Cumartesi 7 Aralık 2019
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

tercuman01Osmanlı Devleti’nin son elli yılına damgasını vuran en önemli sorunlardan biri şüphesiz Ermeni meselesidir ve bu mesele günümüzde de uluslararası kamuoyu ve siyasi arenada hâlen güncelliğini koruyarak zaman zaman tartışmalara neden olmaktadır. Meselenin tarihî derinliğine ışık tutmak amacıyla tarihe not düşen bir yazıya göz gezdirelim istedik bu sayımızda.

Tarih 30 Ağustos 1895. Tercüman gazetesinde yayımlanan “Ermeni İşleri” başlıklı yazıda tansiyonu yüksek hadiselerden söz ediliyor. Gaspıralı İsmail Bey’in Kırım’da çıkardığı bu gazete sadece Türk dünyasından değil, dünya basınından derlediği haberlerle de farklı bakış açılarını sunarak meseleye bütünleyici gözle bakmamızı sağlıyor. Dönem itibariyle Ermeni meselesinin “en şiddetli” cereyan ettiği yıllar…

Bunu Tiflis Başşehbenderi Münir Süreyya Bey; Ermeni Meselesinin siyasi tarihine yönelik kaleme aldığı raporunda söylüyor. 1877-1914 yıllarını kapsayan raporda Ermeni sorununun siyasi evrelerini üç dönemde incelemiş ve 1894-1897 tarihleri arasındaki 2. Dönem’in “en şiddetlisi” olduğunu vurgulamıştır. Bu döneme dair bir öğrencimle eğitimde millîliğin konuşulduğu uluslararası bir kongrede; “Tarihi Millî Kaynaklardan Okumak” üst başlığında “Ermeni meselesine Gaspıralı İsmail Bey’in bakışı” konulu bildiri sunmuştuk. 

Bildirimizde ulaştığımız dikkate değer bulgulardan bazıları şöyledir: Gaspıralı’ya göre Ermeni meselesinin anlaşılması için “İngilizlerin dolabını açıp son 20 yılın değerlendirilmesi” gerekir. Gaspıralı; Ermeni milletinden bahsederken “komşu”, “karındaş”, “tatlı”, “nizamperest” ifadelerini kullanıyor. Onların çalışkan ve din adamlarına varıncaya kadar ilerici olduğunu ifade ederken “Bizim Müslümanlar”ın çalışmadığından, hep geriye baktığından yakınıyor. Gaspıralı  “Ermeniler ve Müslümanlar” diye belirttiği “iki millet”i; okumaya verdikleri değer, ticaret başarıları, dayanışma, çalışkanlık vs. bakımından karşılaştırır. Dikkatimizi çeken, bu “iki millet” karşılaştırmalarında “Türk” kelimesini kullanmayışıdır. “Müslüman” kelimesinin çatısı altında Türk, Kürt vs. kavimleri bir arada topladığı ve hepsine “tek millet” gözüyle baktığı anlaşılmaktadır. Bu arada Arapça “millet” kelimesi anlam itibariyle “kavmiyet”i değil, inanç birliğini ifade eder zaten. Yani meseleye kavmiyetçi, nasyonalist bir anlayıştan ziyade sosyal açıdan yaklaşmaktadır Gaspıralı. 

Araştırmamız Rus basınının Ermeni meselesine bakışı hakkında da önemli bulgular içermektedir. İngiliz basınının Türklere yönelik yalan haberlerini çürüten Rus basını; Osmanlı’nın yanında durmayan Rus diplomatlarını eleştirmektedir. Rus basını; diğer milletlere göre nüfusça az olmalarına rağmen -özellikle Kafkasya’da- devlet memuriyetlerinde %50’den 90’a kadar Ermenilerin olduğunu; ticarethanelerde, şirketlerde, bankalarda Ermenilerin belli yerlerde bulunduğunu, ancak onların beğenmediği işlere başka milletlerden insanların alındığını yazmaktadır. Ticarette ve özellikle devlette söz sahibi Ermenilerin Müslüman halkı ezdiği, hatta gün ortası cinayet işledikleri, Rus askerine dahi kurşun sıkıp öldürdüğü gibi haberlere yer veren Rus yazarların devlete çözüm önerileri sunduklarını tespit ettik. Mesela Rusya’nın büyük gazetelerinden “Noveye Vremya”nın “Tiflis’in Ermeni gazetelerinde Müslümanlar falan yerde şu kadar, falan yerde şu kadar Ermeni kesmişler. Eğer bu haberler doğru olsa bu hesaba göre kürre-i arzda bir Ermeni kalmazdı” şeklindeki yorumu, Ermeni soykırımı iddiasına yönelik haberlere Rus basınının gösterdiği tepkinin boyutları hakkında fikir vermektedir.

Araştırmamızda Ermeni faaliyetleri hakkında bir harita ve bazı istatistik verilerinin yanı sıra Ermeni çetelerinin “üçlük usulü” gibi teşkilat yapısı ve hiyerarşisine yönelik önemli bulgulara ulaşılmıştır. Üçlük usulü, 1892’de Kars’ta gerçekleşen bir mahkeme kayıtlarına da geçmiştir. Gaspıralı; mahkeme ile ilgili haberin sadece Tercüman’da değil dönemin basınında da yer aldığını vurgulamaktadır. Habere göre Erivan Vilayet Mahkemesi Kars’a gelip 14 Nisan’da muhakeme meclisini açmış. Kars’ta tutuklu 43 Ermeni mültecisi huzura getirilmiş. Bu kişiler 1890 yılında gizlice Ermeni cemiyeti kurarak Osmanlı vilayetlerinde ihtilal çıkarmaya karar vermişler. Kars vilayetinin Horasan ve Kağızman nahiyelerinde ve sınıra yakın Osmanlı yerlerinde Kürtleri öldürmüş ve mallarını yağmalamışlar. Rus askerlerine dahi karşı gelip ateş ederek Rus ordusundan bir Kazak öldürmüşler. Bunların çoğunluğu 20-24 yaşlarında olup elbiseleri üzerinde “Müstakil Ermeniya” manasında M. G. harfleri işlenmiş. Pibudi ve Şnayder silahları ile üç fırka ve bin adamdan fazlalar. Maksatları imtiyazlı bir Ermeni beyliği kurmak… Cemiyetin idaresi Tiflis’te… Başlarındaki kişinin adı ise Kokoyanis… Merkezi Tiflis’te bulunan bu cemiyetin dışında aslında Anadolu’da öldürme, yağma faaliyetleri yapan cemiyetlerin merkezinin de Tiflis olduğuna yönelik bir bilgiye, yaptığımız literatür taraması sonucu ulaşmıştık. Üçlük usulüne gelince Rus gazetelerinden nakledilen bilgilere göre “Londra’daki komitecilere bağlı olmak üzere her komitecinin Tiflis’te üç güvenilir adamı bulunuyormuş. Bunların diğer ‘üçler’den ve reislerden hiç haberi olmadığından yakalandıklarında herhangi bir bilgi veremezlermiş.”

Bu sayımızın asıl konusu “Ermeni İşleri” ise oldukça kapsamlı çalışmamızın içinde yer alan yazılardan sadece bir tanesidir. Yazıda İngiltere’nin eski Başbakanı Mösyö Gladston’un Türkler aleyhine yaptığı ve dünya basınında ses getiren bir konuşmasından bahsedilir.  Gladston; İngiltere’de dört kez başbakanlık yapmış önemli siyasetçilerdendir. Onun Türkler aleyhine konuşması bizi şaşırtmıyor elbette. Bu konuşmaya Gaspıralı’nın kullandığı ifadeyle “Halil Halid namında bir Osmanlı’nın” tepki niteliğinde mektup yazması da bizi şaşırtmıyor. Zaten öyle bir mektubu da yazsa yazsa ancak “Halil Halid” yazabilirdi. Çünkü o, doğru bildiğini söyleyen korkusuz gazeteciliği ve yazarlığının yanı sıra 62 yıllık ömründe akademisyen, diplomat, siyasetçi gibi farklı unvanlarıyla da -herkese, her şeye rağmen- doğru bildiğini uygulamıştır. Sultan II. Abdülhamid rejimine karşı olmasına rağmen Londra’daki Osmanlı büyükelçiliğine ikinci konsolos tayin edilmiş lakin bu görevi kısa sürmüştür. Doğru bildiğini söylemek özelliğinin gereği, Londra’daki Osmanlı sefir ve konsolosu aleyhine yazı yayımlamış, akabinde görevinden alınmıştır. Makam, mansıp, koltuk meraklısı olmadığından görevden alınmayı dert edinmemiş; millî, manevi, insani değerler için çalışmalarına farklı alan ve disiplinlerde devam etmiştir. Cambridge Üniversitesi’nde ders veren ilk Türk hocadır mesela Halil Halid Bey. Osmanlı Devleti'nin eninde sonunda Avrupalılarla bir savaşa girmek zorunda kalacağını ön görmüş ve emperyalist emellerin anlaşılması konusunda çalışmalar yapmıştır. Emperyalizme, sömürüye karşı durup işgal altındaki Müslüman milletlerin haklarını korumaya yönelik faaliyetlerde bulunmuştur. Gelelim Halil Halid Bey’in mektubuna. Gladston’a yazdığı mektubunda Müslümanları sevmediği için onlara pek çok şey isnat ettiğini ve bunların “Gladston gibi büyük ve şöhretli adama” yakışmadığını yazmış. 

Bütün bu olup bitenler arasında ne Gladston’un Türkler aleyhine konuşması ne de Halil Halid’in ona tepki göstermesi bizi asla şaşırtmadı. Asıl şaşırdığımız; bu kadar kritik durumda dahi eleştiride kullanılan “nezih” dildir. Ermeni meselesinin “en şiddetli” döneminde tepki gösterirken dahi nezaketten asla taviz verilmemiş. Denilmesi gerekenler yine denilmiş, taş gediğine oturtulmuştur illa ki. Haber yazısından Gladston’un da cevap mektubu yazdığını öğreniyoruz. Müslümanlara düşman olmadığını, fakat istifadeleri için verdiği nasihatlerin kabul edilmediğine teessüf ettiğini dile getirmiştir Mösyö Gladston. Gerek Gladston’un sözlerine gerek Times gazetesinin aynı yöndeki haberlerine karşı Gaspıralı şöyle diyor: “Osmanlılara dostane nasihat vermeye yol var ise de Devlet-i Aliyye hiç kimseye tabi olmayan bir hükûmet-i müstakile olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır. Devlet-i Aliyye Avrupa hükümetlerinden hiçbirine bağlı değildir.” Bu tarihî cevabında Gaspıralı İsmail Bey; ülke sınırları itibariyle Osmanlı’nın dışında ancak gönül sınırları itibariyle Devlet-i Aliyye ile arasında sınır olmadığını göstermektedir. Bağımsız bir devletin iç işlerine karışmanın işleri daha karıştıracağını vurgulaması; tarihî ders niteliğindedir aynı zamanda.

Haftaya 1911 yılı Eskişehir’indeyiz. Güzel bir kahve keyfi için Çarşı Köprüsü’nün üstünde kahve alışverişine çıkacağız ve bir dükkânı ziyaret edeceğiz.

Yazar Hakkında

Feride Turan

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile