Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 3 dakika)
Bunu okudun 0%
sezai karakoc 2102
sezai karakoc 2102
Sezai Karakoç üzerine kuşatıcı bir yorum, Prof.Dr.Walter G..Andrews’ün, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nce çıkarılan Journal of Turkish Literature Dergisi’nin 1.sayısında yayımlanan ‘Stepping Aside’ (‘Geriye Çekilmek’) başlıklı makalede bulunabilir. Prof.Andrews, makalesinde ele aldığı üç şairden biri olan Sezai Karakoç için, ‘Osmanlı kültürünün özü[nün] ve sanatın en yüce amacı[nın] bir metafizik merkezin dilegetirilmesi’ olduğu kanısındadır.
Karakoç’un ‘Fizikötesi ve Sanatçı’ başlıklı bir denemesinde kullandığı ‘Hakikat Medeniyeti’ kavramına atıfta bulunarak bu kavramın ‘merkezleşmiş (centered) anlamlandıran rejim’i çağrıştıran güçlü ve pozitif bir imge’ olduğunu belirtir; Osmanlı edebiyatının cinsellik, sarhoşluk, anlamsızlık gibi ögelerinin, manevi [dinsel, H.Y.] bir yorumu öneçıkarma adına gözardı edil[diğini]’;Osmanlı’nın ‘ebedi,sahih ve özsel’ bir temel üzerinden,Türkiye’nin bugününün ‘köksüzlüğü’ne (‘rootlesness’) karşı, Sezai Karakoç tarafından bir ‘panzehir’ olarak sunulduğunu bildirir. Bunun dışında Prof. Andrews’a göre, Sezai Karakoç şiirinde, ‘Türk modernitesi anlatısında ‘öteki’ni [Osmanlı’yı H.Y.] tanımlayan ne varsa [zorbalık, kandökücülük, boyun eğdirme] ,arızi, önemsiz ve son kertede ihmal edilebilir şeyler’ olarak bir kenara bırakılmakta ve ‘bu sürecin bir parçası olarak bugünkü Türkiye Cumhuriyetini, ‘geçmişin metafizik kararlılığını ve geçmişin vaadini gösteren sayısız işaretlerle dolu bir mekan olarak yeniden-tahayyül etmektedir.’ Bu tahayyüle örnek olarak da Prof. Andrews, Karakoç’un ‘İstanbul’un Hazan Gazeli’ başlıklı şiirini veriyor.
Prof. Andrews’ün bu saptamasından yolaçıkarak şunları söyleyebiliriz: Bu şiir aslında Nedim’in o çok bilinen ‘Şarkı’sının, metinlerarasılık bağlamında, Julia Kristeva’nın ‘Semiotike’sinden yolaçıkarak kavramsallaştırırsam, ‘ tersinir olumsuzlama’ya (‘négation inverse’) uğratılması demektir. Bu olumsuzlama, retorik yoluyla Din ve Eğlence arasındaki ilişkinin tersyüz edilerek okumasını olanaklı kılar.
Nedim’in,
Cum’a namazına deyu izin alub maderden
Gidelim serv-i revanum yürü Sadabad’e
dizelerini, Sezai Karakoç’un,
Sinemaya gidiyorum diye izin al annenden
Cuma namazına gidelim seninle
biçiminde olumsuzlaması, {cuma namazı →Sadabad}ilişkisinin oluşturduğu bağlamı,{sinema→ cuma namazı} bağlamına dönüştürür. Nedim’de ‘cuma namazı ,bir ‘bahane’ (‘pretext’) iken, Karakoç’ta bir ‘erek’ (‘telos’) olur.; eğlence ise ‘Sadabad’dan ‘sinema’ya taşınarak Moderniteye gönderme yapılır. Nedim’in Osmanlı’sında cuma namazı’nın evden çıkmak için meşru bir gerekçe oluşu, Sezai Karakoç’un Türkiye’sinde bu kez sinema’ya gitmenin meşru bir gerekçe oluşuna dönüşür: Karakoç, böylece Modernitenin ya da sekülerleşmenin, dinselliğin ya da din’e ilişkin bir pratiğin ,bir ‘meşruluk gerekçesi’ olmaktan çıkardığını vurgulamak ister.
Bununla birlikte Karakoç’un şiirine, örneğin Necip Fazıl’ın 1934 sonrası şiirlerini dönemselleştirmede kullanılan ölçütlerle bakmak doğru olmaz. Sezai Karakoç’un şiirinde, Necip Fazıl’da görülen o radikal ‘şiirsel kopma’ (‘coupuıre poetique’) görülmez; -daha başından, dinselliği örtük bir biçimde ve uzak çağrışımlarla barındıran bir şiirdir Sezai Karakoç’un şiiri. Giderek örtük ya da kapalı-olan’ın daha sonra açık bir söylemle yer değiştirmesi, Karakoç’un şiirinin dönüşümünün kopma’larla gerçekleşmediğini gösterir.
Sezai Karakoç’un şiiri, bana göre elbet, bu çözümlemelerin ötesinde konumlandırılması gereken bir lirizmi barındırır. Necip Fazıl şiirinin, 1934’deki ‘şiirsel kopma’sı, lirik-olan’dan retorik-olan’a doğru bir söylemselleşmeyi içerir. Karakoç’ta ise, kapalı-olan’dan açık-olan’a doğru dönüşüm, lirizmden, başat bir söylem olarak ödün vermeyen bir dönüşümdür.

Comments powered by CComment

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Okumayı seven herkes dünya edebiyatının büyük klasiklerinin insanlığın ortak hafızasında önemli bir yer edindiğini bilir. Ancak bunun gerçekleşmesi yalnızca yazarın hayal gücüne,...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Bayburt'ta bir söz varmış, "Zihni'yi bile güldürür." diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir. Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun hiç gülmediği...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech