Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 5 dakika)
Bunu okudun 0%

20200222 171443Yıl 1912… Temmuz sıcağında Eskişehir’deyiz. Elimizde -bu sefer- Nimet gazetesi var. Bir gölgeye sığınmak, okumak için sabırsızlanıyoruz. Gazetenin serlevhasına yani başlığının bulunduğu bölüme göz gezdiriyoruz önce. Başlığın hemen altında “Şimdilik haftada 3 defa neşrolunur.” yazıyor. Haftada 3 kez yayımlanan bu gazetenin sermuharriri, yani başyazarı Mehmed Burhaneddin Bey’miş. Abone şartları ile ilgili “Memâlik-i Ecnebiye için seneliği 15 franktır.”  açıklamasından gazetenin yurt dışına da posta ile gönderildiğini anlıyoruz. “İdare Yeri” adresi olarak “Eskişehir’de Taşbaşında Numara: 10” ibaresi yer alıyor. 

Gazetenin ilk sayfasına göz gezdirirken alt köşesinde bir telgraf metni dikkatimizi çekiyor. Kimden geldiği gizlenerek isim yerine üç nokta konmuş. “… den … vürûd eden telgraf-name suretidir.” şeklinde bir girişten sonra telgraf metni, yine özel isimler gizlenerek aynen veriliyor. Buna göre telgraf, Farmason Cemiyeti kadınlar kolunun düzenlediği olağanüstü kongrede alınan kararı barındırıyor ve cemiyetin erkek kolunun reisine gönderilmiş. Her nasılsa bir şekilde gazeteye kadar telgrafın sureti ulaşmış. Aynı dönemde Eskişehir’de çıkarılan Hakikat gazetesine bakıyoruz, bu haberin benzeri yahut haberle ilgili bir tekzip var mı diye. Ancak göremiyoruz. Tekzip var mı, diye düşünmemizin nedeni; Hakikat gazetesinde sıklıkla Nimet’teki haberlerin tekzip ve tenkit edildiğini görmemizdir. Aslında Nimet gazetesini -kendisinden çok- Hakikat gazetesinden gıyaben biliyoruz. Her ikisinin farklı siyasi görüşlere hizmet ettikleri, sert bir dille birbirlerini eleştirdikleri Hakikat gazetesinin sayfalarından anlaşılıyor.

Telgraf suretini okuyunca aklıma Osmanlı döneminde farmasonluk yani masonluk ve masonik yapılanmalar nasıldı, sorusu geldi. Hem Osmanlı döneminde hem de Türkiye Cumhuriyeti’nde belli dönemlerde oldukça etkin çalıştıklarına dair cevaplar buldum akademik çalışmalarda. Diyanet İslam Ansiklopedisi “Masonluk” maddesinde ve birçok çalışmada Türk Mason Cemiyetinin 1935’te Atatürk’ün talimatı üzerine kapatıldığı bilgisi yer almaktadır. 1948’de tekrar açılıncaya kadar geçen döneme “uyku dönemi” denmekteymiş hatta. 

Osmanlı döneminde ise İstanbul’dan sonra Anadolu’da masonik yapılanmalarla ilgili adı en çok geçen il İzmir’dir. Ayrıca Ankara, Mersin, Manisa, Elazığ, İskenderun, Kuşadası, Kayseri, Erzurum da zikredilmektedir. Eskişehir’in adı da geçmekle birlikte yaptığım araştırmalarda detaylı bilgilere rastlamadım. Ancak Nimet gazetesinde yer alan telgraf sureti, Eskişehir’deki mason faaliyetleri ve hiyerarşilerine dair fikir vermektedir.

Masonluğun son iki yüz yılı hakkında kaynaklarda bazı bilgiler mevcut ise de bilinmeyenlerin çokluğu nedeniyle tüm dünyada her dönemde tartışma konusu olmuş ve bunun neticesinde Masonluğa yönelik iki bakış açısı gelişmiştir: Mensupları yüce bir davaya hizmet ettiklerini ifade ederlerken masonluğu çeşitli sebeplerle tehlikeli gören karşıtları; vatana ihanete kadar varan iddialar ortaya atmışlardır. Yani bir taraftan masonluk onur vesilesi sayılırken diğer taraftan hakkında olumsuz algı geliştirmek istenilen kimseler için ortaya atılan bir iddia bile olabilmektedir. Bu bakımdan şehir tarihine ışık tutmak için elimize aldığımız Nimet gazetesinde gördüğümüz bu telgrafı konu edinmekteki maksadımız; Masonluk teşkilatı ve faaliyetleri hakkında yapılan tartışmalara yenisini eklemek yahut hedef göstermek değil, Osmanlı basınının gösterdiği genişlik ve çeşitliliğin içindeki yerel bir gazeteden konuya dair tamamlayıcı bilgiler sunmaktır. Mesela söz konusu telgrafta Eskişehir Farmason Cemiyeti’nin “kadın” ve “erkek” olmak üzere iki kolu mevcuttur. Kadın kolunun başındaki kişiye “reise”, erkek kolunun başına ise “reis” denmektedir. Söz konusu telgraf, olağanüstü bir toplantının içeriği hakkındadır: “Farmason Kadınlar Kongresi”… Bu; vakitsizce, ansızın “olağanüstü” toplantıdır. Toplantının başında “Reise Hanım böyle nâ-bî-vakt kongreye davetinin esbabını” yani vakitsizce gerçekleştirilen kongreye farmason kadınları neden davet ettiğini açıklar. Cemiyet üyelerinden bir kadının şikâyet başvurusu üzerine kongrede -telgraftaki ifadeyle- “hararetli müzakerelere girişilmiş”tir. Şikâyet konusu ise “Farmason kadınların hayat ü sefahat esrarengizânelerini ifşaya sebebiyet veren erkekler”dir. Anlaşılan farmason kadınların mahremi, özel hayatı ile ilgili bazı hususların afişe edilmesi söz konusu… İfadeye bakıldığında “ifşaya sebebiyet”te herhangi bir kasıt görünmüyor ancak dolaylı da olsa sonuçta başkalarının bilinmesi istenmeyen mahrem konular ortaya saçılmıştır. İşte buna sebebiyet veren farmason erkeklerin cemiyetten çıkarılmasına yönelik düzenlenen toplantıda oylama yapılmış ve “müttefikan” yani oy birliği ile şikâyet konusu erkeklerin cemiyetten çıkarılması gerektiği kararı alınmış. Yalnız bu kararın erkekler farmason reisine tebliğine sıra gelince yine oylama yapılmış ve “ekseriyetle” yani oy çokluğu ile bir karar çıkmıştır. İlk bakışta çelişkili görünüyor. Yani cemiyetten çıkarılsın mı derken oy birliği, erkekler reisine bildirilsin mi derken oy çokluğu… Belki de posta kanalıyla bildirilmesi yönünde itiraz edenler çıkmıştır. Sonuç olarak posta tafsilatı Erkekler Farmason Reisi … Beyefendi’ye tebliğ edilmiştir.  

20200222 171406Nimet gazetesi; telgraf metninden sonra yaptığı yorumda bir isim verir, farmason cemiyetinden çıkarılacaklar arasında “Edhem Ruhi” de bulunsa gerektir, der ve bahsi geçen olayla ilgili bazı duyumları paylaşır. Buna göre şikâyetçi farmason kadınlar arasında Edhem Ruhi Bey’in kendi kız kardeşi de vardır, hatta “asıl mesele evlerinde kopan bir kıyamet üzerine vuku bulmuş.”tur. Haber yazısının sonunda şu cümleler yer alıyor: “Acaba bu … bir baskın mı…. Bunlar … ne baskından … ne basılmaktan utanacak adamlar değildir…”

Kinayeli yoruma sahip olan haber; “Nükte” başlığını taşıyor. Nükte dendi mi her ne kadar zarif, esprili söz akla gelse de kelimenin asıl anlamı “herkesin anlayamadığı ince mana”dır. Haberin bu başlık altında verilmesi manidardır. 

Tarih Gezgini’nin 17. sayısında mutfakların vazgeçilmezi “kakao” ile tanışma serüvenimize dair 1907 yılına doğru küçük bir tarihî yolculuğa çıkacağız. Türk dünyasında geniş bir yayın ağına sahip efsane bir gazetenin sayfalarında kakaoya dair söylenenlere kulak vereceğiz.

Yazar Hakkında

Feride Turan

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile