Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 4 - 7 dakika)
Bunu okudun 0%

turan mektebiBirinci Dünya Savaşı devam ederken “Eğitimsiz olmaz, mektep isteriz” demiştiler yarınları düşünerek. Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayan bir dünya savaşında bile geleceği inşa etmede asla tereddüt göstermediler. Hem cehalete hem de cephedeki düşmana karşı savaş verdiler. Savaşın sonuçları herkesin malumu ancak eğitime verdikleri değerle geleceğe ümit tohumları ekti onlar. Kimler mi? En başta Eskişehir halkı elbette. Tarihin gözlerden ırak bir belgesinde “onlar”ın kimler olduğu isim isim açıklanmıştır ayrıca.

Aslında her şey 1914’te Eskişehir Millî Eğitim Müdürlüğüne gerçek anlamda “eğitim lideri” diyebileceğimiz, görev yaptığı her yere başarıyı ve huzuru getirmiş Ethem Nejat Bey’in atanmasıyla başlıyor. Bu tayin; eğitim tarihinde Eskişehir’in başına gelen en güzel şeydir, dersek asla abartmış sayılmayız. Ethem Nejat Bey’in gelişiyle birlikte bir dizi eğitim hamlesi başlamıştır. Eskişehir’deki sayısız hizmetleriyle burayı kısa zamanda eğitim ve kültür şehri yapan bu büyük adam, çoğu kendi öğrencisi olan bir ekiple gelmiştir.

Tarihe not düşülerek kendilerinden“genç, uyanık ve çok kıymetli öğretmenler” şeklinde bahsedilen ekibin çalışmaları sonucu iki yıl içerisinde Eskişehir’de Türk okulları açılmıştır. Bunlar arasında Ethem Nejat’ın göz bebeği diyebileceğimiz ve adında “numune” bulunan tek mektep vardır: “Turan” 

1915 yılı Eylül ayında -bugünkü- Atatürk Lisesinin yanındaki bir binada Mektep eğitim-öğretime başlamıştır. Fakat binası Eskişehirlilerin içine hiç sinmemiştir. Açılışın ardından çevre halkının isteği üzerine okul için yer bakılmış, bugün “Cumhuriyet Tarihi Müzesi” olarak kullanılan bina, çevre halkının yardımıyla yapılmıştır. Lakin gelin görün ki Eskişehir halkının gayretlerine rağmen, efsane millî eğitim müdürü Ethem Nejat ve ekibinin çırpınışlarına rağmen Meclis-i Mebûsan’da Turan’ın kapatılması gereği bir vekil tarafından gündeme getirilmiştir. Öğrenci azlığı ileri sürülerek konu Meclis’e taşınmış, hatta olay dönemin basınına da yansımıştır. Sonuçta güç baskın gelmiş ve okul kapatılıp pansiyon hâline getirilmiştir. Daha sonra elbette okulun geri kazanılması yönünde haklı itiraz sesleri yükselmiş, kalabalık bir heyet tarafından yapılan tahkikatta öğrenci azlığı gerekçesinin gerçeği yansıtmadığı anlaşılmıştır. Yine de -ne hikmetse- bu bina Turan’a bir türlü yâr edilmemiştir. “Cumhuriyet’in 50. Yılında Turan İlkokulu” dergisinde konu ile ilgili şu satırlar; yüreklerde açılan yaranın derinliğini göstermektedir: “Çevre halkının yardımlarıyla meydana getirilmiş bu bina çevre halkının çocuklarına çok görülerek, okul bir göçebe çadırı gibi durmadan gezdirilmiştir.” 

Yokluğu, içinde bulundukları imkân ve şartları bahane göstermeden eğitime kaynak oluşturmuşlardı. Bina yapılmasına yapılmıştı ama mektep sık sık bina değiştirmişti. Turan mektep binası da en sonunda Millî Eğitim’in de elinden çıkmıştı. Cumhuriyet’in 50. Yılında Turan’ın Okul Müdürü Osman Nuri Demirel’in yayımladığı eserde konuyla ilgili tarihe şunlar kaydedilmiştir: “Bina kendi malı olan, çevre halkının kendi parasıyla yapılan asıl sahibi Turan ilkokuluna iade edileceği yerde ve bu binanın mutlaka kurtarılması gerekirken Millî Eğitim Bakanlığına gerekli müracaat ve uğraşmaları yapmayan zamanın Millî Eğitim Müdürü bu işi de başaramadığından bina bu sefer de tamamen elimizden çıkmak üzere Yurtiçi Komutanlığı olarak kullanılmış, 1960 devriminden sonra da Eskişehir Askerlik Şubesi olarak kullanılmaktadır.” Artan nüfustan dolayı ikili öğretime geçildiği ve yeni eğitim binasına ihtiyaç duyulduğu zamanda böyle bir kaybın yaşanmasına hayıflanan yazarın üslubuna dikkat edilecek olursa sadece “zamanın Millî Eğitim Müdürü” diyerek geçiştirmiş, isim dahi vermemiştir. Oysa okulundaki bir piyanonun bile başka okula devredilmesini engellemek için Millî Eğitim’le arasının açılması pahasına durumu Vali’ye şahsen aksettiren Şevket Turan’dan övgüyle bahsetmiştir. Bu böyledir! O zaman baskılarla çalışamaz hâle getirilen, yıldırılıp emeklilik kararı aldırılan müdür Şevket Turan hakkında yıllar sonra “Çok kıymetli, çalışkan bir öğretmen; dürüst, titiz ve çok olgun bir idareci” denir ve rahmetle anılır. Lakin onun çarçabuk emekli olmasına neden olanların esâmesi bile okunmaz. Bu böyledir! Vicdanın sesi zaman mesafesinden daha iyi duyulur. Şevket Turan’a sorsanız “Bir piyano için değdi mi bunca şeye?” diye. “Evet, kesinlikle” diyecektir. “Her şeye değdi” cevabını verecektir yine de. Biri de bini de birdir “emanet”in çünkü. O piyano, Turan Mektebi’nin Almanya’daki kardeş okulundan gönderilmiştir. Bu bakımdan o, Cumhuriyet’in 50. Yılında Turan’ın Okul Müdürü Osman Nuri Demirel’in yayımladığı eserde de vurgulandığı gibi “Turan’ın öz malı”dır. 

Şevket Turan bu hengâme içinde yine de Turan’ı yâd ellere bırakmamış, okul öğretmenlerinden askerdeki Bekir Doğan (Akbörü)’nün terhisini beklemiş, onun okul başöğretmenliğini sağlayarak Turan’ı ona emanet etmiş ve 1 Aralık 1944 tarihinde emekli olmuştur. Aslında “piyano meselesi”nden önce de Millî Eğitim’le karşı karşıya gelmişti Şevket Turan. Mektep binasının değişiminde Millî Eğitimce gösterilen yere gitmeyi reddedip okulu açıldığı muhitten ayırmamış, başka bir binaya geçmiştir. Makam ve koltuğu düşünmeden eğitim için doğru bildiğini yapmıştır. 

Doğru bildiğini yapmak bahsinde hatırlanması gereken daha kimler kimler vardır Turan’da! Mesela Millî Mücadele yıllarında asker olunca okul demirbaş defterini muhafaza için yanına alan Müdür Bayram Karatan nasıl unutulur! Onun yerine kendiliğinden geçerek mektebin Yunan işgalinde kurucu ve kurtarıcısı Tevfik Türkmen nasıl unutulur! Velev ki unutuldular, onlar ne kaybeder dürüstlüğünden, cesaretinden, iyiliğinden, vizyonundan. Kaybeden bizler oluruz. Geçmişin kayıp her bir parçası, aslında geleceğin kaybıdır ve ayıbıdır bugünün. 

turanmektebi2Turan’da emeği bulunan her eğitimci; ufuk çizmiştir geleceğe. Mesela Eskişehir’i işgal eden Yunanlılar, bütün okulları kapattığında Turan’da eğitim kesintisiz devam etmiştir. İşgal şartlarında ve okul binasına el konulmuşken hem de… Eğitimin maddeyle değil manayla; “bugün” ile değil “gelecek”le ilgili olduğuna bundan daha anlamlı “numune” var mıdır acaba: Tevfik Türkmen Akarbaşı’nda Hacı Çakırların Mehmet Ali Bey’in evinde eğitim-öğretime devam etmiştir. Bu bakımdan Yunan işgalinde bile eğitime devam eden şehrin adıdır Eskişehir. 

Mektep çoktan kapandı bitti, binası da elden gitti diyerek bir nostalji duygusu ile anılacak tarih yoktur karşımızda. Mekteb’in parçaları hâlâ yaşıyor çünkü. Ondan geriye orijinal ders araç gereçleri, belge ve fotoğraflardan meydana gelen zengin bir koleksiyon kalmıştır. Turan’dan geriye kalan tarihî ders araçları, öyle alelade şeyler değildir. Orijinal taş baskı posterler, Almanya’daki kardeş okuldan gönderilen piyano; insanda fantastik bir laboratuvarda olduğu hissini uyandıran içi doldurulmuş hayvanlar, kimyasal sıvıyla korunan ahtapot ve yılanlar, matematik-geometri takımları, “model model” ders araçları... Liste uzar da uzar… Mektebin ilk öğretmen ve müdürlerinden Bayram Karatan’ın fotoğrafçılığa olan ilgi ve bilgisinden dolayı pek çok fotoğraf; okulun arşivine eklenmiş üstelik. Turan’ın altın yaldızlı mermer kitabesi de mevcuttur ayrıca. İşte bütün bu değerli hatıraların tamamı; 21 Eylül 2011’de dönemin Odunpazarı İlçe Millî Eğitim Müdürü Muhittin Adıyaman’ın girişim ve gayretleriyle gün ışığı görmüş ve adına “Sergievi” denilen küçük bir mekânda ziyaretçilerini beklemeye başlamıştır. İki yılda sadece öğrenci ziyaretçi sayısı dört bine dayanmıştır. 

Yasal statü bakımından müze değildi burası. Profesyonel müzecilik anlayışından ziyade Eskişehirli bir eğitim liderinin şehir tarihini çocuklara âdeta yaşatmak isteyen eğitim vizyonu ağır basıyordu burada. Profesyonellik yoktu ama mekânı gezenler Sergievi’nin havasında iliklerine kadar adanmışlık, gönüllülük ve şehir hatıralarına derin hürmeti soluyordu. Şevket Turan gibi Muhittin Adıyaman da Turan’ı muhitinden ayırmayarak asıl binasına yakın bir yeri Sergievi için seçmişti. 2015 yılına kadar varlığını koruyan Sergievi’ne sadece altın yaldızlı kitabe, fizikî şartlardan dolayı taşınamamış; (dönemin) İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü binasının girişindeki duvarda asılı durmaktaydı.

Tarihî bir mesafeden geriye dönüp baktığımızda Ethem Nejat Bey, Bayram Karatan, Tevfik Türkmen, Şevket Turan gibi nice değerli isimle birlikte Turan’ı öğrencilere tanıtan, şehrin “saklı” bir parçasını ona sunan Muhittin Adıyaman da bu tarihî zincire eklenecektir kuşkusuz.

Turan’dan geriye kalanlar şimdilerde tek bir çatı altında değil maalesef. Piyanosu başka yere gönderildi, orijinal taş baskı ders posterleri, model model ders araçlarının çoğu depolara kaldırıldı; pek azı ise Cumhuriyet Tarihi Müzesi’nin iki küçük odasında sergileniyor. Yani aslında kendi binasında, kendi evinde misafir gibidir Turan. Diğer mesele; ölmüş hayvanların kimyasal sıvıyla korunarak ders aracı hâline getirildiğine dair örnekler vardır söz konusu koleksiyonda. Lakin kimyasal sıvıları -bir an evvel- yenilenmezse onlar da kayıp gidecek elimizden. 

Ethem Nejat’ın kurduğu, Tevfik Türkmen’in Yunan’dan kurtardığı, Şevket Turan’ın koruduğu, Muhittin Adıyaman’ın depolardan çıkarıp şehirle buluşturduğu Turan Numune Mektebi’nin değerli hatıralarını aynı hassasiyet ve hürmetle -tek bir çöpüne kadar- yeniden bir araya getirecek ve ona gün yüzü gösterecek yöneticiler; şüphesiz eğitim tarihimizin değerli bir “numune”sine dair tarihî zincirin de parçası olacaklardır.

Turan’ın hatıraları sadece şehrin değil, “numûne mektep” özelliğiyle ülkemizin de eğitim hafızasını tazeleyecektir. Sadece hafıza tazelemekle kalmayıp günümüz eğitim vizyonuna da katkı sunacaktır.

Tarih Gezgini'nin 13. sayısında 1909 yılı dünya semalarına doğru tarihî bir yolculuğa çıkacağız, hava gemileri ve havacılıktaki köklü değişim sürecinin izini süreceğiz.

About the Author

Feride Turan

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile