Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  
unlem(Terim ve Tanım, Tasnif, Ünlem Olan Kelimeler, Söz Dizimi ile ilgili sorunlar)

Yazılı ve sözlü anlatımda özel bir yeri ve işlevi olan ünlemler (ünlem edatları), dilimizdeki kelime türlerinden biridir. Ünlemlerin anlatımda özel bir yeri vardır, çünkü duyguları, heyecanları, sevinçleri en yalın ve en keskin bir biçimde aktarmağa yardımcı olurlar. Özel bir işlevi vardır, çünkü çoğu zaman birkaç cümle ile anlatılabilecek durumlar bir ünlem ile dile getirilebilir.

Ünlemlerin bir başka özelliği dillerin doğuşu ile ilgili teorilere kaynaklık etmeleridir. Bilindiği gibi bazı bilginler dilin doğuşunu ünlemlere dayamış, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemlerin sonradan kelimelere dönüştüğünü, çeşitli kavramları karşıladığını ileri sürmüşlerdir[1].

Dilimizde özel bir yeri ve işlevi olan, dillerin doğuşuna kaynaklık ettiği ileri sürülen ünlemler, ne yazık ki dil bilgimizin en az işlenmiş konularından biridir. Bildiğimiz kadarıyla ünlemler üzerine monografik bir çalışma yapılmamıştır. Metin üzerindeki dil bilgisi çalışmalarında ünlemler çoğu zaman ihmal edilmiş, bazen de birkaç cümle ile geçiştirilmiştir. Dil bilgisi kitaplarımızda ise, neredeyse en az yer ünlemlere ayrılmıştır.

Dil bilgisi kitaplarında ünlemlerin ele alınış ve tasnif şekillerinin farklılıklar göstermesi, bu alanda çalışan bilim adamlarımızın konuya yaklaşımlarını da etkilemiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında ünlemler, edatlar içerisinde yer alan bir kelime türü olarak değerlendirilmiş; bazı dil bilgisi kitaplarında ise ünlemler ayrı bir kelime türü olarak ele alınmıştır. Bu görüşler sorgulanmadan, araştırılmadan, tartışılma­dan günümüze kadar etkilerini sürdürmüşlerdir. Kelimelerin tek tek ele alınıp türlerinin belirlenmesinde de farklı yaklaşımlar görülmektedir. Bir kelimenin aynı anlam ve görevde kullanılmasına rağmen bir dil bilgisi kitabında ünlem olarak, bir diğerinde zarf olarak, bir başkasında da edat olarak gösterilmesi bir başka sorundur. Dil bilgisi kitaplarındaki bu farklılıklar hiç şüphesiz ilköğretim ve lise kitaplarına yansımış ve böylece sorunun boyutları gelecek kuşaklara da taşınmıştır.

Bu sebeple, Türk Gramerinin Sorunları adıyla yapılan tartışmalar dizisine ünlemlerin de eklen­mesi son derece yararlı olmuştur. Türkiye Türkçesindeki ünlemleri bütün yönle­riy­le ele alıp, sorunları ortaya koyarak, tartışmak ve ortak doğrularda uzlaşmak Türk dilciliği açısından hayırlı olacaktır.

Toplantının amacına ulaşması, konunun bütün yönleriyle tartışılmasına bağlıdır. Tartışmayı ünlemlerle ilgili konularda belirli bir sıraya göre yapmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz. Bu sebeple belirlediğimiz sorunları maddeler halinde sıralayacak; görüş farklılıklarını, belirleyebildiğimiz eksiklikleri dile getirmeğe çalışacağız. Ancak, sorunların sadece bizim belirlediklerimizle sınırlı kalmayacağını da biliyoruz. Değerli meslektaşlarımızın ünlemlerle ilgili bizim göremediğimiz sorunları ve eksiklikleri gündeme getirerek tartışmamıza daha geniş bir bakış açısı kazandırmalarını bekliyoruz.

Şimdi, farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler ile eksik kalan yönlerden kaynak­la­nan sorunları maddeler halinde ele alarak incelemeğe çalışalım.

TERİM VE TANIM
Bugün dil bilgisi kitaplarımızın hemen hemen tamamında ünlem terimi kullanılmaktadır. Osmanlıcada kullanılan nida terimi bugün yerini artık ünleme bırakmıştır.

Başvurduğumuz kaynaklarda ünlemin tanımı hemen hemen aynı ifadeler, hatta aynı kelimeler kullanılarak yapılmıştır. Ünlemin tanımı konusunda farklı yaklaşımlardan veya farklı tanımlardan kaynaklanan önemli bir sorun bulunmamakla birlikte, bu tanımın kapsamına giren kelimelerin belirlenmesinden kaynaklanan tanımla ilgili bazı sorunlar dikkati çekmektedir.

Ele aldığımız çalışmalarda tanımda öne çıkan unsurlar; ünlemlerin insanların çeşitli duygularını ifade eden seslerden, seslenmelerden, hitaplardan, taklit (yansıma) seslerden, cevaplardan (onaylama veya ret), işaret kelimelerinden oluşudur.

Muharrem Ergin, bilindiği gibi ünlemleri edat bölümünde ele alırken ünlem edatları başlığını kullanmış ve ünlem edatlarını şu şekilde tanımlamıştır:

Bunlar his ve heyecanları, sevinç, keder, ıztırap, nefret, hayıflanma, coşkunluk vs. gibi ruh hallerini; tabiat seslerini, seslenmeleri; tasdik, red, sorma, gösterme gibi beyan şekillerini ifade eden edatlardır[2].

Ergin’in bu genel tanımı içerisine insanların çeşitli duygularını anlatan kelimeler; tabiat taklidi kelimeler; seslenmeler; cevap, soru ve gösterme bildiren kelimeler girmektedir. Ergin, bu genel tanımın içerisinde yer alan türleri ünlemler, seslenme edatları, sorma edatları, gösterme edatları ve cevap edatları olmak üzere beş alt başlıkta incelemiştir. Muharrem Ergin’e göre ünlemler his ve heyecanları ifade için içten koparak gelen edatlar veya tabiattaki sesleri taklit eden edatlardır. Hitap edatları, seslenme edatlarıdır; sorma ifade eden ve soru için kullanılan edatlar sorma edatlarıdır; birini, bir şeyi göstermek için kullanılan, işaret sırasında başvurulan edatlar gösterme edatlarıdır; tasdik veya red ifade edenler ise cevap edatlarıdır.

Tanımlamalardan sonra Ergin, ünlemler ve seslenme edatlarının asıl ünlem edatları olduğunu; sorma, gösterme ve cevap edatlarının ikinci derecede ünlem edatları olduğunu bildirir[3].

Edatlar üzerine değerli bir çalışması bulunan Necmettin Hacıeminoğlu da, ünlemleri edat kapsamına almıştır. Hacıeminoğlu; soru edatları, çağırma-hitap edatları, cevap edatları, ünlemler, gösterme edatları bölümlerinde tanımlar yaparak örnekler verirken bunları Ergin gibi ünlem edatları başlığı altında toplamamıştır. Hacıeminoğlu, ünleme edatları terimini sadece ünlemler için kullanmıştır[4]. Takdir, temenni, dua, hayret, teessür, pişmanlık ve benzeri duyguları, heyecanları ifade etmek için kullanılan kelimeleri ünlem[5] olarak tanımlayan Hacıeminoğlu, bu tanımın içerisine almadığı seslenme ve hitapları çağırma-hitap edatları bölümünde ele alır. Bunlar isimlerden veya unvanlardan önce gelerek hitap hareketini bilhassa belirtmekten başka hiçbir anlamı olmayan kelimelerdir[6].

Jean Deny, ünlü eseri Türk Dili Grameri'nin kelime (kelâm) kısımlarının dördüncü ayrımını edatlara ayırarak birinci bahiste ilgiçleri (edatları), ikinci bahiste bağlaçları, üçüncü bahiste ise nidaları (ünlemleri) ele almıştır[7].

Ahmet Topaloğlu Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü’nde ünlem için genellikle tek başına anlamı olmayan, ancak seslenmeleri; korku, sevinç, şaşkınlık, acıma gibi ruh hallerini; yasaklama, tasdik, gösterme gibi hususları ifade eden kelime türü. tanımını kullanır[8].

Ünlemin kapsamı içerisine duygu anlatımını; tabiat taklidi kelimeleri; seslenmeleri; tasdik, red, sorma; gösterme gibi kelimeleri alan bir başka tanım Tuncer Gülensoy'undur: Bir duyguyu (his, heyecan, sevinç, keder, ıztırap, nefret, hayıflanma, coşkunluk, üzüntü), bir düşünceyi anlatan veya bir tabiat sesini, seslenmeleri; tasdik, red, sorma, gösterme gibi beyan şekillerini ifade eden edatlardır[9].

Tahsin Banguoğlu, başlı başına bir kelime türü olarak aldığı ünlemi, bir duyuşu, bir dileği canlı bir şekilde ve bazan tek başına anlatmaya ve bir kimseye seslenmeye yarayan kelimeler olarak tanımlar[10].

M.Kaya Bilgegil, çeşitli duygu ve arzularla zaptolunamayan heyecanları yüklenen, bazan örneği tabiatta bulunan ve anlatım kabiliyeti bir cümleninkine denk olabilen insan ses, çığlık ve sözleri şeklinde tanımlıyor ünlemi[11].

Gramer Terimleri Sözlüğü’nde Zeynep Korkmaz; konuşanın korku, sevinç, acıma, şaşkınlık gibi her türlü duygu ve heyecanını etkili ve kısa bir biçimde anlatmaya, seslenmeye, çağırmaya yarayan kelime veya kelimeler olarak ünlemi tanımlamaktadır[12].

Kononov ise ünlemi duyguları anlatmağa yarayan kelimeler şeklinde tanımlamıştır[13].

Türkçe Sözlük’te ünlemin tanımı, türlü duyguları anlatan veya bir doğa sesini yansıtan kelime şeklindedir[14].

Tahir Nejat Gencan ünlemi, coşkunun söze dönüşmesiyle, yani bir coşkunun etkisiyle içten kopup gelen; sevinç, korku, üzüntü, acı, şaşma... duygularını canlı canlı anlatmaya yarayan kelimeler olarak tanımlamıştır[15].

Nurettin Koç, çeşitli duyguları anlatan, çağrı, buyruk yasaklama gibi özel durumları bildiren veya bir doğa sesini yansıtan kelimeler olarak ünlemi tanımlıyor[16].

Burhan Paçacıoğlu ünlemi; korku, sevinç, üzüntü, hayret, acıma gibi duyguları ifade eden, seslenişleri karşılayan veya tabiat taklidi sesleri yansıtmağa yarayan kelimeler olarak tanımlıyor[17].

Neşe Atabay, İbrahim Kutluk ve Sevgi Özel'in hazırladıkları Sözcük Türleri'nde ünlemler kimi zaman sevinme, kızma, korku, acıma, şaşma gibi ansızın beliren duyguları, kimi zaman da birtakım doğa seslerini yansıtmaya yarayan sözcükler olarak tanımlanmaktadır[18].

Haydar Ediskun da ünlemleri, bir heyecanın etkisiyle ağzımızdan çıkarak duygularımızı canlı bir biçimde anlatmaya yarayan kelimeler olarak tanımlıyor ve ünlemlerin genel olarak, insanın herhangi beklenmedik bir olay, görülmedik bir yaratık karşısında konuşamaz duruma geldiği anda ağzından çıkıveren ses ya da sesler olduğunu belirtiyor[19].

Türkiye Türkçesi adlı kitabında Fuat Bozkurt, ünlemleri duyguları ya da doğa seslerini yansıtmaya yarayan kelimeler olarak tanımlıyor ve bunların sevinme, kızma, korku, acıma, şaşma ve benzeri duyguların anlatıma yansıması olduğunu belirtiyor. Bozkurt, her ne kadar bu tanımın içerisine emir, dilek bildiren kelimelerin ünlem olabileceğini almamışsa da bu tanımın yukarısında dilek, emir anlatımlarının da ünlem olabileceğini yazmaktadır[20].

Sıraladığımız tanımlar değerlendirildiğinde terim ve tanım ile ilgili sorunlar kendiliğin­den ortaya çıkmaktadır:

Tanımlarda görüldüğü gibi, ünlem terimi üzerinde birlik bulunmaktadır. Terim olarak bütün tanımlarda ünlem'in kullanılmasına rağmen ünlem edatları, ünleme edatları, seslenme edatları gibi çeşitli terimlerin de kullanıldığı ve bu terimlerle ünlem'in kast edildiği görülmektedir.

Tanımları gruplandırdığımızda ünlem tanımı içerisine;

1) Duyguları ve heyecanları bildiren kelimelerin, seslenmelerin ve hitapların, yansıma kelimelerin alındığı[21],

2) Duyguları ve heyecanları bildiren kelimelerin, seslenmelerin ve hitapların alın­dığı[22],

3) Duyguları ve heyecanları bildiren kelimelerin ve doğa sesini yansıtan keli­melerin alındığı[23],

4) Duyguları ve heyecanları bildiren kelimelerin alındığı[24],

5) Ünlem edatları tanımı içerisinde olmak üzere; duyguları ve heyecanları bildiren kelimelerin, seslenmelerin ve hitapların, onaylama, ret, sorma, gösterme gibi açıklama kelimelerinin, yansıma kelimelerin alındığı[25],

görülür.

Bu sorunlar kısmen tasnif ve kapsam bölümünde ele alınacaktır ama, terim ve tanımı ilgilendirdiği için bazılarını bu bölümde de tartışmanın yararlı olacağı görüşündeyiz.

Ünlem başlı başına bir kelime türü olarak mı, yoksa bir edat türü olarak mı tanımlanmalıdır?

Ünlem edatları gibi genel bir terime ve tanıma gerek var mıdır? Böyle bir terim ve tanım karmaşaya yol açmakta mıdır?

Seslenme edatları ünlemlerin tanımı içerisine alınarak, ünlemlere dahil edilebilir mi?

Bu durumda terim ve tanımla ilgili sorunları birleştirerek şu şekilde tartışmaya açabiliriz: Ünlem terimi ve tanımı hangi tür kelimeleri kapsayacak şekilde ve nasıl yapılmalıdır; onaylama, ret, sorma, gösterme, emir bildiren kelimeler bu kapsama dahil edilmeli midir ?

ÜNLEMLERİN KELİME TÜRLERİ İÇİNDEKİ TASNİFİ VE KAPSAMI
Dilimizdeki kelime türlerinde ünlemlerin ya edatlar içerisinde bir kelime türü ya da başlı başına bağımsız bir kelime türü olarak ele alındığı bilinmektedir. Terim ve tanım konusunu incelerken bu konudaki görüşleri yukarıda sıralamıştık. Yeniden aynı görüşleri bu bölümde sıralamak istemiyor ve yukarıda belirttiğimiz görüşler doğrultusunda sorunu şu sorularla ortaya koyuyoruz:

Ünlem bağımsız bir kelime türü olarak mı ele alınmalıdır, edatlar içerisinde mi değerlendirilmelidir ?

Bilindiği gibi edatlar tek başına anlamı bulunmayan, sadece dil bilgisi açısından görevleri bulunan kelimeler olarak tanımlanmaktadır[26]. Edatların bir başka özelliği çekime girmemeleridir. Edatlar kelime yapımına da elverişli değildir; ancak isimle­şen­lerinden kelimeler yapılabilir[27].

Tek başına anlamı bulunmayan görevli kelimeler olarak tanımlanan edatlar içerisine ünlemler de katılmalı mıdır ? Ünlemler sadece görevli kelimeler midir ? Ünlemler anlam bildirmez mi?

Ünlemlerin çeşitli duygu ve heyecanları anlatma özelliği bulunduğu, hatta çok kez ünlemlerin anlatım kabiliyetinin bir cümleye denk olduğu[28], göz önüne alınacak olursa ünlemlerin anlamsız ama görevli bir kelime türü olan edatlarla birlikte değerlendirilmesi doğru mudur?

Dillerin doğuşu teorilerine kaynaklık etmesi[29], insanlık tarihinin en eski kelimelerinden olmaları, bazen tek başına cümle değeri taşımaları[30] sebebiyle ünlemlerin anlamsız ama görevli kelimeler ile birlikte değerlendirilmesi mümkün müdür?

Ünlem bağımsız bir kelime türü olarak değerlendirildiğinde de şu sorunlar karşımıza çıkar: İsim, sıfat, zamir, zarf, fiil gibi kelimelerin sahip olduğu özelliklere ünlem sahip midir ? Bağımsız kelimeler çekime giren, yapım eki alabilen kelimelerdir. Ünlem ise bu özelliklere sahip midir ? Ünlem olarak kullanılan kelime çekime girememekte, yapım eki alamamaktadır. Tek başına ve ünlem olarak kullanılışında ünlemler çekimlenemezler, ancak bir ünlem isim gibi kullanılabilir ve o zaman yapım eki alıp çekime girebilir. Bu durumda kelime artık isim haline gelmiştir. Bu özellikleri göz önüne aldığımızda ünlemleri bağımlı bir kelime[31] türü olarak değil de bağımsız bir kelime türü olarak ele almak mümkün müdür ?

ÜNLEMLERİN KENDİ İÇİNDEKİ TASNİFİ
Ünlemlerin tasnifi konusunda az çok bir ortak yaklaşım söz konusudur. Bu konudaki temel ayrılık ve sorun, ünlem tasnifinin ünlem edatları başlığı altında mı yapılacağı veya ünlemi bağımsız bir kelime türü olarak kabul edip ünlem olan kelime türlerine göre mi yapılacağıdır.

Ünlem edatları başlığı altında bu kelime türünü ele alan araştırmacıların ünlemler, seslenme edatları, sorma edatları, gösterme edatları, cevap edatları şeklinde bir tasnif yaptıklarına değinmiştik. Bu tasnifte ünlemler ile seslenme edatlarının asıl ünlem edatları olduğu belirtilirken sorma, gösterme ve cevap edatlarının ikinci dereceden ünlem edatları olduğu anlatılmaktadır. İkinci derecedeki ünlem edatlarının da ünlem karakteri taşıdığı özellikle belirtilmektedir[32].

Ünlemi bağımsız bir kelime türü olarak ele alan araştırmacılar ise ünlemleri yapıları bakımından ele alarak asıl ünlemler, ünlem olabilen kelimeler ve yansımalar şeklinde üç grupta incelemişlerdir[33].

Banguoğlu, asıl ünlemleri duyuş ünlemleri ve soruşturma ünlemleri olarak iki grupta toplamıştır. Duyuş ünlemleri, doğrudan doğruya konuşanın duyuşlarını ve kendisine ait dileklerini açıklamaya yarayan ünlemler olarak tanımlayan Banguoğlu, soruşturma ünlemlerini ise eydilenin ilgisini çekmeye, onu çağırmaya, eğilimini, düşüncesini anlamaya, onu teşvik etmeye, doğrulamaya veya reddetmeye yarayan kelimeler olarak belirlemektedir[34]. Benzer bir tasnifi Deny, Gencan, Atabay ve diğerleri, Koç yapmıştır[35]. Deny, çağrılı nidalar ve dokunaklı nidalar[36] başlıklarıyla ele aldığı ünlemleri kendi içinde de gruplandırmıştır. Çağrılı nidalar grubunun alt başlıkları asıl çağrılı nida, pekiştirimli edat, zarflık edat, bağlaçlık edat şeklindedir. Buna karşılık diğer dil bilgisi kitaplarında bu şekilde bir tasnif yapılmamıştır.

Ünlemin kendi içindeki tasnifinde ortaya çıkan sorunları şu sorularla tartışmak istiyoruz:

Ünlem edatları olarak genel grupta ele alınan türleri, ünlemin kendi içerisinde bir tasnifi olarak kabul edebilir miyiz? Sorma, gösterme, cevap edatlarını ünlem olabilen kelime türleri; ünlemlerle seslenme edatlarını asıl ünlemler olarak tasnif edebilir miyiz? Bu tasnif, terimde bir karmaşaya yol açar mı?

Ünlem bağımsız bir kelime türü olarak ele alındığında yapılan tasnifte asıl ünlemler, ünlem olabilen diğer kelimeler ve yansımalar şeklindeki gruplandırma yeterli midir? Asıl ünlemlerin tasnifi konusunda bir birlik varken, ünlem olabilen kelimeler başlığı altındaki tasnifin sınırlarının iyi çizilemediği görülmektedir. Ünlem olabilen kelimelerin tasnifi neye göre ve hangi sınırlar içerisinde yapılmalıdır? Özel adların, zamirlerin, zarfların, sıfatların, emirlerin, ikilemelerin, deyimlerin ünlem olabilme şartları var mıdır ? Bunların ünlem olması; konuşmada vurgu, tonlama, uzun ünlülü olarak söyleme gibi ses bilgisi özellikleri; yazıda ise ünlem işareti, uzun ünlü karşılığında birkaç harf kullanmak veya uzunluk işaretiyle yazmak gibi yazı özellikleri ile sağlanabilir mi ? Özellikle yazılı anlatımda, bunun yazarın tercihine bırakılmış bir durum olduğu belirtilmeli midir? Yazıdaki ünlem işareti, ünlem olabilen kelimeleri belirleyici bir özellik ise, ünlem işaretinin konulmadığı cümlelerde ünlem kullanılıp kullanılmadığı neye göre belirlenecektir?

İçinde herhangi bir ünlem bulunmamasına rağmen kalıplaşmış anlatımların, soru cümlelerinin, eksiltili cümlelerin ünlem cümlesi olarak kullanılması durumunda bu cümlede ünlem olabilen kelime aranacak mıdır ? Yoksa cümlenin tümü mü ünlem kabul edilecektir ? Bu durumda ünlem olabilen kelimelerden ayrı olarak ünlem olabilen cümleler başlığı altında cümleleri sınıflandırmak mümkün müdür ?

Ünlemler duygu, heyecan, üzüntü, korku bildiren kısacası anlam bildiren kelimeler ise; bu anlamlara göre bir sınıflama yapmak gerekli midir ? Üzüntü bildiren ünlemler ayrı, sevinç bildiren ünlemler ayrı, heyecan bildiren ünlemler ayrı, korku bildiren ünlemler ayrı, sıkıntı bildiren ünlemler ayrı olarak tasnif edilmeli midir? Yoksa içten gelen duyguları anlatan ünlemleri bir grupta, dışa dönük ünlemleri bir grupta tasnif etmek yeterli midir ?

Yazılı ve sözlü anlatımda kullanılış şekline göre hemen hemen bütün kelimeler ünlem işlevinde kullanılabileceğine göre, ünlem olabilen kelimeleri ünlem başlığı altında ele almak yerine, bunun sadece bir anlatım özelliği[37] olarak görülmesi mümkün müdür ? Asıl ünlemler dışında ünlem olabilen kelimeler şeklinde bir tasnife ihtiyaç var mıdır ?

Çekimli fiillerin ünlem alarak kullanılışında ortaya çıkan anlatım şekli, dil bilgisi kitaplarının pek azında ünlem bölümünde ele alınmıştır. Özellikle ikinci kişi şart çekiminde kişi ekinden sonra gelen ünlemin ses uyumlarına da uyarak kelimeye ekleşmesiyle ortaya çıkan teşvik edici, evetleyici, aşırı istek bildiren bir emir anlatımı ünlemin tasnifinde yer almalı mıdır ?

ÜNLEM OLAN KELİMELER
Terim ve tasnif ile ilgili sorunlarda kısmen değindiğimiz ünlem olan kelimeler konusunu bu bölümde ayrı olarak ele almak ve kelimeler üzerinde ayrı ayrı durmak istiyoruz.

Asıl ünlemler başlığı altında ele alınan ah!, ay!, be!, ha!, hey!, hop!, oh!, oo!, uf! vb. kelimelerin ünlem oluşu konusunda tam bir ittifak bulunmaktadır. Bu nedenle söz konusu kelimeler üzerinde pek fazla durmak istemiyoruz. Ancak, bu ünlemlerin anlamlarının kullanılış yerine göre ayrı ayrı belirlenmesinin yararlı olacağı görüşün­deyiz. Genellikle asıl ünlemler için bir anlam verilmiştir. Söz gelimi, aman kelimesi dil bilgisi kitaplarında daha çok yardım istendiğinde kullanılan bir ünlem olarak belirtilmiştir. Oysa aman ünleminin Türkçe Sözlük'te[38] yedi farklı kullanılışı belirlenmiştir[39]. "Aman Allahım!" cümlesinde yardım isteme, "Aman, bir daha yapmam!" cümlesinde bağışlanma, "Aman, ona söylemeyin!" cümlesinde rica, "Aman, bu lâflardan bıktık !" cümlesinde usanç ve öfke, "Aman, çocuğa iyi bakın!" cümlesinde dikkat uyandırma, "Aman, ne güzel şey!" cümlesinde çok beğenme, "Aman efendim bana öyle şeyler söyledi ki donakaldım" cümlesinde şaşma bildirmektedir. Elbette bu anlamların ortaya çıkmasında cümledeki diğer kelimelerin anlamlarının da yeri vardır, ancak ünlemin anlamını sadece bir kelimeyle sınırlamanın doğru olmadığı düşüncesindeyiz.

Ünlem olan kelimeler konusunda farklı yaklaşımlar ve değerlendirmeler olduğu görülmektedir. Önceki bölümlerde ele aldığımız dil bilgisi kitaplarımızın bir bölümünde ünlem edatları başlığı altında ele alınan kelime türlerinden ünlemler ile seslenme edatlarını asıl ünlem edatları olarak tanımlarken sorma, gösterme ve cevap edatlarını ikinci dereceden ünlem edatı sayılmıştır. Ancak, diğer araştırmacılara ve kaynaklara göre bu kelimeler ünlem bölümünde ele alınmamaktadır. Bir başka kelime türü iken ünlem olabilecek kelimeler başlığı altında incelenen bu kelimeler ünlem edatları başlığı altında yer almalı mıdır ? Örnek kelimelerden yola çıkarak sorunu ortaya koymağa çalışalım:

Hani, acep kelimeleri Türkçe Sözlük'te[40] ve dil bilgisi kitaplarımızın bir bölümünde[41] zarf olarak belirtilmiştir. Bazı dil bilgisi kitaplarında[42] ise bunlar ünlem edatları başlığı altında sorma edatları olarak adlandırılmıştır. Bu kelimeler, doğrudan ünlem edatı olarak mı adlandırılmalıdır, yoksa bunların da niçinkelimesi gibi aslında zarf olduğu, yerine göre cümlede ünlem olarak kullanılabileceği mi belirtilmelidir ?

İşte kelimesi de Türkçe Sözlük'te ve dil bilgisi kitaplarımızın büyük bir bölümünde zarf türünden bir kelime olarak belirtilmiştir. Bu kelime de ünlem edatları bölümündeki gösterme edatları başlığı altında mı gösterilmelidir, cümledeki kullanışa göre ünlem olabilecek kelimeler bölümünde mi ele alınmalıdır ? Bu kelime Türkçe Sözlük'te zarf olarak gösterilirken halk ağzında aynı anlam ve işlevde kullanılan na, nah gibi kelimeler de doğrudan ünlem olarak adlandırılmıştır[43]. Na, bir tane daha ! örneğinin verildiği bu maddede kelime tamamen işte anlamında kullanılmıştır.

Evet, hayır, yok, peki, hayhay gibi kelimelerin bazı dil bilgisi kitaplarımızda[44] ünlem edatları başlığı altındaki cevap edatları bölümünde toplanırken Türkçe Sözlük'te ve diğer dil bilgisi çalışmalarında[45] zarf olarak adlandırılmıştır. Bu kelimeler zarf olarak adlandırılıp ünlem olabilen kelimeler bölümünde mi değerlendirilmelidir yoksa doğrudan doğruya ünlem edatları bölümündeki cevap edatları başlığında mı ele alınmalıdır ? Halk ağzında evet anlamında kullanılan he bazı kitaplarda[46] ünlem olarak alınırken Türkçe Sözlük'te bu kelimenin zarf olduğu belirtilmiştir. Benzer durum hayır karşılığındaki cık'ta görülmektedir. Konuşma dilinde ve halk ağzında sıkça kullanılan bu kelime ünlem midir, zarf mıdır ?

Banguoğlu'nun ünlemleşen fiiller[47] başlığı altında ele aldığı e !, a! ünlemlerinin (vocatifin) şart ekinin 2. kişilerinde kullanılan şekilleri dil bilgisi kitaplarımızın büyük bir bölümünde yer almamaktadır. Bu kullanıştaki e !, a ! ünlemleri asıl ünlemler midir, yoksa ünlem olabilen şekiller midir ? Bunlar birer ünlemse, ünlem işareti kullanmak gerekli midir ? Şart 2. kişi çekimindeki bir kelimeye eklendi­ğin­de fiili ünlemleştiriyorsa, bu kelime türüne ne ad verilmelidir ? Bu çekim şekli dil bilgisi kitaplarımızda fazla ele alınmamıştır. Bu şekil, dil bilgisi kitaplarımızın hangi bölümünde veya bölümlerinde işlenmelidir ?

Deminden beri söylesene.

Baksanıza müsyü memur, bundan sonra yine vapur vardır ? [48]

Baksan a şuna. Münasebetsiz...[49]

Hemen her kelimenin ünlem olarak kullanılabildiği yaptığımız küçük bir tarama çalışmasıyla ortaya çıkmıştır. Meselâ: bilet !, sakallı !, dürüm dürüm !, valide !, itiyorlar !, vb... Konuşma dilinde diğer kelimelerden farklı tonda ve vurguda söylenen, farklı ünlü uzunlukları, ünsüz ikizleşmeleri ve durguları ortaya çıkan bu kelimeler değişik anlatımlar da bildirebilmektedir. Söz gelimi vay ! ünlemi, derin üzüntü, sevinç, tehdit, okşama bildirebilmektedir[50]. Söyleyiş özelliklerinden hangi kelimenin ünlem olarak kullanıldığını ve ünlem olan kelimelerin de hangi anlam da kullanıldığı kolaylıkla belirlenebilir. Ancak aynı kolaylık yazıda yoktur. Asıl ünlemlerin hangi anlamlarda kullanıldığı sözün gelişinden anlaşılır.

Ünlem olabilen diğer kelimelerde ise bu durum tamamen yazarın tercihine kalmıştır. Bazen yazarlar, içerisinde ünlem bulunan cümlelere de ünlem işareti koymamaktadır. Yazar herhangi bir kelimenin ünlem olarak kullanıldığını belirtmek isterse, ünlem işaretini koymaktadır. Noktalama işaretlerinin kullanılmadığı dönemlere ait tarihî metinlerin yayımlarında da tercih, tamamen metni hazırlayan kişiye ait olmaktadır.

Bu noktada şu soruları da sormak istiyoruz: Ünlem olabilen kelimeler için bir sınır çizmek mümkün müdür ? Böyle bir sınır çizmeye gerek var mıdır ?

SÖZ DİZİMİ İLE İLGİLİ SORUNLAR
Bilindiği gibi, bir ünlem (veya ünlem edatı) ve bir isim unsuru ile kurulan kelime grubu ünlem grubu(öbeği) olarak adlandırılmaktadır[51]. Ünlem (ünlem edatı) başta, isim unsuru sonda olmakta ve her iki unsur da eksiz olarak birleşmekte; ünlem (ünlem edatı) tek kelime halinde isim unsuru ise bir isim veya isim yerine geçen bir kelime grubu halinde bulunabilmektedir[52]. Ey Türk gençliği !, A beyim !, Be birader !, Hey Allahın kulu ! vb... Ünlem grubu kuruluşunda esas ünlemlerin görev aldığı bilinmektedir. Cümlede ünlem grubu cümle dışı unsur olarak adlandırılmaktadır[53].

Ünlem grubundan daha büyük kelime birlikleri, daha doğrusu bir ünlem cümlesi var mıdır ? Kalıplaşmış kullanışlar, ünlem anlatımı veren cümleler için bir terime ihtiyaç var mıdır ?

Bazı dil bilgisi kitaplarında soru cümlesi gibi ünlem cümlesi de bir cümle türü olarak yer almakta, içinde ünlem veya ünlem değeri bulunan söz dizileri ünlem cümlesi olarak adlandırılmaktadır[54]. Ancak, bu cümle türü daha çok yapı ile ilgili sınıflama içerisinde değil, anlam ile ilgili sınıflamalar içerisinde yer almaktadır. Bu konunun belki de cümle bilgisi ile ilgili olarak yapılacak bir tartışmada ele alınması doğru olur, ama konumuzu ilgilendirdiği için tartışmamızda ünlem cümlesi ile ilgili düşüncelerin dile getirilmesinin yararlı olacağı düşüncesindeyiz. Böylece ünlemlerle ilgili hiçbir konu boşlukta kalmayacaktır.

Şu cümleleri ünlem cümlesi olarak kabul etmek mümkün müdür ?

Allah ikbalini artırsın ! Kal iki gözüm ! Lâzım olursa gece de kal ![55]

Size altı ay mühlet ! Beyinizle istediğiniz gibi eğleniniz ! İsterseniz sokağımdan bile geçmeyiniz ![56]

Allah aşkına sus ![57]

-Sıkışmadan kendimi bir atayım !

-Oo !... Bizden önce davranmışlar !...

-Anlaşıldı !

-Herifteki enseye bak ! Dürüm dürüm !...[58]

-Baksan a şuna.. [59]

Ünlem cümlesinin varlığı kabul edildiğinde ve cümle bilgisinde bir ünlem cümlesi türü yer aldığında bu cümlenin unsurları nasıl belirlenmelidir ? Ünlem veya ünlem grubunun tamamı cümle dışı unsur olduğunda, ünlem cümlesinin tamamı da cümle dışı unsur mu olacaktır, yoksa herhangi bir cümle gibi unsurlarına ayrılacak mıdır ? Bir soru cümlesinde ünlem veya ünlem grubu bulunduğunda bu cümle nasıl adlandırılacaktır ?

Kalıplaşmış anlatımlardan veya deyimlerden oluşan ünlem grupları veya ünlem cümleleri unsurlarına nasıl ayrılmalıdır ?

Galiba şeytan tüyü var herifte, Allah belâsını versin ![60]

Sizin tuzunuz kuru ![61]

Soru cümlesi iken ünlem anlatımında kullanılan ve soru işareti yerine ünlem işareti taşıyan cümleler soru cümlesi mi, yoksa ünlem cümlesi mi kabul edilecektir ? Bu cümlelerin unsurlarına ayrılması nasıl olacaktır ?

«İster misin biz halef selef el ele vererek bir ağızdan “Ey gaziler...” şarkısını çağıra çağıra memleketten çıkalım !» diyordu.[62]

Sende hiç akıl yok mu ! Sen aptal mısın !

İçerisinde ünlem türünden bir kelime veya kelime grubu olmasına rağmen yazarın ünlem işaretini kullanmaması durumunda bu cümle ünlem cümlesi kabul edilecek midir ?

Vah, vah.... Sizi yine rahatsız ettik.[63]

Bana ayrılan süre içerisinde ünlemle ilgili olarak belirleyebildiğim sorunlar bunlardır. Yönlendirmede bulunmamak için sorunları sadece sorularla ortaya koymağa, farklı görüşleri aktarmağa çalıştım. Kendi görüşlerimi ise, sorunların tartışılması sırasında dile getirmeğe çalışacağım.



Prof.Dr. Şükrü Halûk Akalın



[1] Prof.Dr.Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil 1, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara, 1987, ss.96-97

[2] Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, İstanbul, 1972, 349-352

[3] Ergin, age, s.352

[4] Necmettin Hacıeminoğlu, Türk Dilinde Edatlar, Devlet Kitapları, 2. baskı, İstanbul, 1974, s.VIII

[5] Hacıeminoğlu, age, s.293

[6] Hacıeminoğlu, age, s.284

[7] Jean Deny, Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi), Çev. Ali Ulvi Elöve, Maarif Vekâleti yayını, İstanbul, 1941, s.676

[8] Ahmet Topaloğlu, Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü, 1. baskı, Ötüken yayınları, İstanbul, 1989, s.149

[9] Tuncer Gülensoy, Türkçe El Kitabı, Kayseri, 1994, ss.130-131

[10] Tahsin Banguoğlu, Türkçenin Grameri, 3. basılış, TDK yayını, Ankara, 1990, s.396

[11] M.Kaya Bilgegil, Türkçe Dilbilgisi, 3. baskı, Dergâh yayınları, İstanbul, 1984, s.229

[12] Zeynep Korkmaz, Gramer Terimleri Sözlüğü, TDK yayını, Ankara, 1992, s.157

[13] A.N. Kononov, Grammatika Sovremennogo Turetskogo Literaturnogo Yazıka, Moskova, 1956

[14] Türkçe Sözlük, yeni baskı, TDK yayını, C.II, Ankara, 1988, s.1535

[15] Tahir Nejat Gencan, Dilbilgisi, 4. baskı, TDK yayını, Ankara, 1979, s.479

[16] Nurettin Koç, Yeni Dilbilgisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1990, s.208

[17] Burhan Paçacıoğlu, Türk Dili ve Kompozisyon, Sivas, 1994, s.92

[18] Neşe Atabay, Dr. İbrahim Kutluk, Sevgi Özel, Sözcük Türleri, (Yöneten ve yayıma hazırlayan Prof.Dr.Doğan Aksan), Türk Dil Kurumu yayını, Ankara, 1983, s.181

[19] Haydar Ediskun, , s.322

[20] Fuat Bozkurt, Türkiye Türkçesi, Cem yayınevi Kültür dizisi, İstanbul, 1995, s.316

[21] Paçacıoğlu, age, s.92; Koç, age, s.208;

[22] Korkmaz, age, 229; Bilgegil, age, s.229; Banguoğlu, age, s.396; Deny, age, ss.676-705

[23] Türkçe Sözlük II, s. 1535; Atabay ve arkadaşları, age, s.181; Hacıeminoğlu (ünlem tanımında), age, s.292

[24] Ediskun, age, s.322; Gencan, age, s.479; Kononov, age; Ergin (ünlem tanımında), age, s.349;

[25] Ergin, age, s.349; Topaloğlu, age, s.149; Gülensoy, age, s.130;

[26] Ergin, age, s.348; Hacıeminoğlu, age, s.V;

[27] Ergin, age, s.348

[28] Bilgegil, age, s.229

[29] Aksan, gy.

[30] Bilgegil, age, s.239

[31] Bağımlı kelime; tek başına anlamı olmayan ve çekime girmeyen, cümle içinde öbür kelime ve kelime öbekleri arasında çeşitli ilişkiler kurmağa yarayan kelime olarak tanımlanmaktadır. Bkz. Topaloğlu, age, s.33

[32] Ergin, age, ss.351-352

[33] Banguoğlu, age, ss.397-402; Atabay ve diğ., age, s.184; Ediskun, age, s.322;

[34] Banguoğlu, age, s.398

[35] Deny, age, s.676; Gencan, age, s.479; Atabay ve diğ., age, s.184; Koç, age, s.209

[36] Ancak ilgili bölümde bu terim yerine dokuncalı nidâlar terimi kullanılmıştır. Bkz. s.700

[37] Bozkurt, age, s.316

[38] TDK, Türkçe Sözlük, Yeni baskı, TDK yayını, C.1, s.61, Ankara, 1988

[39] Bozkurt, bu anlamlardan beş tanesini eserinde vermiştir. bkz. age, s.317

[40] Türkçe Sözlük, Yeni Baskı, TDK yayını, Ankara, 1988;

[41] Bozkurt, age, s.288

[42] Ergin, age, s.350; Hacıeminoğlu, age, ss.269-283

[43] Türkçe Sözlük, c.II, s.1067

[44] Ergin, age, s.351; Hacıeminoğlu, age, s.291;

[45] Banguoğlu, age, s.372

[46] Banguoğlu, age, s.399

[47] Banguoğlu, age, s.401

[48] Ahmet Rasim, Eşkâl-i Zaman, Millî Eğitim Bakanlığı yayını, İstanbul, 1992, s.67

[49] Ahmet Rasim, age, s.66

[50] Banguoğlu, age, s.396

[51] Ergin, age, s.390, Banguoğlu, age, s.518; Leyla Karahan, Türkçede Söz Dizimi -Cümle Tahlilleri-, Akçağ Yayınları, Ankara, 1991, s.27

[52] Karahan, age, ss.27-28

[53] Ergin, age, s.401; Karahan, age, s.28

[54] Koç, age, s.425; Gencan, age, s.86; Bozkurt, age, ss.314-315

[55] Namık Kemal, İntibah, (Çev. Mustafa Nihat Özön), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1971, s.55

[56] Namık Kemal,age, s.146

[57] Namık Kemal, age, s.154

[58] Ahmet Rasim, age, s.113

[59] Ahmet Rasim,age, s.66

[60] Reşat Nuri Güntekin, Değirmen, 10. Baskı, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1985, s.116

[61] Güntekin, age, s.69

[62] Güntekin, age, s.122

[63] Güntekin, age, s.116

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME

ŞEHSÜVÂR-I CİHÂNGÎR-FÂTİHNÂME Turgut GÜLER Ötüken Yayınları, 2015 Cihângîr Tûğlar -Selîmnâme- kitabıyla edebiyat ve târîh severlere büyük bir şölen sunan...

BİRLEYEREK OLUŞMAK

Aktif Düşünce Yayıncılık Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile yapılmış olan bir dizi sohbetten oluşan bu eser, on iki başlık altında çağın problemlerini, kültürel,...

ÇAĞDAŞ KÜRESEL MEDENİYET

Sayfa Sayısı:  248 sayfaKağıt Cinsi:  2. hamurKapak Cinsi: Karton kapakEbat:  16.5x23.5Basım Tarihi:  08-2006Baskı:  3ISBN:  978-975-7032-92-2"Tarihte topyekûn...

KARASİ YÖRÜKLERİ

Kitap, Karasi Beyliği topraklarına karşılık gelen alanda, yerleşik hayata geçirilen Yörüklerin 16. Yüzyıldan 19. Yüzyıl sonlarına kadar) nüfusu, ödemiş...

OYSA CEMİYET HAYÂTI DENİLEN BU ÇAĞD

Saliha MALHUN

Hiç sizi yaralayanı, öldürmek isteyeni, elinin çamuruna, yüzünün karasına bakmadan affettiğiniz oldu mu? Hayır mı?  “Sevgiyi senden öğrendim…” diyor şarkılar…...

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM

Özcan TÜRKMEN

Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim: Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün...

TANPINAR’LA SANAL SOHBET

Metin SAVAŞ

Tanpınar’la bahar mevsiminin herhangi bir hafta sonunda, herhangi bir İstanbul köşesinde, diyelim ki Fatih itfaiyesinin önündeki parkta buluşmak için...

TANPINAR’IN PARİS’İ

Prof.Dr.Muharrem DAYANÇ

Türk aydınının Paris sevdasının kökleri çok derinlere iner. Genelde Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi ile başlatılan bu sevda hemen her dönemde kendisine yeni...

PROF.DR. Hasan Onat İle Söyleşi: “D

Sayın Prof.Dr. Hasan Onat ile “Din”in Anlam ve Önemi, İslam’ı Doğru Anlıyor muyuz, İnsanlar niçin Cemaatlere İhtiyaç Duyar, Türkiye’de İslam Anlayışı ve İslam’ın Geleceği...

PROF.DR. RAHMİ KARAKUŞ İLE FELSEFE VE

Değerli Hocamız Prof.Dr. Rahmi Karakuş ile “Felsefe, dünya görüşü, ideoloji, Türk düşüncesi, bir Türk felsefesi ortaya konulabilir mi, imkânlar, prensipler,...

DİVAN EDEBİYATINDA VE YENİ TÜRK EDEB

Tehzil, Arapça “hezl” kökünden türetilmiş bir kelime olmakla beraber kapsam olarak hezlden daha dar bir manayı içerir.Hezl, divan edebiyatında gülmece ve alay...

ÂŞIK ŞİİRİNİN SİYASALLAŞMASI Ü

Bu bildirimizde söz konusu edeceğimiz siyasallaşmanın ne anlama geldiğini ya da bizim siyasallaşmadan neyi kastettiğimizi açıklayabilmek için Cumhuriyet...

ALFABE MÜELLİFİ AHMET HİLMİ GÜÇL

Küçüklüğümden beri en büyük idealim olan "Gazetecilik" mesleğine atılmam "Alfabe Müellifi" Ahmet Hilmi Güçlü Hocanın tavassutu ile mümkün olmuştu. Hocanın o...

ACIKAN KURT

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış....

ÖMER SEYFETTİN - ACABA NE İDİ?

Çıkardıkları gün hemen geri döndüğü Toptaşı Tımarhanesinden Cabi Efendiyi kabul etmemişlerdi. O vakit, bilincini yitirdiği geçen dört sene zarfında gidip...

İSTANBUL’UN EDEBİYAT MAHFELLERİ

Pera’da, Cadde-i Kebir çevresine dağılmış yüzlerce meyhaneden çoğu sanat erbabı tarafından mahfel olarak kullanılmış, mekân sahipleri de bu unvanla anılmaktan...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Bağlama, Türk’ün gönül dünyasının aynasıdır. Telli tezeneli bağlamanın sesiyle önce titrer kalpler. Adı; yörelere ve boyutlarına göre kopuz, cura, saz,...
Bizde "vatan" kavramı çok eskidir. Tarihin derinliklerinden gelen Kök tengrige men ötedim / Senlerge biremen yurtum sözleri, en...
Gerçekten insaf, vicdan ve adalet güzel, içinde ne olursa olsun "sır" olarak taşınanları ister silâh, ister ilaç isterse eşek ölüsü...
Kadim şehirler başlarını ulu dağlara, ovalara, denizlere ve nehirlere yasladıkları günden beri kalbinde mânâ yoğuracak kelimeler mayalamış. Kelimeyi; yâni İnsanı,...
Tabloda bir hoca…Arkasındaki kütüphanede hadis, siyer, fıkıh ve tefsir gibi okunmayan, okunsa da anlaşılmayan, ezberlense de unutulan cilt cilt kitapların...
Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizden Âşık Paşa’nın kimliğini oluşturan...
  Onüçüncü yüzyıl Anadolusu, tasavvuf ve düşünce tarihimizde önemli bir aşama, bir kaynak çağıdır. Selçuklu Devletindeki taht kavgaları, savaşlar, Moğol akınları,...
Egemen Çağrı Mızrak Kimdir? 1978 yılında doğumdu. Orta ve Lise öğrenimini Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’nde (İstanbul/Üsküdar) tamamladı. 2001 yılında Yıldız...
Oryantalist birikim ve mantığıyla kendisine kim olduğunu öğretmeye çalışan sosyal bilimlere, Batılı üstadlarına daimî zebun sosyal bilimcilere kezâ, bu toplum...
12 Ocak 1905 İstanbul’da dünyaya gelen Hüseyin Nihal Gümüşhane’nin Çiftçioğlu ailesine mensuptur. Babası, deniz makine önyüzbaşısı Hüseyin efendi oğlu deniz...
SESSİZTANBUL

SESSİZTANBUL

12.11.2017
İstanbul’daydım bugün yine… Biliyorum sana haber vermeliydim gelirken. Bana kendine bir iyilik yap ve İstanbul’a gel demiştin. Seninle olsak neler...
İnsanlık tarihiyle var olan “gündelik hayat”, tekrar eden işlerin, alışkanlıkların oluşturduğu rutin ve sıradan bir düzendir. Sosyal bilimlerin dolaylı olarak...
“Bugünkü Irak devletinin sınırlarını oluşturan topraklar Osmanlı idarî bölünmesindeki Musul, Bağdat ve Bas­ra eyaletlerini içine almaktadır. 1500 yıla yakın bir...
Bir ben vardır bende benden içerû” demiş ya büyük Yunus’umuz? Bugüne dek sanırdım ki, o ‘ben’in içindeki ‘ben’ bir adım içre...
Eski İstanbul’da, “Seyr-i Sefâin” ve “Şirket-i Hayriyye” isimli şehir içi vapur taşımacılığı yapan şirketler varmış. Bilhassa Osmanlı’nın son dönemleri ile...