Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

yaşamakHani diyorum, kendimizi şöyle sorularla / cevaplarla biraz(cık) meşgul etsek… Değerlendirsek kendimizi şöyle bir… Benzer sorular üretsek; üretsek de sevdiklerimize iletsek bu durumu diyorum.

Hem öğrenip hem öğrettiğimiz şu hayatta hem kendimize hem de hayata yeniden bir bakabilsek…

Amaları fakatları, ancakları yalnızları bir kenara bırakıp her şeye rağmen tarafsız kalabilsek…

Nasılına niçinine bakmadan acabasına aldırmadan şu veya bu sebebe sığınmadan kendimizle konuşabilsek…

Ne etkilesek soruları ne etkilensek soruların cevabından…

Eğer, şayet, veya, yahut, ya da’ kavramları tutmasa elimizden; ‘çünkü, keşke, belki…’ çelmese aklımızı…

Kendimiz gibi, kendimiz kadar, kendimize göre konuşsak. Konuşsak da cevaplasak aşağıdaki soruları... Cevaplasak ve yakınlarımızın da cevaplamasını istesek… Hatta uzaktakileri de bu çembere çekebilsek.. Kolay değil biliyorum. Biliyorum ve inanıyorum ki denenmeyecek kadar da zor değil inanın.

Kimler bana katılır, kimler konu belirler, kimler başkalarına sorar bilmem ama ben bugün kendime ve de sizlere soracağım. Konumu belirledim: Yaşamak.

Dilimizde on bir değişik anlamda (1. Canlılığını, hayatını sürdürmek/2. Sağ olmak/3. Varlığını sürdürmek/4. Oturmak, eğleşmek/5. Geçinmek/6. Herhangi bir durumda bulunmak veya olmak/7. Görüp geçirmek, başından geçmek/8. Sürmek, devam etmek/9. /Varlıklı, endişesiz, hoş vakit geçirmek, keyif sürmek/10. Keyfi yerine gelmek, mutlu olmak, işleri yolunda olmak/11. Bir durumu yaşar gibi olmak, bir durumla özdeşleşmek, duymak, hissetmek) kullanılıyor yaşamak.

Dünya nimetlerinden faydalanmak, yaşamak demek… Peki, ne anlıyoruz/anlayabiliyoruz yaşamaktan?

Şikâyet mi çok istek mi? Sabır bunun neresinde? Beklentilerimiz karşılığını bulmayınca hayal kırıklığı mı yaşıyoruz?

Yaşamak, yaş gruplarına göre anlam ve değer değiştirir mi?

Başkaları için yaşamak/başkalarının keyfine göre yaşamak, kendisi için de yaşayamamak mı aslında?

Yaşamak, ihtiyaçları karşılayabilmek mi, biraz fazla(ca) güçlük çekmek ve dümdüz bir yol takip etmemek mi? Sevdiğimiz için emek verdiğimiz, emek verdiğimiz için de sevdiğimiz şey mi yaşamak?

Sürekli biriktirilen mal ve paranın esareti mi yaşamak?

Yaşamak iyilik yapmak iyi olmak, iyilerle olmak mı; iyi yaşamayı öğreniverecekken yok oluvermek mi?

Uzun yaşamak mı doğru yaşamak mı sarkacında şaşırıp kalmak mı yaşamak? Sıradan bir telaş bir telaş mı yoksa?

Yaşamak, inandığınız gibi yaşamak mı yaşadığı gibi inanmak mı sahi?

Daha güçlü, daha zeki, daha bilgili, daha başarılı, daha da mutlu olabilmek için çabalamak mı yaşamak?

Kendi gücümüzü kullanmadaki başarı mı, aklını kullanıp kullanmamak mı, her şeye rağmen katlanmak mı, sorgulayamayacağımız, sorgulanamaz kurallar mı ki?

Kaçmaya çalışırken hep kovalanan bir şey mi ki yaşamak?!

Yaşamayı becerebilmek, (her şeyi) sevmekten geçmiyor mu?

Yaşamak kendimizi gerçekleştirmek değil de ne sizce?

Yaşayanlara imkân ve fırsat sunmak mı yaşamak?

Etkilemek mi etkilenmek mi?

Etkilenip etkilerken hangisin ağır bastığını fark edemeden bitivermek mi yaşamak?!

Güzel şey değil mi yaşamak?

Tevekkül mü, lüks mü, zoru kolay yapmak mı, zorluklarla mücadele mi, kutsal bir görevin ifası mı yaşamak?

Yaşamak, yarı uyur yarı uyanık olmak mı? Enginlere ulaşmak, enginlerde boğuşmak mı sizce?

Teknolojik kelepçelerimizle teknolojik üstünlüğe köle oluşumuz mu yaşamak?

‘Mal da yalan mülk de yalan’ misali Yunusca bir şey mi yoksa?

Sözün sonu yok …

Biraz da adına çok şey söylenen ama en az anlaşılan şey, sanki yaşamak. Yaşamayı tam anladığında kaliteli yaşamak bitiyor.  O zaman ya başkasına muhtaç oluyorsun ya da ölüyorsun. Yaşamak işte!

Nazım Hikmet’in ifadesiyle ‘Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine …’ işte!

‘Yaşadım’ diyebilecek kadar güzel yaşarsınız inşallah.

Muhabbetle …

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile