Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

turkce

turkce
“Bu gün gibi hatırımda
İlk gün, ilk ders,
ilk hece
Şiirler yazmak için öğrendiğim
Güzel Türkçe…”
(Ziya Osman Saba)

Bilge Kağan ve Kültiğin kardeşler ile vezirleri Tonyukuk, “dünya üzerinden Türk’ün adı, sanı yok olmasın diye” 8. yüzyılda, Türk dilinin Türkçe ilk yazılı kaynağı olan “Orhun Âbideleri”ni yontturur. Türk adı, ilk defa bu taşlarda Türkçe olarak yer alır. Bu âbideler, Türk dilinin köklü bir dil olduğunun en önemli vesikasıdır.


11. asrın önemli simalarından Kâşgarlı Mahmud’un, “Divânü Lûgâti’t-Türk” adlı eserinin giriş bölümünde Türk dili için söylediği sözler oldukça manidardır. Ondaki Türkçe sevdasının terennümlerini şu sözlerinden anlıyoruz:

“Gördüm ki yüce Tanrı, devlet güneşini Türklerin burçlarından doğurmuş. Onlara Türk adını kendisi vermiş; onları yeryüzünün hâkânı kılmış ve cihan halkının dizginlerini onların ellerine bırakmış… Onların oklarından korunabilmek ve onlara derdini anlatabilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleri ile konuşmaktan başka yol yoktur.”

Kâşgarlı Mahmud hatta bu gerçeği Buharalı ve Nişaburlu iki din büyüğünden işittiği, Hazreti Peygamber’in “Türk dilini öğreniniz, çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik var buyurmuştur” hadisi ile tanıklamaya çalışmıştır. Daha sonra da “Eğer bu söz doğru ise, Türk dilini öğrenmek vacib (çok gerekli) bir iş olur, yok bu söz doğru değil ise, akıl da bunu emreder” sözleri ile aklın öncülüğündeki sosyal gerçekliğe işaret eder.(1)

Türk dilinin tarihin derinliklerine kadar uzanan köklerine rağmen öksüz kalışı, 14. yüzyılda Âşık Paşa’yı derinden yaralamış olacak ki üzüntüsünü şöyle dile getirir:
“Türk diline kimseler bakmaz idi
Türklere hergiz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yolu ol ulu menzilleri”

Nihad Sâmi Banarlı Türkçenin Sırları adlı kitabında öğretmenlere şöyle seslenir: “Şu fânî dünya saâdetleri içinde hiçbir şey, aziz Türk çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar güzel hizmet değildir. …Muallimler, hangi dersin hocası olurlarsa olsunlar, Türk çocuklarına her şeyden çok Türkçeyi öğreteceklerdir… Yavrularınıza, sözlerini halk dehâsının yarattığı ve bestesi yine halk sanatından yükselen ‘ninni’ler söylemekten başlayarak öğreteceğiniz en güzel şey, Türkçedir.(2)

Yahya Kemal Beyatlı, “Türkçe ağzımda annemin sütüdür. Türkçe; ağzımızda, anamızın dili gibi helâl ve güzel olmalıdır.” dedikten sonra, “Türkçenin çekilmediği yerler vatandır. Çekildiği yerler ise vatanlıktan çıkar. Vatanın kendi gövde ruhu Türkçedir, her halk kendi ikliminin lisanını söyler.” diyerek Türkçenin milletin varlığı için ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışır.
Hâlid Ziya Uşaklıgil, Birinci Türk Dili Kurultayı’nda, aydınlarımıza Türkçeyi sevme dersi vererek şunları söyler:
Ben, Türkçenin ezelî bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Ben, Türkçeyi, muhtelif devirlerinde, muhtelif elbiselerle, muhtelif şekillerde gördüm ve sevgilimi o libaslar altında, kendi cevherinde sevdim.”
Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Türkçe Katında Yaşamak” adlı şiirinde Türkçeyi “ses bayrağı” yaparak Türkçe haykırır:

Seslenir seni bana ‘ova’m, ‘dağ’ım,
Türkçem benim ses bayrağım.

Seslenir seni bana yakın uzak,
Yeryüzü mavisinden gökyüzü yeşiline
Tutsak uluslar var ya geceler boyu
Onlar için Yitik özgürlükler için,
Türkçe haykırmak.

Seslenir seni bana ‘ova’m, ‘dağ’ım,
Nere gitsem bulur beni arınmış.
Bir çağ ki akar ötelere,
Bir ak… ki yüce atalar, bir al… ki ulu oğullar,
Türkçem, benim ses bayrağım.”

Türkçe, Türkün varlık sebebidir. Türkçe giderse, Türk de elden gider. O hâlde Türk yurdunun da sadece bir dili olmalıdır. O da hiç şüphesiz Türkçedir. Başka dil var diyenlerin başka emellerinin olduğu ise unutulmamalıdır.

Ziya Gökalp ne güzel söylemiş:
“Turan’ın bir ili var,
Ve yalnız bir dili var.
Başka dil var diyenin
Başka bir emeli var.”

Yahya Kemal, “Bizi ezelden ebede kadar bir millet hâlinde koruyan ve birbirimize bağlayan Türkçedir.” diyerek dilin önemini vurgular. Mustafa Kemal Atatürk, “Türk dili zengin bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Türk dili dünyada en güzel dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve yükseltmek için çalışır.” diyerek Türkçenin ifade gücüne ve zenginliğine işaret eder. Dil, o kadar önemlidir ki dil olmazsa vicdan da, din de, vatan da birbirinden ayrılır. Bunları bir arada tutan, onları ayrılmaz bir bütün yapan Türkçedir. Nitekim Ziya Gökalp, lisanın bu önemli işlevini şöyle dile getirir:

“Türklüğün vicdanı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.”

Türk demek, Türkçe demektir. Türkçe elden giderse, Türk’ü ayakta tutan bütün değerlerimiz de birer birer yok olup gider. Her Türk, Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözüne iyice kulak vermeli, bu sözün tesirini ruhunun derinliklerinde hissetmelidir: “Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bu gün kendi milliyetini yapan her şeyi dili sayesinde muhafaza etmiştir.”

Bizi biz yapan değerleri Türkçe sayesinde muhafaza ettiğimize göre, Türkçeye gereken değeri veriyor muyuz? Çarşıda, pazarda, ayağımıza giydiğimiz ayakkabımızda, pantolonumuzda, gömleğimizde, takım elbisemizde vs. Türkçe isim var mı? Hepsi yüzde yüz Türk malı olsa bile etiketinde yabancı isimler yazılı. Peki, bunun sebebi nedir? Acaba içinde bulunduğumuz aşağılık duygusu mu, yoksa Batı kurnazlığı mı? Yoksa her şeyimize yabancı isim vererek zengin mi olmayı hedefliyoruz? Paramız, mülkümüz ne kadar çok olursa olsun, dil olmadıktan sonra hiçbir değer ifade etmez. Çünkü Türkçe olmazsa Türk de olmaz, devlet de!.. Türkün olmadığı bir dünya ise düşünülemez.

Türk’ü elde etmenin tek yolunun Türkçeyi tahrip etmekten geçtiği bilinen bir gerçektir. Bundan dolayı benliğimizi kaybetmemek için Türkçemize sahip çıkmalıyız. Türkün Türkçe duyup Türkçe düşündüğü, Türkçe konuşup Türkçe yazdığı bir Türkiye ümidiyle… Sözlerime Prof. Dr. Ahmet Sevgi hocamın şu güzel dizeleriyle son vermek istiyorum: “Ey necip millet, dilini koru yiğitçe Türk’çe Uğrunda şehit olunacak vatandan önce Türkçe”

(1) Besim Atalay, çev., C. I, S. 3-4’ten Zeynep Korkmaz, “Kâşgarlı Mahmud ve Bilinçli Bir Anadili Sevgisi”, Türk Dili Kâşgarlı Mahmud Özel Sayısı, TDK yay., s. 488-489. (2008).
(2)Nihad Sâmi Banarlı, Türkçenin Sırları, 18. Baskı, İstanbul 2002, Kubbealtı Neşriyâtı, s. 6.

More articles from this author

Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
Bulut bulut bembeyaz bir rüyadır çocukluk. Sonraya sadece ha­tırlananlar kalır. Kenarı tırtıklı sararmış fotoğraflardır vesikaları! Ve yakın akraba sohbetlerinde, "Ben...
Sert rejimler ve onların değişimi çabaları ile dolu ürkütücü ve bir o kadar da hayranlık uyandırıcı bir tarihe, insanlık tarihinin en cesur ama felâketli deneyimlerine sahip...
Bir zamanlar Avrupa'da fizikçiler arasında önemli bir tartışma vu­ku bulur. Kâinattaki varlıklar acaba kendi içine mi bükülüyor? Eğer öyleyse onları çeken bir boyut olmalı ve bu...
"Aslanın vücudu, yediği hayvanlardan mürekkeptir". Valery'nin, şairin, ken­dinden önce gelen şairlerle ilgisini anla­tan bir sözü. Fakat bu söz, şiir dışı alan­larda da geçerli....
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Genç, beyaz, gürbüz kadın, tıpkı zalim âşığının hışmına uğramış evvel zaman cariyesine benziyordu... Soluk basma entarisi parça parçaydı. Gür, kıvırcık, kumral saçları, mermer...
Sadettin Kaplan, 1944 senesinde Ağrı‘nın Patnos ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlkokulu Patnos’da okudu. Ortaokulu parasız yatılı olarak Erzurum Lisesi’nde okuduktan sonrasında...
Şair, Yazar ve Gazeteci. Gazeteci yazar Osman Olcay Yazıcı 1953 Trabzon Sürmene doğumluydu. Osman Olcay Yazıcı, 1953’te Trabzon’un Sürmene ilçesine bağlı Küçükdere Nahiyesinin...
Eskişehir’de doğdu. Eskişehir Ziya Gökalp ilkokulunu(1980), Eskişehir İmam-Hatip Orta ve lise kısmını (1987) bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler...