Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 9 - 17 dakika)
Bunu okudun 0%

kutadgu bilig

kutadgu bilig
Yusuf Has Hacib tarafından XI. yüzyılda yazılan Kutadgu Bilig, İslami dönem Türk kültürü ve dilinin bilinen ilk eserlerinden biridir. “Kutlu bilgi” anlamına gelen eser, siyasetname ve nasihatname niteliğine sahiptir. Öte yandan eser, geçiş döneminin ilk eserlerinden olması sebebiyle hem eski Türk edebiyat geleneğinin hem de İslami kültür çevresi edebiyatının izlerini taşımaktadır.

Eserin iki kültürel çevreden izler taşıması sosyokültürel bakımdan iki yönlü önem arz etmektedir. Bunlardan birincisi geleneksel olarak aktarılagelen değer ve algıları, bir “aktarıcı” göreviyle geleceğe taşımak; ikincisi ise yeni bilgi ve kültürel kaynak olarak İslami kültür çevresine ait değer ve algıları toplumsal alana yaymak ve kültürel inşa faaliyetinde bulunmaktır. Bir başka deyişle eser geleneksel olan ile zamana ait olanın kesiştiği bağlamın özelliklerini vermektedir. Yusuf Has Hacib, içinde yaşadığı topluma vermek istediği mesajları geçmişten gelen kalıplaşmış zihinsel kodlar üzerinden, özellikle de “mit”ler üzerinden vermeye çalışmakta; aynı zamanda da sözlü kültüre ait olanı yazılı kültür içinde sabitlemektedir. Bu iki yönlü özellik toplumun zihinsel akış hâlindeki varoluşunu sağlayan kültürel belleğin tarihsel bir zaman içinde yansıması (Arslan, 2011) anlamına gelmektedir. Bu açıdan ele alındığında Kutadgu Bilig “kültürel belleğe ilişkin bir anlam alanı” (Assmann, 2001) oluşturmaktadır. Toplumun zihinsel ve kültürel varoluşunu ifade eden bu anlam alanına ilişkin en temel kodların mitler olduğu düşünüldüğünde, Kutadgu Bilig’deki mitlerin nasıl yansıdığını tespit etmek bir gereklilik arz etmektedir.

Mit anlamlı ve kalıplaşmış sözdür. Kemal Abdullah’a göre söz, mitolojik dünyada sıradan bir şey değildir. Söz, mitin tezahürüdür ve sözün sembolü insanı mitin sembolüne kendiliğinden götürür. Aynı zamanda söz bütünüyle toplumu sembolize eder. Bu yüzden toplum da söz gibi dâhili bütünlüğe sahiptir ve toplum bir bütün hâlinde sözün çocuğu olarak doğmuştur.” (Abdullah, 1997: 54). Yusuf Has Hacib, sözün önemini kavramış bir şahsiyettir ve eserinde bunu toplumun geleneksel tasavvur dünyasından sembollerle ifade eder. Ona göre söz gökten yere inmiştir:

Yaşıl köktin indi yagız yirke söz

Sözi birle yalnguk agır kıldı öz (b.210)

(Söz yağız yere mavi gökten indi; kişi kendine sözüyle değer verdirdi.)

Bu ifadelerden anlaşılmaktadır ki, Yusuf Has Hacib’in sözün kutsallığı ile ilgili tasarımı, Türk mitolojisindeki evren tasarımı sembolleriyle ortaya konmaktadır. Eski Türk kültüründe kutsal alan olarak tasavvur edilen gökyüzü, “gök mavi, boz, kır, yeşil” renklerle ifade edilir. Yeryüzü de Orhun Abidelerinde de gördüğümüz gibi “yağız”dır. Dolaysıyla Yusuf Has Hacib Türk kültürel belleğine ilişkin kodlamalara sabittir ve bunu eserinde yansıtır.

Kutadgu Bilig’in geleneksel olanla ilişkisini ortaya koyan en önemli unsurlardan biri de “kut” anlayışıdır. Eserin adında da ifadesini bulan kut, eski Türk inanç sisteminin, devlet ve toplum yapısının en temel değerlerindendir. Adından da anlaşılacağı üzere Ku-tadgu Bilig, fert ve devlet olarak kutlu, mesut olmanın yollarını gösteren öğretici bir eserdir. Kut anlayışı bugün “kutlu olsun, kutlamak” ifadelerindeki gibi “saadet, ikbal, devlet” anlamlarıyla yaşatılmaktadır.

Bayat birdi devlet ay terken kutı

Anıng şükri kılgu okıp ming atı (b. 109).

(Ey devletli -kut sahibi- hükümdar, Tanrı sana mutluluk -kut- verdi; adını bin kere zikrederek ona şükretmek gerekir.)

Bu ifadeler “kut”un Tanrı’nın bir lütfu olduğu anlayışını açıkça ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bu anlayış, İslam halifesini veya onun adına hüküm süren hükümdarların, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak telakki eden İslami anlayışla örtüşmektedir. O zaman kültürel belleğe kaydedilmiş olan kut kodla-masının İslami anlayışla pekiştirilerek devam ettiği söylenebilecektir.

Kutadgu Bilig’in önemini arttıran diğer boyutu ise zamana ilişkin yeni bilgi kaynağı ve kültürüdür. İslam düşüncesi ve kültürünün ortaya çıkardığı şartlar bağlamında toplumun yeniden şekillendirilmesi amacıyla neye uyması, nasıl yaşaması gerektiği konusunda öğütler vermektedir. Bu yönüyle eser bir anlamda “toplum mühendisliği” özelliği taşımaktadır. Çünkü yeni bir dönemde, yeni bilgilerle donanmış bir toplumun yeniden yapılanmasına yönelik fikirler içermektedir.

Yusuf Has Hacib, eserini yazılı kültür ortamında üretmiş olmasına rağmen, sözlü kültür ortamı özelliklerinin tesirini sürdürmüş; bir halk anlatısı planı ve üslubu içinde şekillendirmiştir. Bu bağlamda Ku-tadgu Bilig, sözlü gelenek, devlet ve toplum anlayışı, tarihî ve psikolojik boyut, İslamiyete giriş ve yerleşik hayata geçiş şartları, yazılı kültür ve edebiyatın başlangıcı açılarından çok önemli bir yere sahiptir. Yazılı kültür ortamında üretilmiş olmasına rağmen, yoğun bir sözlü kültür tesirine maruz kaldığı düşünülen eserde, tabii olarak mitolojik algı ve tasarımların yer alması, ortaya konulan düşüncelere tesir etmesi de söz konusudur. Peki, mitolojik algı, aradan çok uzun bir süre geçmesine ve farklı bir kültürel çevre oluşmasına rağmen bir edebî eserde nasıl ve ne maksatla yansıtılmıştır? İslamiyetin getirdiği yeni kültürle birlikte bu mitik unsurlar, imgeler, olgular ne gibi değişim dönüşüm geçirmiştir? Daha da çoğaltılabilecek olan bu soruların cevaplarını aramak hem kültürel sürekliliğin hem de sürekliliği sağlayan hafıza taşıyıcı unsurların belirlenmesi ve anlaşılmasında kanaatimizce etkili olacaktır. Bu düşünceden hareketle yazımızda Ku-tadgu Bilig’deki mitolojik unsurları belirlemeye ve değerlendirmeye çalışacağız. Elbette bu yazı çerçevesinde Kutadgu Bilig’deki mitik unsurları bütün boyutlarıyla ortaya koymak mümkün değildir. Bu sebeple “gök, yer, yer altı, yıldızlar, burçlar, yaratılış, mağara, hayvan, su, dağ, ateş, sayılar, renkler, rüya, dünyanın sonu” başlıkları atında gruplandırdığımız Türk mitolojisine ilişkin temel kodları hatırlatarak eserin bu yönden taşıdığı öneme dikkat çekmek istiyoruz.

Gök

Türk mitolojisinde en temel kalıplaşmalardan biri evren tasarımıdır. Türk mitolojisinde evren tasarımı üçlü bir yapıdan oluşmaktaydı. Bu tasarıya göre yukarıda “mavi gök”, aşağıda “yağız yer” ve ikisi arasında “yeryüzü” bulunmaktadır. Burada yeryüzü göğün direği, bir başka ifadeyle “yer” ile “gök”ü birbirine bağlayan bir bağdır. “Gök” insanın kendisinin tanımladığı üç katmanlı evren tasarımında “tengri, gök, gökyüzü, mavi gök, yukarı dünya” vb. şekillerde adlandırılan ve “yaratıcı, koruyucu ruhların ve Tanrıların bulunduğu âlem” olarak algılanan en üstteki katman, aynı zamanda onu tasarlayan insan için, gerekli ideal donanımların edinilebileceği birincil kaynaktır (Arslan, 2005: 2). Kutadgu Bilig’de “yaşıl kök” şeklinde geçmektedir:

Yaşıl kökü yarattı öze yulduzı

Kara tün törütti yaruk kündüzi (b.127)

(Mavi göğü ve üzerinde yıldızları yarattı; karanlık geceyi ve aydınlık gündüzü var etti.)

Yer ve yer altı

Evren tasarımda “Yer” üçlü tasarımın ikinci katmanıdır ve “gök”ün aksine, hem kötünün hem de iyinin olduğu mekânıdır. Kutadgu Bilig’de “yer” ve “yer”e ait kullanımlar geçmektedir. “Yer altı”na ise dolaylı yoldan atıfta bulunulmuştur.

Yagız yir yaşıl kök kün ay birle tün

Törütti halayık öd ödlek bu kün(b.3)

(Yağız yer ile mavi göğü, güneş ile ayı, gece ile gündüzü; zaman ile zamaneyi ve mahlûkları o yarattı.)

Yıldızlar ve burçlar

Yıldızlar, Türk kavimlerinin hayatında önemli bir yere sahiptir. Vakti öğrenme bakımından, yıldız bilgisi çok faydalı idi. Diğer taraftan yıldız bilgisi ile yönleri ve yolu bulma, atlı ve savaşçı kavimler için ihmal edilemez bir bilgidir. Ayrıca bu bilgiler o toplumun dikkatini göğe çeviriyordu. Bu ilgi, toplumda bir yandan sağlam ve şaşmaz yıldız bilgisi meydana getirirken; diğer yandan da göğün ve Tanrı’nın bu değişmez düzeni için insanlarda hayranlık uyandırmaktadır (Ögel, 2006: 55). Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib, önce yıldızların oluşumundan yani yaratılışından bahsetmiş sonra da onları tek tek ele almıştır. Bunlar; Güneş, Ay, Zuhal (Sekentir), Jupiter (Onay), Merih (Kürüd), Utarit (arzu Tilek), Ülker, Kara Kuş yıldızı gibi yıldızlardır. Eserde aynı zamanda burç isimlerinden Balık, Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova geçmektedir.

Dünyanın yaratılışı (kozmogoni)

Kozmogoni, bir yaratılış öyküsüdür. Tanrısal bir özellik arz eden kozmos aslında düzenin başlangıcı olduğundan kutsaldır ve bu yönüyle kaosa karşıdır. Kozmogoni, kökenin bilinmesi için insanlığın oluşturduğu tasavvurdan ibaret, gizli bilgilerin öyküleridir (Bayat, 2007: 77-78). İslami kültür etkisindeki Ku-tadgu Bilig’de yaratılış miti ile ilgili birtakım atıflar vardır. Atıflar diyoruz çünkü tam olarak mite net bir gönderme yoktur. Bu da eserde hiç mitik unsur yoktur anlamına gelmemelidir. Yukarıda kültürün değişim ve dönüşümünden bahsetmiştik. Kutadgu Bilig İslamiyet etkisinde yazılmış olabilir; ama arka planındaki eski Türk kültürünü yok sayamayız.

Tiledi törütti bu bolmış kamug

Bir ök bol tidi boldı kolmış kamug (b.4)

(Diledi ve bütün varlıkları yarattı; bir kere “ol” dedi, bütün diledikleri oldu.)

İslam inancına göre yaratılış, Allah’ın “Ol!” demesiyle olmuştur. Yaratılış mitinde de Ak Ene Ülgen’e yaratma ilhamını verirken “Yaptım oldu!” demesini söylemiştir. Görüldüğü gibi aralarında gözle görülür bir benzerlik vardır. En barizi de, her ikisinde de “söz” olmasıdır.

Mağara (in)

Doğal sığınak görevinde olan mağara, ilk insanların sadece barınma yeri ve vahşi dünyadan korunma meskeni olmayıp, aynı zamanda dinî inançlarını uyguladıkları mekânlardır. Eski düşüncelerde Yer Ana ve onun rahmi olan mağara doğurganlık işlevini zamanla Umay Ana’ya devretmiştir. Bazı Moğol kabilelerinde de mağara, “ehın umay” (ana rahmi) diye adlandırılmıştır; çocuğu olmayan kadınların mağaraları çocuk doğurmak amacıyla ziyaret etmeleri, Mitolojik Ana’nın rahmiyle özdeşleştirilmiştir.

Negü tir eşitgil bagırsak sözi

Üngürde turuglı sakınuk özi (b. 47669

(Mağarada yaşayan, merhametli ve takva sahibi insan ne der, dinle!)

Kutadgu Bilig’de mağara, takva sahibi insanların kutsal mekânı anlamında kullanılmıştır. Ayrıca İsla-miyette Hz. Muhammed’in vahyi mağarada alması, ilk sufilerin mağarada inzivaya çekilmeleri gibi nedenlerle mağara, yalnız fiziksel doğumun değil aynı zamanda manevi değişimin de oluştuğu bir mekân olmuştur (Bayat, 2007: 34).

Hayvanlar

Hayvanlar, mitolojik algının yansıtılmasında birer simge olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk mitolojisine ilişkin olumlu ve olumsuz ifadeler bazı hayvanlarla ifade edilmiştir. Hayvan unsuru, zihinsel yapıda çok önemli simgesel ifadelerle Kutadgu Bilig’de de karşımıza çıkmaktadır. Eserde kurt, aslan, kaplan, domuz, ayı, tilki, deve köpek, koyun, keçi, koç gibi önemli simgesel anlamlar taşıyan hayvanlar yer almaktadır. Bu çerçevede örnek bir beyit verilecek olursa Yusuf Has Hacib, düşmanlara karşı mücadele edecek kumandanın niteliklerini “kurt” ile sembolleştirerek şöyle anlatmıştır:

Tonguz teg titimlig böri teg küçi

Adıglayu azgır kutuz teg öçi (b.2311)

(O domuz gibi inatçı, kurt gibi kuvvetli; ayı gibi azılı ve yaban sığırı gibi kinci olmalı.)

Görüldüğü gibi bu beyitte, doğadaki hayvanların özellikleri alınarak tıpkı “Oğuz Kağan” tasvirinde olduğu gibi iyi bir kumandanın donanımları anlatılmıştır. İyi bir kumandan, tıpkı bir domuz gibi inatçı, ayı gibi azılı, yaban sığırı gibi kinci ve bir “kurt” gibi de güçlü, kuvvetli olmalıdır.

Kuşlar

İslamiyetten önceki devirlerde bazı Türk toplulukları kuşları ongun saymışlardır. Kuşun ruhun simgesi olduğu, Orhun Yazıtlarındaki ölümü anlatan ifadelerden anlaşılmaktadır. Aynı zamanda bazı kuşların Şamanlar tarafından suretine bürünülen ve yardım alınan ya da koruyucu ruh olarak edinilen hayvanlardan sayıldığı bilinmektedir. (Çoruhlu, 2010: 174-175). Kuş motifi eski Türk anlatılarında sık sık karşımıza çıktığı gibi, İslami kültür etkisindeki Kutadgu Bilig’de de simgesel unsur olarak yer almıştır. Bunları keklik, turna, kuğu, kaz, kuzgun, akdoğan, baykuş, kartal, kökiş, seher kuşu gibi kuşlar oluşturmaktadır.

Su

Su anlam olarak, bir yaşam kaynağı ve canlılık sembolüdür. Suyun olduğu yerde hayat vardır. Doğadaki tüm canlılar hayatlarını sürdürebilmek için suya muhtaçtır. Temizleyici özelliği olan su, ateş, hava, anasır-ı erbaayı oluşturmaktadır. Kutadgu Bilig’de suyun temizleyici özelliğinden şöyle bahsedilmiştir:

Arıgsıznı yalnguk suvun yup arır

Kalı artasa suv negün yup arır (b.2108)

(İnsan temiz olmayan şeyleri suyla temizler; eğer su kirlenmişse, o nasıl temizlenir?)

Dağ

Dağ, eski Türk inancında ve mitolojisinde önemli bir yer teşkil etmekteydi. Tıpkı ağaç gibi “yer”e bağlı kısmıyla yeraltını, gövdesiyle yeryüzünü ve tepesiyle de “gök”ü simgelemektedir. Böylelikle yer ile gök arasında bir direk gibi algılanmıştır. Ayrıca eski Türk yazıtlarında dağ için çeşitli benzetme ilgileri kurulmuştur:

“Kemiklerin dağ gibi (yığılıp) yattı!...” Orhun Yazıtlarının bu ünlü sözü, Türk milletinin kağanlarına baş kaldırarak şurada burada başıboş dolaşarak ölmeleri dolayısıyla söylenmiştir. Cesedin dağ gibi yatma anlayışı günümüze kadar gelmiştir (Ögel, 2006: 425). Bu anlayış, Karahanlılar dönemindeki Kutadgu Bilig’de şu şekilde görülmektedir:

Angar tirlür ötrü kör ersig eren

Sevüg can yuluglap yatur tag kayan (b.2281)

(Böyle olursa etrafına mert yiğitler toplanır ve tatlı canlarını feda ederek cesetlerden dağlar ve kayalar yaratırlar.)

Bu beyitteki “cesedin dağ gibi yatması”, Orhun Yazıtlarındaki sözden ve anlamdan pek bir farkı yoktur.

Ateş

Türk-Moğol topluluklarının inançlarına göre çok kutsal sayılan ateşte bir ruh olduğuna inanılır. Ateşin temizleyici, kötü ruhlardan ve hastalıklardan koruyucu bir unsur olduğu kabul edildiği için ona kurban sunulur (Çoruhlu, 2010: 50). Kutadgu Bilig’deki ateşle ilgili beyitlerde karanlık-aydınlık, gece-gündüz ve ateş-su zıtlığı ele alınmıştır. Eski Türk inancında ateşe saygı ve ateşe su dökülmesinin hoş karşılanmaması olgusu Kutadgu Bilig’de de varlığını sürdürmüştür.

Sayılar

İslamiyet öncesi Türk geleneklerinde sayılar sembolik bir şekilde kullanılmıştır. Hatta bazıları iyice kalıplaşmış olup hemen hemen her metinde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan biri “kırk” sayısıdır. Oğuz Kağan’ın kırk günde büyümesi ve yürümesi, kırk gün kırk gece eğlenceler yapılması vb. ifadeler Kutadgu Bilig’de de yer almaktadır.

Renkler

Değişik kültür sistemleri ortak, paralel, hatta evrensel renk simgesine sahip olmanın yanında, kendilerine özgü bir renk dizgesi özelliği gösterebilmektedir (Toker, 2009: 94). Renkler, simgeledikleri kavram ve anlamlar aracılığıyla, Türk kültür ve geleneklerinde önemli bir yer işgal etmektedir. Aslında geçmişten günümüze bir geçiş hâlinde ele alındıklarında bu kullanımların, birer şifre ya da kod durumu ifade edebildikleri görülmektedir. Türk kültüründe renkler ile ilgili söz ve kavramlar, dile yönelik asli anlamlarının yanı sıra soyut anlamlarda da kullanılmışlardır. Bu kelimeler dinî, ulusal, coğrafi ve duygusal bakımlardan “yüklü” durumdadırlar (Heyet, 1996: 55). Dolayısıyla renklerin toplumsal yapı ve kültür bakımından önemleri büyüktür. Çok kullanılan “kara, ak, kızıl, gök, yeşil, altın rengi (sarı), “yakut rengi” gibi renkler Kutad-gu Bilig’de, geleneksel özellikleriyle yer almıştır.

Düş (rüya)

Rüyalar ve rüya yorumları sadece Türk mitolojisinde değil, bütün toplumların mitolojilerinde önemli bir yer tutmuştur. Çünkü rüyaların gelecekten haber verdiğine inanılıyordu. Rüya yorumları toplumda belli bir yeri olan, bilgili, manevi gücü kuvvetli olan donanımlı insanlar tarafından yapılırdı. Nitekim Oğuz Kağan Destanındaki Uluğ Türk buna güzel bir örnektir.

Aynı zamanda rüyalar, Türk anlatı geleneğinde destanlar, halk hikâyeleri, masallar gibi anlatılarda geçen konular ya da olaylar bütün toplumu ilgilendirdiği için, bu anlatılardaki “rüya”lar için bir nevi toplumla-rın bilinçaltıdır denilebilir. Eski Türk anlatılarında olduğu gibi rüya, İslam kültürü etkisinde yazılmış Ku-tadgu Bilig’de de önemli bir yer teşkil etmektedir ki kitabın bir bölümü sadece “rüya”ya ayrılmıştır. Rüya yorumcuları için Kutadgu Bilig’de “yorguçı, yörgüçi, muabbir” sözleri kullanılmıştır.

Mitolojik-dinî-tarihî şahsiyetler

Kutadgu Bilig’de hem dinî hem de tarihî anlamda yaşadığı bilinen ya da düşünülen şahsiyetlerle kadar tamamen mitik döneme ilişkin şahsiyetler de ele alınmıştır. Eserde geçen dinî şahsiyetler içinde Hz. Âdem, Hz. Muhammed, Hz. Nuh, Hz. İsa, Kök-Ayuk (Hızır), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali; tarihî ve mitolojik şahsiyetler içinde İskender, Rüstem, Nu-şirevan, Karun, Kisra, Kayser, Şeddad, Alp Er Tunga (Efrasiyab) gibi önemli isimler yer almaktadır.

Dünyanın sonu56 (eskatoloji):

Eski Türk anlatılarında “ölmek” sözü; “kergek bolmak, yok bolmak, uçmak, ayrılmak” gibi kavramlarla karşılanır. Kutadgu Bilig’de ise daha çok “ölmek, kara yerin altına girmek, Allah’a dönmek” gibi ifadeler kullanılmıştır. “Kara yerin altı” ibaresi Kutad-gu Bilig’de şu şekilde geçmiştir:

Avınçu sevügler bile avnur öz

Kara yir katında yaşıp yatgu tüz (b.1427)

(Seni avutan zevklerinle avunan vücudun kara yerin altında gizlenip sırt üstü yatacaktır.)

İslami kültür etkisindeki Kutadgu Bilig’in bazı beyitlerinde Yusuf Has Hacib ölümü, “Allah’tan geldik, Allah’a döneceğiz” şeklinde yorumlayabileceğimiz; “Tanrı’ya dönme zamanı” olarak ifade eder:

Özüm yangu boldı Bayatka bu kün

Yazuklar üçün yıglasa men ünün(b.5644)

(Bugün artık Tanrı’ya dönme zamanı geldi; günahlarım için feryat ederek ağlamalıyım.)

Türk mitolojik sisteminde “kalgançı çak (dünyanın sonu)”ın yaklaşmasını bildiren alametlerin başında ahlakın bozulması gelir. Buna doğal afetleri de ilâve etmek gerekir. Güneşin batıdan doğması buna örnektir. Bütün eski medeniyetlerde dünyanın birkaç defa doğal afetler ve tufanlar sonunda mahvolduğu ve yeniden oluştuğu bilinmektedir (Bayat, 2007: 131-32) Yukarıda beyitlerde geçen kıyamet alametleri, “kal-gançı çak”ın alametleriyle benzerlik göstermektedir. Yusuf Has Hacib’e göre Müslümanların birbirine düşmesi, fesadın, fitnenin, hırsın ve tamahın artması, ilim ve Kur’ân’a önemin azalması, gönüllerin katılaşması, doğruluğun azalması, babaya duyulan saygının azalması, yoksul, dul ve yetimlere şefkatin yok olması, dünyanın düzenin bozulması, kötülüklerin artması, iyiliklerin azalması, ak ile kara arasındaki farkın azalması kıyamet alametlerindendir.

Görüldüğü gibi eski Türk inançlarıyla İslamiyet arasında büyük bir benzerlik görülmektedir. Kutadgu Bilig’in bazı beyitlerde geçen “cennet” ve “cehennem” kavramlarıyla mitolojik mekâna atıfta bulunulmuştur. Bilindiği üzere eski Türk inançlarında iyilerin mekânı “gök” iken kötülerin mekânı ise “yer altı”dır. Hemen hemen aynı inanç ve tasarımlar, İslamiyetle birlikte yeni ifade biçimleri ve kavramlarla karşılanmış olmakla birlikte, yüklenen mitolojik anlamlar ve algıların korunmuş olduğu görülmektedir.

Sonuç

İslami dönem sanat ve edebiyatına öncülük eden önemli eserlerden biri olan Kutadgu Bilig, ait olduğu toplumun yaşanan zamanına ilişkin özelliklerini, duygu ve düşüncelerini yansıtan bir eser olmanın yanında, eski Türk kültürünün izlerini de taşıyan zengin bir hazine ve Türk kültürünün önemli yapı taşlarından biridir. Yazılı kültür ortamında üretilmiş olan eserin, sözlü kültür ortamına ve toplumun ortak hafızasına ait pek çok unsur ve kalıplaşmaları yansıttığı görülür. Sözlü kültürün ilk üretimleri olan mitlerin, zamana ilişkin değişim ve dönüşümlere rağmen anlam ve tasarım olarak Kutadgu Bilig’de yer alması, bunun açık delilidir. Bu itibarla eserin, âdeta sözlü kültürlerdeki anlatıcı ve aktarıcı tiplerin yerini alan, öğretici ve kültür aktarıcı bir özelliğe sahip olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır.

Kültürel devamlılığın sağlanmasındaki temel faktörün, toplumun ortak hafızası ve bu hafızayı oluşturan kalıplaşmış kodlar olduğu, bunların da genel olarak mitleri oluşturduğu düşünülür. Bu sebeple kültür tarihi içinde bazı olay, olgu ve kabullerin zihinsel akış hâlinde süregelen ortak hafızayı yansıttığı ifade edilmekte, kültür ve toplum araştırmalarında bu ilişki dikkate alınmaktadır. Diğer taraftan yazılı kültürel üretimlerin esasen sözlü kültürden doğduğu ve beslendiği, bütün değişim ve dönüşümlere rağmen yazı öncesi kalıplaşan algı ve düşüncelerin yazılı ve elektronik kültür çevrelerinde devam ettiği ortaya konulmaktadır. Bu düşünceler çerçevesinde çalışmada ele alınan Kutadgu Bilig de göstermektedir ki, geleneksel düşünce kodları ve kalıplaşmaları, İslamiyetin ilk kabul edildiği, toplum hayatının değişip dönüştüğü yıllarda ortaya konan eserlerde de varlığını sürdürmüştür. Bu bağlamda geleneksel Türk düşünce ve inanç dizgesindeki evren tasarımı, dünyanın oluşumu, varlık âlemi ve nesneler, mekân, zaman, somut ve soyut ilişkisi, dünyanın sonu gibi insan ve çevresine ilişkin algı ve tasarımların sembolik ifade biçimleriyle Ku-tadgu Bilig’de yansıtıldığını söylemek mümkün görünmektedir. Dolayısıyla Kutadgu Bilig, geçmişe ve o ana ilişkin iki yönlü birikimi yansıtma ve belirginleştirme; ortak hafızanın boyutlarını ortaya koyma ve gelecek nesillere taşıma işleviyle önem taşımaktadır. Eser, Türk mitik inanç ve düşüncesinin temel kodları ve sembollerini, İslami kültür çevresinin algı ve tasarımlarıyla birlikte harmanlanarak toplumun yaşadığı değişim ve dönüşümün temel göstergelerini, değişen ve değişmeyen değerlerin neler olduğunu göstermek bakımından ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Sonuç olarak Kutadgu Bilig, Türk kültürel hafızasının önemli kilometre taşlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk kültürünü, inanç ve düşünceler dünyasını bir bütün hâlinde ortaya koyabilmek, geçmişe ilişkin olanı doğru anlayabilmek, aynı zamanda bugünü ve geleceği anlamlı kılmanın temel şartıdır. Bu tür eserlerin yansıttığı kodların ve sembollerin çözümü, sadece Türk mitolojisinin boyutlarını değil, Türk kültür çevresinin zenginliğini ve genişliğini de ortaya çıkaracaktır. ■

KAYNAKLAR

Abdullah, Kemal (1997), Gizli Dede Korkut, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

Arat, Reşit Arat (2008), Kutadgu Bilig, Kabalcı Yayınevi, İst.

Arslan, Mustafa (2005) “Türk Destanlarında Evren Tasarımı”, Fikret Türkmen Armağanı, İzmir, s. 65-75.

Arslan, Mustafa (2010), “Türk Halk Kültüründe Göç Ve Göçerliğin Sembolü Olarak DeveHalk Kültüründe Göç Uluslararası Sempozyumu, Mayıs (28-30), Balıkesir (Yayımlanmamış Bildiri).

Arslan, Mustafa (2011), “Kültürel Hafıza ve Zamansallık Bağlamında Türk Mitolojisi”, Türk Yurdu, Cilt:31, Sayı: 292, Aralık-2011, s.57-65.

Assmann, Jan (2001) Kültürel Bellek, Ayrıntı Yayınları, İstanbul. Başer, Sait (1995), Kutadgu Bilig’de Kut ve Töreden Sevgi Top-lumuna, Seyran Yay. İstanbul.

Bayat, Fuzuli (2005), Mitolojiye Giriş, Ötüken Yay., İstanbul.

Bayat, Fuzuli (2007), Türk Mitolojik Sistemi I-II, Ötüken Yay. İstanbul.

Cassirer, Ernst (2005), (Çev: M. Köktürk), Sembolik Formlar Felsefesi 2-Mitik Düşünme, Hece Yay., Ankara.

Çetin, İsmet (2002) “Türk Mitinde Kut İyesi Kıdır Ve Medeniyet Değişikliğinde Kıdır’dan Hızır’a Geçiş”, Millî Folklor, Yaz, 54, s. 30-35.

Çobanoğlu, Özkul (2001), “Mitlerin Sözlü Kültür Ortamında Teşekkül Sürecinde Tematik Yapılanışları ve Uygarlık Bakımından İşlevleri Üzerine Tespitler”, Folklor/ Edebiyat, S.25, s.33-45.

Çobanoğlu, Özkul (2005), Halkbilimi Kuramları ve Araştırma Yöntemleri Tarihine Giriş, Akçağ Yay., Ankara.

Çoruhlu, Yaşar (2010), Türk Mitolojisin,in Ana Hatları, Kabalcı Yay., İstanbul.

Çot, Döner (2011), Kutadgu Bilig’de Mitoloji, Yüksek Lisans Tezi, Denizli.

Dilaçar, Ahmet (1964), Kutadgu Bilig İncelemesi, TDK, Ankara.

Eliade, Mircea (2001), (çev. S. Rıfat), Mitlerin Özellikleri, Om Yay., İstanbul.

Ergin, Muharrem (2000), Orhun Abideleri, Boğaziçi Yay.,İst. Hey’et, Cevad (1996), “Türklerin Tarihinde Renklerin YeriNevruz ve Renkler, Yapı Kredi Yay.,İstanbul, s. 55-63.

Ong, Walter J. (1993), (çev. S.P. Banon), Sözlü ve Yazılı Kültür (Sözün Teknolojileşmesi), Metis Yay., İstanbul.

Ögel, Bahaddin (1995-2006), Türk Mitolojisi 1-2, TTK Yay., Ankara.

Rayman, Hayrettin (2002), “Nevruz ve Türk Kültüründe Renkler”, Millî Folklor, Bahar, S. 53, s.10-16.

Toker, İhsan (2009) “Türk Kültür Yapısı içinde Ak-Kara Renk Karşıtlığı ve Bu Karşıtlığın Modern Türk Söylemindeki Tezahürleri Üzerine”, Ankara İlahiyat Fak. Der., S.50, s.93-112.

Comments powered by CComment

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...