Edebi medeniyet 
Ebedi Medeniyet

zamanZamanı öldürmek mi, zamanı heder etmek mi, zamanı boşa geçirmek mi?

Hangisini derseniz deyin zamanı verimli kullanmamaktan / kullanamamaktan bahsetmiş olursunuz.

Bilerek ya da bilmeyerek çoğu kere hepimizin yaptığı bir şeydir zamanı değerlendirememek. Fark ettiğimizde pişman olduğumuz bir şeydir zamanı öldürmek. Yapmamaya azmettiğimiz bir şeydir zamanı heder etmek. Dostumuza, sevenlerimize, sevdiklerimize kesinlikle tavsiye etmeyeceğimiz, edemeyeceğimiz bir şeydir zamanı boşa geçirmek.

Kültürlü insanlar için zamanın nasıl geçirildiği hususu gerekli/yeterli bir kıstastır elbette.

Boş yere harcayacak zaman bulabilenlerin yapması gerekeni yapmadığına/yapamadığına, ilerde başarısız olduğuna hemen her zaman şahitlik etmişizdir.

Boş zamanın yarattığı gevşekliğin kalıcı olmak gibi bir huyu olduğunu da biliriz.

Boş/boşa geçen zaman geçirenlerin hayatlarının ileriki yaşlarında hayatın kısalığından sıkça söz ettiğini görmüş/duymuş/yaşamışızdır tabi.

Hemen hepimizin yapmak istediği epey bir işimiz var. İşimiz var ama büyük bir çoğunluğumuz, bu işler için uygun zamanımız olmadığından şikâyetçiyiz. Şikâyetçiyiz ama zamanı iyi kullanıp kullanmadığımızın çoğumuz çoğu kere farkında bile değiliz.

Zamanı boşa harcamamak; yaşamayı sevmek, zamanı değerlendirmek, ondan azami derecede istifade etmek; acelecilikten, şaşkınlıktan, dağınıklıktan uzak durmak demek değil mi sizce de?

Yaşanan her anın çok değerli ve kutsal olduğunun farkına varabilsek zamanı öldürür müyüz hiç!

Her günümüzün son gün olduğunu hatırdan çıkarmasak zamanı heder eder miyiz hiç!

Zamanın güzelliği yanında acımasızlığını da fark etsek daima ve hemen her hususta biraz daha önceden faaliyete girişmez miyiz hiç!

Zamanın en az bulunan kaynak olduğunu bilebilsek/düşünebilsek/anlayabilsek onu doğru yönetemediğimizde hiçbir şeyi yönetilmiş sayılamayacağımızı kavrayabilsek zamanı daha farklı algılamaz mıyız hiç!

Kaybettiğimiz çok şeyi yeniden kazanabileceğimizi ama zamanı asla yeniden kazanamayacağımızı heceleyebilsek onu en iyi değerlendirmeyi öğrenmez miyiz hiç!

Zamanın kimseyi beklemediğini öğrenebilsek ‘erteleme, oyalama, oyalanma’ bilgilerimizi hemen yeniden değerlendirmez miyiz hiç!

Zamanın herkese eşit ve peşin verildiğini aklımızdan hiç çıkarmasak mutlu yaşamanın yollarını daha çabuk arayıp bulmaz mıyız hiç!

Zamanın bazen hızlı bazen de yavaş geçtiğini fark edebilsek acelecilik huyumuzu bırakmaz mıyız hiç!

Zaman hırsızlarını/tuzaklarını bilebilsek zaman yönetimi bilgilerimiz arttırmaz mıyız hiç!

Zamanın insana ne verip insandan ne aldığını analiz edebilsek zamanı diğer kaynaklardan ayıran özellikleri/zamanı etkin kullanmayı etkileyen faktörleri hemen öğrenmez miyiz hiç!

Zamanı kaydetmek, zamanı yönetmek, zamanı birleştirmek hakkındaki bildiklerimizi değerlendirebilsek hayat standardımızı yükseltmeyiz hiç!

Zamanın bizim için anlamını tam yorumlayabilsek zamanı nerelerde(evde/okulda/sokakta) nasıl (verimli/verimsiz-olumlu/olumsuz) kullandığımızı hemen/yeniden gözden geçirmez miyiz hiç!

Yukarıdaki özet bilgiyi uygulayabilsek kendimizi ölçüp tartmada daha rahat olmayız mıyız hiç!

Evet, aşağıdaki anonim ifadeyi layıkıyla ölçüp tartabilsek ne/neler yapmayız ki.

Bilgilerinize:

“Aslında hepimizin bir bankası var. Adı ‘zaman’. Her sabah, hesabımıza 86.400 saniye kredi veriliyor. Her akşam, iyi şeylere yatırım yapamadığımız kısmını silinip hesabımıza zarar kaydediliyor. Hiç devretmiyor. Kredi miktarından bir kuruş fazla kullandırılmıyor. Her gün bize yeni bir hesap açılıyor. Her akşam günün bakiyesi yakılıyor. Eğer günlük depozitolarımızı kullanmadıysak, bu zarar bizimdir; geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü depozitomuzla yaşamalıyız. Ona yatırım yapalım ki bize sağlık, mutluluk ve başarı olarak geri dönsün. Zaman akıp gidiyor, günümüzü iyi değerlendirelim.”

Yazar Hakkında

Özcan TÜRKMEN

Bu yazarın diğer makaleleri

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile