Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 2 - 4 dakika)
Bunu okudun 0%

 

IMG 20211019 134035

IMG 20211019 134035

“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip gidersiniz, siz bu dünyadan göçüp gidersiniz ama onlar, şair Sezai Karakoç’un dediği gibi “ölümsüz bir uygarlığın ölümsüz kitâbeleri”dir.

Böyle demiştim bir yazıma başlarken. Türk Edebiyatı dergisinde 2018 Ağustos’unda yayınlanan “Odunbazarın Çeşmeleri: İki Gözü İki Çeşme” başlıklı yazımda Romantizm içeren bu cümlelerin, başa düşen bir saksı Realizminde gerçek olacağını hesaplamamıştım doğrusu.

Evet, elbette hiç ummadığımız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşımıza dikilir” çeşmeler. Bir bir saymıştık hepsini zira öğrencimle ve 2017 Nisan’ında Türk Tarih Kurumunun II. Uluslararası Anadolu Uygarlıkları Sempozyumu’nda “Eskişehir Odunpazarı Kentsel Sit Alanındaki Tarihî Çeşmelerin İncelenmesi Üzerine Bir Çalışma” adıyla sunmuştuk. Artık bizim için “hiç ummadığımız bir anda” diye bir sürpriz söz konusu değildi. Nitekim karış karış, sokak sokak çeşmeleri arayıp listelemiştik. Fakat çalışmamızda yer alan 20 çeşmenin arasında bu çeşme yoktu. Acaba biz mi gözden kaçırdık diye konuyla ilgili yeniden literatür çalışması yaptım. 2017 Kasım’ında Prof. Dr. Erol Altınsapan ve Ali Gerengi hocalarımızın hakemli bir dergide ortak yazarlı olarak yayınlanan  makalelerini gördüm. Burada ele alınan 20 çeşme arasında da bu çeşme yoktu. Öğrencimle yaptığımız çalışmanın ana kaynaklarından birinin ise 18 çeşmenin yer aldığı, Erol Altınsapan Hocamıza ait bir makale olduğuna da burada değinmek gerekir.
Geçtiğimiz aylarda, 25 Mayıs 2021 tarihinde, güzel bir ekip ile Odunpazarı çeşmelerine dair yerinde inceleme çalışması yaparken -güneşin de yakıcılığı o gün üzerindeydi- sığınacak bir gölge aradım. Tam o esnada “hiç ummadığım bir köşe başında”, kaldırıma park eden araçların arkasına gizlenmiş, kendini saklamış, belki de bu yüzden yıpratılmamış, taşı sapasağlam kalmış bir çeşme kitabesi gördüm ve heyecanla seslendim arkadaşlara. Kitabeye kısa bir göz gezdirdikten sonra ilk işim o anı fotoğrafla dondurmak oldu tabi. Odunpazarı çeşme kitabelerinin -okunamayacak derecede- tahrip edildiğini göz önünde bulunduracak olursak bu kitabenin neredeyse ilk günkü gibi kalabilmesi bir mucizeydi… Maşallah demek gerekir böylesine, tıpkı kitabenin alınlığında “maşallahü kâne” yazdığı gibi. Sadece taşa değil gönüllere de kazınan bir duadır bu. “Maşallah” esasen “Allah dileyince her şey olur” manasına gelse de Hz. Peygamber’in sünnet-i seniyyesinde hoşa giden bir şeyin görülmesi hâlinde, okunan bir duanın içinde yer alır ve bu kelime bugün dünyada hangi dili konuşursa konuşsun bütün Müslümanların ortak duası, âdeta parolasıdır. Bu çeşmeyi de “Ne güzel, Allah kötü bakışlardan saklasın” anlamına gelecek mâşallah duası saklamıştı. Alınlığın altında, hemen ilk satırda, her hayrın başı olan “besmele-i şerif”ten sonra da “maşallah”ın hatırlattığı bir hakikat, ikinci satırda gözler önüne serilmiş:
“Fallahu hayrun hâfıza ve huve erhamur rahimîn.”
İlahi Kelam’da “kıssaların en güzeli” şeklinde bahsedilen Yusuf Suresi’nin 64. ayetinde yer alır bu cümle. “Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.” manasına gelmektedir. O, ne güzel sığınaktır! O korudu mu ateş bile serin ve selamet yeri olur İbrahimlere. Kuyudaki Yusufları sultan eder gönül Mısır’ına. Kızıldeniz yol verir Musalara ve boğar Firavunları. Vicdanını kaybetmiş şu “deni” dünyada kalpler; merhametlilerin en merhametlisinin zikriyle huzur ve şifa bulur şüphesiz.
Kitabenin 3. satırında ise Enbiya Suresi 30. ayetle göz göze gelirsiniz:
“Vece’alnâ min-el mâi-kulle şey-in hayy(in)”
Yani “Hayatı olan her şeyi sudan yarattık.” Bir çeşme kitabesine yazılabilecek en isabetli hakikat. Hayatı olan her şeyin, her canlının sudan yaratılması… Hayatın kaynağı olan suyun kendisinin de bir “canlı” olduğunu, hatta onunla konuşulduğunu ise Yunus’un şiirinde görürüz. O da su ile söyleşirken aynı hakikati dillendirir:
“Dünyada canlı cansız olamayalar sensiz
Cana cansın gümânsız hiç menendin yok senin” (gümânsız: şüphesiz)
(Sanırım birine söylenebilecek en iddialı sevgi sözü “seni şu kadar seviyorum, bu kadar seviyorum” değil “su kadar seviyorum” olmalı. Bu yüzden ilk kitabım olan ve her canlıda su olduğu gibi şair Fuzulî’nin de her beytinde “su” dediği meşhur kasidesinin şerhine “Su kadar sevdiğim anneme” ithafıyla başlamıştım.)
Kitabeye dönecek olursak su gibi akan satırların dördüncüsünde hayır sahibi hakkında bilgiler mevcut. Çeşmeyi köklü bir aileye mensup bir Çerkez emîrinin yaptırdığı anlaşılıyor. Üzerindeki tarihe bakılırsa yirminci yüzyılın başlarına ait bu kitabenin sağ ve sol altında yer alan işaret, -bir ihtimal- sülalenin arması olabilir. Nitekim Çerkezlerde her sülalenin bir arması (damgası) var, hatta bunların kataloglarının bulunduğu sitelere de ulaşmak mümkün. Tabi konu, etraflıca araştırmayı gerektirmektedir. Esasında kitabe, mimari olmak üzere birçok bakımdan ele alınmayı beklemektedir. Ayrıca Çerkez tarihi, Çerkez damgaları üzerine çalışanların ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Biz şimdilik çeşmeye, daha doğrusu kitabeye genel hatlarıyla bakarak “Merhaba” diyelim istedik. Çeşme hâliyle akmıyor artık. Zira “Su gibi aziz ol” diyen nesillerin musluklarından hayır akıttığı çeşmeler artık virane! Su ne aziz ne lezizdir, plastik tatlıdır ve fiyatlıdır, böyledir zamane!
En büyük temennim, günümüze kadar bir şekilde hasarsız ulaşan bu çeşme kitabesinin gelecekte de varlığını koruması… Sezai Karakoç’un “sonsuzluğun mezar taşları” dediği tarihî çeşmelerin Eskişehir kültür ve tarihine ait kaybolmuş değil -keşfedilen, korunan- parçaları olması ümidiyle…
Şüphesiz “Allah en iyi koruyandır ve O, merhametlilerin en merhametlisidir.”

 

 

 

Comments powered by CComment

Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
Sezai Karakoç üzerine kuşatıcı bir yorum, Prof.Dr.Walter G..Andrews’ün, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi’nce çıkarılan Journal of Turkish Literature Dergisi’nin...
İnsanoğlunun geçmişine olan merâkı, yaratılışından bu yana devam etmiş olup bu merâk ve ilgi birçok araştırma sahasının oluşmasına da öncülük etmiştir. Cumhûriyet’in îlânından...
Ahmet Cevdet Paşa’nın ‘kriz’ karşılığında ‘buhran’ kelimesini uydurmasından önce de Osmanlı’da, adına ‘kriz’ denilmeyen birtakım buhranlar yaşanmaktaydı. Sabri Ülgener hocanın...
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…
Ömer Seyfettin, “11 Mart 1884 günü -Rûmî takvimle 28 Şubat 1299- Balıkesir’in Gönen ilçesinde doğdu.”[2]Ömer Seyfettin’in ilerleyen yaşlarında Gönen özlemini ve çocukluk...
1865 yılında Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’nde doğdu. Babası Menteşeoğulları’ndan Bahaeddin Efendi, annesi zengin bir ailenin yanında evlatlık olarak yetişen Nevber Hanım’dır....
Odlar Yurdu, Azerbaycan Bakü'de doğdu. Liseden beri edebi ve sanatsal etkinliklerle ilgilendi. Türk ve Irak Türkmen edebiyatının gazete, dergi, şiir koleksiyonları, dergileri ve...
Necmettin Halil Onan (1902, Çatalca, Kocaeli - 17 Ağustos 1968, İstanbul), Türk şair, öğretmen, akademisyen, edebiyat tarihçisi. Türk edebiyatının artık klasikleşmiş eseri olan...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech