Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

ferideturan0

SAYI 1:

Eskişehir’de yayımlanan ancak haber ağı itibariyle bölgesel nitelikte olan “Hakikat Anadolu Sesleri”; Anadolu’nun acı “hakikat”ini sayfalarına taşıyan bir Osmanlı gazetesiydi. Türk Dünyası Kültür Başkentliği Ajansı tarafından tıpkıbasımı ve çevrimyazısı basılan bu gazeteyi taramaya kızımın 2016 yılında hazırladığı TÜBİTAK projesi ve akabinde öğrencilerimle yürüttüğüm araştırmalar vesilesiyle başladım. “Her şeyden bahseder” sloganıyla Osmanlı basınına ait zengin koleksiyonun içinde yer alan “Hakikat Anadolu Sesleri”, hâlâ farklı alan ve disiplinlerde kendisine kulak verilmeyi bekliyor.

İlk olarak kızım Meryem Ülkü’nün “HER ŞEYDEN BAHSEDER BİR OSMANLI GAZETESİ”NDE REKLÂMIN “HAKİKAT”İ isimli projesinin 5 alt başlığından biri olan “sağlık” sektörüyle ilgi reklamlar; döneme ait çok değerli bulgular barındırıyordu. Reklamlardaki mesaj stratejilerinin analizini amaçlayan bu proje daha sonra bize, fen liseli öğrencilerimle “ilaç reklamları”nı farmakolojik açıdan içerik analizine tabi tutma konusunda ilham verdi. Araştırmamızda en çarpıcı bulgu; ilaçların hepsinin yerli oluşu, yani ithal ilaç bulunmayışıdır. Üreticilerin isimlerine bakıldığında ise %50’sinin Türk, %50’sinin Ermeni asıllı olduğu düşünülmektedir; ama üreticilerin %100’ün Osmanlı vatandaşı olduğu kesindir. O dönemde fabrikada değil, bir doktorun özel tertibi, icadı olarak üretilmekteymiş ilaçlar.

Araştırmamızda ilaçların %50’sini ağız ve diş sağlığına yönelik üretilenler oluşturuyor. Bunlardan biri “Salodol Emin Diş Suyu”dur. Afyonkarahisar’da Ferah Hastanesi’nin kurucusu Operatör Dr. Emin Bey’in tertip ettiği bu diş suyunun, piyasada yer alan diş sularının “kâffesine fâik”, yani hepsinden üstün olduğu iddia edilmektedir. Bu iddianın gerçekliği yansıttığı konusunda ise tıp eğitimi vermek üzere Sultan II. Abdülhamit Han tarafından yaptırılan ve 1903’te açılan “Mekteb-İ Tıbbiyye-i Şahane’nin Ruhsatı” referans gösterilmektedir. Diş ağrılarını kesmesi, ağız kokularını gidermesi ve bademcik “ufunetlerini” yani iltihaplarını iyi etmesinde etkili olduğu vurgulanan bu ilacın satıldığı adres ise Eskişehir’de “hamamın yanında Vahap Efendi Mağazası”dır. Diğer bir diş ilacının markası “Lokodon”dur. Ürünün “yegâne” deposu ise Eskişehir Ârifiye Caddesi’nde, Merkez Eczanesi’dir. Lokodon; dişlerin ağrısını giderir, çürümesini engeller, diş etlerini korur, dişleri “gâyetle” yani çokça beyazlatır ve ağızda bulunan “bilcümle” hastalıkları tedavi eder. “Meclis-i Tıbbiyye-i Mülkiye” ve “Sıhhiye-i Umûmiyye Nezâret-i Celile”den yani dönemin sağlık kuruluşlarından resmî izinle üretilmiştir.

Diş ilaçlarının içeriğinde dişi beyazlatmak ve ağız kokularını gidermek özelliğinin dile getirilmesi; onların kişisel bakım ürünü olarak da kullanıldığını, o dönemde ağız ve diş estetiğine önem verildiğini göstermektedir. Yalnız ilaçların fiyatları arasında büyük fark vardır. Salodol’un şişesi 1 kuruş iken Lokodon’un fiyatı bunun 5 mislidir. Demek ki herkese ve her keseye uygun seçenekler de sunulmuştur halk’a.

İlanlardan öylesine rastladık ki gözlerimize inanamadık: “Fukaradan Ücret Alınmaz” başlığını okur okumaz “Kim bu civanmert?” dedik şaşkınlık ve hayranlıkla. Kendini “Diplomalı Dişçi” şeklinde tanıtan Sinan Balyan isimli bir hekimmiş ilan sahibi. Sinan Bey bir buçuk yıldır Eskişehir’de “icra-yı sanat” ettiğini söyleyerek “muhterem müşterilerine” gösterdikleri “hüsn-ü rağbet”ten dolayı “evvela” teşekkür vazifesini yerine getirir. Diplomalı dişçimiz yeni sistem aletlerle ağrısız diş çektiğini vurgulamaktadır. Demek ki o dönemde ağrısız diş çekimi yaygın değildir. Nitekim yeni sistem aletlerle mümkün olan ağrısız diş çekimi, bir reklamın konusu ve vaadi olmuştur. Gerek yenilendirilen gerekse tamir edilmesi gereken dişlerin “kemal-i emniyet”le ve “süratle” yapılması; reklama göre “mutlak bir hizmet-i müftehire”dir, yani kesinlikle övünç duyulacak bir hizmettir. “Nefâset ve ehveniyet”, yani kalite ve ucuzlukta “menfaat-i zatiyye” gözetilmeyerek, yani doktorun kendi çıkarını düşünmeden “muhterem müşteriler”ine elden gelen kolaylığın gösterileceği vaadi açık açık “vaat” kelimesi kullanılarak vurgulanmıştır. Kalite ve ucuzluğun bir arada olduğu ve süratle verildiği bu hizmete müşteriler “Tahılpazarı’nda Merkez Eczanesi”ne sorarak ulaşabileceklerdir. Yalnız reklamda sadece “dişçi” değil, “diplomalı dişçi” ibaresinin kullanılması dikkat çekicidir. Bu şekilde bir kullanım, eğitimli ve eğitimsiz olmak üzere iki tip sağlık görevlisi bulunduğunu akıllara getirmektedir.

Bütün bu reklamları incelediğimizde kızımın ve öğrencilerimin şaşkınlıkla aynı soruyu sormaları da dikkat çekiciydi: “Hani Osmanlı Türkçesi halktan uzak, sadece seçkin bir zümreye hitap ediyordu?” Öyle ya bütün bu reklamlar, halk için değil miydi? Zaten gazeteler de dil itibariyle ortalama bir okuyucu kitlesine hitap etmez mi? Reklam metinleri, günümüze göre elbette ağırdı. Ama bu ağırlık hissi, maalesef bizim kelime dağarcığımızın hafifliğinden ileri gelmektedir. Sözlükten kelime kelime ilerleyerek tarihin sayfalarında keşfe çıkan öğrencilerin heyecanına bir eğitimci ve özellikle veli olarak yakından tanıklık etmek harika bir duygu… Ancak diğer taraftan“fukaradan ücret almayan” diş hekimine giden, Emin Bey’in icadı Salodol’u almak için hamamın yanındaki mağazanın yolunu tutan yahut Lokodun’un yegâne deposu Merkez Eczanesi’nden alışveriş eden o devirdeki halk; öyle anlamak için elinde sözlük, hece hece keşif yolculuğuna çıkmıyordu tabi ki…

Osmanlı basınında gazetenin işlevi hakkında İlber Ortaylı; farklı alan ve disiplinlerde gazetenin popüler bir öğretmen olduğunu, Osmanlıların okumaya kitapla değil, gazete ve dergi ile başladıklarını ifade etmiştir. Toplumla bu kadar iç içe olan gazeteler, gündemi barındırmasının yanı sıra tarihin birinci elden yazılı kaynaklarıdır.

Bir sonraki yazımızda, Tarih Gezgini köşemizde 1897 İstanbul’unu gezmeyi planlıyoruz. Hem de sürpriz bir isimle…




Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile