Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

dusBir ırmak düşü gördüm. Sevgi, “sesini ırmak sularından” alıp “kalbimizin bahçesine” akıyordu. Irmak boyunca aşkın kuşları kanat çırpıyor, sabır ve dua çiçekleri açıyordu. Burada ümit dağlarına sığınan ceylanlar, ak kanatlı kuğular ve güvercinler var. Rüzgârlar aşkın sırrını fısıldıyor kalbinize. Burada ağaçların hışırtısında ve gülün renginde aşka dair bir ima var. Rengârenk kır çiçekleri, karanfiller, leylaklar, Afrika menekşeleri, fesleğen bahçeleri ve ıhlamur dallarından süzülen ıtırın etrafınızı sardığı bir cennet köşesindesiniz.

Bir düş ki düşülür yollara. Bulutlar yol gösteriyor bir ırmağın akışında. Mehriyâr’ın bir çift bakışında ve kalbi her yakışında umuda tutunur burada aşk. “Yüreğim bir anka kuşu” diyen şairin bütün kelimeleri O’nu söyler burada; bir şiirde yanıp kül olur, sonra başka bir şiirde küllerinden doğar böylece anka yürekli şair. Bütün kelimelerin bittiği anda, “Bir Irmak Düşü” kitabından hiç bitmeyen bir aşkın sabahına uyanırsınız.

sohbet copyİki veya daha çok kimse arasında karşılıklı olarak dostça, arkadaşça yapılan konuşmalara genel anlamda sohbet diyoruz.

Sohbet etmek/eylemek, beli, kuralarla bağlı elbette. Herkesle her zaman, her yerde, her konuda sohbet edilemiyor.

Tecrübelerimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı, istek ve arzularımızı; memleketin gidişatını …sakin bir ortamda paylaşamaz olduk.

Konuşurken göz temasını sürdürmeyi hiç beceremiyoruz.

Karşımızdakini dinlerken başka bir şeylerle çok rahat meşgul olabiliyoruz.

Birbirimizin beden dilini anlamayı bırakın gözlemeyi dahi istemiyoruz.

ramazan davulcusuCenab-ı Hakk'a şükürler olsun. Yine bir Ramazan'a sağ salim ulaştık.

Bu ayda ve her zaman amellerimizin makbul, dualarımızın kabul olmasını temenni ediyorum. Günahlarımızdan arınarak çıktığımız/çıkacağımız bu ayda kazandığımız/kazanacağımız hasletleri de yılın/yılların kalan zamanlarında da muhafaza ederiz inşallah.

Tarife sığmayan Ramazan ayının anlamını ve değerini kendimce şöylece özetleyebilirim:

Kardeşliktir Ramazan.

Oruç ve Kur’ân ayıdır Ramazan

ferideturan 2“Ah o 20. asır yok mu!” diyordu Mehmet Akif. “Ne kadar gözdesi varsa hakkıyla sefil” diyordu. 21. asrı görseydi acaba kim bilir daha neler neler derdi! Kesinlikle çok daha ağır ve muhakkak doğru konuşurdu. 21. asırda insanlığın durumu; hayra ve barışa giden yolları tıkayan, güzellikleri yıkan, ar damarı çatlamış, azgın bir selin içinde akıntının tersine yüzen damlanın durumu gibidir.  İnsana, insanlığa dair bütün değerleri boğan bu sele sorsanız akıntının tersine yüzen damlalar uyumsuz, çelimsiz ve hatta sevimsizdir. Oysa bilmez ki her damlanın içinde umman saklıdır. Bu ummanda karanlık firar etmiş, kin-nefret yasaklıdır.

“Ah o 21. asır yok mu!” diyoruz biz de. Vicdanı kayıp ve hükümsüz bir asrın evladı olmak yok mu! Dertsiz başlarda dünyalık telaşlar var. Menfaat adlı kardeşler, milleti arkadan vuran kalleşler, riya namlı sırdaşlar var. Standartlar çifte, dillerde tek bir güfte: “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”. Benzetmek gibi olmasın, yüzünün derisi kalın bir çağın evladı olmak yok mu! Daha 20. asırdan Akif bizlere bakın neler demiştir:  

ezeldenHepimiz o kadim ve ilâhi tablonun içinde, hem soru sorulan, hem cevapları bilen ve hem de yeryüzüne indiğimizde kanatlarına hayran olduğumuz meleklerce secde edileniz.

Yani insanız!

İnsan, yeryüzüne indirildiği günden beri hep o ilâhi huzurda verdiği cevapları hatırlamaya çalışmış. Mağara duvarlarına, ağaç kovuklarına işlemiş hatırladıklarını… Sonra kurganlara, piramitlere, kathedrallerin, câmilerin, türbelerin kalbine sırlamış cevapları kendi sırrıyla birlikte.

Târih boyunca bu ezelî ve ebedî hâtırayı kalbinde ve ruhunda hissedenler bunu açığa çıkarmayı kendilerine san’at edinmişler. San’atçı dediğimiz bu özel insanlar kendilerine ait seferlere çıkmışlar. Hiçbir zaman onları layıkıyla anlamak kabil olmamış. Yalnızca o ulu seferlerden getirdiklerini dinleme ve seyretme lütfuna erişmişiz. O ilâhi sahneye dönüp, bizim görmediğimiz ve anlayamadığımız kavramların çehre değiştirdiği, zıtların bir arada cevelan ettiği bir âlemi müşahede ederek çıldırmadan o yolu geri dönüp bize hakikatin kokusunu getirenlere aşk olsun.

konusmaAğzının içine baktıklarımız gibi, ağzından bal akanlar gibi konuşamadık bir türlü… Sözü ağzından dirhemle çıkanları örnek alamadık, taklit bile edemedik hiç.

Açtık ağzımızı yumduk gözümüzü… Ağzımızda geveleyip durduk bir şeyleri ya da açamadık ağzımızı belli bir süre.

Çenemiz düştü. Çenemiz açıldı. Çene çaldık. Çene yarıştırdık, çene yorduk; gene olmadı.

Ağzımızı tutamadık, ağzımızı toplayamadık. Ağzımızı bozmasak da pek hayra açamadık. Bilir bilmez onun bunun ağzını yokladık. Ağzımızın payını verdikleri de oldu ama ağzının payını vermeyi, atıp tutmayı ayrı bir marifet saydık.

Pek farkımız olmadı birbirimizden. Hoş, farklı olalım diye çoğumuzun bir çabası da yoktu zaten.

sessizlikkSes duymak ister insan, kendinde ve çevresinde. Fıtrattandır bu. Yaprakların hışırtısını dinlemesi bundandır, bundandır denizlerin dalgalarına, derelerin akışına dalıp gitmesi. “Var”ım demektir biraz da nabzının atması, kalbinin çarpması. Tohumun toprakta, tomurcuğun dalda çatlamasını duyması bundandır. Hep bir sestir aradığı ve hep bir sestir umduğu. Çünkü en çok sessizlik yorar insanı.

Hayattır bu yüzden ses, sudan doğmuş, topraktan yoğrulmuş, nefes nefes insana sunulmuş.

Bir ‘aşk’tır ses, ezelde en sevgiliden sevgiliye yol olmuş.

Bir ‘yol’dur ses, kuldan kula, dilden dile, yâr’dan yâr’a, çağdan çağa duyulmuş. Yolcudur insan, yoldaşı izân. “Yol uzun, yolcu takatsiz. Sevgi ulvi, âşık sebatsiz. Evet dostum dünya firkatsiz yaşanmıyor…

Bir ‘yalnızlık’tır ses, dost kumaşından dokunmuş. Dosttur, hem sarar yaralarımızı, hem de odun taşır yalnızlığımıza.

Bir ‘gece’dir ses, yıldızların çadırı altına kurulmuş. Geceden geçen yol aydınlığa çıkar, ama kaybolan da çoktur bu karanlık tünelde.

oryantalizmOryantalizm (şarkiyatçılık), malum olduğu üzere, Doğulu toplumları çeşitli yönlerden inceleyen bilim dalıdır. Bu kavramın TDK Türkçe Sözlük’teki karşılığı Doğu Bilimi şeklindedir. Pragmatist ve benmerkezci Batı aklının kurup geliştirdiği Oryantalizm, gerçekçi bir ifadeyle söylersek, masum bir bilim dalı değildir. Oryantalizm’in hedefi Doğulu toplumları çözümlemek ve çözmekten ibarettir. Çözmek fiilinin Türkçe Sözlük’teki anlamlarından biri şöyledir: “Bir problemde aranan sonucu, belli öğeler yardımıyla ortaya çıkarmak.” Matematik bilimi için verilmiş olan bu anlamı siyasi ve sosyolojik boyuta taşıdığımızda Oryantalizm’in Batılı olmayanları kendi çıkarları doğrultusunda kıskaca alması olarak yorumlayabiliriz. Nitekim Türkçe Sözlük’te “çözülme” sözcüğünün anlamlarından biri de şudur: “Kişilik veya karakter gibi bir bütünde birliğin bozulması durumu.”

Bir problemde aranan sonuç nedir? Oryantalizm açısından Doğu bir problemdir. Şark Meselesi söylemi zaten beyhude bir söylem değildir.

cengizdagciCengiz Dağcı’nın eserleri ile tanıştığım lise yıllarında (1970'li ) okuduğum ikinci muhteşem romanı “Yurdunu Kaybeden Adam” dı (1). Yurdunu, vatanını kaybetmek, dertlerin, kederlerin en büyüğüdür. Hayatında aileleri veya kendileri “ muhacir” olmuş insanlar vatan kaybını iyi bilirler. Hürriyetin kıymetini, esaret altında başka devletler için çalışan, asker olan, çarpışanlar anlar. Türkiye, Kırım Türklerinin gözünde daima “Ak Topraklar” olmuştur. Fakat, aziz vatanımızı bekleyen tehlikeleri görebilmek için Cengiz Dağcı’nın diğer eserlerini de okumamız ve düşünmemiz gerekiyor. Türkiye üzerindeki kara bulutları anlamaz isek vakit çok geç olacaktır. Emperyalist ülkeler Araplara yaşattıkları “Arap baharı!nın” aynısını Türkiye içinde “Türkiye Baharı!” olarak düşünmektedirler. Kafkasya’da; Rus, ABD rekabetini ve bu vatan topraklarında oynadıkları kanlı oyunları görmemek için kör olmak gerekir. Batı ve Doğu Türkistan’da ise bu rekabete Çin’de katılmaktadır. Irak’ta büyük çoğunluğu sivil; kadın, kız, kızan, bebe, dede Türk ve Arap olan bir milyonun çok üzerinde masum insanlar, ABD, İngiliz (örtülü şekilde İsrail) ve müttefik askerlerince  şehit edilmişlerdir, iffetlerine el uzatılmıştır.:

girdimgonulsehrineHer kentin de tıpkı insanlarda bulunduğu gibi bir kimliği ve bir belleği vardır.

Bir kentin coğrafi konumu, doğal ve tarihi dokusu, mimari yapısı, kentlinin ekonomik ve kültürel yaşayış biçimi, gelenek ve göreneği konusundaki özgünlüğü onun kimliğini oluşturur. Bu kimlik; asırların birikimi, gelişimi ve oluşumuyla ortaya çıkar. Bir kenti, özgün ve farklı kılan bu kimliktir. Kimlik, bellekle canlanır.  Kent; mimarisi, yolları, bitki örtüsü, tarihi, folklorik değerleri, sosyal ve kültürel hayatı ile yaşar. Kent, insanların belleğinde yer almış, yazılı, sözlü ve görsel belgelerde kayıtlıdır. Bir kentin geleceği, geçmişinde gizlidir.

Geçmişe bakmak, geçmişe dönmek, geçmişi hatırlamak, geçmişin belgelerini, izlerini, insan hikâyelerini bulmak ve kendi zaman diliminin ruhuyla, düşünce ve değerleriyle çözümlemek bir kent için hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde kentler; köksüz, ruhsuz ve kimliksiz kalır.

Kent belleği, mekân ve zaman boyutuyla kentte yaşayan insanlarca, ortak bir paydaya dayalı olarak üretilen maddi veya manevi değerlerin oluşum sürecidir.

kerimaydinVaktiyle “Hisar” dergisinin bir sayısında Sabahattin Teoman, kendisiyle yapılan bir konuşmada, şiire dair görüşlerini şöyle izah ediyordu;

"... Şiir, insanları nebattan ve hayvandan ayıracak izlerin en derinini açan bir şeydir.

Şiir lezzetini tatmamış insanın, köpürmüş yağlar içinde, başka göğüse atlamak için çırpınan tüylenmiş zavallı kalbini düşünüyorum.

Bütün işinin, günün 24 saatinde, dolu bir mideye okkalar-ca kan sıkmak olacağını bilseydi, o göğüse girmezdi. ”

Gerçekten, bugün gözlerini madde ve ihtiras bürümüş geniş bir kitle; “şiir” denildi mi âdeta ürpermekte, edebiyatçı ve şairle güya alay ettiklerini sanarak, aslında günün 24 saatinde, dolu midelerine okkalarca kan sıkan, zavallı kalplerini, başka bir müşfik ve hassas göğüse atlamak için zorlamaktadırlar.

Şairin böylesine horlandığı günümüzde, köpürmüş yağlar içindeki tüylenmiş kalplere acıma duygusu ve hayretle bakan ve sunduğu gerçek şiiri, yudum yudum içimize sindiren şairleri, takdir ve şükranla yad etmemek mümkün mü?

Feridüddin-i Attar

Ferîdüddin Attâr veya tam adıyla Ebu Hamid Ferîdüddin Muhammed bin Ebu Bekr İbrahim Nişaburî, İranlı mutasavvıf, şair. Hekim ve eczacı olmasından dolayı Attâr olarak...

Bukağı

Nevi şahsına münhasır hal ve tavırları ile Hacı Bayram Veli, Yunus Emre ve Niyazi Mısri'nin tasavvuf geleneğindeki yerleri ve etkileri kuşkusuz çok büyük ve...

KIRIM'A SEYAHAT - FATİH KERİMİ

İlk baskısı 2004 yılında hazırlanan Fatih Kerimî'nin Kırım'a Seyahat adlı bu kitabının o günkü telif ücreti "Kırım'da Çocuk Okutma Kampanyası"nda kullanılmak...

ANADOLU MASALLARINDAN DERLEMELER - NECAT

Kültürümüzün çok uzun bir geçmişi ve muazzam bir derinliği bulunmaktadır. Dolayısıyla kültürümüz çok büyük bir zenginliğe ve köklü bir yapıya sahiptir. Türk...

LAKAPLARIYLA EDEBİYATÇILAR

Edebiyat Dunyamız

ADALET CİMCOZ: Fitne Fücur. · ATTİLA İLHAN: Abbas Yolcu, Beteroğlu, Ali Kaptanoğlu, Nevin Yıldız. · ÇETİN ALTAN: Hadi Borazan, Hüseyin Zurna. · ERCÜMENT EKREM...

BİRLİKTEN CUMHURİYET DOĞAR

Özcan TÜRKMEN

Milletçe, coşku ile, Türkiye’de ve dış temsilciliklerimizde törenlerle kutluyoruz/kutladık Cumhuriyet Bayramımızı. Büyük Önder Atatürk’ü ve silah...

MOTİFLERİN DANSI

Ayla Coşkun CEREN

Eller ne çok işe yararlar. Hayata tutunduğumuz, hayatı kavradığımız, işlediğimiz, ördüğümüz, inşa ettiğimiz, meydana getirdiğimiz, sevdiğimiz, hatta yok...

Bir Ses Mimarı: Yahya Kemal Beyatlı

Edebiyat Dunyamız

Kostantiniyye... Estefanya... Gulgule-i Rûm... Dersaadet... İslâmbol... yâni İstanbul...Ne vakit Rumeli Hisârına baksam, Yahya Kemâl’in derin bir teessürle...

KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ‘AR VE NAMU

Klasik Türk şiirinde birçok kavram, has kılındığı tiplere göre değerlendirilir ve böylece genel kabulde olumlu olan bir kavram olumsuz, olumsuz görülen ise...

PROF.DR. ABDÜLKADİR İLGEN İLE "TÜRK

Türk müslümanlığı, çok tartışılan, daha da çok tartışılacak olan konu. Ama, ilgili fikir çevrelerindeki yaygın kanaat eğer bir Türk medeniyeti oluşturulacaksa bunun zeminin...

MÜZİĞİMİZ, TÜRKÇE, ÇOCUKLARIMIZ

Sayın Fatma Adile Başer, akademik düzeyde ve ama bir sanatçı duygu ve duyarlılığı ile bizim müziğimiz, Türkçemiz, kültürümüz ve medeniyetimiz üzerine okuyor, inceliyor,...

ŞAİRLERİ KOVMAK İSTEYEN ŞAİR

Temel bir düşünme alanı olarak felsefenin diğer dsiplinlerle olan ilişkisi her dönem tartışılagelmiştir. Çünkü felsefeyi bu alanlardan birine indirgemeden ya...

ZAMAN YÖNETİMİ

Zamanın ne olduğunu tam kavrayamadığımız için onu yönetemiyoruz. İnsanoğluna eşit olarak sunulan tek kaynak olan zamanın etkin ve daha verimli...

TEVFİK FİKRET VE TÂRİH-İ KADÎM

Târih-i Kadîm Beşerin köhne sergüzeştinden  Bize efsâneler terennüm eden;Bizi, âbâ-i bî-vücûdumuzun  Cevf-i mâzîde bir siyah ve uzun  Gece teşkil eden hayâtından  Ninniler...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Matematik hocası Yüzbaşı Mustafa’nın nasihatleri ile Mustafa Kemâl’in annesine dargınlığı kalmamıştı. Artık Selanik’teki çocukluk günleri güzel geçmekteydi.  Ara...

YUNUS EMRE VE DANTE NIN LA VITA NUOVA AD

Bu çalışmanın amacı 13. yüzyılda yaşamış biri Türk diğeri İtalyan iki şair – Yunus Emre ve Dante Allighieri’nin “Yüceltme” konusuna yaklaşımlarıdır. Her iki...

Kitap mı Yazdınız?

kitapyazma
Ailesi ve Medrese tahsili Osmanlı Devleti’nin ilim ve devlet adamlarından olan Ahmet Cevdet Paşa; milâdî 26-27 Mart 1823 (Hicrî 13-14 Recep...
1973 yılında Adana Feke’de doğdu. Köy ilkokulundan sonraki eğitim hayatını parasız yatılı, Fen Lisesi, Tıp ve Tıp’ta uzmanlık olarak sürdürdü.
Develi'li (Everek'li) Seyrani'nin doğum tarihi kesin değildir. 1800 veya 1807 yılında doğduğuna dair kayıtlar vardır. Bugün Kayseri ilinin ilçesi olan,...
Geçmişinde imparatorluk tecrübesi olan milletlerin ortak kaderidir göç. İnsan, kendi isteğiyle, kök saldığı topraklardan başka bir coğrafyaya kolay kolay gitmek...
Türk dilinin gelişmesi ve yayılmasında büyük hizmetleri bulunan, bu uğurda ölümsüz eserler yazan ilk Türkçeci şairlerimizden Âşık Paşa’nın kimliğini oluşturan...
Elli yıllık yazı hayatında, elliye yakın eser veren tanınmış romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı, bir toplum yazarı olarak, Kültürümüzün Yıldızları arasında...
1 Felsefe ile resim arasında, görece özerk alanlar olsalar da. belirli birtakım koşutluklar kurulabiliyor. Bu. bilinen bir olgu Felsefe. Dünya'yı...
KELE BACIM

KELE BACIM

28.01.2018
“Kele bacım aklının dibini dökme. Otur oturduğun yerde. Abılan da duymasın bu dediklerini. Sen ne bakıyon kemçiğin dediklerine. O senin...
Faruk Nafız Çamlıbel’in Yolcu ile Arabacı şirinin bestelenmişini, ‘Bekleyenim olsun da razıyım kavuşmasam’ şarkısını, ‘Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam/Bekleyenim...
CÖMERTLİK

CÖMERTLİK

15.12.2018
Kendine ait şeyleri kolaylıkla verebilen, ikram edebilen, vermekten kaçınmayan eli açık kimselere; verimli, bol bol veren kimselere ‘cömert’, bu duyguya...
Rukiye Özdemir öyküleri ‘’Kırmızı Ruj’’ adıyla kitap hâlinde yayımlanarak okuyucusunun beğenisine sunuyor. Yazar, öyküleriyle ilgili olarak kitabın girişinde belirttiği ;...
‘Aya giden insan ile iletişim kurabilecek sistemleri buluyoruz. Buna rağmen çoğu kez anne kızıyla, baba oğluyla; zenci beyazla, işçi işverenle...
XX. yüzyılın son yarısında, daha açık bir ifade ile, 1950 den bu yana, şiir dünyamızda hoş seda bırakan şairlerimiz arasında...
16 Nisan 1916’da İstanbul’da doğan, 13 Aralık 1979’da yine İstanbul’da ölen Behçet Necatigil, radyo oyunu, deneme, eleştiri, sadeleştirme ve çeviri...