Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

bilmekmi"Okumak" denince hep o "örtüsünün altında titreyen" Resülulllâh( s.a.v) gelir aklıma. 

"Ben okuma bilmem!"

***

Dîni yalnız fıkıhtan ibaret gören bir anlayış yüzünden bizler Peygamberimizi (s.a.v) okuma yazma bilmeyen ancak vahiy geldikten sonra söylenenleri tekrar eden biri sandık. Kütüphanelerimiz ilâhiyatçıların Allah'ın kanunlarından daha yüce gibi görünen kalın kalın ciltleriyle dolu. Peki o ilk temastan, ilk konuşmadan anladığımız nedir?

Hazreti Peygamberin(s.a.v), peygamber olmadan evvel bir mütefekkir olduğu, düşündüğü, çokca tahliller yaptığı, sorguladığı anlatılmadı bize. Kafasını Hirâ mağarasının duvarlarına vururcasına fikir sancıları çektiği söylenmedi bize. Akıl ve fikir sâhibi biri olduğu anlatılmadı bize...

Allah'tan aldığı vahye kadar ortada saf saf dolaşmış, okumamış ama son derece güvenilir ve emin birisi olduğu söylendi. Kimi ilâhiyatçıların tonlarca kalınlıkta kitapları Müslümanlık alâmeti bibloları gibi hiç açılıp okunmayan ciltleri ve şerhleri ve şerhlerin şerhleriyle vitrinlerimizde sıklım tıklımdı yıllarca.

Peki dinden, peygamberden anladığımız ne?

Hazreti Muhammed(s.a.v) kendisine peygamberlik verildiği için bir anda harika sözler söyleyen biri değil hiç şüphesiz. O, peygamberlik yoluna kemâl ile yürümüş yüksek akıllı bir insandır. Hakikati anlamak için çırpınan ve vaktinin çoğunu inzivada tefekkürle geçiren Nebidir.

Bütün bu tefekkürün sonucunda hakîkat ona Cebrail Aleyhisselâm eliyle dokunmuş. "Kardeşim" dediği o büyük melek eşyânın başlangıcı kadar soğuk bir zaman diliminden uzatmış elini. O soğuk elle sarsılmış, tiremiş ve bilmiş her şeyi. Yani açılmış idraki uyanmış!

Hakîkatin zamansızlıktan uzanan o eli bizi de yoklar hayatımızda zaman zaman. İmtihanlarımızdaki sır hep bu soğuk şok temaslarla uyanmamız, toprağımızdan boy vermemiz için belki de.

Su değmeden evvel de tohum özünde ağacın bilgisini taşıyordu. 

Otların ve çiçeklerin zikrini işiten dervişler onların zikrini değil zihnini yani hafızasını dinliyordu aslında. Ot ve çiçek olmadan evvelki maceralarını anlatıyorlardı. Derviş uyanmış zihniyle dinliyor ve okuyordu kalbinde eşyânın bilgisini.

Düşünürler ellerini o koca çenelerine sırf poz vermek için koymamışlar elbette, hatırlamak istemişler, sıktıkça sıkmışlar parmaklarıyla şakaklarını, adeta dokunmak istemişler beyinlerinde sandıkları düşünceye...

Yâni sen bilmeyi seçtiğinde hakikat de sana dokunacaktır bir şekilde.

Bilgi insana dokunmasaydı hiç pınarlar akar mıydı peygamberin parmaklarından?

Bilgi insana dokunmasaydı insan dokunarak iyi edebilir miydi bazı hastalıkları?

Bilgi insana dokunmasaydı âminler yüze sürülür müydü?

Öğrenmek mi istiyorsun?

Sakin ol o halde.

Serin kanlılıkla bekle...

Ne olursa olsun öfke ateşiyle kaynamasın yüreğin...

Serin ve loş mekânlarda yüreğine dal...

Belki o meşin kapaklı kitaplar arasında okurken bir ân üşüyebilirsin...

İşte kalbinde açılan bilgiler ve ilhamlar o meleğin nefesidir.

Dokunmasa da...

O iklimdesin....

Aşkın sadece yaktığını kim söyledi ki sana?

Bilmek mi istiyorsun ey cân!

Hakikat soğuktur!

Çok soğuk!

Saliha MALHUN

Yazar Hakkında

Saliha MALHUN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile