Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

HOSGORUHoş gör sen affet gitsin aldırma / Büyüklük sende kalsın sonunda / Sen sarıl o sana sarılmazsa sen unut unutmazsa / Hangimiz uğramadık sanki haksızlıklara / Dinle beni sakın uyma şeytana / Pişman oluyor herkes sonra yaptıklarına / Esir olma boş yere gururuna / Hoş gör sen affet gitsin aldırma” deyip devam eden Fikret Şenes’in sözlerini yazdığı 1990’lı yıllarda Ajda Pekkan’ın okuduğu ‘Hoş Gör Sen’ adlı parçayı hatırlayanlar çoğunluktadır eminim.

Hoşgörünün bir erdem olduğu hususunda hepimiz hemfikiriz. Hoşgörü, sevecen bir tahammüldür. Hoşgörü, uygarlığın yegâne imtihanıdır. ‘Hoşgörü, yapılan her şeyin kolayca kabul edilip onaylanması değildir. Hoşgörü, başkalarının görüşlerini anlama yeteneği ve aç bir duygu beslemeden anlayışlı bir tartışma arzusudur.’

Hoşgörü konusunda söz söylemek(!) kolay ama onu yaşamak epey zordur. Karşımızdakilerde eksikliğinden sürekli şikâyet ettiğimiz ancak kendimizi bu hususta az kontrol ettiğimiz bir konuyu değerlendirelim biraz bakalım:

Sevenlerimiz ve sevdiklerimizle beraber sağlıklı, huzurlu, mutlu bir ömür sürmek istiyoruz. İstiyoruz ama insanlar sert ve katı hükümlü…

Sorgulamadan/sorgulanmadan, yargılamadan/yargılanmadan bir hayat yaşamak istiyoruz ama insanlar bizim davranışlarımızı anlayışla karşılayıp hoş görmüyor.

Dünya geniş... Herkes özgürlüğünün sınırını ve gururunu bilerek yaşasın istiyoruz. İstiyoruz ama insanlar biraz daha yumuşak olabilecekken olabildiğince acımasız...

Kırmadan dökmeden, yıkmadan yıkılmadan yaşamak arzusundayız. Yapılanı bırakın yapılamayanları da hoş görmüyor insanlar. Cömert davranmakta neden tereddüt ediyor bu insanlar?

Bu tarz ifadeleri daha da hemen çoğaltabiliriz. Bunları çoğaltırken kendimiz de ister istemez kötü düşünmeye başlarız. Bu itibarla isteyenlerin uzatmasını belirtip ben burada kesiyorum. Kesiyorum ve hemen sizler gibi iyi düşünmeye başlıyorum:

Şartlar ne olursa olsun içimizdeki sevgi, umut ve yaşama sevinci hep var olsun diye çabalamaz mıyız hepimiz? Bunu ister ama nasıl olacağı konusunda sürekli tereddüt yaşamaz mıyız? Mutluluğu tam yakalamışken kaybetmiş gibi hissetmez miyiz kendimizi çoğu kere?

Kâinatın birbirine sevgi ile zincirleme bağlandığını bilip söyleriz hep. Söyleriz de zincirin hangi halkada koptuğunu hiç de fark edemeyiz, fark ettiğimizde söyleyemeyiz hiç değil mi?

Sevgisiz insan(lar)dan uzak kalmayı becermeye çalışsak da zorlanıyoruz değil mi!

Her şeyi anlayışla karşılayabilmek göründüğü, düşünüldüğü kadar zor değil aslında.

Gönlü geniş olmak, vefakâr olmak, kusurları kapatan biri olmak; elbette hoşgörüden geçiyor. Hepimiz birbirimizin duygularını pekâlâ okşayabiliriz. Birbirimizin beğenilecek yönlerini istersek hemen bulabiliriz. Görmek istersek, görmeyi becerebilirsek birbirimizde o kadar çok güzellikler var ki. Her insanın mutlaka iyi bir yönü var. İstersek biz bunu da görebiliriz. Düşünürsek her insanın hoşa giden veya çekici bir yönü vardır.

Rakiplerimizle mücadelemizde öfkemizi bastırabilmemiz, bir hoş görüdür.

Hoşgörü, insani bir duygudur. Çok az insanı hoş görebilen birilerinin de hoşgörüsü vardır. Çok az kimseye gösterilmiş olan hoşgörülerden bizim de faydalanabilmemiz mümkündür. Bu kapıyı aralayabilmek, sanıldığından daha da kolaydır. Yeter ki isteyelim. İstersek bize yardım edecek o kadar çok şey(!) var ki…

Her şeyin hoş görülmesi gerekmiyor elbette. Değerler sistemimizi bozan hiç bir şey hoş görülmemelidir. Milletimizin bekasına yönelik bölücü çalışmalar asla hoş görülmemelidir. İnsanlığın zararına olacak şeylerin hoş görülebilmesi de mümkün değildir.

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile