Çarşamba 21 Ağustos 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

hurriyetSayı: 7

Biri Avrupa’da, diğeri Kırım’da çıkan iki gazete... Biri Namık Kemal ve Ziya Paşa tarafından hazırlanan ve sürgünde muhalefet eden Hürriyet gazetesi; diğeri Gaspıralı İsmail Bey’in Türk dünyasıyla dilde, fikirde ve işte kucaklaşmak için çıkardığı Tercüman Gazetesi… Biri 1868 yılında Hürriyet’te yayımlanmış “Bizde Adam Yetişmiyor” başlıklı makale, diğeri 1895’te Tercüman’da yayımlanmış “Bizler Adam Oluruz mu?” başlıklı makale… Aralarındaki zaman mesafesi çeyrek asırdan fazla… Yazılma amaçları da farklı... Hürriyet’teki yazıda hükümetin istihdam politikaları eleştiriliyor ancak Gaspıralı’nın böyle bir gayesi yok. Her iki yazının tek ortak noktası “adamlık”ta buluşmaktır. Her ikisi de “adam” derken, bugünkü ifadeyle “nitelikli insan gücü”nü kastediyor.  Oysa çağdaş(!) zihniyet “adam” kelimesine cinsiyetçi bakış açısıyla bakıyor ve sadece “erkek cinsi”ni görüyor.

Daha doğrusu “adam” deyince akıllarına sadece “erkek” geliyor. Bu yüzden kadını “adam”dan saymayarak “bilim adamı” değil de “bilim insanı” demeye başladılar. Hatta “bilim kadını” diyen de var. Oysa 19. yy.da hazırlanmış meşhur sözlüğümüz “Kamus-ı Türkî”de kelimenin 4 manasının 4’ünde de “erkek”lik vurgusu ve anlamı yok. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde de kelimenin temel anlamı “insan” demektir.  

Gelelim yazıların içeriğine. Bizde “adam” yetişmediğinin yaygın bir kanı olduğu her iki yazıda da vurgulanmış. Hürriyet gazetesi Avrupa’ya göre geri kaldığımızı ifade ederken Tercüman, bu yaygın kanıya katılmadığını dile getirse de, hatta bunun “suizan” olduğunu söylese de ilerleyen cümlelerde  “Evet, bazı sair halklara nispeten fen ve sanayide çok geride kaldığımız ve bizden çok ‘istidadlı’ halklar olduğu inkâr olunamaz.” der. 

Adam kelimesinden ne kastettiklerini her iki yazar nokta atışıyla açıklamıştır. Tercüman gazetesinde “Bizler Adam Oluruz mu?” başlıklı yazının ilk cümlesinde “Yani isti’dad-ı akliye ve kuvve-i fikriyemiz var mı?”  sorusunun içinde “adam”dan ne kastedildiği açıklanmış,  kelimenin “akıl ve fikir”le alakalı olduğuna işaret edilmiştir. Yazının ilerleyen bölümlerinde, farklı alan ve disiplinlerdeki çalışmalarıyla bir milletin iftihar vesilesi sayılan meşhur “âlimler, doktorlar, edebiyatçılar, şairler, filozoflar”dan bahsedilmesi kelimeyi ete kemiğe büründürüyor. Hürriyet gazetesi ise “adam”lık bahsinde iki tanımı gündemimize getirir: “Bizde adam yetişmiyor.” cümlesini kimden işittiğimize göre anlamının değişeceğini belirtir. Eğer kendini efendi sanan hazret ve paşalardan işitiyorsak onlara göre kendilerinden başka Osmanlı’da kimse “derece-i insaniyet”e varamıyor. Yok, eğer basiretli, millî onur ve haysiyete sahip kimselerden işitiyorsak o zaman Avrupa’ya göre geride olduğumuzu anlatır bu cümle. 

 “Bizde Adam Yetişmiyor” başlığındaki yargı, asla yazarın şahsi düşüncesi değildir. O aksine bizde, yetişmiş insan gücünün bulunduğunu ancak hükümetin; bu iş gücünün bilgi ve tecrübelerinden yararlanmadığını; devletin belli kademelerinde eğitimsiz, niteliksiz kimselere makam ve mevki verildiğini söyler. Oysa Avrupa’da eğitim görmeleri için “devlet bunca paralar sarf etmiş; kâtiplerden, âlimlerden, askerden bu kadar adam göndermiştir.”  Avrupa’da eğitim görmüş kâtiplerin kimi mevkiden düşmüş, kimi telgraf müdürlüğüyle vakitlerini geçirmektedir. Hâlbuki Dışişleri Bakanlığımızda elçiliklerde değerlendirilebilir bu kimseler. Yine yazara göre âlimlerin perişan hâli tarif kabul etmez. Askeriyede ise “Avrupa’da eğitimini tamamlamış bu kadar biçare; nefer edilmiştir.” Memlekette eğitim politikalarını da eleştirmektedir yazar. Eğitim hakkında değerlendirmede bulunacak kadar aklı yahut bilgisi olanların söyledikleri, ekâbir meclislerinde hayalden ibaret sayılmakta, ciddiye alınmamaktadır. Malumat ve marifet; üç beş kişinin şüpheli kuruntuları ve kandırmak amaçlı uydurdukları sözlerini ezberlemek ve tasdik etmekle sınırlı kalmıştır. Yükselme, ilerleme de buna bağlı olduğundan herkes iş yerinden ziyade vekillerin konaklarının müdavimi olmuştur. Yani eğitim politikaları da üç-beş ismin görüş ve yönlendirmeleriyle savrulmaktadır. Yazıda niteliksiz insan gücü hakkında çarpıcı bir benzetme dikkat çekmektedir. Kulaktan dolma bilgilerle kendini allâme-i cihan sananlar için “hurde-füruş” tabiri kullanılmıştır. Yani hurda satıcısı… Gözümüzün önünde karamsar bir tablo gibi duran yazıdaki tek aydınlık bölüm; memleketimizde yalnız Harbiye ve Tıbbiye’de dirayetli ve vatanperver bir iki bakan tesadüf edildiği için bu Bakanlıkların birtakım “erbab-ı malumat” yani bilgili, nitelikli insan çıkardığının belirtilmesidir. Ne yazık ki onların da Avrupa’nın yetiştirdiği zabitlere, tabiplere nispetle geride olduğu dile getirilmiştir. Yine de memleketteki diğer memurlar ve vekillerle karşılaştırıldığında onlardan “birde bir milyon kadar” üstündürler, denilmektedir. 

Tercüman gazetesi ise günümüzde milletin çoğunun, geçimini ilim ve fen gibi işlerle sağlamasa da bu kapsamda iftihar edeceğimiz “Türk oğlu Türk”ler olduğunu söyler. Ancak günümüze dair bir değerlendirmede bulunmayıp sadece geçmişten bahseder. Bu çerçevede ilk olarak Avrupa’nın tanıdığı “Muallim-i Sani” Farabi’yi, Avrupa’da “Avicenna” namı ile meşhur İbn-i Sina’yı örnek gösterir. “Yunan kavmi Hipokrat gibi tabip ve Aristo gibi filozof ile iftihar eder. İbn-i Sina ise hem tabib-i meşhur, hem feylesof-ı nadir idi. İbn-i Sina’nın tertip ettiği bazı ilaçlar bugüne kadar değiştirilmeden aynen Avrupa’da kullanılıyor.” cümleleriyle İbn-i Sina’nın Avrupa’da yetişmiş âlimlerden üstünlüğünü vurgular. Birçok âlimin yanı sıra “meşhur şair ve meşhur edib” şeklinde bahsettiği Ali Şîr Nevaî’ye de işaret eder. Türk kavminin yetiştirdiği “adam”ları sıralarken bu “adam”ların içinde kadınlardan da divan sahibi şairlerin çıktığını dile getirir.

Her iki yazıdan nitelikli insan gücünün iki yönü olduğunu anlıyoruz: Bilgi-becerinin yanı sıra bir de işin “ahlâk” boyutu vardır. Tercüman gazetesi, Türk kavminin ahlâkça üstünlüğünü başkalarının da takdir ettiği üzerinde durarak, güzel ahlâkın akıl kabiliyetinden doğduğunu vurgular. Hürriyet gazetesi genel olarak Türk milletinin özellikleri üzerinde durmamakta; nitelikli ve niteliksiz insan gücünün o günkü durumunu analiz etmektedir. Hürriyet’in hedefinde hükümetin belli kademelerinde yer alan bürokratlar vardır. Konuya bir örnekle açıklık getirilir. Mesela dönemin Dış İşleri Bakanı için bir yalı, bir konak, 140 uşak, hesapsız mücevher, çok sayıda cins cins Arap atları, yetmiş seksen kadar cariye ve bunlara benzeyen birtakım giderlerin ihtiyaç sayıldığından bahsedilir. Fakat kendisi Avrupa terbiyesi gördüğü için mesela bakır sini yerine alafranga ziyafet verecek altınlı mücevherli sofra takımları, Avrupai dekorasyon; uşaklarına, cariyelerine Avrupai elbiseler; makaslı faytonlar, Macar atları, İngiliz tarzı bahçeler… Hâsılı -şekilde Avrupalılaşma-nın faturası her bakımdan ağırdır. Sonuç olarak “maaşı bir Fransız Dış İşleri Bakanından dört beş kat fazla iken yetişmedi.” denilmektedir. Bazı ahlaki zaaflardan bahsedildikten sonra durum, şu cümle ile özetlenir: “Malumat mefkud, ahlak fasid.” Yani “bilgi yok; ahlâk bozuk.” Böyle bir ortamda nitelikli, liyakat sahibi insanlara acır. Yazı bir beyitle son bulur:

“Bedbaht ona derler ki elinde cühelânın

Kahrolmak için kesb-i kemal ü hüner eyler.”

Bu dizelere göre “bedbaht”ın tam karşılığı; cahillerin elinde kahrolmak için kendini geliştirenlerdir. Yazılarında medeniyet, kanun, adalet, akıl, vatandaşlık hakları gibi kavramları dile getiren ve kendinden sonrakileri, Namık Kemal gibi Tanzimat aydınlarını etkileyen İbrahim Şinasi Efendi’ye aittir bu dizeler. Cühela’nın, yani cahillerin elinde kalmış âlimlerin bedbaht sayılması; kültür hafızamızda da mevcut bir kanaattir aslında. Nitekim “cahiller arasında kalmış âlime acınır” değerler dünyamızda. 

Haftaya Türkler aleyhine yaptığı bir konuşma ile gündeme gelen Mösyo Gladston’dan, Sultan II. Abdülhamid Han Dönemi diplomat ve yazarı Halil Halid Bey’in bu konuşmaya tepki niteliğinde yazdığı mektuptan bahsedeceğiz. Ermeni meselesinin tırmandığı bir dönemde Rus basınının yaklaşımına değinerek 1892’de Kars’ta bir mahkeme salonunu ziyaret edeceğiz. 

Feride TURAN

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile