Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

turkmerhametiBu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok

Öyle büyük bir inci ki bu büyük sır delen yok

Herkes aklına eseni söylemiş durmuş

İşin kaynağına giden yolu bulan yok.’ diyor Ömer Hayyam

İşin kaynağına giden yol, merhamet bence. Merhamet de ‘Bir kimsenin veya bir başka canlının acısını, kederini, mutsuzluğunu yüreğinde hissedip üzüntü duyma ve ona karşı yardım hisleriyle dolma, acıma’ tabiî ki. ‘Merhamet duymak, merhamet etmek/kılmak, merhamete gelmek, merhametine sığınmak’ maalesef unutulmaya yüz tutan kavramlarımız.

İnşallah yanılırım ama hâl-i pür melalimiz aşağıdaki gibime geliyor: Katı yürekli acımasız insanları daha çok görür olduk. Katı yüreklilik, acımasızlık kol gezer oldu aramızda. Keder, kaygı, öfke, mutsuzluk… artıyor. Vicdani kanaatleri açıklamada sıkıntılar yaşanıyor. Muzdaribin feveranı arşı deliyor. Yoldan çıkan çıkana... Kalpler katılaşmış. Kalpler mühürlü adeta.

‘Azlık - çokluk, bereket - yokluk, emir - yasak, gerçek - sahte, helal - haram, lütuf - kahır, mutluk - mutsuzluk, sevap - günah…, karışmış birbirine sanki. Nereye baksam neye elimi uzatsam zararı faydasından çok gibime geliyor. ‘Zalimler iflah olmaz’ diye haykırıyor herkes ama mezalime uğramayan yok.

Bunun temelinde insanın merhametsizliğinin, insaf ve vicdan mahrumiyetinin yattığını hepimiz biliyoruz. Bunun insanı ne kadar zalim ve gaddar yapabildiğini terör eylemlerinde sık görüyoruz. İnsanımız vicdansızlık ve merhametsizlik problemi yaşıyor. Saygı, hoşgörü ve birlikte yaşama ahlakı kaybediliyor. Kin ve nefretin ateşi durmadan harlanıyor.

Kendimize, ailemize, çevremize ve birbirimize karşı düşüncelerimizi ve davranışlarımızı bir kez daha gözden geçirmekte geç kalıyoruz gibime geliyor.

Peygamberimizin “Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki Yüce Allah da size merhamet etsin.Hadis-i Şerif’indeki anlamı da kavrayamaz olduk gibime geliyor.

Sosyal medyada sıkça rastladığımız ‘Yaratılanı hoş gör, Yaratan’dan ötürü.’, ‘Şefkat ve merhamette güneş gibi ol!’ benzeri ifadelerin de bize bir şey söyle(ye)mediğine maalesef inanır gibi oluyorum.

Atatürk’ümüzün ifadesi ‘Vazifeyi ihmale sürükleyen merhamet, vatana ihanet.’’i hissedemiyorum. Görebildiğim merhametlerin de hedefini şaşırdığını gözlüyorum.

Küçüğe merhamet et; büyüğe itaat.’derdi atasözümüz. Kaynaklarda göremiyorum, konuşmalarda duyamıyorum.

Muhabbet ve merhamet insanlığın sıfatıydı; göremiyorum.

Merhamet adaletin yarısıydı.’ bizim kültürümüzde yaşayamıyorum.

Merhamet zekâyı aydınlatır kalbi ısıtır’ derlerdi unutamıyorum.

N’olur cevap verin. Sormadan edemiyorum: İnsanlık merhameti kaybetti (mi)?

‘Uzlaştırıcı, birleştirici, farklılıkları göz ardı etmeyen…’ insanlardık. Bize bir hâl(ler) oldu. Hani derler ya ‘Ayaklarımıza batan dikenler ya bizim ektiklerimizdendir ya da biç(e)mediklerimizden…’

Benim/sizin/hepimizin merhametsiz bir yerde yaşamasını kesinlikle istemiyorum. Çalışmalarımızın bu yolda olmasını arzu ediyorum. Bu kötü günleri unutmak istiyorum. Sizler adına da yalvarıyorum:

 

Allah'ım unutmak diye büyük bir nimetin var ya… Bolca ondan istiyorum. Beni ve sevdiklerimi kimseye ah edecek kadar çaresiz, merhametsiz bırakma Ya Rabbim!

Özcan TÜRKMEN

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile