Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)
Bunu okudun 0%

20200925 201238

20200925 201238

 

 

 

 

 

İlk kez Taşkent havaalanında gördüğüm bu söz; Özbekistan’da geçireceğim beş gün boyunca caddelerde, parklarda, insan gözünün değeceği her yerde karşıma çıkacaktı. Gönlüme âşina bu cümleyi nereden hatırlıyorum acaba, diye fikrim meşgulken Buhara’da dut ağaçlarıyla sarılı bir avlunun ortasında, rüzgârın değdiği yaprakların hışırtısı arasında huzurla ve Huzur’da durduğum bir anda hatırıma bir beyit düştü: 

“Hüner bir şehir bünyâd eylemektir

Reâyâ kalbin âbâd eylemektir”

Özbekistan’ın her şehrini güzelleştiren “Âbâdlık gönülden başlar” sözüne beni aşina kılanın bu beyit olduğunu o an fark ettim. Fatih Sultan Mehmed Vakfiyesinde yazılı bu beyte göre asıl hüner, şehri imar ve iskân ederken halkın rızasını kazanmaktır.  “Âbâdlığın gönülden başlaması” ve asıl hünerin “reâya kalbinin âbâd” edilmesi aynı manaya kapı aralayan niyetlerdir. Araya kilometreler, sınırlar ve asırlar girse de fıtrat değişmemiştir. Bu sözleri nostalji duygusuyla söylemek de mümkündü; ancak “Türk Dünyası Kültür Başkentliği” gibi tarihî bir sürece tanıklık eden Eskişehir için bu sözler; yaşamın bir parçasını, şehrin gündemini ifade ediyordu.

2010 yılında İstanbul’daIMG 20200925 191359

IMG 20200925 191359
düzenlenen “Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları 10. Zirve Toplantısı” sırasında TÜRKSOY tarafından önerilen “Türk Dünyası Kültür Başkenti” uygulaması oy birliği ile kabul edilmiş; bu karar doğrultusunda 2012’de Astana, 2013’te ise Eskişehir; “Türk Dünyası Kültür Başkenti” seçilmişti. Aslında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın 28 Mayıs 2011’de Eskişehir’de yaptığı konuşmada burası için sarf ettiği “Kadim tarihiyle, zengin kültürüyle ve Türk dünyasının özetini yansıtan yapısıyla Kültür Başkentliği payesini, ziyadesiyle hak etmiştir.” sözlerinin ardından heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı bile.
2013’ten 2014’e taşan etkinliklerle “Dilde, fikirde, işte birlik” idealine hayatını vakfeden Gaspıralı İsmail Bey’in hayali; geniş bir coğrafyayı harekete geçirerek hayat bulmuştu. Daha sonraki yıllarda da devam eden bu güzel uygulamanın en coşkulu dönemi Eskişehir’de yaşanmıştır. Böyle bir değerlendirmede bulunurken Eskişehirli olmamın ne kadar etkisi vardır, bilemem. Ancak 10 bin gencin yer aldığı kıtaları aşan Türk Dünyası Kültür Gezileri; bilimin, sanatın, sporun farklı alanlarında olmak üzere -çoğu uluslararası- 400’ün üzerinde etkinlik; Eskişehir’in siluetine Türk dünyası mührünü vuran 50’in üzerinde yapı, restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmaları, Türkname isimli zengin kütüphane ve daha nice proje; Eskişehir’de hayata geçirilen bu süreci benzerlerinden ayırıyordu.
Türk dünyasında verimli bir kültürel etkileşimin sağlandığı bu süreçte olağanüstü bir tempoda eş zamanlı ilerleyen etkinliklerin yanı sıra “Türk Dünyası Kültür Gezileri” programı ile dünyada bir ilk’e imza atılmıştı. Tarihte ilklerin, güzel başlangıçların şehri olan Eskişehir; Türkiye’de ilk kez bir il’in “Türk Dünyası Kültür Başkenti” olduğu bu süreçte dünyanın en büyük öğrenci hareketliliği projesini gerçekleştirmişti. Bu gezilerin anlam dünyasını en iyi ifade eden söz; dönemin Eskişehir Valisi Güngör Azim TUNA’ya aittir: “Dünyanın en büyük sevgi göçü” demişti. Valilik göreviyle birlikte Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten TUNA; “Kültür Başkentliği kapsamında üretilen işlerin büyüklüğü; dünya küresinde kuzeyden güneye, doğudan batıya geniş bir hayat coğrafyasına sevgi ve hoşgörüsüyle hayat vermiş Türk dünyasının büyüklüğünden ileri gelmektedir.” diyerek bu büyüklüğün kaynağını ortaya koymuştu. Aslında “dünyanın en büyük sevgi göçü”nü idare etmek; deyim yerindeyse elini taşın altına koymaktı.
Kat edilmesi gereken asıl yol; ne kilometreler ne sınırlar ne de mesafelerdir; iki gönül arasındaki mesafe kadardır. İşte bu mesafeyi aradan kaldırmıştı bu geziler. Özbekistan’dan Balkanlara, Kırım’dan Hicaz Demiryolu’na uzanan geniş bir coğrafyada Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği etkinlikleriyle gözden ırak olanlar gönüllere yaklaşmıştı. Özellikle gençlerin hayat coğrafyalarının Türk dünyası ekseninde genişlemesi, kültür ve tarihimizi yerinde yaşayarak öğrenmeleri, bir nesle tarih bilinci kazandırılmasında büyük rol oynamıştı. Bu bakımdan Kültür Başkentliğinin asıl semeresi gelecektedir. Nitekim öğrencilerin “Vali Baba”sı; bu süreçte yapılan en büyük ve stratejik öneme sahip etkinliğin Türk Dünyası öğrenci gezileri olduğunu birçok kez vurgulayarak hatırlarda ve hatıralarda yer eden şu sözü söylemiştir: “Biz Kültür Başkentliği sürecinde dalları geleceğe uzanan bir çınar ağacı diktik.”
“Tarih bilinci”, “Türk dünyasıyla kültürel etkileşim” önceliklerinin yanı sıra “toplumsal bütünleşme”yi sağlayan bir işlevi de vardı kültür gezilerinin. Farklı kurum, kuruluş ve disiplinlerde çalışan; üniversiteler, iş insanları ve sivil toplum kuruluşları yetkililerinin de dâhil edildiği bir organizasyonla 400 kişinin yer aldığı Özbekistan gezisi bunlardan biriydi. Anayurt Türkiye’den Atayurt Özbekistan’a, kültürümüzün mayalandığı topraklarda turkuaz renginde bir rüyanın içindeydik artık. Ecdadın “ilim” ve “adalet”e dair gördüğü medrese rüyasının tam da kalbindeydik. Semerkant’ta üç medresenin yer aldığı tarihî Registan Meydanı, Buhara’nın sembolü sayılan “Çar Minar Medresesi”, doğalgazla ısıtılan ve eğitime hâlâ devam eden Mir Arab Medresesi, Buhara’da kaldığımız otele yürüme mesafesindeki Nadir Divan Beyi Medresesi… Başımızı çevirdiğimiz her yer; savaşların, ölümlerin “taş üstünde taş bırakmadığı” fani dünyada “taş üstüne taş koymuş” ecdadın sadece mirasını değil aynı zamanda vasiyetini anlatıyordu.Medrese; bir taş yığınından öte bir gönül medeniyetinin bu topraklara vurduğu mühürdür. Gurbet diyarı olan dünyada gönüllere göçmek rüyasının hakikatidir. Medrese; Müslüman’ın yitik malını aradığı, kaybettiği değerlerini bulduğu ilim ve hikmet menbaıdır. İlmin kalesi, maddi ve manevi hastalıkların şifasıdır. Buralardan mütevazı bir hayatı seçmiş âlimler, dervişleriyle birlikte sade bir kabristanda yatan evliyaullah gelip geçmiştir. Buralarda “kanaat” sadece yoksullara verilen kuru bir öğüt değildir.
Buhara’da dut ağaçlarıyla sarılı bir avlunun ortasında, rüzgârın değdiği yaprakların hışırtısı arasında huzurla ve Huzur’da dururken Şah-ı Bahauddin Nakşibend Hazretlerinin mütevazı kabir taşına baktım. “Yalan dünya”da değil, gönül dünyamızda bir medeniyet inşası için ömrünü vakfetmişti. Kapısı bu avluya açılan medreseler bugün de bir sevgi seliyle dolup taşıyordu. Buna rağmen rüzgârdan ve kuşlardan başka konuşan yoktu burada. Edeb gereği herkes derin bir sükûta bürünmüştü. Hatta öyle ki Şah-ı Bahauddin Nakşibendi’nin külliyesinin yakınından geçen otobüsler “edeb”den yavaşlarmış. Buhara’ya geldiğimizde otobüsümüzün aniden yavaşlaması dikkatimizi çekmişti zira. Onun “önce hocamın ve annemin kabrini ziyaret ediniz” şeklindeki vasiyetine uyarak önce Emir Külal ve Arife Bibi’nin kabirlerini ziyaret ettik.
DünyanIMG 20200925 191355
IMG 20200925 191355
ın en büyük sevgi göçünün içinde gönüllere göçmeyi hedefleyen bir medeniyetin izlerini sürmek, bu turkuaz rüyanın bir parçası olmak; yol haritamıza yön veren bir tecrübeydi bizim için. Uluğ Bey’in astronomik gözlemlerini yaptığı medresesi, tarihî İpek Yolu kervanlarının dinlendiği Bala Havz (Bol Havuz), müzeler, turkuazın bütün görkemiyle hüküm sürdüğü tarihî yapılar; üzeri nakışlı tandır ekmeği, kendine has kâselerde sunulan ve Hoca Ahmed Yesevi’nin duasını alan çayı ise oraya dair hatırımızda kalan enstantanelerdir.
Taşkent’te bütün yolların ona çıktığı bir noktada, mütevazı bir siyah mezar taşının altında yatan bir dünya cihangirini de ziyaret ettik. “Biz ki Mülûk-ı Turan, Emîr-i Türkistan’ız! Biz ki Türk oğlu Türk’üz! Biz ki milletlerin en kadîmi ve en ulusu Türk’ün Başbuğuyuz!” diyen Emir Timur’un türbesi Taşkent’in tam kalbindedir. Adını taşıyan büyük meydan ve onun devasa heykeli ise ziyaretçilerin ilgi odağı… Geniş ve temiz caddelerin, büyük meydanların, düzenli bir yerleşimin göze çarptığı Taşkent’te bir akşamüstü Müstakillik (Bağımsızlık) Meydanı’na doğru yürüyüşe çıktım. Her yıl 1 Eylül’de Özbekistan’ın bağımsızlık günü kutlamaları burada yapılıyormuş. “Qadr-qimmatim, tayanchim va iftixorimsan, mustaqil O'zbekiston! diyoruz biz de 1991’den beri. Müstakillik, bağımsızlık; devlet geleneğine sahip necip Türk milleti için varlığın temelidir. Üstelik “Dilde, fikirde, işte birlik” idealinin hayata geçmesi de buna bağlıdır.
Kültür Başkentliği uygulaması şüphe yok ki “Türk dünyası” birliği adına atılan somut bir adımdır. Yalnız “Dilde, fikirde” birliğe farklı alan ve disiplinlerde “işte birlik” eklendiği takdirde Kültür Başkentliği sürecinde edinilen kazanımlar geleceğe taşınabilecektir. Öncelikle geleceğin sahiplerine, yani çocuklara yönelik eğitim alanında kalıcı iş birlikleri gerekmektedir. Aşamalı ortak eğitim ve müfredat çalışmalarının yanı sıra Avrupa Birliği projeleri gibi Türk dünyası ülkelerinin okulları ortak projeler yürütmelidir. Bu hususta ilkinin Kültür Başkentliği sürecinde gerçekleştirildiği ve küçük mucitleri bir araya getiren “Türk Dünyası Bilim ve Kültür Şenliği” sürdürülebilirlik açısından güzel bir örnektir. Kurduğu Türk Dünyası Çocuk Vakfı çatısı altında Vali Güngör Azim TUNA’nın projeyi bir gelenek hâline getirmesi; Türk dünyasına yönelik genişleyen ilişkiler ağının ve müktesebatının geliştirilerek sürdürülmesine, eğitim ve kültür alanında samimi bir katkıdır. Nitekim şairin de dile getirdiği gibi “Bunlar… Sadece akçayla olacak işler değildi.”

Not: Feride Turan'ın bu yazısı Türk Edebiyatı dergisinin Özbek Edebiyatı Özel Sayısı'nda (Ekim-2020 / 564.Sayı) yayınlanmıştır.

Comments powered by CComment

About the Author

Feride Turan

More articles from this author

Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Türk edebiyatı ve siyasî hayatında büyük tesirler meydana getiren vatan ve hürriyet şairi, dava ve mücadele adamı, edip, yazar, gazeteci ve...
Şevval 1290’da (Aralık 1873) İstanbul Fatih’te Sarıgüzel’de doğdu. Babası, küçük yaşta tahsil için Arnavutluk’un İpek kazası Şuşisa köyünden İstanbul’a gelmiş, “temiz” mânasına...
(1873 - 1936) 1 Mehmed Âkif Ersoy, şair, fikir adamı, veteriner, eğitimci, vaiz, hafız, milletvekili, İstiklal Marşı‘nın şairi, millî şair, vatan şairi. 1873‘te İstanbul‘da Fatih...
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
28 Ağustos 1977 yılında doğdu. Çocukluğunu doğanın kucağında konargöçer bir aile de geçiren Arsalan Mirzayı 1983’te Şiraz’a yakın olan Kevar şehrinde eğitme başladı. Eğitimini...
Sona Mahammad gizi Valiyeva, 1962 yılında Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'nin Sharur ilçesinde doğdu. 1984 yılında bugünkü Azerbaycan Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi'nden mezun...
Orta Asya Türkleri'nin dinî-tasavvufî hayatında geniş tesirler icra eden ve "pîr-i Türkistan" diye anılan mutasavvıf-şair, Yeseviyye tarikatının kurucusu. Ahmed Yesevi’nin tarihî...
1955 yılında Yalvaç (ISPARTA) ’ ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini memleketinde yaptı. Yüksek öğrenimini de Kırşehir ve İstanbul’da tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde (Bizim...
Bu Vatan Toprağın Kara Bağrında Sıra Dağlar Gibi Duranlarındır ORHAN ŞAÎK GÖKYAY Türk edebiyatının en usta şairlerinden biri olan ve edebiyatımızda daha çok "Bu Vatan Kimin?"...
Şair (D. 28 Haziran 1929, Göktepe kasabası / Sarıveliler / Karaman – Ö. 29 Ağustos 2018, İstanbul) 28 Haziran 1929 tarihinde Karaman ili Sarıveliler kazası Göktepe kasabasında...
Ömer Lütfi METE Şair, yazar, gazeteci ve senarist. 1950 yılında Rize’nin İyidere ilçesi -eski ismi Aspet diyede bilinen- Fıçıtaşı mahallesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini...
Aşık Sefil Selimi, Asıl adı Ahmet Günbulut (d. 26 Ağustos 1933, Şarkışla - ö. 30 Aralık 2003, Sivas), yazar, türkü yazarı. İlkokul'dan sonra iki yıl ortaokula devam ettikten...
Ahmet Yılmaz Soyyer’in Şiir Dünyası Yılmaz Soyer, ya da şiir dışındaki çalışmalarıyla A. Yılmaz Soyyer, 1960 yılında Konya’nın Ereğli ilçesinde doğdu. Annesi ve babası o henüz...