Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

yunusemrede insan sevgisi

yunusemrede insan sevgisi
Yunus Emre, düşünceleri ve kendisinden sonra gelen takipçileri itibarıyla Türk tefekkür ve edebiyat dünyasında yeni bir çığır açmıştır. Bu çığır; Yunus Tarzı, Yunus Ekolü, Yunus Okulu gibi aynı anlama gelebilecek adlarla açıklanmıştır. Bu fikir ve ülkü, Ahmet Yesevi’den başlayarak Türk hakimiyetinin kurulduğu bütün coğrafyalarda fidandan ulu ağaçlar hâlinde dal budak salmış, güzellikleriyle farklı toplum ve insanların gönüllerinde yer edinmiştir.

     Fuat Köprülü, Yunus Emre’nin tefekkür dünyasını oluşturan  ana kaynağı; ahlaki-sufiyane esası veren  İslâmi unsur ve lisan, eda, şekil  ve vezin itibarıyla  oluşturulan  milli unsur olarak belirtir. Bu iki unsur, Yunus Emre’nin şahsiyetinde  birbiriyle kaynaşmıştır. Köprülü’nün  bu  Yunus Emre yaklaşımı, günümüzde de geçerliliğini devam ettirmektedir. Yunus’un İslâm sufîliği ile Türk kültürüne ait zevk ve yapısını teşkil eden bu anlayış geniş ölçüde kabul görmektedir.

    Yunus Emre’yi çok farklı düşüncelerle açıklamaya çalışan insanların da olduğu bir gerçektir. Bu tür anlayışlar, din, felsefe ve sosyolojik insan algılarıyla ilişkili olarak izah edilmektedir. 

     İlhan Kutluer,  filozofların insanı yalnızca “düşünen ve bilen canlı” olarak değil “yaratılışı gereği toplumsal ve siyasal canlı” olarak da tanımladıklarını söyler. Kutluer’e göre, tasavvufun insan anlayışı zühd ahlâkı çerçevesinde niyet ve gayret kavramları üzerinde yoğunlaşmış, bir metafizik doktrin olmakla da “insân-ı kâmil” kavramını merkezîleştirmiştir. Tasavvuf doktrini açısından kâmil insan hem ilâhî tecellinin en yetkin mazharı hem evrensel insan idesi hem de âlemin var edilişindeki gayedir.

    Yunus Emre, zaman zaman hümanist bir şair olarak da gösterilmeye çalışılmıştır.

   Hümanizm,’’ insancılık’’ anlamına gelmekte olup 14. yüzyılda İtalya'da doğmuş felsefi bir düşünce ekolüdür. Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü’nde hümanizmi; " Akıllı insan varlığını tek ve en yüksek varlık olarak görmekte olan, ayrıca bireyin yaratıcı ve ahlaki gelişiminin rasyonel ve anlamlı bir biçimde doğal yoldan gerçekleştirileceğini ön plana çıkartan bir felsefi akım." şeklinde  tanımlar. Tanımdan da anlaşılacağı gibi insan merkezli bir felsefi akım olan hümanizm, her bakımdan insanı öne çıkaran bir yapı ve olgudur.Oysa Yunus  Emre öğretisinde  yaratılan her şey Yaradan’dan ötürü hoş görülmekte ve sevilmektedir.

‘’Cümle yaratılmışa/ Birlik ile bakmayan

Halka müderris ise/ Hakikatte asidir

Bu dünyaya kanmayalım/Fanidir aldanmayalım

Bir iken ayrılmayalım/Gel dosta gidelim gönül’’ 

  Yunus Emre’nin  ‘’sevgi’’ anlayışı ‘’Tanrı’’merkezlidir. Kilisenin baskı ve zulmü sonucunda ‘’yeni bir insan ‘’ modeli kurmak üzere ortaya çıkan hümanizmi, Yunus Emre’nin insan sevgisiyle özdeşleştirmek aşırı bir zorlamadır. Kaynak ve netice olarak farklı bir duygu ve düşünceyi ‘’hümanizm’’ potasında  birleştirmek abesle iştigal etmektir.

‘’Adımız miskindir bizim/Düşmanımız kindir bizim

Biz kimseye kin tutmayız/ Kamu alem birdir bize’’ Kamu alemi bir bilen ve kimseye kin tutmayan, üstelik ‘’Her dem yeniden doğup’’ kendini güncelleyen bir düşünce insanı Yunus Emre, Batı düşüncesinin felsefi bir akımı olan hümanizmle ilişkilendirilemez. İnsan, ‘’Eşref-i Mahlukat’’tır, âlemin özüdür, varlıkların gözbebeğidir. Şeyh Galip’in  özlü deyişiyle insan;

’’Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
  Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen’’ denilerek yüceltilmiştir. Şeyh Galip, beyitin devamında  insanın vasıflarını açıKlar:
“Ey dil, ey dil niye bu rütbede pür gamsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yı melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvamsın sen
Rûhsun nefha-i Cibrîl ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i Îsî-i Meryem’sin sen.”
“Ey gönül, ey gönül, neden bu kadar gamla dolusun? Yıkıksın, kırık dökük bir haldesin hâlbuki sen tılsımlı bir hazinesin. Meleklerin secde etmeleri emredilen kadri yüceltilmiş bir varlıksın. Bildiğin gibi değil, her varlıktan daha olgun, daha ilerisin. Ruhsun, Cebrail’in üfürmesiyle ikizsin. Sen Allah’ın sırrısın, Meryem’in oğlu İsa gibisin.” 

    Türk tasavvufunun insan anlayışıyla hümanizmin insana bakışı çok farklı konumdadır.

Esasında farklı medeniyeniyet ve kültürlerin insan algısı da  değişiklik gösterir. Thomas Hobbes, ‘’ “İnsan insanın kurdudur” derken güvensizlik  ortamında çekişme ve düşmanlığın eksik olmayacağını söyler. İnsanlar birbiriyle kaos içinde  sürekli savaş  hâlindedir. Oysa Yunus Emre, insanların Tanrı’ya ve topluma karşı sorumlu olduğunu belirtir: 

                  ‘’ Bir hastaya vardın ise/ Bir içim su verdin ise

                   Yarın anda karşı gele/ Hak şarabın içmiş gibi

                   Bir miskini gördün ise/ Bir eskice verdin ise

                   Yarın anda karşı gele/ Hulle donun biçmiş gibi’’    

     Sebahattin Eyüboğlu, Yunus Emre’nin insan sevgisini köksüz, dayanaksız bir  bir şekle büründürür. Türk kültür ve medeniyetinin zengin insan sevgisi yok sayılarak, bambaşka bir Yunus Emre’den bahseder: ‘’Nedir bizim Yunus’un inancı? Yoksulu bay, kuruyu yaş, ayağı baş eden  bu yaman insan gücünü hangi inançtan alıyor Yunus? Bu sorunun karşılığını Yunus’un söylediklerinde  ve söylettiklerinde aradığımız zaman bir hayli şaşırarak görüyoruz ki Yunus  bütün dindarlığına, Müslümanlığına karşın   hiç bir dinin adamı değil, tersine, bütün dinlerin ötesinde, camilerin, kiliselerin dışında, kitapsız, tapınmasız, törensiz, kıblesiz bir inancın adamıdır. Bu inancın tek kuralı, yasası, doğması  sevgidir; en geniş, en sınırsız, en insanca anlamıyla sevgi..." 

  Elbette, Yunus Emre söz konusu pasajda tanımlandığı gibi asla değildir, olamaz. Onun şu sözleri doğru anlaşılmalı, doğru yorumlanmalıdır:

‘’Çalış kazan ye yedir/Bir gönül ele getir

Yüz Kabe’den yeğrektir/ Bir gönül ziyareti

Bir kez gönül yıktın ise/ Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi/ Elin yüzün yumaz değil

Bir gönülü yaptın ise/ Er eteğin tuttun ise .

Bir kez hayır ettin ise/ Binde bir ise az değil

Yunus Emre der hoca/ Gerekse bin var hacca

Hepisinden iyice/ Bir gönüle girmektir’’

   Yunus Emre’nin  öğretisinde insan ve insan sevgisi, Molla Kasımlar ile hümanizm  yorumcularının anlayışlarından çok farklıdır.

Comments powered by CComment

About the Author

Ahmet URFALI

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...