Perşembe 4 Haziran 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

20191220 171844zz1909 Eylül ayı… Odessa şehri… Sıcak havalar terk etmedi buraları daha. Uysal yeşilin hırçın Karadeniz’le bir araya geldiği bu noktadan engin ufukları seyrediyor şehrin sakinleri. Derken Odessa şehrinin üstünde ve gayet yüksekte, bilinmeyen yönden gelmiş bir uçak beliriyor. Belirmekle kalmıyor, bir de haber oluyor Gaspıralı İsmail Bey’in Kırım’da çıkardığı Tercüman gazetesinde. 

Haber, miladi takvime göre 18 Eylül 1909’da yayımlanmış. Havada uçak görülmesinin günümüz için haber değeri olmayabilir ama demek ki o yıllarda gazete sütunlarına, hem de Tercüman gibi Türk basın tarihinde efsane bir gazetede yer alacak kadar mühim... 

Günümüzdeki uçakla birebir aynı olmadığı gibi adı da “hava gemisi”ymiş. Haberin başlığından tahmin edilebilir aslında olayın neden gazete sütunlarına taşındığı: “Gökyüzü Fetholunuyor”. Gökyüzünün yeni yeni fethedildiği bir dönemde Odessa semalarında beliren “hava gemisi” haber yapılır elbette. Üstelik habere ait görsel de var. Görsellerin nadir yer aldığı eski gazetelerde hele bir de ilk sayfada ise hava gemisi illüstrasyonunun gözden kaçması asla mümkün değildir. Böylelikle “hava gemisi” tabiri ile ne ifade edilmek istendiği hakkında fikir sahibi oluyoruz. Ayrıca Odessa semalarında beliren hava gemisi hakkında“Avusturya’dan gelip gittiği zannedilmektedir.” şeklinde bir bilgi notunu da eklemiş Gaspıralı.  

İnsanlık tarihi kadar kökü derinde bulunan ancak meyvelerini özellikle son yüzyılda veren havacılık; 1903’ün son ayında bir motorlu uçak ile köklü değişim sürecine başlamıştır. Bu dönüşüm sürecinin izini bir öğrencimle sürerken 1909 yılına ait “Gökyüzü Fetholunuyor” ve “Hava Gemileri” başlıklı iki haber bulduk.  Gaspıralı ilk haberde “Şimdi âlemin bu matlabı hâsıl oldu.” diyerek insanlığın uçma isteğinin yerine geldiğini bir müjde şeklinde okuyucuya duyuruyor. “Havada uçmak, havada gökyüzünde hareket etmek, yol almak çarelerini izlemek, keşfetmek” konusunda Avrupa’daki bilim insanlarının bir asırdan beri çalıştığını, deneyler yaptığını belirtir Gaspıralı İsmail Bey. Artık türlü türlü “hava gemileri”nin inşa edildiğini, insanların gökyüzünde istedikleri tarafa hareket ettiklerini vurgular. Ayrıca hava gemileri yapımının nasıl bir mantık zemini üzerine oturduğu hakkında teknik bilgiler vermeyi de ihmal etmez. 

Yazıda dikkatimizi çeken asıl husus;  ne havacılıkta gelinen son nokta ne de hani şu Odessa semalarında görülen hava gemisidir. Dönemin savaş gücü bakımından hava gemilerinin öneminden bahseden Gaspıralı’nın gelecekte onların seyahat ve ticaret için hizmet edeceklerini öngörmesi ve arzu etmesi dikkate değerdir. Hatta “Islah-ı tekâmül kaide-i küllidir.” diyerek bunu sürekli gelişimin bir gereği saymaktadır. Türk dünyasını “Dilde, fikirde, işte” birleştirmeye ömrünü vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey; sadece ismi “Tercüman” olan değil aynı zamanda Türk dünyasının ruhuna da tercüman olan bir gazeteyle hür ufuklar, barış ve huzur dolu yarınlar için rota çizmiştir. 

“Hava Gemileri” başlıklı ikinci haberde ise “İnsanlar havaya, gökyüzüne malik oldular demek caizdir.” ifadesini kullanan Gaspıralı, okurlara  “son alınan malumata göre 1910 senesinde hükümetlerin tasarrufunda bulunacak hava gemilerinin miktarı”nı aktarır. Tabi ne kadar çok hava gemisine sahip olunursa gökyüzüne o kadar çok “mâlik” olunur şu durumda. Miladi takvime göre 11 Aralık 1909 tarihli habere göre 1910 yılında 94 hava gemisi göklerde süzülecektir ve toplamda 9 ülkenin adı geçmektedir. Ülke isimleri ve hava gemileri sayıları ise şöyle sıralanmıştır: “Almanya 19, İngiltere 4, Fransa 36, Avusturya 6, Rusya 9, İspanya 4, İtalya 9,  Osmanlı 3, Japonya 4”. Bu verilere göre dünya hava gemilerinin yaklaşık %38’ini elinde bulunduracak Fransa ve ardından yaklaşık %20’lik oranla Almanya; gökyüzüne en çok “mâlik” ülkelerdir. Yine bu rakamlar bize gösteriyor ki Osmanlı 1909’da, 1910 yılı için üç adet hava gemisine talip olmuştur. 

Kıtalar arası geniş bir coğrafyada, geniş bir okuyucu kitlesine sahip Tercüman gazetesinden gökyüzüne bakmak çok keyifli bir araştırma süreci olmuştu bizim için. Havacılığa merakı olan Fen Liseli öğrencim “Osmanlı Türkçesi ve gazete çevresinde gelişen edebî türler” gibi farklı disiplinleri katarak havacılık tarihine bakmıştı. Zira Osmanlı Türkçesi sanıldığının aksine sadece “sözel” öğrencilere değil, sayısal alanda kariyer planları yapacak öğrencilere de lazımdır. Bu bakımdan araştırmamızın öneriler bölümüne şu notu ekledik: “Sadece sözel alanda değil, fen bilimlerinde araştırma yapanların da Osmanlı Türkçesi bilmeleri sağlıklı araştırmaları mümkün kılmaktadır. Bu bakımdan Osmanlı Türkçesi, geleceğin fen bilimcilerini yetiştiren Fen Liselerinde -alan okuması- ekseninde ders olarak okutulmalıdır.”

Sayısız eser ve belgeleriyle Türk dilinin -yaklaşık bin yıl süren- en büyük ve en verimli dönemine bakarken her türlü şahsi, siyasi ön yargıdan arınmamız şart. Gerçi bir ön yargının ifadesi olan “Osmanlı Türkçesi öğrenip de mezar taşı mı okuyacaklar!” şeklindeki “istihfaf” cümlesi bize ilham olmuştu bir vakitler. Biz de “Evet, neden olmasın!” deyip Eskişehir Odunpazarı Mezarlığı’nda bulunan tarihî mezar taşlarını edebî yönden ele almıştık Sosyal Bilimler Lisesindeki iki öğrencimle. Nitekim Osmanlı Türkçesi mezar taşlarında şiirler vardır bugünkülerden farklı olarak. Ölen kişiler hakkında şiirler… Uluslararası bir kongrede de sunmuştuk hatta. Ölümün soğuk yüzünü yansıtan mermer mezar taşları, üzerindeki şiir ve bilgilerle şehrin tapu belgeleridir; bir zamanlar şehrin sakinlerinin geleceğe bıraktıkları mesajları taşırlar. Tarih Gezgini’nin 14. sayısında bu sessiz tanıklardan birkaçına kulak vereceğiz.  

Feride TURAN

About the Author

Feride Turan

More articles from this author

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile