Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

tembellik“Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve herkes birisinin bu işi yapacağından emindi. İşi herhangi biri yapabilirdi ama hiç kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı. Çünkü iş, herkesin işiydi. Herkes herhangi birinin bu işi yapabileceğini düşünüyordu ama hiç kimse herkesin yapmayacağının farkında değildi. Sonunda herhangi birinin yapabileceği bir işi hiç kimse yapmadı ve yapılmayan bu iş için herkes, birisini suçladı.”

N’olur bir kere daha okuyalım bu anonim anlatımı.

Evet, neresindeyiz biz bu işin? Yerimiz bulalım. Herkes miyiz, birisi miyiz, herhangi biri miyiz, hiç kimse mi sayılırız? Neyiz, neredeyiz?

Herkesin cevabı kendine elbette!



Cevabımız kendimize ama bir de aşağıdaki anonim kıssadakilere göre yerimizi belirlememiz gerekiyor bence. Birilerine bir şeyler söylemek/ söyleyebilmek için yerimizi belirlemek gerekiyor. Kıssa şöyle: “Küçük bir kasabanın dört ayrı mahallesi vardı. Birinci mahallede ‘Evet amalar’ yaşar. ‘Evet amalar’, ne yapılması gerektiğini bildiklerini düşünürler, yapma zamanı geldiğinde de ‘Evet, ama’ diye cevap verirlerdi. Cevapları hep yanlış olurdu. Suçu başkalarına atmakta da ustalardı. İkinci mahallede ‘Yapacağımlar’ yaşardı. Ne yapacaklarını bilirlerdi. Kendilerini yapacakları şeye adım adım hazırlarlardı ama yapacakları sırada şanslarını kaçırdıklarının farkına varırlardı. Bu mahallede insanların dizleri, dövülmekten yara bere içindeydi. Hayatı ertelememek için verdikleri kararı bile ertelerlerdi. Üçüncü mahallede yaşayan ‘Keşkeciler’’in hayatı algılama güçleri, mükemmeldi. Neyin yapılması gerektiğini daima en isabetli şekilde bilirlerdi ama her şey olup bittikten sonra. Keşkecilerin de başları kanardı hep duvarlara vurmaktan. Kasabanın en yeşil bölgesinde, en güzel evlerin olduğu mahallede ise ‘İyi ki yaptımlar’ otururdu. ‘Keşkeciler’ bu mahallede yürüyüşe çıkar, etrafa hayranlıkla bakarlardı. ‘Yapacağımlar, keşkecilerle birlikte bu mahallede yürüyüşe çıkmak ister ama bir türlü fırsat bulamazdı. ‘Evet amalar’, mahallenin güzelliğini görmek yerine ağaçların gölgelerinin yeterince geniş olmadığından güneşin daha erken saatte doğması gerektiğinden şikâyet ederlerdi. ‘İyi ki yaptım’ mahallesindeki insanların kusuru da beyinlerinde mazeret üretme merkezlerinin olmayışıydı.”

Evet, cevabımız kendimizde kalmak kaydıyla söyleyiverelim kendi kendimize bakalım: “Evet amalardan mıyız, yapacağımlardan mıyız, keşkecilerden miyiz, iyi ki yaptımlardan mıyız?”

Ha benim cevabım mı? Benimki de sizler gibi bende saklı. Konuyu detaylandırmaya ileride devam ederiz inşallah.

Önce kendime olmak kaydıyla aşağıdaki soruları sorayım da bitsin bu günlük:

İşimden başka ne(ler) yapıyorum? Yapmalı mıyım?

Hobi(ler)im var mı? İşim ile hobi(ler)m ne kadar uyumlu, ne kadar çelişiyor? Dengeyi bulabiliyor muyum? Bu konuda şirazeden çıktığımda beni kim(ler) uyarabiliyor? Uyarılara ne kadar kulak veririm?

Asıl işimden/mesleğimden başka bir de meşgalem var mı? Olmalı mı? Olacaksa bunu kim(ler)le, niçin, nasıl yapmalıyım?

Yaptıklarıma karşılık kim(ler)den ne(ler) alıyorum? Aldığım yeterli mi? Yeterli değilse daha çok alabilmek için neler yapabilirim?

Kendime yaptığımdan başkaları da ne kadar etkileniyor? Başkalarına yaptığım kendime nasıl dönecek, bunu heceleyebiliyor muyum?

‘Allah için yapmak ne demek? Yaptıklarımızı Allah’a ödünç veriyoruz değil mi?’ Bu konularda kafa yordum mu hiç?

Lüzumuna inandığım işi, hemen, yapmalıyım; biliyorum ama ne kadar yapabiliyorum?

İyi bir iş planının başarılı bir girişimin ilk kapılarını açacağını biliyorum bilmesinde de ne kadar uyguluyorum?

Özcan TÜRKMEN

 

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile