Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

ahmeturfali1Hayâl; zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya demektir. Hayâlin ütopya ile yakın ilgisi vardır. Ütopya; gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünce, ideal bir yer ya da devlet, siyasal ya da toplumsal mükemmellik demektir. Aslında, hayâl veya ütopya, insanların içinde bulunduğu bunalımlı ortamlardan bir kaçıştır. Bir sığınma yeridir. Tarih boyunca düşünürlerin, yazar ve şairlerin hayâllerinde yaşattıkları sığınılacak, kurtulacak yerleri hep olmuştur.

Yahya Kemal, ‘’Deniz Türküsü’’ başlıklı şiirinin son dizesi ; ‘’ İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.’’ sözleriyle biter. Şairin, hayâl konusunu işlediği Hayâl Beste, Hayâl Şiir adlı şiirleri de mevcuttur. Türk edebiyatında bütün yazar ve şairler, geleceğe yönelik hayâllerini eserlerine yansıtmışlardır.

Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi tarafından 1910'da yazılan Âmâk-ı Hayâl (Hayâlin Derinlikleri) isimli eser edebiyatımızda hayâl konusunun işlendiği ilk eserlerden biridir.

Raci, zihninde beliren hayata dair pek çok sorunun cevabını farklı bilim, felsefe ve inanç disiplinleri içinde arar. Ancak, Raci, bulduğu cevapların hiçbiri ile tatmin olmaz.Romanın çerçeve hikâyesi, başkahraman olan Raci'nin hayata dair sorularını cevaplamak istemesini anlatır. Bu soruların çoğu ontolojik sorulardır. Her ne kadar birçok farklı bilim, felsefe ve inanç ile sorularına cevap aramışsa da bu kültürlü genç bir türlü tatmin olamaz. Bu ruh bunaltılarının içinde kıvranan Raci, bir gün mezarlıkta karşılaştığı Aynalı Baba'dan çok etkilenir. Aynalı Baba ile düzenli olarak buluşurlar ve her buluşmalarında kahve yapıp içtikten sonra, Aynalı Baba ney üflemeye başlar. Bu ney sesiyle Raci dalar ve hayaller görmeye başlar. Raci, kendini her hayâlde çok farklı bir dünya ve durumda bulur.

Servet-i Fünûn Edebiyatının öncülerinden Tevfik Fikret’in Yeni Zelanda’ya gitme önerisini heyecanla karşılayan yazar arkadaşları Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım’ın yeni dünya hayâlleri eserlerinde yer bulur. Hüseyin Cahit’in ilk hikâyesi ‘’Hayat-ı Muhayyel’’ i, Ahmet Haşim’in ‘’O Belde’’ si, Refik Halit’in ‘Hülya Bu Ya’ hikâyesi, kurulan hayâllerin birer ürünüdür.

Yahya Kemal, Ziya Gökalp’le ilgili olarak; ‘’ Birçok günlerimi Ziya Gökalp’le konuşarak geçirdim. Diyarbakır’ın bir harika olan bu oğlu konuştuğu zaman istikbâlin muhayyel bünyânını kuran dev gibi bir mimara benzerdi. İlk Müslümanlar gibi mütedeyyin, ilk Türkler gibi bani idi, maziye arkasını çevirmiş sabit bir bakışla yalnız istikbâle bakardı.’’ diyerek onun hayâl dünyasında geleceği kurduğunu söyler. Ziya Gökalp, Turan şiirinde;

‘’Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan

Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan ‘’ derken Türk gençliğine yüce ülkünün hayâlini gerçekleştirmeyi hedef göstermiştir.

Mehmet Akif’in ; ‘’Asım'ın nesli... diyordum ya...nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.’’ dizeleriyle övdüğü hayâlindeki ideal gençlik, ’Asım'ın nesli’’ dir.

Cahit Sıtkı, ‘’Memleket İsterim’’ adlı şiirinde gönlündeki memleketin hayâlini kelimelerle çizer; ‘’ Memleket isterim

Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikâyet ölümden olsun.’’ Tek şikâyetin ölümden olduğunu bir ülke hayâl etmek, ancak şairlerin iç dünyasından dizelere dökülebilir.

Yakup Kadri’nin ‘’Ankara ‘’ romanı, kuruluş aşamasındaki Cumhuriyet’in hayâl edilmesidir. Yazarın hayalindeki Ankara, Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramı’yla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Ankara’nın çehresi değişmiştir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur edilir.

Peyami Safa’nın ‘’Simeranya’’sı, Yalnızız romanının kahramanı Samim’in hayâl ülkesidir. Simeranya; II. Dünya Savaşı’nın buhranlı günlerinde İstanbul’da yaşayan, kendi içinde birçok problemi olan bir ailenin bir ferdi olan, dönemin bunalımlı aydın tipini simgeleyen Samim’in tüm bu olumsuzluklardan kaçarak tahayyül ettiği hayâli bir ülkedir. Peyami Safa, eğitimden sağlık alanına kadar birçok hayâlini Samim’e söyletir. Bir örnek olması bakımındanvermek gerekirse, Samim’in ‘’Simeranya’’ sında eğitim bütün tecrübelerin dışında yepyeni usuller içerir: ‘’ Simeranya’da her seviyeye göre okuma salonları ve laboratuarlar, atelyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar bunlara devam ederler. Her merak ettikleri mevzuu kendileri merak eder ve öğrenir. Çocuklar ve gençler için, araştırma metodlarını gösteren kılavuz-öğretmenler vardır. Bunların vazifeleri öğretmek değil, öğrenmenin yolunu öğretmektir. Çünkü Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi araştırmaları neticesinde öğrendiğini bilir. Eski dünyada, yani Simeranya’ya göre bugünkü dünyamızdaki okullarda çocuklara ve gençlere öğretilen şeylerin, muayyen istidat ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmış ve klâsik mektepten eser kalmamıştır: Sınıf, kürsü, ders programı, nutuk söyler gibi ders veren öğretmen ve profesör yoktur. Diploma yoktur.’’

Batı dünyasında görülen ‘’imagination’’ kavramı da; hayal gücü, muhayyile, imgelem, hayâl etme, kuruntu, tasavvur anlamlarıyla ‘’yarını tasarlama’’ biçiminde yazılıp konuşulmaktadır. Keza, gelecek demek olan ‘’ futurizm’’, olumlu düşünerek geleceği tasarlamaktır.

İnsanlar, milletler ve devletlerin gelecek üzerine hayâl ve beklentilerinin olması her bakımdan sağlıklı bir sistem işleyişinin sonucudur. Gençler, tasarlanan, hayâl edilen ülkülere ulaşmak için daha gayretli bir çalışma içine girerler. Yüce idealleri olmayan toplumlar, bir atalet içinde kıvranarak, kendilerine bir çıkış yolu bulamazlar.

Tarih boyunca, Türk milletinin yüce hayâlleri, yüksek idealleri olmuştur ve bu milli hedefler, milliyetperver insanların gönlünde bir sevda olarak yaşamaktadır.

Bizim, ‘’ Hayâl Ülke’’miz, kısa vadede, Cumhuriyetimizin 100. Yılı olan 2023’te, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak ve dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında yer almak, oradan Turan’a uzanmak, insanlığı huzura kavuşturmak, ‘’İla-yı Kelimetullah’’ için ‘’Nizam-ı Alemi’’ sağlamaktır.

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile