Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

Zaman AlgısıDeğişik kaynaklarda zamanın değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. ‘Bugün, nakit; yarın, bono; dün, iptal edilmiş çektir.’, ‘İnsanlar mazinin hasretlisi, geleceğin umutlusu, içinde yaşadığı günlerin de şikâyetçisidir.’, ‘Bugün bir ders; yarın denklem; dün öğretmendir.’ gibi ifadelerle de sık karşılaştığımız zamanı ucundan kıyısında biraz da biz değerlendirelim bakalım:

Kimi zaman ‘bir kılıç’, kimi zaman ‘büyük bir öğretmen’, kimi zaman ‘sessiz bir testere’, kimi zaman ‘bütün yaraları iyi eden bir ilaç’, kimi zaman ‘dostluğun pekiştiricisi’, kimi zaman ‘aşkın kemiricisi’, kimi zaman ‘şifa verici’, kimi zaman da özellikle yaşlandıkça ‘her şeyin öğreticisi’ …

‘Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre; bu sürenin belirli bir parçası, vakittir zaman.’,

‘Belirlenmiş olan an’, ‘çağ, mevsim’, ‘bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler’, ‘dönem, devir’dir zaman.

‘Sayılı günler tez geçer. / Vakit nakittir. / Vakitsiz açan gül tez solar. / Demir tavında dövülür.’ şekliyle Türk atasözü olur, ferman yazar zaman.

Başarısız olduğumuzda hazırımızdaki, en yakınımızdaki bahanedir zaman.

Hızına yetişemediğimiz dünyada kimi zaman pek çabuk geçen, kimi zaman da geçmez olan tek şeydir zaman.

Çoğu kere paraya benzer zaman. ‘lüzumsuz yere sarf edilmedikçe daima yeter.’

İyi günler de gelir geçer, kötü günler de geçer deyiverip zamana/zamanın cazibesine hemen uyduklarımızın hesabına hazır olmalıyız/olabilmeliyiz.

Gün gelecek gerçeği aramanın dışında kullanılan zamanımız, farkına bile varamadığımız ölü zamanlarımız, boşa harcanmış zamanımız bizden hesap soracaktır. Zaman bizi eritmeden zamanın hesabını düşünebilmeli, ona göre davranabilmeliyiz.

Zaman yalnız başkasının olmadığı gibi yalnız bizim de değildir. O, hepimizindir. Hepimize âdil verilmiştir. Zaman, bizi oyalayabilir ama bizim onu oyalama imkânımız yoktur.

Zaman algıları ve olguları değiştirir zamanla değil mi? Zaman onu nasıl değerlendirdiğimize bağlıdır biraz da değil mi? Dün ile bugün arasında bir çatışma yaratmaya başlasak yarından eser kalır mı hiç? Dünden bugünü görmekte ısrar edersek yarına yüzümüz kalır mı hiç? Gün, bugündür; bugünden faydalan da gerisi kolay, bugün bana yeter, dersek yarına çıkacak yüzümüz kalır mı hiç? Yarına Allah kerim deyip yatarsak, dünden ders almazsak, bugünün uyarılarına kulak asmazsak yarın bizim yüzümüze bakar mı hiç?

Günümüzü faydalı bir şekilde geçirmeyi/kullanmayı bilmek biraz da bizim elimizde değil mi sizce de?

Geçmişimize kurşun atarsak, geleceğimizi de topa tutmuş olmaz mıyız? Bugünü iyi yaşarsak dünü bir mutluluk rüyası yapamaz mıyız?

‘Dün, dündür; bugün bugündür’ mantığıyla gidersek yarına ait güveni hepten kaybetmiş olmaz mıyız?

Evet, baharlarda ektiğimizi yazın biçeceğiz.

Her zaman olmasa da kimi zaman, zaman kazandığımız anların kıymetini çok iyi bileceğiz belki. Ölü zamanlarımız, en pahalı harcamalarımız zaman öldürmelerimiz de olacak. Zaman aşımını unuttuğumuzu da unutacağız belki. Zamanı geçenleri, zamanını geçirdiklerimizi, zamanımızı alanları fark edemeyeceğiz belki. Bir zamanlar diye başlayan zaman yalanlarımız/uydurmalarımız zaman ile yarıştığımız çabalarımızı boşa çıkaracak belki. Zaman kolladığımız anlarımız/durumlarımız, zaman tanıdığımız kişiler vakitli vakitsiz girip çıkacaklar hayatımıza belki.

Dede Korkut Hikâyeleri’nde ‘Kar yaza kalmaz, yeşil güze kalmaz.’ diye zamanın ve zamanın değeri, bence, en iyi yapılıyor.

Ne kadar katılırsınız bilemem ama bilgilerinize sunmakta fayda mülâhaza ediyorum. Sosyal medyadaki anonim zaman değerlendirmelerinden birisi de şöyle:

“Bir senenin değerini anlamak için sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.

Bir ayın değerini anlamak için sekiz aylık bebek doğuran bir anneye sor.

Bir haftanın değerini anlamak için haftalık dergi çıkaran bir çilekeşe sor.

Bir günün değerini anlamak için tezkere bekleyen bir askere sor.

Bir saatin değerini anlamak için kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.

Bir dakikanın değerini anlamak için treni kaçıran bir yolcuya sor.

Bir saniyenin değerini anlamak için bir kazayı önleyemeyen bir sürücüye sor.

Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan bir koşucuya sor.”

Özcan TÜRKMEN

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile