Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%
hilmi yavuz
hilmi yavuz
Ahmet Cevdet Paşa’nın ‘kriz’ karşılığında ‘buhran’ kelimesini uydurmasından önce de Osmanlı’da, adına ‘kriz’ denilmeyen birtakım buhranlar yaşanmaktaydı. Sabri Ülgener hocanın deyişiyle, ‘darlık buhranları’!..
Osmanlı kaynaklarına bakıldığında, piyasalardaki ekonomik dengesizlik durumlarının, bazan ‘teati-i nas’da halel-i bîkıyas’; bazan “bey’ ve şir’a muamelesinde küllî ihtilal”; bazan da “bey’ ve şir’anın mizanı muhtel ve müşevveş” gibi birtakım deyişlerle tasvir edildiğini, yine Ülgener’in ‘Darlık Buhranları’ndan öğreniyoruz. Bu deyişlerde durumun, bir soyut kavramla [‘concept’] değil, somut tasvirlerle [‘description’] dilegetirildiğini gözden kaçırmamak gerekiyor;-Osmanlı iktisat düşüncesinin soyut ve teorik bir kavramsal donanımdan mahrum olduğunun tipik bir belirtisi!
Ne Adam Smith, ne Ricardo! İslam dünyasında, rahmetli Cenil Meriç Hoca’nın ifadesiyle, ‘kendi semâsında tek yıldız’ olan bir İbn Haldun vardır. Osmanlı’nın, genelde “bey’ ve şir’ada küllî ihtilal” [‘alışverişte toptan bozulma’] diye tasvir ettiği darlık ve buhran durumunu, İbn Haldun, daha 14.yüzyılda, ‘çarşıda kesat’ [‘kesad alâ’s sûk’], ‘şehirde fesat’ [‘mefsedet fi’l-medine’] formulü ile dilegetirir. ‘Mukaddime’nin Pirîzade çevirisindeki ifadeyle, ‘ tüccarın celb ve bey’e arz ettiği emvâl ve eşyaya ragebât-ı nâs kalil olub sûk ve bazar kasid ve beldenin hali fâsit’ [‘tüccarın alıp satışa arz ettiği mal ve eşyaya insanların az rağbet ettiği ve piyasanın kesat ve şehrin halinin fesat, yani bozulma durumunda ] olması! İbn Haldun burada, iktisat teorisininin en basit kurallarından birine işaret ediyor: ‘piyasaya [bazar’a, sûk’a] mal arzının fazlalığına karşılık, talep azlığı’nın, yani ‘işlerin kesat gitmesi’nin, şehir hayatında ortaya çıkardığı ‘fesat’ veya ‘küllî ihtilal’! [Burada, ‘ihtilal’ kelimesinin, bugün kullandığımız anlamda, ‘devrim’ ile hiçbir ilgisi olmadığını da belirtelim: ‘İhtilal’, ‘halel’ yani ‘bozmak’ sülâsî-i mücerredinin ‘iftial’ bâbından ‘halel getirmek’, demektir.]
‘Çarşıda kesat, şehirde fesat! ’İbn Haldun’un ekonomik durgunluğu hârikûlâde bir retorikle ifade ettiği bu formülasyon, iktisadî düzen ile toplumsal düzen arasındaki bağıntıyı içermesi bakımından da yolgöstericidir. Nihat Falay, ‘İbni Haldun’un İktisadi Görüşleri’nde, İbn Haldun’un ekonomik dengesizlik sürecini, hem aşırı bolluk ve ucuzluk, hem de aşırı darlık ve pahalılık bağlamında ele aldığını bildirir ve ‘ daha önemlisi’, der. İbn Haldun’un teorisinde toplumsal olayların temelinde, iktisadi nedenlerin bulunduğunu hatırlarsak, onun iktisadi dengesizlik-politik çöküş paralelliğini kurması daha da olağanlaşır. Onun için, ‘her devletin son çağlarında umran ve medeniyet ilerler ve ondan sonra kıtlık ve darlıklar gittikçe şiddetlenir’ ifadesi ile iktisadi dengesizliği politik çöküş sürecine bağlamak yerindedir.’’ Kısaca, İbn Haldun bize şunu söylemektedir: ‘Umran ve medeniyetin sonu , açlık ve darlıktır...’
İbn Haldun, neredeyse bugünün ‘kriz’lerini tasvir eder gibidir. Osmanlı’nın rant kapitalizmini temellendiren ‘tüketim’ci [‘istihlak’çi] dünyagörüşünün, burjuva kapitalizminin son kırk yılda Türkiye Cumhuriyeti’ne dayattığı ‘Tüketim Toplumu’ndan, sonuç itibariyle ne farkı vardır? İbn Haldun, sonucun ‘kesret el mevtan ve’l cuat’ [‘ölüm ve açlığın artması’], Marx ise ‘Massenverelendung’ [‘kütle halinde sefalet’] olduğunu bildirirler. Değişmeyen sonuç bu da, sebep ne peki? Ülgener hoca’yı dinleyelim: ‘İbn Haldun, siyasi gelişme ve olgunlaşma çağlarında istihsal [üretim] cephesinin sağlam ve ayakta kalamayacağını gösteren birçok müşahedelerini sıralıyor: Başta ‘zabt ve siyaset’ hususunun gittikçe zayıflaması; mütegallib, istismarcı [sömürücü] sınıfların istihsal kaynaklarını boydan boya soyma ve sömürmeleri; ağır vergiler; geniş ölçüde servet ve sermaye tahribi ve bütün bunların sonunda istihsalci [üretici] sınıflarda bezginlik belirtileri...’ Bir kere daha yazalım: ‘Çarşıda kesat, şehirde fesat!’ Bir ‘Tüketim Toplumu’ için, işlerin ‘kesat’ olmasından, yani, ‘mal var, ama satın alan yok!’tan daha büyük bir yıkım olabilir mi? Bu, işçi ya da memurdan ziyade ,esnafın protesto eylemlerinde niçin öne çıktıklarını açıklamıyor mu?
Bana sorarsanız, post-kapitalist tüketim çağı’nda, Türkiye’nin bir ‘Tüketim Toplumu’na dönüşme süreci, o çok ünlü, ‘eskimiş çoraplarınızı, atın, atın!’ çığırtkanlığı ile başlar. ‘Cam ambalajın atılabilir olmasını bu ‘altın çağ’ın kendisi’ sayan anlayış, Jean Baudrillard’ın hârikûlade tesbiti ile, ‘çöp sepeti medeniyeti’nin [la civilisation de la poubelle] olmazsa olmaz koşuludur. Geceleri, sokağa bırakılmış olan çöp poşetlerini, işe yarar bir şeyler var mı, diye yoklayıp araştıran çöp toplayıcıları, ‘Tüketim Toplumu’nun sembolik aktörleridir;- Baudrillard’ın ‘tüketim kahramanları’ adını verdiği büyük savurganlar ise , ‘esas oğlanlar’: Sinema, spor ve oyun yıldızları ! Yine Baudrillard’ın ‘Tüketim Toplumu’ndan alıntılayarak söyleyeyim: Tüketim Toplumu’nda ‘bolluğu psikolojik, sosyolojik, ekonomik olarak yöneten kavram, faydalılık değil, ilke olarak, savurganlık’tır!
Görünen o ki, Türkiye’de yaşanan ‘kriz’, savurganlık anlamında ‘bolluk’un , işlerin ‘kesat’ gitmesi anlamında ‘darlık’a dönüşmesinden ibarettir. İbn Haldun’un terimleriyle söylersek, Umran’ın sonunu işaretleyen Darlık ya da, Kaht da elbette budur!

Comments powered by CComment

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Okumayı seven herkes dünya edebiyatının büyük klasiklerinin insanlığın ortak hafızasında önemli bir yer edindiğini bilir. Ancak bunun gerçekleşmesi yalnızca yazarın hayal gücüne,...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Bayburt'ta bir söz varmış, "Zihni'yi bile güldürür." diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir. Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun hiç gülmediği...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech