pasteurSayı: 5
Paris, Paris olalı böyle kalabalık görmedi. Caddeler insan seliyle dolup taşmış durumda. Avrupalı, Amerikalı ve Asyalı insanlar aynı şeye, hep birlikte üzülüyorlar. Savaşların her türlüsünün kesintisiz devam ettiği şu fani dünyada bütün devletler, hayret edilecek biçimde “hakiki” bir üzüntüde “müttefik” olmuşlar. İnsanlık, “üzüntü”de de olsa birleşmiş. Osmanlı, İran, Japonya, Çin, Rusya, Almanya ve İngiltere; siyasetin çalkantılı denizinden bir günlüğüne de olsa çıkıp bu cenazede “ittifak” etmiş.

İnsanlığı, cenazesinde birleştiren bu “güzel insan” Pasteur’dür. Yalnız “güzel insan” betimlememize Gaspıralı İsmail Bey itiraz edecektir. Çünkü ona göre Pasteur, “güzel insan” değil, “en güzel insan”dır. Kırım’da çıkardığı “Tercüman” gazetesinin 8 Ekim 1895 tarihli sayısında Louis Pasteur ve cenaze törenine dair “En Güzel Bir İnsan” başlıklı makaleyi kaleme alıyor Gaspıralı. Orada diyor ki bir milletin kahramanları, “güzel âdem”dir. Ancak “âlem-i insaniyet”e hizmet edenler, “en güzel âdem”dir. Çünkü “bunların himmetinden şark ve garp, siyah ve beyaz insanlar müstefid olunuyorlar.” Yani kendi milletlerine faydaları dokunanların, bir millete ait kahramanların da üstünde; doğulu-batılı bütün insanların istifade ettiği kimselerdir “en güzel insan”lar. Ve bu kişiler “nadir” görülür. Yazıda “Böylece bir âdem geçen hafta vefat olup Paris’te defnedildi.” cümlesinden Pasteur’ün defin tarihini de tahmin edebiliriz.  

Kıtalar arası yayın ağına sahip Tercüman gazetesindeki bu makale; şüphesiz Türk dünyasının Pasteur’e olan derin sevgisini ve samimi hürmetini yansıtmaktadır. Zira Tercüman; Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” idealiyle Türk dünyasında gönül birliğini hedeflemektedir. 

Cenaze töreninde yaşananlara geçmeden önce Gaspıralı, Pasteur’ün kişiliği ve çalışmaları hakkında değerlendirmelerde bulunuyor. Pasteur için önce “meşhur Fransız” deyip hemen ardından ifadeyi“yok, meşhur insan” şeklinde düzelterek; onun -Fransızlığından öte- insanlığa mal olduğunu vurguluyor. Ayrıca “en büyük bir âdem olduğu hâlde sadelik ve kanaat şerefini bir gün” bile kaybetmediğine değiniyor.  Pasteur’ün sade ve kanaatkâr bir hayatı tercih ettiğini öğreniyoruz yazıdan. Yine bu cümleden Gaspıralı’nın “sadelik ve kanaat”i “şeref” olarak nitelendirdiğini görüyoruz. 

Pasteur’ün bilim adına ürettikleri için “onun ömründen ve himmetinden doğmuştur” der Gaspıralı. “Himmet” gibi, kültürümüzde iyilik ve lütuf anlamlarının yanı sıra tasavvufi ve manevi derinliği barındıran bir kelime ile Pasteur’ün çalışmalarının açıklanması; ona sadece bir bilim insanı gözüyle bakılmadığının göstergesidir.

Makalede cenaze törenine dair önemli detaylar yer almaktadır. Gaspıralı İsmail Bey’in ifadesiyle “en güzel âdemin kadınına” dünyanın her yerinden “binden fazla” telgraf gelmiştir. Bunlar arasında Sultan II. Abdülhamid Han’ın ve Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın telgrafına dikkat çekmiştir. 

Bütün ömrünü insanlığa vakfeden ve tıp biliminde “yeni bir devir, yeni bir zaman” açan Pasteur’e görülmemiş bir cenaze töreni hazırlanmıştır. Öyle ki “Fransa’nın hiçbir kralı, imparatoru ve kahramanı” böyle tantanalı, ihtişamlı defnedilmemiştir. Bu ihtişam, paranın satın alamayacağı türden unsurlarla doludur. Dünyanın her yerinden; dini, dili, rengi farklı binlerce insan oradadır. Cadde dolusu yürüyen kalabalık arasında “generaller-fakirler” ve “büyükler-çocuklar” “bir derecededir”. Yani bu cenaze bütün statüleri eşitlemiş, ayrımcılığa tek günlüğüne de olsa ara verilmiştir. Statünün, statükonun ve ayrımcılığın günümüzde dahi önemli ölçüde devam ettiğini düşünecek olursak 1895’te “generaller ve fakirler”i yan yana yürüten hadise; ancak ve ancak zamanın sınıf ayrımlarına dahi gözleri kör edecek kadar ortak ve çok derin bir sevginin, gözü kederden başka şey görmeyen gönüllerin eseridir. 

Yazısının son cümlesinde“Pasteur Fransız ise de insanlığı Fransızlığa galiptir.” der Gaspıralı. Çünkü o; sadece Fransızları değil; dili, dini, rengi, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun bütün insanları -yaşatmaya- kendini adamıştır. Hayatındaki tek “tantana”, şaşaa; dünyanın dört bir tarafından gelerek onun cenaze alayına katılan ve tek ortak noktaları gözlerindeki yaş olan binlerce insandır.  

Haftaya “Sırat-ı Müstakîm” dergisinde Mehmet Akif’in öğrencilere verdiği bir müjdeyi konu alan yazısıyla 1908 yılı yükseköğretiminin izini süreceğiz. Bu arada Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da Pasteur’e hayranlık beslediğini söylemeden geçmeyelim.



Feride TURAN

Yazar Hakkında

Feride Turan