Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 15 - 29 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

badeicmeTürk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğünde, “Şarap, içki” (TDK. 2005: 174) olarak tanımlanan “bade” terimi, Ġbrahim erşahinin “Halk Kültürü ve Edebiyatı Sözlüğü” adlı kitabında ise Şöyle tariflenmiştir: “ġarap, kadeh. // Ġlâhi aşk, muhabbet ve hakikat anlamlarında kullanılan bir tasavvuf terimi.” (erşahin, 2005: 52). Farsça kökenli bir sözcük olan badenin Arapça karşılığı ise Şaraptır. Mecazi manadaki karşılığı ise Şekir veren içki, sıvı biçimindedir. Ayrıca bade, sadece Şarap ve içki anlamının dışında birçok anlama gelir; Şerbet, lezetli su, mey gibi âşık edebiyatında görülmektedir. Ayrıca ġamanizmde de buna benzer yönler mevcuttur.

1.                  ÂŞIK EDEBİYATI

Âşık edebiyatı “âşık” adı verilen halk Şairleri tarafından oluşan, kaynağını islamiyet‟in kabulünden önceki sözlü edebiyattan alan, 15. Yüzyıldan itibaren yazıya geçirilmiş olan bir Edebiyattır.

Halk diliyle ve hece ölçüsüyle kurulan, saz eşliğinde söylenen Şiirlerden ve hikâyelerden meydana gelen bu edebiyata “âşık tarzı türk edebiyatı” da denilmektedir. Âşık edebiyatı, hem kişisel bir edebiyat olmakla beraber hem de bir gelenek edebiyatı olarak karşımıza çıkmaktadır. Âşık Edebiyatının ilk oluşumunda halk edebiyatı ürünleri daha çok ağırlık verilirken, sonraları klasik (divan) edebiyata ağırlık verildiği görülür. “âşık edebiyatı, “âşık tarzı Şiiirler” ve “Halk hikayeleri”nden oluşmakla beraber araştırıcılar bugüne kadar çoğunluklu “Şiirler” üzerinde durmuşlardır. / âşık tarzı Şiir adıyla andığmız manzum ürünler günümüze kadar “saz Şiiri”, “halk Şiiri” veya “âşık Şiiri” terimleriyle ifade edile gelmiştir.

Âşık edebiyatının verimleri, nazım-nesir karışık anlatıma dayalı halk hikâyeleri ile heceli ve aruzlu Şekillerle oluşturulmuş güzellik (güzelleme), yiğitlik (koçaklama), hiciv (taşlama), keder (ağıt), bilmece (muamma) öğüt (nasihatname, atasözü- öğüt destanı ) gibi pek çok konuda meydana getirilmiş Şiirler olarak ifade edilebilir. Âşıklar 17. Asırdan itibaren aruzu klasik Şiir formalarını da kullanmışlardır. Hatta Divan Şiiri etkisiyle oluşturdukları Şekillerde vardır. Bunlar divan (divani), selis, semai, kalenderi, satranç, vezni aher olarak ifade edebilir.” (erşahin, 2005: 39-40). Âşık adı verilen halk ozanlarınnın eserlerinden oluşan ve günümüze kadar varlıklarını devam ettiren âşıklar, halen günümüzde de varlığını ve önemini kormaktadır.

1.                                          Âşık Kelimesi ve Etimolojisi

Âşık ( Ş قشاع) kelimesinin kökeniyle ilgili araştırmalar yapılmış birçok görüş bulunmaktadır. Bu kelimenin ışık kelimesinden türediğini ve ya arap dilinden alındığını söyleyenler de vardır. Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü‟nde “âşık” terimi Şöyle tarif edilmiştir: “I., ar. Işk (bir varlığa karşı aşırı sevgi duyma, (bağlanma)tan âşık (bağlanan, birine karşı aşırı sevgi duyan, bağladığından başkasını görmeyen)” (TDES, 2004: 44).

Türk Dil Kurumu‟nun Türkçe Sözlüğü‟nde âşık: “1. Bir kimse veya bir Şeye karşı aşırı sevgi ve bağlılık duyan, vurgun, tutkun (kimse): “Âşık, âlemi kör, dört yanını duvar sanır.” –Atasözü. 2. İs. Sevişen bir çiften kadına oranla genellikle erkeğe verilen ad. 3. İs. Halk ozanı: “Dinleyin âşıklar benim sözümü / Felek yaktı kül eyledi özümü.” –Halk türküsü.” (TDK. 2005: 136).

Bekir ġişman ise “âşık” terimi Şu Şekilde verir: “Türk Dünyası Halkbilimi terimi olarak âşık; elinde sazı, dilinde sözü ile diyar diyar gezen, gittiği yerlerde irticalen Şiirler söyleyen, karşılaştığı âşıklarla atışmalar yapan, halk hikâyeleri anlatan, kültür taşıyıcılığı yapan, dili güzel kullanan, ulaklık görevi yapan, halkı belirli konularda zaman zaman uyaran sanatçı tipinin Anadolu‟daki adıdır. Âşıkların prototipi ise ozanlardır.” (ġişman, 2015: 316).

Görüldüğü gibi âşık, birşeye karşı aşırı sevgi, vurgun, tutkun, elinde sazı olan, dilinde sözü diyar diyar dolaşan, Şiirler söyleyerek atışmalar yapan, halk hikâyerleri anlatan, dili güzel kullanan ve halk arasında genellikle saz Şairlerine verilen bir ad olmuştur.

2.                                          Âşık Edebiyatında “Bade Ġçme” Motifi

Ġslamiyetten önce sözlü edebiyat geleneğinde Şaman, kam, baksı, ozan adını alan, müzisiyenlik, büyükcülük, hekimlik ve Şairlik gibi niteliklere sahip olan ve içinden çıktığı toplumun sözcüsü olan âşıkların yetişme Şekillerine incelediğimizde, yaşadıkları toplumsal muhite göre yetişenler, kendi var gücü ile ya da farklı amillerle yetişip âşık olanlar vardır. Âşıkların âşıklığa kavuşmada iki tür yol bulunur. Bunlardan birinci yol ustanın yanında yetişmesidir. Ġkincisi ise rüyada bade içerek âşık olmasıdır. Bu doluyu içenler badeli âşık olarak anılır.

Bade içme; rüyada bade ve pir motif kompleksi içerisinde aşamalı olarak gelişen, ilahi düşüncelerle yetenek kazanma ve ritüellerden oluşan ve âşıklığa geçişin başlangıç noktası olan bir olgudur. Bekir ġişman, “bade içme” tarifini Şöyle verir: “Bâde içme, kişinin gördüğü bir rüya sonucu âşık dediğimiz sanatçı tipine doğru evirilmesidir. Âşık edebiyatında rüya, kişinin özellikle irticalen Şiir söyleme yeteneği kazanmasında, dini bilgiler ile ilm-i ledünnü (gayb ve marifet ilmini) öğrenmesinde, kişinin âşıklık özelliklerini içselleştirmesinde ve sanatta terakkisinde önemli bir etken olarak kabul edilmektedir. Burada rüya, âşıklığa geçişte bir yöntem, bâde ise rüya içerisindeki enstrümanlardan biri olarak kabul edilebilir” (ġişman, 2015: 317).

“Bade içme” özellikle de âşık edebiyatının âşık tarzı Şiirinde sık sık karşımıza çıkmaktadır. Ama buna mukabil olarak bade ve bade içme motifi ve mazmunu halk ve divan Şiirinde birbirine çok

Benzemez. Divan Şiirinde bade bir çeşit Şarp veya içilen bir sıvıdır. Halk Şiirinde ise tam anlamıyla sıvıyı çağrıştırmayabilir. Çünkü Şarap anlamına gelen bade, tasavvuf edebiyatında “aşk” manasında kullanılır. Kelime anlamıyla Şarap, içki manasında olan “bade” halkbiliminde Şarap, içki gibi alkollü bir içecek manasında kulanılmayabilir. Ġerbet, su gibi içilecek bir sıvı olduğu gibi elma, nar, ekmek, üzüm, herhangi bir yiyecekte olur. Hatta ele verilen bir saz da bade olabilmektedir.

Ayrıca ġergiyye Heziyeva‟nın “Kars Âşıklık Geleneği ve Badeli Âşık” adlı çalışmasında badenin “hurma, Şeker, boncuk, at, saz, kitap veya yazılı bir kâğıt parçası âşık adayına rüyada sunulanlar arasında” olduğunu söyler (Heziyeva, 2010: 218). Bade içme görülen rüya sonucu manevi değişme uğramadır. Genellikle rüyalarda bade içme bir pirin ya da bir kız tarafında sunulabilir. Ġergiyye Heziyeva‟nın “Kars Âşıklık Geleneği ve Badeli Âşık” adlı bildiri metninde bade içme tasvirini verirken badenin bir peygamber, Hızır, Pir, âşık veya bire kız tarafından sunulduğunu bilgisini verir (Heziyeva, 2010: 218).

Mehmet Yardımcı ise bu konuyla ilgili değinerek Şöyle yazıyor: “âşıklar (ozanlar) rüya görmeden önce onları bu olaya hazırlayan bazı sebepler bulunur. Çıraklık, çevre, saz, söz, maneviyat olabileceği gibi sıkıntı ve ani depresyon vb. Sebeplerden sonras rüya görülmekte ve bade içilmektedir. Bade bir Pir, Üçler, beşler, Yediler, Kırklar, Hz. Ali, Hacı bektaş Veli gibi bir din ulusu tarafından içilir.” [1] Belirtmemiz gerekir ki, bade içme, rüya motifinin içerisinde yer alarak sıkı bir bağlantı ve geçişler arası bir kurula sahiptir. Âşık Edebiyatında görülen bu tarz karmaşık rüya motifi dört safhada oluşmaktadır. Bunlar:

  1. Hazırlık devresi
  2. Rüya 3. Uyanış
  3. İlk deyiş (Günay, 1984: 155).

1.                  Hazırlık Devresi: Bu safhada âşık ve maşukun bade içmeden önceki (âşık olmadan önceki) durumun ele alınan ilk aşamadır. Alirıza Koçak, hazırlık devresini Şu Şekilde ele alır:

  1. Çocuğun ve gençlik çağının Şartları.
  2. Karşılaşılan maddi ve manevi bir sıkıntı.
  3. Bir sıkıntı veya bir dilekle uykuya dalış. Uyunan yerler, kutsal sayılan mevkiler olabildiği gibi, ıssız ve uzak, kahramanın korku ve yalnızlık duyduğu herhangi bir yer de olabilir (Koçak, 2017: 31).

2.                  Rüya: Bu aşamada bir yerde (çeşme, hamam, mezarlık) uyuma, pir (aksakallı ihtiyar, derviş, Hz. Hızır) elinden bade içilmesi hadisesi görülür. Bu aşamayı Alirıza Koçak Şöyle değinir:

  1. Kutsal kişilerle kutsal sayılan bir yerde karşılaşma.
  2. Pir elinden bâde içme.
  3. Sevgilinin kendisi ile veya resmi ile karşılaşma.
  4. Kahramana pirler, bilmesi gereken gilgileri öğretirler.
  5. D) Kahramana bir mahlas verilerek deyiş söylenmesi istenir (Koçak, 2017: 31, 32).

3.                  Uyanış: Bu aşamada baygın halde yatan kahramanın saz sesini duyunca uyanması anlatılır.

  1. Koçak bu aşamayı Şu Şekilde verir:
    1. Kahraman kendi kendine uyanır; ilk fırsatta eline geçen bir saz ile başından geçenleri Anlatır.
  1. Kahraman bir süre (3, 6, 67, 20, 40 gün) baygın yatar ve ağzından burnundan kanlı
Köpükler gelir. Ehl-i dil bir kişinin sazının tellerine dokunması ile uyanır.

  1. Ya da kendi kendine uyanır ama bakışları, hali, tavrı bir acayiptir. Dünya ile ilgisi kalmamış gibidir. Herkes deli olduğunu kabul ederken, halden anlayan bir kişi sazının tellerine dokunarak âşık adayının çözülmesini (bu halden kurtulmmasını) sağlar. (Koçak, 2017: 32).

4.                  Ġlk deyiş: Bu aşama son aşamadır. Burada aşığın rüyada olanları Şiirle ifade eder. A. Koçak, bu aşamayı Şu Şekide açıklar: “Rüyasında âşıklığa ulaşan kişilerin uyandıkları zaman söyledikleri ilk deyişleri gördükleri rüyanın tasviridir. Bu ilk deyişlerde âşık, başından geçenleri naklettiği gibi ilk tapşırmasını da bu ilk deyişinin sonunda yapar.”(Koçak, 2017: 32).

Rüya sonrası âşık olma ile ilgili olarak diğer faktörler Şunlardır:

  • Peygamberin elinden bade içme,
  • Pirin elinden lokma yeme,
  • Pirin gösterdiği kıza âşık olma,
  • Uzatılan boş kadehi alma,
  • Uzatılan iki şişeden birini koklama, diğerindeki suyu içme,
  • Ġçilmediği halde sunulan dolunun etkisinde kalma,
  • Bir âşığın elinden dolu içme,
  • Bir kızın elindeki badeye uzanma,
  • Bir kıza âşık olma,
  • Bir dervişin kulağa bir Şeyler söylemesi,
  • Cebrail ve Mikail‟i görme,
  • Peygamber veya bir din ulusuyla beraber olma,
  • Askerî rütbeli birinden etkilenme,
  • Bir âşığı görüp etkilenme,
  • Hasta iken pirleri görüp etkilenme,
  • Türkü söyleme,
  • Gönül verilen kız tarafından öpülme (Kaya: 1994: 54-61).
Görüldüğü gibi âşıkların Şiire rüya sonrası başlamaları ve âşık olmaları sadece bade içme Şeklinde değil, farklı boyutlarda tezahür etmektedir. Belki de bu yüzden âşıklar, sebebi ne olursa olsun âşık olunarak uyanılan rüyayı “bade” olarak isimlendirmektedirler ve “bade” kendi arasında türlere ayrılmaktadır. Rüyada içilen bade iki türe ayrılır:

Er dolusu bade: Bu badeyi içenler âşıklık hassasını elde etmekle beraber, kahramanlık nitelikleri de kazanır, maşukası uğruna birçok mücadeleler yapar. Er dolu bade ile ilgili Amet Talat Onay Şöyle tariflemiştir: “âşıkların rüyalarında içtikleri bir bade türüdür. Er dolusu içen âşıklar kahraman, yiğit ve gözü pek kişi olurlar. Sevdiği için ölümle göğüs göğüse gelir. Maceraları kahramanlıkla doludur.” (Onay, 1996: 139)

Pir dolusu bade: bir güzele meftun eden badedir. Bundan içen, sevgilisi için bütün varını terk eder. Ona kavuşmak için, yıllarca dağ bayır dolaşır, çeşitli çilelere maruz kalır. Böylelerine; “badeli âşık” yahut “hak âşığı” denilir. “âşıkların içtikleri bade türlerindendir. Pir dolusu içen âşıklar cefa çekerler, sevdalara düşerler, sevgililerinin arkasından yanar tutuşurlar. Bunlar kahraman değillerdir. Vefâkâr ve fedâkâr âşıklardır. Ercişli Emrah, âşık Kerem, âşık Sümmâni, âşık ġenlik gibi.” (Yardımcı, 1998: 140) Badeli âşıklarla ilgili Metin Eke‟nin “Geçmişte Yapılan Âşık Atışmalarının Günümüzdeki Görünümü” adlı çalışmasında yazıyor ki: “Bâdeli âşıklar, rüyalarında Hızır‟ın elinden dolu içmişler, ondan sonra coşup, hemen deyişler, türküler söyleyip, sazı da o anda çalabilmişlerdir. Aşk hikâyelerinde sık sık sözü edilen “Buta Alma”, Ġslâm dininin rüyada da dinî ve sosyal bilgi aldıkları, peygamberlerin dahi rüyalarında telkinle eğitildikleri inancına paralel olarak, dinimize göre kız ve erkek konuşmasının kısıtlanması, yasaklanması ile Buta Alma‟nın izine sık sık rastlanıyor. Âşık Davut Sularî‟nin Bâdeli âşık olduğu söylenmektedir.” (Eke, 2010: 76).

Halk edebiyatında “bade içme” motifi daha çok rüya ve rüya sonrasında görülmekle beraber, halk hikâyelerinde ve halk Şiirinde sürekli karşımıza çıkmaktadır. Âşık Garip, ġah Ġsmail, Karacaoğlan ile Ġsmikân Sultan, Elif ile Mahmud, Melik ġah ile Güllü Hanım, Derdi yok ile Zülfü siyah, hurşit ile Mahmihri, Mahfiruz Sultan gibi birçok halk hikâyesinde rüya görme ve aşk dolusu içme motifine rastlanmaktadır. (Elçin, 2000: 24).

Bu edebiyat 15. Yüzyıldan itibaren biçimlenmiş olsa da oluşum yeri eski bir inanç sistemi olan Şamanizme dayandığını söyleyebiliriz. Ensar Aslan, bu konuyla ilgili Şöyle değinir: “ ġamanist inanç sisteminin ve toplumsal yaşam tarzının en önemli ihtiyacı ve temsilcisi olan Şamanın eğitimi, yetişmesi ve toplumdaki görevleri ile aşık edebiyatının temsilcileri olan aşıkların yetişmesinin ve aşık

1.                 Şamanizm

Ġamanizm, olgulara bir mana yüklemek ve olgular üzerinde hâkim olabilmek ereğiyle (maksadıyla) insan belleği tarafından, dünyanın farklı yerlerinde, farklı gölgelerinde özgür Şekilde oluşturan önemli yöntemlerden biri olması onu elzem kılmıştır. Ġamanizm eski inanç sistemlerinden biri olamakla beraber ne zaman ortaya çıktığı belli değildir.

1.                                          Şaman Kelimesi Ve Etimolojisi

Günümüzde “Şamanizm” olarak adlandırılan vu bu alandaki işlerle uğraşan din adamlarını ifade eden “Şaman” kelimesinin etimolojik kökeni üzerinde bugüne birçok araştırmalar yapılmıştır. Yapılan araştırmalar da “Şaman sözcüğü ile ilgili farklı görüşler ortaya atılmıştır. Bu görüşlerin bazıları Şu Şekildedir:

Michel Perrın‟e göre “Şaman” kelimesi: “Herkesin üzerinde uzlaştığı nokta, “Şaman” sözcüğünün Çin‟e kadar tüm Doğu Sibirya‟ya yayılmış Moğol dilbilim grubuna dâhil Tunguz diline (Evenki dili de denir) ait Çaman‟dan geldiğidir. Sözcüğün etimolpojisine ilişkin çok tartışmalı bir yaklaşım geliştirilmiştir: Ça‟dan -bilmek- türeyen, çaman “bilen insan anlamında” kullanılmıştır. Sözcüğün kökenine yönelik bir yaklaşım ise, Şamanın “sıçramak, dansetmek, çoşmak” anlamına gelen bir fiil kökünden türediğini varsaymaktadır. Ġaman sözücüğü günümüzde giderek, halk dilinin geçmişte büyücü, sağaltıcı, sihirbaz, ya da kâhin diye adlandırdığı, kısacası, “büyüsel yeteneklere” başvurduğu kabul edilen herkes için kullanıldığı kavramların yerini almaya yönelmiştir (Perrın, 2001: 16, 17).

Erhan Tuna, “Şaman” sözcüğü ile ilgili Şu Şekilde ifade eder: “Sihirbaz-hekim, büyücü manalarına gelen Şaman sözcüğü, Rusça üzerinden Tunguzca Şaman olarak kullanılmıştır. Fakat bu sözcük Sibirya ve Orta Asya halklarında değişik olarak anılır. Ġaman sözcüğü Yakutlar‟da Oyun, Moğollarda Bü, Büge ve Udugan, Yakutlar‟da kadın Şaman anlamına Udugan, Tatar Türkleri‟nde Kam, Altaylı‟larda Kam, Gam, Moğollarda Kami olarak kullanıldğını anlatır.” (Tuna, 2000: 11). Radloff‟a göre, “başlıca Altay, Teleüt, Lebed, ġor, ġagay, Koybal, Kaç, Küerik, Soyon, Kumandı ve Uygur ağızlarında geçer. Moğollar, Buryatlar ve Kalmuklar erkek Şamanlarına bö, böge Yakutlar oyun, çuvaşlar yum, Kırgız-Kazaklar bakşı, baksı ya da bahşı derler. Yakutlar ile Altaylılar kadın Şaman için Moğolca udugan (utahan, ubahan, ıduan) deyimini kullanırlar. Ancak Yakutçada hamma (kamla), “kamlık etmek” anlamındadır” (Radloff, 1889: 476) der.

“ġaman” sözcüğünün “kam” anlamında kullanıldığını belirten Sadettin Gömeç Şu ifadeleri kullanarak tasdikler: “Altay Türkleri tarafından bugün ġaman manasına "Kam" sözü kullanılmakta ve bu kelime bilindiği kadarıyla 5. Yüzyıldan beri yaşamaktadır. Avrupa'da hakimiyet kuran Hunlar zamanında Ata-kam ve EŞ-kam adlarında iki kişiden bahsedilmektedir. Yani Avrupa Hunlarının din adamlarına da Kam denilmekteydi.” (Gömeç, 1998: 40). Ensar Aslan‟a göre “Şaman” sözcüğü , “Hindistandaki Pali dilinde “Ruhlardan esinlenen kişi” anlamındaki “samana” sözcüğünden türediğini ve Sankritçede “Budacı rahip”, Mançu dilinde “oynayan, dans eden, iş yaparken sürekli hareket eden kişi” anlamlarında olduğunu söyler” (Aslan, s. 19). “Türk Mitolosi Ansiklopedik Sözlük”te ise “Şaman” sözcüğü: “başka bir dünyayla, gökteki varlıklarla veya genellikle göze görünmeyen ruhlar dünyasıyla insanoğlu arasında ilişkiyi sağlayan, aslında ise onların dünyadaki göze görünen temsilcisi olan bir güç.” (Beydili, Ercan, 2004: 509) olarak verilir.

Türk Dil Kurumu‟nun Türkçe Sözlükte “Şamanlık” (TDK, 2005: 1846) olarak geçen Şamanizm ile ilgili birçok tanımlar mevcuttur. Bunların birkaçını Şöyle sıralayabiliriz:

Yaşar Çoruhlu “Türk Mitolojisinin Ana Hatları” adlı eserinde “Şamanizm” tanımını Şu Şekilde verir: “ġamanizm milattan önceki yıllardan bu yana Türklerin ve çevrelerindeki toplulukların Ġç Asya ve Orta Asya‟da yaşadıkları bölgelerde uyguladıkları ve Şaman ya da kam adı verilen din adamları aracılığıyla gerçekleştirilen bir inanç ve uygulamalar bütünüdür.”(Çoruhlu, 2000: 15).

Mıchel Perrin‟e göre, “Şamanizm, insanın ve dünyanın özel bir tasarımını içerir. Ġnsanlar ile “Tanrılar” arasında özel bir olduğunu var sayar. Ġamana, her türlü dengesizliği önleme ve her türlü talihsizliğe karşı koyma işlevi yükler. Ġaman insanların başlarına gelen talihsizliklerin nedenlerini açıklamakla, bu sıkıntıların önüne geçmekle ya da acılarını yatıştırmakla yükümlüdür. Bu anlamda Şamanizm bir dizi eylemin altında yatan bir sıra fikirler bütünüdür.” (Perrin, 2011: 11) Bu tanımlardan yola çıkarak diyebiliriz ki, Şamanların toplumun zor zamanlarında, toplumun yanında yer alarak, onlara manevi destek veremesi ve tüm zorlukları aşarak önemli görevler üstlendikleri görülmektedir.

Bu konuyla ilgili Erkan ġimşek‟in türkçeye çevirdiği Nevill Drury‟nun “ġamanizm ġamanlığın Öğeleri” adlı eserinde, ġamanılığın bir görü (version) geleneği olduğunu, doğal dünyanın Tanrı ve imgeleriyle bağ kurmaya yarayan değiştirilmiş bilinç konumlarının eski bir kullanım pratikliği olduğunu vurgular (Drury, 1996: 19).

Ġslamiyet öncesinde yani ġamanizm döneminde de “ozan” geleneği vardı. Bu kişilere Şaman veya kam denilirdi. Daha çok dini törenleri yöneten kişilere kam denilirken ġamanlar ise hastalıkları iyileştiren, çılgınlıkları ve sara hastalıklarını yatıştıran, hastalara ilaç yapan, kötü ruhları kovan, ruhlarla iletişime geçen, ölülerin arkasından ağıtlar yakan kimselerdi. Ġlaç yapıp hastalıkları tedavi ettiklerinden dolayı “otacı” olarakta anılırlardı. [2]

Görüldüğü gibi islamiyet öncesinde ozan geleneğinde Şaman ve ya kam olarak adlandırdıklarını, dini törenleri yöneten kişiye “kam” denildiği, Şaman vaya kam kelimesinin anlamının “hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran hastalara ilaç yapan kimse” anlamında, “otacı” diye anıldıklarını görüyoruz.

Çünkü ġamanlar üstlendikleri görevler bakımdan halk arasında bir hekim, tabip gözüyle bakılırdı. “ġamanın Türkçedeki adlarından olan "kam" ve "bahşı"nın anlamı sözlüklerde "tabip, hekim" olarak geçiyor. Farsça'da anonim olan "Hü- dud el Alem" eserinde tabip olarak geçenlerin Türk Şamanlar olduğunu, F. Minorski ve L. Potapov onaylıyor. Çünkü Müslüman bir yazann Kırgız samanını "tabip" diye adlandırması doğaldır. Kırgızların ilk manasalan. Ġamanlar gibi tabiplik ederlerdi.” Bugün > unanlara verilen adlarda, onlann tabiplikle olan bağlan görünür. Türkistan samanlarına verilen "bahsı-baksi". "pala", "polbin" ve "parihon"» ilan arasında bir "tavup" (tabip) adınm da olması bu anlamda dikkat çekicidir.” (Beydili, 2004: 510, 511).Olmalarının birçok bakımdan benzeyip örtüştüğü dikkati çekmektedir. Her Şeyden önce ve önemlisi, Şamanın da aşığın da oluşum ve güç kaynağının ilahi oluşu, yani manevi güçlerden beslenmesidir.” (Aslan s. 17-18). Âşık edebiyatının âşıkları ile ġamanizmdeki Şamanların arasındaki benzer yönlerini ileride konularda bu mevzuya değineceğiz.



1.                                          Şamanlık Vasfını Kazanmada Sırra-Erdirici Hastalık ve Rüyalar (Şamanlığa Davet ve ya Şaman Olmak)

Ġaman olmak için belli başlı yollardan geçmek gerekir. Erhan Tuna “Şamanlık Oyunculuk” adlı yapıtında Şaman adayının belirmesi ve ardından Şamanlığa alınması için Şu iki yoldan geçmesi gerektiğini söyler: “Bunlardan birincisi kalıtsallıktır. Yani Şaman adayı, ġamanlığını miras yoluyla kazanır. Ġkincisi ise kendiliğinden kabul yoluyla (çağırılma ya da seçilme) ile olur.” (Tuna, 2000: 53). Mıchel Perrin ise “Şaman” olmanın üç yolu olduğunu söyler ve Şu Şekilde anlatır: “ ġamanlık mertebesine ulaşmanın üç yolu vardır. Bu üç yöntem kimi kez de birlikte varolurlar. Belirli bir sistem olmaksızın “Tanrısal” ya da “kendiliğinden” seçimle Şaman olunur. Ġamanlığa etkin bir arayış, belirli bir sistem sonucu ulaşır. Ya da Şamanlık miras yoluyla elde edilir, aile içinde kalıtsal olarak aktarılır.” (Perrin, 2011: 31, 32). Ġaman olmanın üç yolu Şu Şekildedir:

Şamanlığa doğru koşuş: Tamamen isteğe bağlı bu koşuş, daha çok savaşcı toplumlarda görülmektedir. Ġaman olmak isteyen belli bir düzen Şeklinde sınamalardan (eğitimlerden) tabii (sorumlu) tutulur. Burada önemli olan kişinin istekli olmasıdır.

Kendiliğinden seçim: Burada Şaman olmak isteyen kişinin “tanrılar” ve ya “ruhlar” tarafından belirlenir. “Seçime karar veren yardımcı ruhlar ya da öteki dünyanın varlıkları bu durumda alabildiğine çeşitli olabilir. Bazen öteki dünyanın tek başına etken olduğu böyle ispatlanmak istenir. ” (Perrin, 2011: 34). Daha sonra seçim aşamasınds Şaman olacak kişi belli bir eğitimden geçmesi ön koşuldur. Mircea Eliadeye göre, “Seçilme yöntemi ne olursa olsun, bir Şaman ancak iki yönlü bir eğitim alarak Şaman olabilir: 1-Esrime düzeyinde (rüyalar, kendinden geçme ve benzeri), 2-Gelenekler düzeyinde (Şamanlık teknikleri, ruhların adları ve işlevleri, klanın mitolojisi ve soyağacı, gizli dil vb.) Ruhlar ve eski usta Şamanlar tarafından üstlenilen bu çifte eğitim, bir sırra erdirme niteliğindedir” der.

((Eliade, 2006: 4). Ġaman adayının çağırılmasını belirleyen sırra-erme ritüeli (töreni) üç aşama Şeklinde gerçekleşir: acı çekme, ölme ve dirilme. “Bu tören, Şamanın ona yardım edecek olan ruhla nikâha girmesi Şeklinde de cereyan edebilir. Ġamanın canı ata ruhlan tarafından yedirilir, doyurulur ve yetiştirilir. Yeraltındaki ruhlar onu parçalara ayırdıktan sonra tekrar toplarlar ve diriltirler. ” (Beydili, 2004: 519).

Miras: “Miras kalan aslında Şamanlık değil, Şamanın ölümünden sonra oğlunun ya da aileden birinin Şamanlık gücünü aynı kaynaktan elde etme yeteneği veya eğilimidir... Kuzey Amerika 5 kabilelerinde hemen her yerde daha yaygın olarak kullanılan, "ruhları" kendiliğinden gelen bir deneyim (rüya, vb.) Yoluyla veya istemle peşinden koşarak elde etme yönteminden farklı olarak, bu "ruhların" babadan oğula aktarılması her zaman Şamanlık mirasının temeli olarak kalır. Eskimolarda ise Şamanlık oldukça nadir olarak kalıtsaldır.” (Eliade, 2006: 4).

Yukarıda görüldüğü gibi Şaman adayının Şamanlığa kabul aşamasında geçirdiği bazı eğitimlerle, deneyimler kazanarak Şaman olma vasfını tanrılar ve ruhlar tarafından verilirilerek hak kazanır.



1.                                          Şamanizde tanrılar ve ruhlar

“Ruhlar gibi kendisinin de göze görünmeden havada uçup dolaşabileceğine inanılan Şamanların dünya hakkındaki düşünceleri açık bir Şekilde mistik-dinsel ve mitolojik özellik taşır” (Beydili, 2004. 519). Ġamanlar, evrenin üç bölümden oluştuğuna inanırlardı (gök, yeryüzü, yeraltı). Üç bölümden oluşan evrende “Tanrılar” ve “Ruhlar” yaşarladı. Ġamanizde tanrılar ve ruhlar evrenlerine göre Şu Şekilde sıralanır:

1.                                                                  Gökyüzü tarıları ve ruhları: Ülgen, yayık, suyla, karlık, yıldırım tanrısı, savaş tanrıları ve yukarı dünyanın hastalık veren kötü ruhlarıdır. “Aydınlık olandır. Orada iyilik, güzellik ve mutluluk vardır. Tam anlamıyla bir cennet demektir. 17 kattan oluşmaktadır. En büyük Tanrı/ruh olan Ülgen, eşi ve çocukları ile kendisine bağlı iyi ruhlar orada oturur (Mömin, 2013: 84).

2.                                                                  Yer-su tanrıları ve ruhları: Yeryüzünde insanların yaşadıkları yerlerdir (Mömin, 2013: 84). “Yeryüzündeki dünyayı dolduranlar da insanlarla birlikte çok sayıda iye ve ruhlardır.” (Beydili, 2004. 519). Burada yaşayan tanrılar ve ruhlar: Yo Kan, Talay Kan, Umay, Ak-Ene ve Ana-Maygıl, dağ, taş, kaya ruhları, ataş ruhu, ev ruhlarıdır.

3.                                                                  Yer altı tanrıları ve ruhlar: “Yeraltı dünyasında ise insanlara zarar veren aaklı ruhlar mesken tutmuştur.” (Beydili, 2004. 519). “Karanlık olandır. 14 kattır. Kötülüklerin, bahtsızlıkların, çirkinliklerin hüküm yeridir. Bu nedenle cehennem demektir. Korkunç bir tanrı/ruh olan Erlik, ailesi ve ona bağlı kötü ruhlar yeraltında bulunurlar.” (Mömin, 2013: 84).

2.                                          Şamanlığa kavuşmada Kullanılan Kutsal Bitkiler

Dünyanın farklı yerlerinde Şamanların, ruhlarla iletişime geçebilmeleri için özel olarak hazırlanmış uyuşturucu bitki ya da ilaçları kullandığı görülmüştür. “ġamanlar “Ayahusca” denilen, özel bitki karışımından oluşan bir çay içerek ruhsal âlemle iletişime geçerler ve hastaların Şifalanması için bilgiler alırlardır. Bir bakıma bu çaya “bade” diyebiliriz. Dolayısıyla Ġslamiyet sonrasındaki bade içme geleneğinin, Şaman kültüründeki “ozan” geleneğini devamı niteliğindedir, denilebilir.”[3]

Ġamanizde kullanılan bu özel bitkiler, oldukça sakıncalı ve zehirlidirler. Bu bitkiler kullanan Şamanda bazı Şeyler görünmeye başlar. Örneğin, renklerin canlanması, ruhların görünmeye başlanması, törensel duayla beraber kutsal bitkilerin Şamana tanrı biçiminde görünmesi gibi doğaüstü vakaların Şamanda görülmesiyle beraber ve ona etki eder. Ġamanda kullanılan özel bitkiler Şunlardır: tütün, peyote (peyote kaktüsü), san pedro kaktüsü, sabah sefası (morning glary), psılocybe mantarları (kutsal mantarları), banısterıopsıs (orman asması ya da can asması) vb.

Tütün: Çimlenme ve büyüme döneminden bol su isteyen ve olgunlaşma döneminde sıcak ve güneşli iklimde yetişen bir bitkidir. Sarhoşluk etkiye sahip olan ve Şamanlıkta kullanılan bu bitki, özellikle Güney Amerikada kullanılır. “Doğu Perudaki yağmur ormanlarında yaşayan Campa Kızılderilileri, tütünle ayahuascayı Şamansal bir kutsama gibi birleştirirler, ancak tütünü kendi içinde bir güç kaynağı sayarlar. Gece yapılan kutsal ayinlerde tütünle Banisteriopsisin karşışmı Şamanın sesinin tüyler ürpetici (eerie) bir nitelik aldığı değiştirilmiş bilinç konumu yaratır. Ġarkı söylemeye

Başlandığında, Şamanın canı uzak bir yere gidebilir, ancak sözcüklerin kendileri ruhlardan gelmektedir. Bu kendinden geçme (trance) doğrudan iletişime izin verir. „ġaman Şarkı söylediğinde o sadece ruhun söylediği Şarkıyı tekralanmaktadır.” (Drury, 1996: 100-101).

Peyote kaktüsü: Meksika ve çöl ikliminde yetişen ve içinde narkotik madde olan bir tür kaktüs bitkisidir (uyuşturucu ilaç). Bu kaktüsü kullanan kimsede, panik atak, depresyon, intihar girişimleri vs. Yan etkileri görülmektedir. Bu kaktüs, Avrupalılar tarafından Amerika‟da bulunmuştur. Ġlk sanrısal bir bitki olarak bilinmektedir“Pyote çok değişik etkiler yaratabilen, karmaşık sanrısal bir bitkidir. Peyotenin temel alkaloid bileşeni meskalin‟dir, ancak aşağı yukarı ayrı psikoatif içerir. Onu kullananlar, canlı renkli imgeler, nesnelerin etrafında parıldayan auralar, hafiflik duygusu, aynı zamanda işitme ve dokunmayla, ilgili alışılmamış duygular deneyimlerler” (Drury, 1996: 87).

San Pedro Kaktüsü: Güney Amerika bölgesinde ve yetişen bu kaktüs, o bölgenin en eski büyü bitkisi olarak bilinir. “Peru ve Bolivya daki Şamanlar bu kaktüsü ruhlarla bağ kurmak, hastalıkları iyileştirmek, büyünün tehlikelerini önlemek ve fal bakmak için kullanırlar.” (Drury, 1996: 103).

Psılocybe Mantarları (Kutsal Mantarları): Bu bitki Meksika gölgesinde yetiştirilmektedir. Ġaman mantarlarının içinde en değerli olanıdır. Bu mantarlar, nemli iklim bölgelerinde yetişir. “Psılocybe mantarının yarattığı sarhoşluğun özellikleri canlı ve renli sanrılar ve alışılmamış işitsel duyulardır. Ġkinci özelliğinden dolayıdır ki, Maztekler bu mantarların konuştuklarından saygıyla söz ederler (Drury, 1996: 87).

Sabah Sefası (Morning Glary): Aztekler tarafından“ololiuhqui” olarak bilinen ve tanrı durmunda olan bir bitkidir. Sıcak iklime sahip olan bölge ve yörelerde yetişir. Tarlılarla iletişim kurmak ve onkardan haber almak için bu bitki kullanırlardı. “Ġspanyol hekim Francisco Hernandez, 1651 yılında Aztekler hakkında yazdığı bir yazıda “rahipler tanrılarla ilişki kurmak için onlardan haber almak isterse, bir sabuklama (delirium) durumuna girmek için bu bitkiyi yerlerdi. Binlerce görü elde eder, Şeytansı sanrı nöbetlerine girerlerdi.” (Drury, 1996: 95).

Banisteriopsis: “orman asması” ya da “can asması” olarakta bilinen bu bitki ılıman iklimlerde yetişir. G. Amerika bölgesinde yetişen ve oranın en kutsal bitkisi olarak kabul edilmektedir. Ġamanların Metafizik yoluyla atalarının ruhlarını ya da yardımcı ruhlarla iletişime geçmek için bu asmanın kabuklarını kaynatarak içki yapılırdı. Genellikle bu içki “hastaların canlarını iyleştirmek için, ruhlara büyünün nedenlerini sormak ya da – büyü sırasında – kara büyücünün, biçim değiştirip, birine zarar vermek için bir kuş ya da başka bir hayvan haline gelmesine olanak vermek amacıyla kullanılırdı.” (Drury, 1996: 98).

3. ŞAMANLARIN ŞAMANLIĞA KAVUĠMA HADİSELERİ ĠLE ÂŞIKLARIN ÂŞIKLIĞA KAVUŞMA HADİSELERİ ARASINDA BAZI BENZER YÖNLER

Kadim Türk halklarında, ölen bir kişinin arkasından çeşitli törenler ve dini ritüeller yapılırdı. Sığır, Şölen ve yuğ denilen bu dini ve av törenlerinde, “Şaman”, “kam”, “baksı” ve “ozan" olarak adlandırılan sanatçılar, koşuklar, sagular ve ilahi ezgiler söylerlerdi. Daha Zamanla bu çok yönlü Şair sanatçıların görevleri ve alanları birbirinden ayrılmış, farklı kollara ayrılmışlardır. Örneğin, dinsel mevzuları din adamları, büyü mevzuları büyücü ve ya falcılar, müzisyenlik de ozanlar vs. Bu da gösteriyor ki, Şaman adayı ile âşık adayının aynı gelenek içerisinde geldiğinin göstergesidir.

Âşıkların ilahi kaynaklar yoluyla âşıklık vasfını kazanması, daha önce ġamanizmde gördüğümüz genç Şaman adayının, duyulur dünyanın dışına çıkarak kendinden geçmesi, yani Şaman olabilmek için geçirdiği vecit nöbetlerinin benzeri ve gelenek içerisindeki bir devamı niteliğindedir. Ġaman adayı vecitler sırasında acılar çekerek, acayip sesler çıkarır, kendinden geçererek bayılır, tanrılarla ya da ruhlarla iletişime girer. Değişim geçirerek bilinçdışı dediğimiz insan ruhunun, baskı altında tutulan isteklerle bunlara bağlı düşüncelerin oluşturduğu, bilince ulaşılmayan bölümü ile doğrudan ilişki kurar. Daha sonra durgun hale gelerek, davul veya tambur çalar, ilahiler söyleyerek bilinmeyenden ve gelecek ile ilgili her türlü bilgi verir.

Âşıkların rüya görme ve bade içme hadisesinde âşık adayı uyandığında geçirdiği depresyon, Bilinçaltına odaklanmış, düş hali, ağzından köpük gelmesi vs. Şamanizme paralel göstermesi yukarıda belirtiğimiz gibi aynı gelenekten besleyip çıktığının bir kanıtıdır. Belirtmemiz gerekir ki, birisi

Ġamanist diğeri Ġslam mistisizmi ile örülü ritüel ve pratiklerdir. Ġamanların Şamanlığa kavuşma hadiseleri ile âşıkların âşıklığa kavuşma hadiseleri arasında bazı benzer yönler maddeler halinde aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:



Tablo 1.



® şaman adayları genellikle mağara, orman gibi toplumdan uzak yerlerde ruhlarla iletişim kurarlardı.

® şamanlarrın Şamanlığa kavuşmada kulladığı bitkilelerin etkisiyle bir tanrı, ruh veya ruhların yardımcıları aracılığıyla Şamanlık vasıflarına kavuşurlardı.

® şamanlar iradeleri dışında görelendirilen kişilerden oluşurdu.

® şamanlar tanrılarla veya ruhlarla ileşime geçtiklerinde kendilerinden geçerek ağızlarından köpükler gelirdi.

® şamanlarda bu baygınlık durumu, günlerce sürebilirdi. Bu baygınlık durmu “kimliksizlik” hali de denilebilir.

®âşık adaylarının ise mezarlık, pınar başı, cami gibi kutsal yerlede uyuyup kaldıkları ve rüyalarında kutsal kişiler (pirler, dervişler vs) ile iletişime geçerlerdi.

®âşıkların kendilerinden geçerek ve bu esnada bir pirin, dervişin, kızın vs. Vs. Ellerinden bade içerek âşıklık vasıflarına kavuşurlardı.

®Badeli âşıklar iradeleri dışında bade içme hadisesini yaşıyorlardı.

®Ozanlık ve âşıklık vasfını kazanacak olan kişi, dayak yeme, yorgunluk, ruhsal rahatsılık gibi kendilerinden geçip baygınlık geçirirlerdi.

®Bu baygınlık durumu günlerce sürebilirdi.

Yukarıda maddeler halinde sıraladığımız gibi Şamanizdeki Şamanların ve âşık edebiyatındaki âşıkların toplumsal ihtiyaç sonucunda ortaya çıktığını ve hazırlık dönemi, esrime-baygınlık-trans hali ve eğitim süreci gibi aşamalarda irdelediğimiz Şaman adayının izlediği yol ile âşık adayının izlediği yol paralel biçimde biribirlerine benzeyip örtüştüğünü görüyoruz. Bu durum âşık geleneğinin, Şaman, baksi ve ozanın devamı olduğunu yani Şamanizme dayandığı sonucunu ortaya koymaktadır.



SONUÇ

Âşık edebiyatı “âşık” adı verilen halk Şairleri tarafından oluşan, kaynağını islamiyet‟in kabulünden önceki sözlü edebiyattan alan, 15. Yüzyıldan itibaran yazıya geçirilmiş olan bir edebiyattır. Halk diliyle ve hece ölçüsüyle kurulan, saz eşliğinde söylenen Şiirlerden ve hikâyelerden meydana gelen bu edebiyata “âşık tarzı türk edebiyatı” da denilmektedir. Bilindiği gibi islamiyetten önce sözlü edebiyat geleneğinde Şaman, kam, baksı, ozan adını alan kişiler tarafından dini törenler düzenlenirdi. Bu kişler, müzisiyenlik, büyükcülük, hekimlik ve Şairlik gibi niteliklere sahiplerdi ve bunu bir ġamanizmin bir devamı olarak görülmektedir.

Ġslamdan önce Türkler farklı dinler kabul etmilerdir. Bunlardan birisi ise Şamanizmdir. Milattan öncelere dayanan bir inanç olarak karşımıza çıkan Şamanizm, Orta ve Kuzey Asya, Kuzey ve Güney Amerika‟da, Avustralya yerlilerinde, Endonezya‟da, Güneydoğu Asya, Çin, Tibet ve Japonya‟da da görülmüştür. Ġaman kelimesinin kökenine bakılacak olursa “Sihirbaz-hekim, büyücü manalarına gelen Şaman sözcüğü, Rusça üzerinden Tunguzca “Şaman” olarak kullanılmıştır. Lakin “Şaman” sözcüğü Sibirya ve Orta Asya halkları arasında farklı terimlerle anılır (ġaman sözcüğü, Yakutlar‟da Oyun, Moğollarda Bü, Büge ve Udugan, Yakutlar‟da kadın Şaman anlamına Udugan Tatar Türkleri‟nde Kam, Altaylı‟larda Kam, Gam, Moğollarda Kami vs.).

Ayin ve törenleri yapan, tanrılar-ruhlar-insanlar arasında aracılık yapma gücüne sahip olan Şamanın Şamanlığa kavuşmasında belli başlı yollardan geçmek gerekirdi. Bunlardan birincisi ġamanlığa doğru koşuş, ikincisi kendiliğinden seçim ve üçüncüsü ise miras yoluyla Şamanlık vasfı kazınılırdı. Fakat Şaman adayı bu aşamalar sırasında tütün, pyote kaktüsü vs. Gibi kutsal bitkileri kullanarak kendilerinden geçerek, ruhlarla iletişime geçerlerdi. Ġaman, toplumun dar zamanlarında aranan kişidir. Ġamanlar hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran hastalara ilaç yapan kimse Şeklinde anıldıklarını görüyoruz. Çünkü ġamanlar üstlendikleri görevler ve farklı hastalıklara tedavi etmesinden bakımdan halk arasında bir hekim, tabip gözüyle bakılırdı. Daha sonra

Bu çok yönlü olan kişilerin görevleri ve alanları birbirinden ayrılmış, farklı kollara ayrılmışlardır. Bu da aşamanizmin ve âşık edebiyatının aynı kaynaktan geldiklerini ve farklı kollara ayrıldıkları sonucuna varmış oluruz.

Hacı DAĞLI



KAYNAKÇA

ASLAN, Ensar (2009). Şamanizm ve Şamandan Aşığa İntikal Eden Trans Olgusu. Halkbilimi Dergisi: Prof. Dr.-,Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Ortaöğretim Sosyal Alanlar Bölümü. Dergipark.gov.tr/download/article-file/441899

BEYDĠLĠ, Celal (2004). Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük. Çeviri Eren Ercan. Ankara: Yurt Kitap-Yayın.

ÇORUHLU, yaşar(2000). Türk Mitolojisinin Ana Hatları. Ġstanbul: Kabalcı Yayınevi 169. DRURY, Nevill (1996). Şamanizm Şamanlığın Öğeleri. Çeviren Erkan ġimşek. Ġstanbul:

Okyanus Yayıncılık ve Yapımcılık.

ELÇĠN, ġükrü (2000). Kerem ile Aslı Hikâyesi. Ankara. Akçağ Yay.

EKE, Metin (2010). Geçmişte Yapılan Âşık Atışmalarının Günümüzdeki Görünümü. ACTA TURCICA Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi Online Thematic Journal of Turkic Studies, www.actaturcica.com Yıl 2, Sayı 1, Ocak 2010 “Kültür Tarihimizde yarış”, Editörler: Emine Gürsoy Naskali, Hilal Oytun Altun.

ELĠADE, Mircae. (2006). Şamanizm İlkel Esrime Teknikleri, çev. Ġsmet Birkan, Ankara: Ġmge Kitabevi.

Erġahġn, Ġbrahim (2011). Halk Kültürü ve Edebiyatı Sözlüğü. Ġstanbul: Yaylacık Matbaası. EYÜBBOĞLU, Ġsmet Zeki (2004). Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü. Printed in Turkey

Ġstanbul: Sosyal Yayınlar.

GÖMEÇ Sadettin (1998). Şamanizm Ve Eski Türk Dini. PAÜ. Eğitim Fak. Derg. 1998, Sayı:4. GÜNAY, Umay (1984). Âşık Edebiyatında Rüya Motifinin Tipleri ve Tahlili. Mehmet

Kaplan'a Armağan, Ġstanbul. 1984, s. 155.

HEZĠYEVA, ġergiyye (2010). Kars Âşıklık Geleneği ve Badeli Âşık. A.Ü.Türkiyat araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 44 ERZURUM 2010, 211-225.

KAYA, Doğan (1994). Sivas’ta Âşıklık Geleneği ve Âşık Ruhsatî. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları.

KOÇAK, Alirıza (2017). Âşık Şiirinde Rüya Motifi Bağlamında Mahtumkulu’nun “Turgıl Dediler” Şiiri. Dede Korkut Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı araştırmaları Dergisi Cilt 6, Sayı 13 (Ağustos 2017), s. 29-37 DOI: http://dx.doi.org/10.25068/dedekorkut122 ISSN: 2147 – 590, Samsun- Türkiye.

MÖMĠN Samire(2013). Şamanizm Ve Günümüzdeki Kalıntıları Uygur Toplumundaki Tabular Üzerine. ULAKBĠLGE, 2013, Cilt 1, Sayı 1. DOI: www.ulakbilge.com 10.7816/ulakbilge-01-01-05

ONAY, Ahmet Talat (1996). Türk Halk Şiirinin Şekil ve Nev’i (hzl. Cemal Kurnaz). Ankara: Akçağ yayınları.

PERRIN, Mıchel (2011). Şamanizm. Çeviren Bülent arıbaş. Ġstanbul: ġletişim Yayınları. Ġġġman, Bekir (2015). Günümüz Âşıklarında “Rüya Ve Bâde Motifi. Uluslararası Sosyal

Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 8 Sayı: 41 Volume: 8 Issue: 41

Aralık 2015 December 2015 www.sosyalarastirmalar.com ISSN: 1307-9581.

Türkçe Sözlük (2005). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları: 549.

  1. RadloffVersucht eines Wörterbuches der Türk-Dialecte, Petersburg 1889, II, s. 476.

TUNA, Erhan (2000). Şamanlık ve Oyunculuk. Ġstanbul: Okyanus Yayıncılık ve Yapımcılık.

YARDIMCI, Mehmet (1998). Başlangıcından Tekke Şiiri Âşık Şiiri Halk Günümüze Şiiri.

Ankara: Ürün Yayınları.

[1] Yardımcı, Mehmet. Âşık Edebiyatına Rüya Sonrası Âşık Olma (Bade İçme). Çukurova Üniversitesi araştırma Merkezi, http://turkoloji.cu.edu.tr

[2], [3] Kaynak: www.varoluş.com

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile