Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

hamle zamani

hamle zamani
Bir zamanlar Avrupa'da fizikçiler arasında önemli bir tartışma vu­ku bulur. Kâinattaki varlıklar acaba kendi içine mi bükülüyor? Eğer öyleyse onları çeken bir boyut olmalı ve bu da ancak olsa olsa dör­düncü boyut olabilir. Üç boyutlu mekâna alışmış insanların bunu ka­bul etmesi elbette imkânsız. Ama bir boyut düşüncesi fizikçileri memnun etmiş. Ne de olsa bir başka nefes alınacak iklime kanatlan­mak yolu açılıyor. Hemen ardından kâinatın genişlemesi kızıl ışın şeklinde spektroskoplara yansıyınca bu tatlı ve ferahlatıcı düşünce biraz dahi olsa ekşimiş. Zira nebülozların bizim Samanyolumuzdan sür'atle kaçış izleri fizik dünyasında ardına düşülemeyecek kadar hızlı bir koşu imajı oluşturduğundan bir bıkkınlık, bir kırgınlık husule getirmiş. Çapını ölçmeye yakın bir çizgiye gelmişken birdenbire el­den uçan bir hayal, hasreti gönüllerde kalmış bir sevda. Kâinat ge­nişliyor, evet içe bükülen kâinatın nedir bu dışa sonsuz koşusu. Ar­tık dışa doğru müthiş bir istek ve arzuyla yarışa geçmiş bir kâinat modeliyle karşı karşıyayız.

İnsanlık âleminde de aynı böyle bir içe bükülüş ve dışa doğru hızlı bir maraton var. İnsanlar bir taraftan kendi özleriyle meşgul olur­ken bir taraftan da genişleme arzu ve isteğiyle çırpınıp durmaktalar. Ülkelerin kabına sığmayan fetih politikaları ve insanlığın dış dünya­ya doğru füzelerle düzenlediği yarışlar bunun en belirgin göstergesi. Durağan hiçbir cisim olmadığı gibi, durağan bir kâinat modeli ve in­sanlık âlemi de hayalden başka bir şey değildir.

Öyleyse bizim de bu koşudaki yerimizi almamız gerekiyor, içdünyamızı fethe koyulmuş, onun cezbiyle mütelezziz olmuşken ve kalb ve gönül dünyamızın ekseni etrafında dönerken dış dünyaya doğru bir hamle ve mesaj sunma gayretiyle bitmek tükenmek bilme­yen bir koşuya koyulmamız gerekir. Durağan cisimler nasıl bir hayalse, durağan kalmak da hem toplumlar açısından hem de fertler açı­sından asla mümkün değildir. Öyleyse iç ve dış aksiyon vazgeçilmez bir kanun. Hem özümüzü hem dış dünyayı fetih için azim ve ümit ka­natlarıyla sonsuz ufuklara kanatlanmamız insan olmanın rüknü. Yok­sa bizi bu bitmeyen koşunun kulvarında durdurmazlar; ya ezer ge­çerler veya bir kenara iterler. Yani ya koşmak ya da koşmak vede ipigöğüslemek şart bila şart...

Fizikçilerin içe bükülen kâinat, kendi üstüne kapanan mokan mevhumu gayet güzel bir fikir. Lakin bizden kaçan bir galaksiler şehrayininde şaşırıp kalmaları anormal. Bence içe bükülen kâinat mode­linde bir dördüncü boyut aramak fikri ne kadar doğruysa dışa doğru müthiş bir hızla kaçış da o kadar bir başka buudun işareti değil midir? Bizi kendi içimize büken bir kudret, özümüzü keşfetmeye davet eden bir güç var. Aynı güç bizi dışa doğru açılmaya sevk ediyor ve mesajımızı dış dünyaya duyurmaya çağırıyor.

Kendi benliğini unutmuş insanlık, özünden kopmuş vemillî birliğini tanımaz olmuş toplumlar elbette bu fizikî yasaya uymayan kitle­lerdir ki sonları kural ve kanun tanımazların sonunabenzer bunların Dışa açılmayan ve dışta sesini soluğunu duyuramayan, mesajlarını dış dünyaya yayamayan kitleler de aynı kanun tanımazlık veisyan çemberinde boğulmuş olurlar.

Kendi içimize büküldüğümüz nispette kitleler halinde dışımıza bükülmek ve bir fetih yarışında en ön sırada yer almak fıtrî bir yol, yaydığımız bu yörüngede radyasyonlar ise hak ve hakikat ışığı ol­malı.

İlk onlar diye isimlendirilen kâinatın temel taşı bilinen elektron, nötron, pozitron, negatron, foton vb. benzer parçacıklar nasıl fizikçilerin en büyük keşifleri sırasına geçmişse, milletleri ayakta tutan dil, din, bayrak, vatan gibi kural ve kaideler yani bizim asla vazgeçeme­yeceğimiz temel dinamiklerimiz de ilkler sırasına geçmeli ve önem görmeli değil mi?

Fizikî dünyadaki temel kavramlar nasıl artı ve eksi yüklü parça­cıklar diye ikiye ayrılıyorsa ve bu yasa kâinatın atomlar dünyasında en önemli sacayaklarını oluşturuyorsa insanlık âlemi de özünde iyi ve kötü, negatif ve pozitif yönleriyle ayakta durmaktadır. Yani insan iyilik ve kötülüğün aynı merkezde temerküz ettiği bir dünyayı kendi üstüne kapalı olduğu çekirdeğinde kökünde taşımaktadır, iyi - kötü savaşı her zaman olagelmiş önüne geçilmez bir kavga olsa da ken­di içinde ve dış dünyada iyi ve kötü çekişmesinde bize düşen görev pozitif yönümüzü geliştirmek ve nefis, ene benlik, günah işleme meyli gibi negatif yönümüze önem vermemektir. Tabiî bunu yapar­ken dış dünyadaki kara delikleri ve dış fetih hengâmında karşımıza çıkacak girdapları ve ölüm vakumlarını da nazar-ı itibara almak ge­rekir.

Dördüncü beşinci boyut düşüncesi millet olarak bizi iç ve dış fet­hine çekerken bütün boyut ve buudların yöneldiği bir yönü de asla unutmamak gerekir. Yer ve göğün ister istemez geldik dediği yöne gönül süvarimizi nefis ve benlik atımızı sürmemiz gerek...

Atbaşı nebülozu gibi şahlanıp uzayın sonsuzluğunda ipi göğüs­lemeye koşmamız ve bitmez tükenmez mesafeler aşmamız insan ol­manın, inanmış olmanın ve kul olmanın gereği...

Öyleyse ey arkadaş! Kendi içine kapanan ve üstüne bükülen kâi­nat modelinde olduğu gibi özün millî dinamiklerine, asıl benliğine, ru­huna, kalbine, vicdanına doğru bükül. İçini keşfet, kendini tanı, iç dünyandaki seni ayakta tutan temel unsurları bil ve anla. Sonra dışa doğru bir hamle yap içinden kopmadan özünden taviz vermeden, iyi­lik ve güzellik duygularından bîgane kalmadan, seni daima diri ve ceyyit tutacak his ve duygularından uzaklaşmadan dışa doğru yönel ve o iklime bir güz gibi açıl... Mesajını sun, ışığını gönder, aksiyonu­nu tamamla ve ipi göğüsle. Bu ise var olma ve ebediyete kanatlan­manın ilk ve vazgeçilmez şartıdır bunu bilmiş ol.

 

Öyleyse ey milletim! Sen de dil, din, tarih, bayrak ve vatan gibi kudsî dinamiklerin ve seni ayakta tutacak kaynaklarını tanı ve asla bu temel taşlarından ayağını kaldırma. Yoksa ayağın kayar ve yok­luğun girdabına yuvarlanma tehlikesi yaşarsın. Senin de bu temel unsurlara bağlı kalırken elbette dıştaki ekonomi, tarım, bilim, teknik ve sanayileşme gibi kuvvet ve kudret işareti adımlarınla koşuna de­vam etmen en uç noktaya zirveye ermen gerekli. Birincisi içine ka­panma ve kendi öz murakabe ve muhasebeni yapmaksa, bunun ikincisi dış dünyaya kanatlanma ve sonsuz ufuklara yelken açmaktır.

Evet, dördüncü ve beşinci buud polat yürekli koşucularını bekli­yor. Ne dersiniz... Hamle zamanımız gelmedi mi?

Mehmet ERDOĞAN, Bu Senin Hikâyen

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
25 Temmuz 1942'de Şarkışla'da doğdu. İlkokulu doğduğu yerde,(1956), orta ve liseyi Kayseri İmam-Hatip Okulu'nda okudu. Yüksek öğrenimine İzmir'de başladı. Kayseri Yüksek İslâm...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Şiiri, kristal bir menşurdan geçip binbir renge dönüşen sesli ışıklara benzeten Goethe: "Hayatın da, ölümün de sırrına erip, rûha gömülen bir hazine ve batmayan bir güneşle kucak...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...
Türk Milli Edebiyat akımının öncü şairleri arasında yer almıştır. Milliyetçi, halkçı görüşleri savunan şiirler yazan Yurdakul, Osmanlı Meclis-i Mebusan III. Dönem Musul Mebusluğu...
15 Temmuz 1943'te Gümüşhane'ye bağlı Kelkit ilçesinin Dayısı köyünde doğdu. Ailesinin Kırıkkale'ye göçmesi üzerine ilkokulu orada tamamladı. Ortaokulu Merzifon ve Mersin askeri...
YETİK OZAN (TURGUT GÜNAY) Yetik Ozan’ın asıl adı Turgut Günay’dır. Ancak o, şiirlerinde kullandığı Yetik Ozan takma adı ile meşhur olmuştur. Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Yetik Ozan’ın...
Eskişehir’de doğdu. Eskişehir Ziya Gökalp ilkokulunu(1980), Eskişehir İmam-Hatip Orta ve lise kısmını (1987) bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...