Perşembe 27 Şubat 2020
Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet
(Okuma süresi: 1 - 2 dakika)
Daha önce okudunuz 0%

gulyapragi‘Ne olduğu bilinmek, kavranılmak; belli olmak, ortaya çıkmak; kıymeti takdir edilmek; bir mesele üzerinde anlaşmaya varılmak, mutabık kalınmak …’ ne güzel şey.

İşin iç yüzünü tarafların aynı şekilde anlaması ne güzel şey.

Bir mesele üzerinde uzlaşmak ne güzel…

‘Birbirinin maksadını anlamak; belli konu(lar)da duygu ve düşünceleri birbirine uymak; aynı fikir üzerinde kara kılmak, uyuşmak, uzlaşmak, mutabakata varmak…’  ne güzel şey…

Satır aralarını da okuyabilmek, suçlamadan önce anlamaya çalışmak, uzlaşmazlığı küçük insanlara bırakmak ... ne güzel şey...

Anlayışsız davranılsa bile anlayışla cevap verebilmek ne güzel şey.

Ârife bir gülün yetmesi ne güzel şey.

Az anlamanın ters anlamadan iyi olduğunu bilebilmek ne güzel şey.

Dereden su içerken kaynağını hatırlayabilmek, ne güzel şey.

‘Hâl’in dilden güzel anlattığını bilebilmek ne güzel şey.

‘Kırık aynada bütün aramamak’ ne güzel şey.

‘Bir sözün bir gönül yaptığını’ kavrayıp da unutmamak ne güzel şey…

‘Gönüle yumuşak sözle girmek’ ne güzel şey.

‘Körler çarşısında ayna satmamak, sağırlar çarşısında gazel atmamak’ ne güzel şey.

Bildiğimiz, beğendiğimizi, bağışladığımızı, tasdik ettiğimizi, açıkladıklarımızı, duygumuza ortak ettiğimizi, bildiğimizi… hemen anlarız. Bunları anlayıverin olması ne âlâ.

Bu güzellikleri bir anonim kıssa ile taçlandıralım şimdi. Evet, kabın içindeki suyun üstünde gül yaprağı olabilmek ne güzel:

“Budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli olan incelik, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti.

Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. Kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu. O yüzden kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı. İçerdeki Budist, kapıda duran yabancıya baktı. Selamlaşmadan sonra sözsüz anlaşmaları başladı. Gelen yabancı, tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.

Budist bir süre kayboldu. Sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı. Bu, ‘Yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz.’ demekti.

Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su, taşmamıştı.

İçerideki Budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.

Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.”

Muhabbetle.

Özcan TÜRKMEN

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile