilgili terimlerin fazla olması, daha fazla hayvan adının kullanılması dille alakalı bir durum değildir. Daha doğrusu tamamen dille alakalı bir durum değildir. Akrabalık adlarının ve avcılık terimlerinin fazla olması kültürel hayatla; hayvan adlarının fazla olması da coğrafî konumla alakalıdır. Eminiz Türkçede de çölle alakalı terimler azdır. Buna bakarak bir dilin başka bir dilden üstün ya da alçak olması gibi bir kanıya varamayız.

Son olarak Farsça ile Türkçenin dil aileleri ve dil yapıları birbirlerinden farklıdır. Farsça ile İngilizce aynı dil ailesine mensuptur mesela ve bükünlü dil ailesindendir ama Türkçe sondan eklemeli dillerden birisidir. Bu bakımdan zaten Farsça ile Türkçenin kelime türetmeleri kıyaslanamaz; iki dil ayrı dil ailelerindendir ve ayrı kelime türetme yolları vardır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Namık Kemal'in Şiirleri Hakkında

Cemiyete yön veren ve tesir eden şahsiyetler, mısralarıyla hafızalarda yaşarlar ve ölümsüzleşirler. Onları canlı kılan şey, faaliyet ve fikirlerini manzum ve veciz bir şekilde...

KALENDERİ BİR ŞAİRİN DİVANI‟NDAN

Kalender kelimesi sözlükte “dünyadan elini çekip başıboş dolaşan (derviş); dünyadan elini eteğini çekip her şeyi hoş gören (kimse).” (Devellioğlu 2013: 581). Bir başka...

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL - HAN DUVARLARI T

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti...

SEZAİ KARAKOÇ

22 Ocak 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğmuştur. Şair, yazar, düşünür, siyasetçi. Çocukluğu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçen ve 1938...

Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o...
Metin SAVAŞ Kurmaca anlatı dallarından biri olan roman sanatının hiçbir ürünü hiçbir şekilde tastamam muhayyel değildir. İster bilimkurgu olsun, ister fantastik...
TOP-LUM!

TOP-LUM!

12.07.2018
Eski Türkçe ile söyleyecek olursak Cemaat...Cem olmak, birlik olmak, yekdiğerinin ezasını bilmek, noksanını gidermek, zehrini almak idi bu kelimenin meali.
Yemen’e gidip de dönebilen dedem Gazi Ahmet ÇAVUŞ’un aziz hatırasına- Yemen, Türk hafızasında bir ölüm ülkesidir.Oraya gidenler bir daha...
Terkip İhtiyacı: Düşünmek ve Duymak Bizim medeniyetimizi yapan iki temel kavram var: Düşünme ve duyuş. Düşünme fikir adamlarının, duyuş ise gönül...
Boz toprakta rızkını arayan insanın hüzünlü bir haykırışıdır bozlak. Bozlak, dayanılmaz hasretlerin, akıl almaz kahramanlıkların, kılıç zoruyla sağlanan iskânların, sürüp...
Bu ağacı tanıyorum ben… Belki de hatırlıyorum… Tıpkı kitâbesiz şehirlerin toprağın katmanlarına sırlanmış hâtıraları gibi hatırlıyorum bu mekânı, bu ağacı...
Tanzimat, Meşrutiyet ve çok partili cıvımanın Türk devlet geleneğindeki onbin senelik şahsiyeti kaybettirdiği bir vakıa! Son otuz senedir de politikacılar,...
Dünya denen çukur kaç kere doldu boşaldı. Dini kaynaklar Nuh tufanından hareketle bu çukurun suyla dolmasından bahsederler. Hadisenin en çarpıcı yönlerinden...
(23.6.1901 - 24.1.1962) Doğ. ve Ölm.: İstanbul Çeşitli ortaokul ve liselerde okuduktan sonra İstanbul Edebiyat Fakültesi'ni bitiren Ahmet Hamdi Tanpınar, liselerde.
Hayat bana durmayı, düşünmeyi, tartmayı, gerekiyorsa ondan sonra konuşmayı öğretti.Sonra dostluğu, kardeşliği, nefes almayı;Kendime, çevreme, dünyaya, rüyaya, insanlara bakmayı;Sonra kelimeleri,...
Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...
Prof.Dr. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ Türk tarihi ve Türk Edebiyatı tarihi yanında Türkiye’de modern hukuk ve iktisat tarihinin kurucusu olan araştırmacı, bilim...
Saadettin YILDIZ[1] 1.3.2.Filozof-Mütefekkir Ziya Gökalp, çocuk denecek yaşta fikir sancıları çekmiş; kafasına takılan birçok soruya karıştırdığı kitaplarda da doyurucu bir cevap bulamamanın...
Kadim zamanlardan günümüze kadar gelip kesintisizce geleceğe dek sürüp gitmekte olan Dünya Türklüğünün bugünümüze en yakın nüvesi Göktürk Kağanlığı dönemidir.