Edebiyat Dünyamız

Edebî Medeniyet:Ebedî Medeniyet (ISSN 2587-2435)

  
  

turkordusuPek çok ilahiyatçı ve mütefessir tarafından Türkleri işaret ettiği ifade edilen Mâide Suresi’nin 54. Ayeti şöyledir: “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihat ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”

Keza sevgili Peygamberimiz Türkleri ve Türk Ordusunu defalarca övmüştür.

Yahya Kemal Beyatlı, Milli Mücadele’nin zor yıllarında kahraman ordumuz muzafferiyeti için şöyle dua eder:

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!

Öte yandan yine Kurtuluş Savaşı’nın en çetin döneminde yazılan İstiklal Marşımız da kahraman ordumuza ithaf edilmiştir;

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Atatürk, kahramanlar yatağı ordumuzu şöyle ifade etmiştir: ‘’Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve yeteneğinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.

Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye ülküsünü gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız güvencesidir.’’

Türk ordusunun kahraman askerine verilen unvan olarak “Mehmetçik” simgesi, kökenini İslamiyet öncesi Türk medeniyetine kadar uzanmaktadır. Türk milleti, kahraman ordusunun yiğit erlerine Peygamberimizin adını vererek ona Mehmetçik demiştir. Mehmetçik, sadece bir isim değildir; o bir inanç, bir fikir ve bir amaçtır. Türk milletinin gerçek ve üstün kuvvetini temsil eden Mehmetçik, Peygamber ocağı bildiği askerliğe bir aşkla bağlıdır.

Mehmet Kaplan, Mehmetçik’e seslenir ; ‘’Bir kardeşin uzakta şehit düşerken sen beride, diri, dimdik durur, etrafa sakin ve gösterişsiz bakardın. Kayalar ortasında terk edilmiş Mehmetçik, hayatına karışmış, kaya gibi sağlam vücutlu, sağlam ruhlu insan, seni ancak kayaların dili ile anlatmak mümkün.’’

Türklerde vatanın savunulması bir askerlik hizmetinden çok severek, isteyerek yapılan ve gereklilikten doğan bir gelenektir. Bu borç, namus borcudur. Askerlik, kanunlardan önce âdetlerde, Türk töresinde yaşatılır. Hatıraları, bir ömür torunlara kadar anlatılır. Pek çok yabancı tarihçinin Türkler için kullandığı tabir; ordu-millettir.

Türk ordusunun kuruluşu, Büyük Hun İmparatoru Mete Han’ın tahta çıkış tarihi olan M.Ö. 209 yılı esas alınmıştır. İlk kez Mete Han tarafından M.Ö. 209 yılında kurulan düzenli Türk Kara Ordusunda sayı itibarıyla 10.000 atlıdan oluşan en büyük birlik, “Tümen” olarak adlandırılmış, tümenler binlere, binler yüzlere, yüzler onlara ayrılmış, her birinin başına Tümenbaşı, Binbaşı, Yüzbaşı ve Onbaşı rütbelerine sahip birer komutan görevlendirilmiş ve aşağıdan yukarıya doğru emir-komuta zinciri içerisinde birbirine bağlanmıştır.

Tarih boyunca bu kahraman Türk ordusu, zaferlerin, erdemlerin, yiğitliklerin en önünde yer tutmuştur. Türk ordusu, vatan ve milletin temelidir. Ordu olmazsa ne devlet ne millet kalır.

Türk ordusunu milletimize vurulmak istenen esaret zincirini kırıp atmasını bilir. Nice kumpasları, komploları yerle bir eder.

Son darbe hadisesinde de kahraman ordumuz kısa zamanda kendini toparlayarak işbirlikçileri bertaraf etmesini bilmiştir.

Biz ilahi teveccühün milletimiz ve ordumuz üzerinden kalkmadığına iman ederiz. Bu gözümüzü yaşartan, yüreğimizi burkan olayların kısa bir zamanda sona ereceğini ve her şeyin yerli yerine oturacağını ümit ediyoruz. Darbe girişimiyle kenetlenen bilek ve yüreklerimizin sürekli olması dileriz.

Bu arada sanki fırsat bilerek askeri kurumların kapatılmasını onaylamak mümkün değildir. Kurumlar suçlu olmaz, oradaki insanlar suç işlemişse ceza onlara verilir. Bu fahiş hatadan dönülmesi gerekir. Dünyanın her tarafında irfan ordusu dediğimiz öğretmenler ile askerlere en iyi eğitim ve öğretim verilir. Her iki mesleğinde mensupları vatan ve millet aşkının zirvesinde yer alır. Milli eğitim ve milli savunma adları boşuna verilmiş sözler değildir.

Yazımızı Atatürk’ün günümüze uygun bir özdeyişiyle bitirmek yerinde olacaktır: 

"Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber uygarlık ışıklarını taşıyan kahraman Türk ordusu! Memleketini en buhranlı ve güç anlarda zulümden, felâket ve sıkıntılardan ve düşman saldırısından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, cumhuriyetin bugünkü verimli döneminde de askerlik tekniğinin bütün modern silâh ve araçları ile donatılmış bir şekilde görevini aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Türk vatanının ve Türklük topluluğunun şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve güvenimiz vardır.’’

Yazar Hakkında

Ahmet URFALI

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ŞİİR ÖLÜYOR MU? - AHMET HAMDİ TANP

Bir müddetten beri Ulus gazetesinde mühim bir anket devam ediyor. Anketin mevzuu şudur : Şiir ölüyor mu?... Her hafta bir şâirimiz bu suale cevap vererek,...

CAHİT ÖZTELLİ

Halk Edebiyatı tarihçisi ve değerli folklorcu Cahit Öztelli ile, şahsen tanışmadan yıllar öncesi mektuplaşmaya başlamıştık. 1962’de ilk baskısını yaptığım “Başlangıçtan Bugüne...

İRFAN ORGA - BİR TÜRK AİLESİNİN Ö

Kitapta savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrasında bir Türk ailesinde yaşanan değişmeler ve çektikleri ızdıraplar anlatılmaktadır. Yazar ve ailesi...

ANKARALI ARABACI İSMAİL VE MUSTAFA KEM

Yüzbaşı Nakiyüddin Bey öğrencilerinin Fransızcasının ilerlemesi için elinden geleni yapıyordu. Onlara edebiyat eserlerini sevdirerek bu işi çözebileceğini...

Bir şehzadenin, hem de devrin padişahı olan babası tarafından öldürülüşü ve bu hadisenin akabinde bir çok şairin bunu şiirlerinde işlemesi...
‘’Evvel ahir dünya Türk'ün olacak.’’Zelimhan Yakup Kaos ve kozmos kelimeleri daha çok fen bilimlerinde kullanılan iki terim iken sosyal bilimciler...
‘Çaresizseniz çare sizsiniz’ diye sık sık duyarız. Çare konusunda hemen hepimizin diyeceği bir şeyler var. Buna ne kadar katılırsınız bilemem ama...
Elli yıllık yazı hayatında, elliye yakın eser veren tanınmış romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı, bir toplum yazarı olarak, Kültürümüzün Yıldızları arasında...
Değişik kaynaklarda zamanın değişik tanımlarına rastlamak mümkündür. ‘Bugün, nakit; yarın, bono; dün, iptal edilmiş çektir.’, ‘İnsanlar mazinin hasretlisi, geleceğin umutlusu,...
DEĞİŞİM

DEĞİŞİM

20.01.2018
Son yıllarda değişimin üzerinde o kadar çok konuşuldu ki. Değişim, değişti adeta. Değişimin belli bölümleri de değişikliğe uğradı(!) sanki.Her zamankinden,...
-Bayram Kök Bey’e ithafen-Çok değil şöyle elli altmış sene geçmişe gidildiğinde Anadolu çocuklarının en büyük hayallerinden birinin “bisiklet” olduğu görülür.
Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen...
Tanzimat döneminin topluma ve dünyaya en açık kalemlerinden biri Namık Kemal’dir (1840-1888). Onun hayatı bazen melodrama kaçan bir romana bazen...
Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim: Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün...
Ev… Evler… Dört duvar, dışarıya açılan bir kapı ya da içeriye açılan bir kapı, bu biraz da nasıl baktığınızla ilgili...
“Yerleşik insan, bir ailenin sınırlı menfaatleri dışında herhangi bir hak davası gütmeye ve daha geniş bir cemiyet yapısının gereklerini düşünmeye...
Aynadaki Münzevî’ye- Gelmiştin Durgun bir düş gölünden çıkıp gelmiştin… Herkes buraya geldiğine göre, gönül fethedilen bir şeyler olmalıydı burada. Herkes buraya geldiğine göre,...
2.3.TürkiyeUluçamgil, Kıbrıs’ı ve özellikle Lefkoşa’yı çok sever. İstanbul’un kalabalığından bunaldığı zamanlarda sakin Kıbrıs’a özlemi artmıştır da. Fakat o, şairane duygularla...