Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

hayatdediginHerakleitos'u çok severim. Kalbi bir semender gibi yandığından belki de. Ermişlerden, erimişlerden olduğu için.

İnsan her şeyini kaybedince nasıl yaşar? Bunu bu dünyada kaybedecek bir şeyleri olmayanlardan öğrenmek gerek. Herakleitos'tan en çok da. Dünyayı eliyle geri itmişlerden. Hayatın sırrını bulan kişi bana göre Herakleitos. Bulanların kaybettiği, kaybedenlerin de bulduğu o ince neftî çizgide buruşuk elleriyle ara sıra el sallayan bu eski derviş, zaman duvarındaki en kadim dostlarımdan biridir, her gördüğümde "fâni" olduğumu hatırlatır.

Ne garip.. İnsan fâni olduğunu bile bile bağlanır bu dünyanın renklerine, zevklerine ve kokularına. Ölüm gelene dek belki de inanmaz bir türlü öleceğine.

Belki de bunu anlamaz insan, hayâtın ve yaşamanın sadece nefes alıp vermekten ibâret olduğunu sanır. Sûretlere yapışır, aynada hem kendine, hem de ayna dışında gördüklerine âşık olur, peşinden savrulur nice hevesinin, sûretini ve sûretleri gerçek sanır.

Eğip bükemediği, akıp geri dönemediği bir zaman nehrinin içinde ruhuna giydirilen beden elbisesiyle gördüğü bu âleme çakılı kalır. Bir mülteci, yolcu olduğunu bildiği hâlde kendini bu dünyânın öz malı sanır. Rüyada çaldığı hazineleri uyandığında kaybeden insanların şaşkınlığı ve hüznüyle birgün ansızın uyanır ki işte o vakit artık dünyada olmadığının farkına varır.

Yaşamak sadece bir şuur hâli. Nasıl rüyada uyuduğunun farkında değilse öylesine işte... Gözsüz görmenin, elsiz tutmanın rüyâsı içinde...

Varlığı kaybetmenin insana verdiği hüzün nedir acaba? Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri “varlığını” terk ederek ulaşmış asıl varlığa.

Fakat nasıl?

Çokca tasavvuf kitapları karıştırmaya gerek yok bence bu hâli anlamaya. İnsan kendine, kendindeki kendine dönünce anlayabilir pekâlâ bunu.

İnsan nasıl rüyâsını yalnız kendi görüyorsa bu hayâtı da öyle yaşıyor. Aynı evde, aynı şehirde, aynı ülkede, aynı dünyada ve aynı âlemde yalnız yaşamıyor gözükse de, insan şu hâliyle ya kocaman bir hep yahut kocaman bir hiç.

Her gölge kendi bedeninin ardından yürüyor, her göz kendi manzarasına bakıyor, her ânın zaman duvarındaki çerçevesi hep kendine özgü. Kimse kimsenin yerine acıkmıyor, uyumuyor, düşünmüyor, ibadet etmiyor, anlamıyor, yaşamıyor ve ölmüyor. İnsan böylesine bir çokluk içinde biricik ve tek…

Yaşamak, insanın insanlığına özgü o ruhsal çemberini ya daraltmak yahut yükseltmek için bir araç sadece. Sanat da, mûsikî de, vatan da, ülke de, dostluk da, sohbet de bunun için var. Hatta bir fincan kahvedeki o kırk yıllık muhabbet dahî.

Farkında değil insan, bulduğu güzellik, kahvede değil duyduğu hazda. Saydığı hatır kırk yılda değil, kâlü belâda. Kahveden çok zevk edindiği o fincanda hayatın gerçek tadı. Güzeli yudumladığı, kendini bir yerlerden hatırladığı o zarif kapta.

Ölmeden evvel ölmenin sırrı nedir erenler bilir elbet ama bana kalırsa bu hayâtı da rüyâda olduğunun bilincinde yaşamak olmalı o uyanış. Kendisine verilen duyular yanıltmamalı insanı uykuda olduğuna, yaşadığının rüyâ olduğuna dair. Çünkü yaşamak değil asl olan, rüyâ olan bu hayâtın sadece sınanmaktan ibaret olduğunu anlamak.

Böyle olunca yaşamanın sadece nefes alıp vermekten, zevkler, renkler, hırslar ve hevesler peşinde koşmaktan ibâret olmadığını çabucak anlayabilir pekâlâ. Gerçek hazinenin şuur açıklığı olduğunu, gerçek beslenmenin ruhu beslemek olduğunu anlar.

Şu hâlde kahve ile birlikte bir yudum inşirah sunmalı ruhlara dostlar. Bu kavgalar, bu kaos, bu yangın ve kan deccâliyetin insana örttüğü kara bir pelerin. O pelerinin kalkıp Hakk’ın zail olması bizim uyanmamıza bağlı.

Birbirimizi diri tutmanın yolu bu negatif enerjiyi kaldırmak üzerimizden.. Kavganın üzerine bir kavga, döğüşün üzerine de bir döğüş eklememek ve eklenmemek o şeytan bacağına.

Boş yere “Ya hayrı konuş yahut sus!” demiyor büyükler. Ruhumuzun kanatlanan noktalarına saldırıyor her ân iblis ordusu. Rüyâdayız doğru ama hissedebilen, acıkan, uyuyan, elem duyan bir bedenin içerisinde ve bir sahnenin ortasındayız. Rolümüzden de, mesuliyetlerimizden de kaçamayız.

Vazifemiz bu dünyada ve âlemde Allah’ın nizâmını ve şeriatını hâkim kılmak. Ruhumuzun asıl vatanı Hak evet fakat bu dünyadaki vatanımızı da sevmeden evvel bilmemiz şart.

Yahya Kemâl o eşiz şiirlerinde bize misak-ı millîyi değil asıl vatanımızın ve halklarımızın sınırını tek tek çizmiş. Bütün bu ülkelerden ve bu ülkelerin halklarından ve o halkların medeniyet birliğinden kendimizi hâli göremeyiz.

İşte bu şuur içinde şeytanın düzeni ve huyu olan kavga, kaos ve münakaşa tavrından uzak, düşünerek hikmeti söyleyen, birbirine sabrı ve hakkı tavsiye eden bir toplum olabilmeliyiz tekrar. Bu akla ulaşmamız şart.

Bunu yapmak için milletvekili, profesör yahut yüksek bir makama gelmemize gerek yok. Sadece güler yüz, dua, tefekkür, nezaket ve insanlara, hayvanlara karşılıksız hürmet ve hizmetle tekrar o eski ruhumuza kavuşabiliriz.

Boş yere “tebessüm sadakadır” denmiyor ve sadakanın kaç türlü belâyı savuşturduğu da bir vakıa. Siyâsiler bilmeli ki oy değil dua almaktır esas olan. Nice nice sultanlar hep bu nicelik sevdaları yüzünden tahtlarından oldular. Oysa bizim devlet geleneğimizde ve ontolojimizde “nicelik” değil “nitelik ve liyâkat” esastır. Bu konuda hakkı teslim eden ülkelerin elbette ki sırtı yere gelmez.

Kesrette kaybolmamanın tek tutkalı sevgi. Bizi birbirimize ve vatanımıza hatta dine ve inanca bağlayan tek iksir sevgi. Boş yere sufiler hep bunu zikretmemişler.

Sevmek ama körü körüne ve uykuda değil…

Uykuda uyanık kalarak…

Sevmek bir şuur hâli, şuur ise uyanıklık..

Uyanıklık bir bilinç hâli, bilinç ise okuma…

Okuma bir tefekkür hâli, tefekkürse ibâdet

İbadet bir taat hâli taat ise secde..

Secde bir namaz hâli, namaz ise ANLAMAK…

Anlamak bir şükür hâli, şükür ise rıza…

Rıza bir muhabbet hâli, muhabbet ise aşk.

Aşk bir hasret hâli, hasret ise vuslat…

Vuslâta ne gerek var ki;

Mâdem ki sevgili her ân bize yâr…

Kalksın artık aramızdan gaflet denilen sen ben davası, kavga denilen ağyar…

Halklarımız ve ülkelerimiz tek tek helâk olmadan...

Kadirşinaslıkla efendim…

Sâliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Cengiz Aytmatov ve Kızıl Elma

Aytmatov ,Cengiz (d. 12 Aralık 1928 , Şeker Kırgız ÖSSC) , yazar , çevirmen ve gazeteci.             Yazarlığa 1952’de başladı , 1959’da Kırgız’da Pravda muhabiri oldu. Povesti gor...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Mustafa Kemâl’in sabah ilk işi kendi maaşından yahut gerekirse borç alarak Arabacı İsmail Efendiye bir at alıp hediye etmekti[1]. Sabah ona zor olmuştu....

OĞUZ HAN DESTANIN İSLÂMÎ VARYANTI

Oğuz Kağan Destanını Anlatan Kaynaklar Oğuz Kağan destanını anlatan başlıca iki kaynak bulunmaktadır.   Bunlardan birincisi yazarı bilinmeyen ve bir Uygur...

DEDE KORKUT KİTABINDA ALKIŞLAR VE KARG

Türkiye Türkçesinde "bir şeyin beğenildiğini, onaylandığını anlatmak için el çırpmak"2 anlamında kullanılan alkış kelimesi, ulaşabildiği en eski Türkçe...

Türkiye OECD üyesidir. OECD, kuruluşundan bu yana üye ülkelerin kişi başına gayri safi hâsılalarını bir grafiğe dökmüş. 1970'den, bu kitabı...
‘Diyanet İşleri Başkanlığımız, birlikte yaşamanın olmazsa olmaz ilkelerine dikkat çekmek ve bu konuda toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla bu sene Kutlu...
Bir kimse, bir hâl veya nesnenin başka bir kişi veya şey üzerindeki tesirine genel anlamda ‘etki’ diyoruz. Kişi, durum ve...
Mustafa Necati Sepetçioğlu “Kıbrıs” la ilgili yayınladığı eserlere “Sabır Ağacı” ismini verdi. İlk sekiz kitap, müstakil olarak Kıbrıs’ın kadim tarihinden...
Kıpçaklar, diğer adıyla Kumanlar, Ötüken'den başladıkları göç yolculukları ile Karadeniz'in kuzeyine ulaşmış, Kıpçakların (Desti Kıpçak) Doğu Avrupa hakimiyetleri 1256 yılına...
Allah’ın ilk emri: ‘Oku!’ Hafızanızdaki kelime sayısını merak ediyor musunuz? Hafızanızın kelimelerle beslendiğini size hiç söylediler mi? İnsanın zekâsının bildiği kelime sayısı...
Kültür, bir millet veya topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütü- nüdür. Tarihi değerler ile toplumsal gelişim süreci içerisinde oluşan...
‘Yok aslında birbirimizden farkımız’ diye başlayıp ‘ama’ diye devam eden tv/radyo reklamını bilirsiniz. O gün bugündür ‘fark, farkındalık’ hep düşündürmüştür...
(d. 12 Aralık 1928, SSCB - ö. 10 Haziran 2008, Almanya). Türk Dünyası'nın ünlü yazarlarından.[1]. Dünya edebiyatında tartışılmaz bir yere...
Halk şairleri asırlar boyunca toplumlarının gözü, kulağı ve dili olmuşlar, ortaya koydukları ürünlerle kendi duygu ve düşüncelerinin yanı sıra içinde...
Gönül Anlayışına Dair: Öncelikle şunu belirtelim gönül kelimesi insandaki duygusal ve ruhi merkez anlamına tahsis edilen bir kavramın adı olarak...
Ne vakit büyük bir Türk düşünürü yahut mutasavvıfı hakkında bir roman okusam, bir film izlesem, bir sohbete yahut tiyatroya gitsem,...
SONSUZ BAHAR

SONSUZ BAHAR

04.03.2018
Sabah uyandıktan sonra yatakta bir süre tembellik etmek güzel, fakat sorular sürekli rahatsız ediyor. Uzunca bir süre kafamdan geçen görüntülerle...
DUYARLILIK

DUYARLILIK

22.07.2018
“Ünlü piyanist sahneye çıktı ve konserine başladı. Daha ilk parçanın ortalarında, en önde oturan bir kadının uyuyakaldığı dikkatini çekti. Kadın...
NİHAL ATSIZ

NİHAL ATSIZ

01.07.2018
Türkçülük ülküsünün büyük önderi, kudretli şâir ve tarihçi Nihal Atsız’ı 11 Aralık 1975 günü, beklenmedik bir anda kaybettik. 1975 yılı...