Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet   Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Welcome to Edebi Medeniyet : Ebedi Medeniyet Powered By GSpeech
Edebi Medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 3 - 6 dakika)
Bunu okudun 0%

tarih gezgini 22

tarih gezgini 22
Bu iddialı sözün altında “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski” imzası var. Yani Türk dünyasının “dilde, fikirde, işte” birliğine hayatını vakfetmiş Gaspıralı İsmail Bey’in imzası…

Burada iki unvan kullandığı dikkat çekiyor: “Yayımcı ve Yazar”… Yayımcı kimliği denince akla elbette Tercüman gazetesi gelir. Onun 32 yaşından vefatına kadar tam 31 yıl boyunca Kırım’da çıkardığı ve başyazarlığını yaptığı Tercüman gazetesi sadece Kırım’ın değil dünya küresinde doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan Türk dünyasının da efsane gazetesidir. Gaspıralı’nın ölümünden sonra, yakın arkadaşı Hasan Sabri Ayvazov tarafından yayın hayatı 4 yıl daha devam eden Tercüman gazetesi 35 yıllık ömründe Türk dünyasından haber ağı ile konu bakımından geniş bir yelpaze sunarak Türklüğün sesi olmuştur.
Türk dünyası ve Türklük için ömründe dur durak bilmeden çalışan birinin “Macarlar” hakkında söylediği “şimdiki Türklerden daha Türk” sözünün bir anlamı olmalıdır elbette. 1 Ocak 1910 tarihli Tercüman gazetesinde “Budapeşte Edebiyat Cemiyeti” başlıklı bir haber metnini kaleme alan “Nâşir ve Muharrir İsmail Gasprinski”, haberi duyurmadan önce Macarlar hakkında şunları vurgular: “Özleri tamâm Avrupalı, dinleri Hıristiyan, örf ve âdetleri tebdil olmuş (değişmiş) Venger-Macar kavminin pek eski zamanlarda Türk milletine mensup bulunduklarından Türklere ve Türk âlemine muhabbetleri fevkaladedir. Vengerler, şimdiki Türklerden daha ziyade Türk’tür, demek layıktır.”
ismail bey gaspirali

ismail bey gaspirali
Anlaşılacağı üzere Vengerler, yani Macarlar “şimdiki Türklerden daha ziyade Türk’tür” demekle yetinmiyor. Bu şekilde söylemenin “layık” olduğunu ekleyerek sözü vurguluyor. Bir zaman mesafesinden bugün geçmişe dönüp baktığımızda ise Macaristan, Türkoloji çalışmalarında ve Türkoloji ekolünün oluşmasında köklü geçmişiyle önemli bir merkezdir, demek layıktır. Kendi köken ve dillerini araştırmaya başlayan Macarlar, bu kapsamda Türkoloji araştırmalarının da lüzumuna inanmışlardır. Budapeşte’de Vámbéry, Kunoş, Germanos gibi Türkologların deneyimlerinden ve buradaki mevcut Türkoloji birikiminden istifade etmeye yönelik bizde ilk iş birliği girişimi, Türk Derneği vesilesiyle olmuştur. İşte Gaspıralı’nın “Budapeşte Edebiyat Cemiyeti” başlığıyla gazetesinde yer verdiği haberin konusu Türk Derneğinin Budapeşte şubesidir.
Yusuf Akçura’nın “Türkçülükte teşkilatlanma devresinin ilk girişimi” olarak nitelendirdiği ve Türkoloji alanında araştırmalar yapmak üzere 1908’de kurulan Türk Derneği; bu amacına uygun düşecek şekilde dönemin önde gelen Türkçü aydınları ve Türkologlarından oluşan bir kadroya sahiptir. Derneğin Budapeşte’de ciddi araştırmalara imza atan değerli bir kadroyu da iş birliği ağına dâhil etmesi bu bakımdan büyük bir başarıdır.
Gaspıralı’nın ifadesiyle Türk Derneği “Lisan-ı Türkî ve edebiyatı”nı yaygınlaştırmak için “Dersaadet’te teşekkül eden” “cemiyet-i edebiye-i Osmaniye”dir. Gaspıralı, söz konusu haber yazısında Macarların Budapeşte’de Türk Derneğinin “Macaristan şubesi”ni tesis ettiklerini ve İstanbul’da bir ilan neşrettiklerini söyler. Derneğin “Budapeşte Edebiyat-ı Osmaniye Cemiyeti” adını taşıyan bu şubesinin “Macar kavmi arasında Osmanlı lisan ve edebiyatının” yaygınlaştırılmasına gayret edeceğini dile getirir Gaspıralı. Bu amaç için cemiyetin kütüphanesinde “Osmanlı edebiyatı, tarih, ilmü’s-sene, fünûn, ilm-i celil-i fıkh” kitaplarına ihtiyaç vardır. Burada ilim tahsil edenlerin istifadesine sunulmak üzere söz konusu alanlarda eserleri olan “üdeba ve muharririn-i Osmaniye”den, yani Osmanlı edebiyatçı ve yazarlarından kitap göndermeleri istenmektedir. Kitap göndererek “lütuf ve hamiyet” gösterenlere ise cemiyetin resmî gazetesinin “on senelik mükemmel koleksiyonu takdim olunacaktır.” Bu gazete “elsine-i muhtelife-i Garbiyye” yani muhtelif Batı dillerinde yayınlanan ve “her sene büyük bir cilt teşkil eden” bir süreli yayındır. Gazetenin adına dair Gaspıralı'nın verdiği bilgi ise konuyla alakalı diğer kaynaklarla çelişmektedir. Sırasıyla “dal, he, vav, vav, elif, vav, re, ye, elif (medli), nun, te, elif, lam” harflerinden oluşan kelimeleri, ilk etapta “Devo Oriantal” şeklinde okudum, ancak basılan çevrimyazısında “Devoevri Antal” şeklinde okunduğunu görünce ikilemde kaldım. Açıkçası yabancı kelimelerin okunuşu her zaman bir zorluğu da beraberinde getiriyor. Konuyla alakalı yaptığım literatür taramasında ise ilk etapta ulaştığım iki kaynağa göre gazetenin adı bambaşka. Bu kaynaklardan ilki Duran Can Gazioğlu’nun “II. Meşrutiyet Sonrası Düşünce ve Edebiyat Hareketleri İçerisinde Türk Derneği Dergisi” başlıklı yüksek lisans tezi. Diğeri ise Füsun Üstel’in “İmparatorluktan Ulus-Devlete Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912-1931)” adlı kitabı. Bu eserlere göre gazetenin ismi “Revue Oriantale”dir. Fransızca “Oryantal inceleme” anlamına gelen bu yayın, daha çok Macarca karşılığı olan “Keleti Szemle” adıyla anılıyormuş. Gazetenin “altı dilde” yayın yaptığını söyleyen söz konusu kaynaklar Gaspıralı’nın “elsine-i muhtelife-i Garbiyye” ibaresindeki “muhtelife” kelimesine de açıklık getirmiş oluyor böylelikle.
Tercüman’ın çift tırnak içinde verdiği bu yayının isminin okunuşu ile ilgili birkaç araştırmacı ve akademisyene danıştım. İstanbul Üniversitesi Türkoloji öğrencilik yıllarımdan bildiğim değerli hocamız Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum “El dizgisinde hurufat yanlış dizilmiş, orada aslında Revue Oriantal yazıyor.” dedi. Görünen o ki günümüzde de karşılaştığımız baskı hatası meselesi…
Gaspıralı’nın “ilan” dediği bu metin, Fethi Tevetoğlu’nun “kültür ve Türkoloji tarihimiz açısından son derece ilginç ve değerli bir belge” dediği ve yukarıda adı geçen kaynakların bahsettiği "mektup" olabilir. Konuya ilgi duyanlar Budapeşte şubesinin İstanbul’daki merkez şubeye gönderdiği mektubun içeriği ve önemine dair detaylara ulaşabilir; ancak siyasi, edebî vs. birçok bakımdan incelenebilecek bu mektupta Macarca ve Türkçenin benzerlikleri, Macar ve Türklerin kadim dostluğu, bu iki milletin “irtibat-ı siyasiyye ve uhuvvet-i nesliyye”sine dikkat çekildiğini görünce aklıma gayriihtiyarı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentliği kapsamında bu kadim dostluğu geleceğe taşımayı amaçlayan “Budapeşte Yunus Emre Buluşmaları”nda Vali Güngör Azim Tuna’nın hafızalardan silinmeyecek şu sözleri geldi: “Macar kardeşlerimizle biz, bir bütünün ayrılmaz iki parçasıyız. Yani bizdeki bir tabirle etle tırnak gibiyiz.”
Tıpkıbasımı ve çevrimyazısı bu dönemde basılan Tercüman gazetesi, Eskişehir Türk Dünyası Kültür Başkentliğinin güzel hatıralarının yanı sıra geride bıraktığı kalıcı eserlerin arasında -kanaatimce- en önemlilerinden biri. Zira kütüphanelerin raflarında yerini almasıyla hem daha ulaşılabilir hem de çevrimyazısıyla herkesçe okunabilir. Bu durum bir eğitimci olarak Tercüman gazetesini farklı alan ve disiplinlerde içerik analizine tabi tutmaları için öğrencilerimi yönlendirmemi sağlamıştır. Nitekim bu kapsamda gerek TÜBİTAK için gerekse uluslararası sempozyum ve kongreler için hazırlayıp sunduğumuz çok sayıda çalışma gerçekleştirdik. Hatta öyle ki öğrencilerim büyük heyecanla gerçekleştirdikleri bu çalışmalardan sonra “Hocam Gaspıralı Araştırma Merkezi gibiyiz.” bile demişti. Gençlerin onu daha iyi tanıması gerektiğine inanıyorum. O, bir yazısında “İnsanları ayıran üç şey vardır” demektedir. Biri mesafe uzaklığı, biri din farklılığıdır. Diğeri ise dil birliğinin olmaması… Gaspıralı, devamında dinimizin hep bir olduğu; ancak Türk dünyasında dil birliğinin olmayışının ve mesafelerin bizi ayırdığı tespitinde bulunmuştur. İşte gençliğin Gaspıralı’yı bilmesi demek Türk dünyasının birliğine giden yolu da bulması demektir. Gençliğe, ihtiyaç duyduğu tek kudretin damarlarındaki asil kanda zaten bulunduğunu söyleyen Atatürk’ün “Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım.” şeklinde ifade ettiği rüyasını Türk gençliğinin hakikat kılacağına benim de inancım vardır.

Comments powered by CComment

Alaeddin Bey 19 Kasım 1994 de Harbiye Kültür Konser Salonunda hicaz bir şarkı okuyor. "Kimseyi böyle perîşân etme Allâh'ım yeter, Uyku tutmaz, bir ümit yok, gelmiyor hiçbir...
Sanatçı ve Devlet Adamı Gece on buçuk sularında kapısı çalınıyor Alaeddin Bey'in, kapıda polisler. Cumhurbaşkanı Celal Bayar hanım öğretmenler için bir yemek vermiş. Sohbet...
Alaeddin Yavaşça 1945 yılında İstanbul Erkek Lisesini birincilikle bitirir ve tıp fakültesi imtihanlarını kazanır, tıp tahsiline başlar. Son sınıfta bir fasıl toplantısındadır....
Alaeddin Yavaşça emanetini teslim etti. Beşiktaş'taki Yahya Efendi Türbesi Haziresi'ne defnedildi. Yahya Kemal diyordu ya "Kökü mazide olan atiyim" diye. Tam Alaeddin Yavaşça...
Makedon isyancılar Cemile'nin annesini, babasını katlediyor. Henüz beş yaşındaki Cemile'yi de süngülemişler, öldü diye bırakmışlar. Saatler sonra Osmanlı askeri bulmuş,...
Mehmet Kaplan, üniversitelerde, sanat, edebiyat ve kültür çevrelerinde tanınmış bir edebiyat araştırmacısı; eleştirmen, denemeci, “müşfik ve müşvik bir hoca”, kültür adamı,...
Oğuzların atası Oğuz Han ve oğullarının destanını anlatan başlıca iki kaynak vardır. Bunlardan birincisi Paris Milli Kütüphanesi’nde bulunan Uygur yazısıyla yazılmış, eksik tek...
Uygur Devleti, İslamiyet’ten önceki Türk imparatorluklarının sonuncusudur. M. VIII. aşıra kadar Dokuz Oğuz boylarıyla birlikte Moğolistan’ın şimalinde yaşayan On Uygurlar,...
Türk dünyası edebiyatlarının önemli bir parçasını teşkil eden Özbek edebiyatı, Özbekistan’ın bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte, kendine özgü metotlar geliştirerek dünya...
Okumayı seven herkes dünya edebiyatının büyük klasiklerinin insanlığın ortak hafızasında önemli bir yer edindiğini bilir. Ancak bunun gerçekleşmesi yalnızca yazarın hayal gücüne,...
Günümüzde geçmişte hiçbir zaman olmadığı kadar fazla insan tarih yazmanın, aynı şekilde hiçbir zaman olmadığı kadar insan da geçmişe dair bilgi edinmenin peşindedir. Bu...
Türk illeri dünyanın en eski illerinden olarak, dört bin yıla yakın keçmişl a rind a Asya, Afrika ve Avrupa qitelerine yayılmışlar ve oralarda büyük millet ve devletler...
“Tarihî çeşmeler zamanın gözleridir. Geçmişten geleceğe bakarlar. Hiç ummadığınız bir köşe başında bile tarihin şahitleri olarak karşınıza dikilirler. Siz önünden geçip...
Mehmet Âkif’in Ailesi Mehmed Âkif, ana tarafından Buhâralı bir aileye mensuptur; şeceresini, bir buçuk – iki asır önce, Buhâra’dan Anadolu'ya göç eden Hekim Hacı Baba'ya kadar...
Bayburt'ta bir söz varmış, "Zihni'yi bile güldürür." diye. Herhalde "Ölüyü bile güldürür." demeye gelir. Buna göre Zihnî'nin gülmeyle arası iyi olmamalıdır. Onun hiç gülmediği...
Hoparlörü tıklayıp seçtiğiniz alanı dinleyebilirsiniz Powered By GSpeech